bugün
- ben aquila bicipite sorularınızı yanıtlıyorum25
- kızlara bişey soracağım erkekler gelmesin8
- gece yarısı çalan telefon7
- sinirli kadını sakinleştirmenin yolları14
- ilşkisini herkese anlatan kızlar7
- kızların sözlüğü erkek düşürmek için kullanması7
- uysaljakoben21
- eski dizileri izlemek3
- gammaz olmuşum13
- başımın tatlı tatlı dönmesi4
- yüzüklerin efendisi abartılmış boktan bi filmdir4
- aquila bicipite8
- aşık olunca yapılan salaklıklar3
- kel erkek3
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba7
- minyon kadın siniri5
- kadın mı erkek mi belli olmayan yazarlar21
- ekşi sözlükte 2 yıldır çaylak olmak2
- denize sıfır bir ev sahibi olmak2
- reha muhtar25
- hiç evlenemeyecek gibi hissetmek4
- osuruk kokusunun kalıcılık süresi6
- ayı saldırınca yapılması gerekenler10
- death2
- rusya'dan nükleer silah tehdidi2
- kemal kılıçdaroğlu35
- toplu taşımaya binen kızın asıl amacı4
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye7
- gecenin şarkısı4
- bizim delilere bakayım4
- güzel ayaklar mevsiminin gelmesi9
- elit olmak için gerekenler13
- benim başaklarımı görmek ister misiniz3
- ses yakışıklılığı2
- gençler iş beğenmiyor3
- pazarda su satmak2
- ona bir cümle bırak4
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- gazlamak2
- yazarların 2005 yılı maaşları7
- yemek yemek mi güzel giyinmek mi5
- sevgiliyle kavga etmek2
- semum3
- vajina peşinde yitip giden hayatlar3
- 1 litrelik cam şişe kola3
- doğu perinçek vs kemal kılıçdaroğlu2
- 20'li yaşlarınızın başları nasıl geçti6
- yeni yıkanmış kezo kokusu6
- gocu26
- şato3
özellikle otomatik bir harekete sahip olmayan eşyaların içinde bulunmak zorunda oldukları durumdur.
bisküvinin ambalajına bakıyorum. tecavüz edilmiş ve köşesine pusmuş bir kurban gibi delik deşik bir köşeye atılmış, buruşuk ve tamamen sessiz. ilk anda bir an önce eylemsizliğine kavuşmak isterken yaptığı devinimler ne kadar dokunaklı, ah...ya köşede, kolilerin hemen dibinde yere saçılı biçimde duran kasetlere ne demeli. oturup birer ruh taşıyıp taşımadıklarını düşünmek isteyeceğim neredeyse. çocukken, işe yaramaz bir kasetin içlerindeki uzun ince kahverengi bandı çıkartır, sanki üzerlerinde şarkıları, sesleri görmek istercesine incelerdim. çok zaman önce seferlerini tamamlamış trenler gibi geçmiş zamanda kalabalık ve gürültülü duruyorlar. onları çoğaltan makinelerin nefesleri üzerlerine sinmiş gibi. beni, onları biriktirdiğim yıllara götürmüyorlar mı bir de, ah...ya kolilerin üstündeki elbise fırçası. muntazaman bir ceket giymek gibi tiyatrolu zamanlarımdan yadigâr. o hep bir dolabın naftalin kokulu yalnızlığını biriktirmiş, az kullanılmış elbiselerimin tozlarına evsahibi, işine hazır bir görev nesnesi.
o kadar sessizler ki...insan konuşmak istiyor onların güneş görmeyen sessizlikleriyle. insanın bazen bir kapı gibi canı kilitleniyor kendi üstüne. odada yalnızken onları küçümseyemezsiniz. sessizlikleriyle bir olur birşeyler anlatırlar size. otomatik bir harekete sahip olmayanları, özellikle. saatler mi? onlar akar. ve dilleri vardır, anlarsanız eğer. bazen öyle çığlık atarlar ki kıskanırsınız başıbozukluklarını.
eşyalar...aslında konuşuyorlar. duruyorlar konuşup konuşup. insan bu, susmak istiyor onların güneş görmeyen geçiciliklerine. eşyaların sessiz dünyası bazen hiç kimseye anlatamadığın bir kuşkudur.
bisküvinin ambalajına bakıyorum. tecavüz edilmiş ve köşesine pusmuş bir kurban gibi delik deşik bir köşeye atılmış, buruşuk ve tamamen sessiz. ilk anda bir an önce eylemsizliğine kavuşmak isterken yaptığı devinimler ne kadar dokunaklı, ah...ya köşede, kolilerin hemen dibinde yere saçılı biçimde duran kasetlere ne demeli. oturup birer ruh taşıyıp taşımadıklarını düşünmek isteyeceğim neredeyse. çocukken, işe yaramaz bir kasetin içlerindeki uzun ince kahverengi bandı çıkartır, sanki üzerlerinde şarkıları, sesleri görmek istercesine incelerdim. çok zaman önce seferlerini tamamlamış trenler gibi geçmiş zamanda kalabalık ve gürültülü duruyorlar. onları çoğaltan makinelerin nefesleri üzerlerine sinmiş gibi. beni, onları biriktirdiğim yıllara götürmüyorlar mı bir de, ah...ya kolilerin üstündeki elbise fırçası. muntazaman bir ceket giymek gibi tiyatrolu zamanlarımdan yadigâr. o hep bir dolabın naftalin kokulu yalnızlığını biriktirmiş, az kullanılmış elbiselerimin tozlarına evsahibi, işine hazır bir görev nesnesi.
o kadar sessizler ki...insan konuşmak istiyor onların güneş görmeyen sessizlikleriyle. insanın bazen bir kapı gibi canı kilitleniyor kendi üstüne. odada yalnızken onları küçümseyemezsiniz. sessizlikleriyle bir olur birşeyler anlatırlar size. otomatik bir harekete sahip olmayanları, özellikle. saatler mi? onlar akar. ve dilleri vardır, anlarsanız eğer. bazen öyle çığlık atarlar ki kıskanırsınız başıbozukluklarını.
eşyalar...aslında konuşuyorlar. duruyorlar konuşup konuşup. insan bu, susmak istiyor onların güneş görmeyen geçiciliklerine. eşyaların sessiz dünyası bazen hiç kimseye anlatamadığın bir kuşkudur.
güncel Önemli Başlıklar
