bugün
- ben geldim naneler18
- ferdi özbeğen9
- kadın poposundan kasa diye bahseden erkek14
- deniz göktaş'ın gözaltına alınması18
- karşılıklı aşk yaşamadan ölmek5
- cristiano ronaldo dos santos aveiro2
- dün erkeklerin yüzde 35'i seks yapmadı4
- sevgiliyle sevişirken akla ilyas salmanın gelmesi3
- sözlükte flörtleşmek18
- çok çişi gelen insan5
- devlet kim lan7
- erkeğin vajina karşısındaki çaresizliği5
- kız arkadaşıma hediye edeceğim araba için öneriler11
- pandela43
- menekşe moru oje4
- kaçak bey kullanmayan elektrik5
- erkekler olarak sokakta donla dolaşmak istiyoruz6
- neden entry girmiyorsunuz nereye kayboldunuz3
- rus edebiyatı vs türk edebiyatı3
- hem entelektüel hem sikici hem yakışıklı erkek8
- pandela tarzı entry gir6
- gay oğlunu sevgilisiyle basan baba2
- anın görüntüsü20
- sözlüğü siliyorum dostlar17
- geceye 90 lardan bir şarkı bırak5
- sözlüğün zıvanadan çıkması4
- ince ruhlu erkek olmak2
- ispanyol erkeklerini türk erkekleriyle takas etmek4
- wednesdayin annesi8
- gargamel deki akıllara zarar mantık hatası2
- 35 yaşında ölmek4
- renkli gözün türkiyede çok yaygınlaşması5
- mmm pandela poposu kocaman5
- yazarlara verilmiş lakaplar3
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları7
- zoey2
- güne bir şarkı bırak2
- pandela1bukentay3
- annenin ölmesi5
- aylık 409 bin tl iyi para mıdır sorunsalı2
- tai lung ile revani yemek4
- 20263
- arkadaşlar bu ayakkabı nasıl8
- izlenmiş en kusursuz film8
- alain delon vs cüneyt arkın5
- azgın türbanlı10
- burcu yüzünden bir kızı reddeden erkek2
- sevmek2
- kız arkadaşın 17 saattir mesaj atmaması17
- sözlüğün kahve olması13
Panşehir kitabının nefis yazısıdır.
'Ben adamı gözünden tanırım,
Seni görmüşlüğü varsa...'
Buralarda yine çocuklar var, insanlar var , sokaklar var tanrım.. Lütfettiğin gibi her şey yerli yerinde duruyor, bu aralarda bir yerde aşk var, ve ürkek ve korkak.. Hangi çıkmaz sokağın arkasında bilmiyoruz yalnız..
...
Sokaklar var işte neyse. Kaldırımlar yine hüzün evi, bir eli olsaydı el sallardı gidenlere diyor insanlar. Onun eli var, üzerinde ki sokak lambası sol eli... Sağ eli karşı cadde de ve gündüz gitmeler de kendini pek fark ettiremiyor sadece.. Yağmur yağıyor, kaldırım kenarından akıp gidiyor bulutların zevk suyu mazgallara..
Hava kararınca en çok kaldırımlar ağlıyor değil mi? Kıyısından akıp gidiyor göz yaşları.. Üzerinde bırakılan her bir adımın adı piç. Her bir ayak izi tecavüzün gözle görülmez delili. Bir de gece gitmekler var tanrım, kalanın eli sallansa da pek görülmüyor yine..
Sokaklar buz, yağmur yine aynı telaşında ve koca şehri ıslatıyor.. Ayak izi, kalmasın diye gidenin.. Ve şu yanıp sönen sokak lambaları, ürkütüyor ya adamı.. O ışığın titrediğin de kaldırımların dahi el salladığını, kalan bilir..
Rüzgar koşarak geliyor mesela, yüzüne yüzüne vuruyor gidenin, durduramayınca boynunu büküp, kafasını ağaca çarpıyor sonra.. Ağaç ; sağa sola sallanıyor hazırlıksız yakalanışından.. Sonra yaprak kaçıyor, o bile terk ediyor ağacı ve gidenin kalbe sürttüğü gibi gidiyor , karşı cadde de ki ahşap binanın, duvarına sürte sürte...
Yırttı gömleğini, bütün makyajını sildi zaman... Sağa sola dağılan düğmeler, ve gırtlağa bir bir atılan düğümler.. Zaman , eteğini indiriyor ve üzerinde ilmek ilmek dikilen suratların hüznü eşliğinde sahneye çıkıyor jartiyer.Siktir edin kralı, kraliçe çıplak...
Kraliçe'nin kemeriyle, vurun kahpeye nidaları altında yüzüne vuruluyor yalnızlığın. Oysa bir zaafı yüzüne vurmak, kötü bir şeydir diyor anne. Lütfen, susun anneler... Adam, kemerin demiriyle bileklerini parçalıyor ve öl-mek çıkıyor içinden. Ve masumiyet, ve yalnızlık, ve hüzün ağız birliğiyle karar veriyor, sokaklar yalancı şahit, şehirler tanık...
iki kişiyi biz, kendi ellerimizle ÖL-DÜR-DÜK...
Aşk, suçunu üzerine alan bu şehri, kutsuyor ortada kalanla...
Kalan başlıyor ya sesini rüzgara takıp bağırmaya,
Kalan yine kıskanıyor ya sesini,
Kalan yine kıskanıyor ya yüzünü...
Sen duymuyor musun peki tanrım?
Başka şehirlere sesleniyor adam,
' Ayağını denk al istanbul, sakın..
Sakın onu alma koynuna... '
Ve tanrım...
Ya sen, ya da o..
ikinizden biri giderken buralardan,
Lütfen..
Lütfen ayağınızı denk alın...
Kadın diyor ya giderken 'böyle olmasını istemezdim..'
Ve kopacak diyor düğme gömleğinden..
Ölüyor ya adam;
S.......... gömleği düğmeyi..
Ben seni kemiğime i l i k l e d i m...
Ve şehrin radyosun da Özlem Özdil çalıyor..
"Gideceğim yerler çok uzak gülüm, rüzgarlardan bile dost olmaz..
Hislerimi dizelere yazan,kalemler ağlasın bize..."
inesi
'Ben adamı gözünden tanırım,
Seni görmüşlüğü varsa...'
Buralarda yine çocuklar var, insanlar var , sokaklar var tanrım.. Lütfettiğin gibi her şey yerli yerinde duruyor, bu aralarda bir yerde aşk var, ve ürkek ve korkak.. Hangi çıkmaz sokağın arkasında bilmiyoruz yalnız..
...
Sokaklar var işte neyse. Kaldırımlar yine hüzün evi, bir eli olsaydı el sallardı gidenlere diyor insanlar. Onun eli var, üzerinde ki sokak lambası sol eli... Sağ eli karşı cadde de ve gündüz gitmeler de kendini pek fark ettiremiyor sadece.. Yağmur yağıyor, kaldırım kenarından akıp gidiyor bulutların zevk suyu mazgallara..
Hava kararınca en çok kaldırımlar ağlıyor değil mi? Kıyısından akıp gidiyor göz yaşları.. Üzerinde bırakılan her bir adımın adı piç. Her bir ayak izi tecavüzün gözle görülmez delili. Bir de gece gitmekler var tanrım, kalanın eli sallansa da pek görülmüyor yine..
Sokaklar buz, yağmur yine aynı telaşında ve koca şehri ıslatıyor.. Ayak izi, kalmasın diye gidenin.. Ve şu yanıp sönen sokak lambaları, ürkütüyor ya adamı.. O ışığın titrediğin de kaldırımların dahi el salladığını, kalan bilir..
Rüzgar koşarak geliyor mesela, yüzüne yüzüne vuruyor gidenin, durduramayınca boynunu büküp, kafasını ağaca çarpıyor sonra.. Ağaç ; sağa sola sallanıyor hazırlıksız yakalanışından.. Sonra yaprak kaçıyor, o bile terk ediyor ağacı ve gidenin kalbe sürttüğü gibi gidiyor , karşı cadde de ki ahşap binanın, duvarına sürte sürte...
Yırttı gömleğini, bütün makyajını sildi zaman... Sağa sola dağılan düğmeler, ve gırtlağa bir bir atılan düğümler.. Zaman , eteğini indiriyor ve üzerinde ilmek ilmek dikilen suratların hüznü eşliğinde sahneye çıkıyor jartiyer.Siktir edin kralı, kraliçe çıplak...
Kraliçe'nin kemeriyle, vurun kahpeye nidaları altında yüzüne vuruluyor yalnızlığın. Oysa bir zaafı yüzüne vurmak, kötü bir şeydir diyor anne. Lütfen, susun anneler... Adam, kemerin demiriyle bileklerini parçalıyor ve öl-mek çıkıyor içinden. Ve masumiyet, ve yalnızlık, ve hüzün ağız birliğiyle karar veriyor, sokaklar yalancı şahit, şehirler tanık...
iki kişiyi biz, kendi ellerimizle ÖL-DÜR-DÜK...
Aşk, suçunu üzerine alan bu şehri, kutsuyor ortada kalanla...
Kalan başlıyor ya sesini rüzgara takıp bağırmaya,
Kalan yine kıskanıyor ya sesini,
Kalan yine kıskanıyor ya yüzünü...
Sen duymuyor musun peki tanrım?
Başka şehirlere sesleniyor adam,
' Ayağını denk al istanbul, sakın..
Sakın onu alma koynuna... '
Ve tanrım...
Ya sen, ya da o..
ikinizden biri giderken buralardan,
Lütfen..
Lütfen ayağınızı denk alın...
Kadın diyor ya giderken 'böyle olmasını istemezdim..'
Ve kopacak diyor düğme gömleğinden..
Ölüyor ya adam;
S.......... gömleği düğmeyi..
Ben seni kemiğime i l i k l e d i m...
Ve şehrin radyosun da Özlem Özdil çalıyor..
"Gideceğim yerler çok uzak gülüm, rüzgarlardan bile dost olmaz..
Hislerimi dizelere yazan,kalemler ağlasın bize..."
inesi
Gitme kal diyemedim diyen insanın yarım kalan sözüdür.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar