bugün
- atları bağlayın geceyi burada geçiriyoruz20
- yazarların işlediği günahlar10
- amedspor31
- günlük tutmak6
- yemek yaparak sözlükten koca düşürmek16
- soğuk gecelerde yatağı ısıtma sorunu13
- yazarların fotoğrafları9
- psikologun aman buna da ağlama zırlak demesi6
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı21
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak16
- aleksey batrakov29
- sevgiliyle saatlerce telefonda konuşmak9
- toplu taşımada yer verme ahlakı2
- rahibin bu günahları çıkaramam demesi5
- psikoloğun incinmişsin demesi4
- arkadaşlar uyuyalım mı artık6
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim33
- bu ne hal yahu9
- durduk yere tribe girmek5
- erbabı yaparken yorgan titremezmiş4
- kadın tır şoförleri6
- fatma betül sayan kaya milletin nene hatunu dur15
- korkudan patır patır altına yapmak5
- atalarınızdan duyulan şamanik bilgiler9
- eski sevgilinn profil hesabına hergün girip bakmak2
- şimdi ne yapsam acaba7
- çoban salatasını çobanlar mı yaptı5
- kar soğuğu6
- akşama ne yemek yapsam10
- hoca3
- cumartesi gecesi6
- bik bik'in mutfağına konuk olmak18
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- bir sözlük yazarıyla şömine başında şarap içmek6
- yarma şeftali7
- kendini odada unutmak4
- yakışıklı güvenlik4
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı87
- eski sevgilisini unutamayan biriyle çıkmak3
- kanal 7 gelin dizisi5
- ağıza alınca rahatlatan şeyler9
- gecenin şarkısı6
- sezar salatasını sezar mı yaptı4
- 19 yaşındaki oğlum üvey annesiyle kaçtı10
- xiaomi 17 pro max4
- the merich'in mutfağına konuk olmak7
- bebek yağı bebekten mi olur sorunsalı4
- sözlüğün en çok oylayan yazarı5
- manken gibi kadınla evlenmek5
- kim milyoner olmak ister5
Allah dostlarına şöyle demiştir: kim rızık hususunda şu dört nükteyi düşünüp hatırında tutar gereğince davranırsa, o kimse kendi rızkı hususunda kalbine arız olan tasa ve kederlerin tümünden kurtulmuş ve tam bir tevekkül ile sevinçli ve gönlü şen olur.
Birinci nükte şudur: bir kere düşünmelisin ki Allah Teâlâ, kitabında bütün mahlûkatın rızıklarını üstüne aldığına göre, elbette senin de rızkını üstüne almış ve sana da kefil olmuştur. Eğer bir sultan, sana, bu gece misafirimsin ve akşam seni yedireceğim dese, ne yaparsın? Tabii ki, onun için güzel zanda bulunur ve sultanın sözünde doğru olduğuna inanırsın. Yine bir çarşıda o çarsının en cömert olanlarından biri ya da malı çok bir Yahudi itibar sahibi birinin huzurunda seni davet etse, sen onun sözüne güvenip, ona gitmez ve o akşam ne yiyeceğini düşünmekten onun sözüyle tatmin olmuş olmaz mısın?
Şu halde, bu demektir ki, çok cömert ve ihsan sahibi olan Allah Teâlâ, kendi kelamında kudretinin büyüklüğüyle senin rızkını tekeffül edip kendi üstüne almışken ve sana vaadedip yeminde kılmışken, onun kefaletine güvenmeyip endişelerden sıyrılamıyorsun? Ve onun vaadini doğrulayıp yeminiyle tatmin olmuyorsun? Ve onun bunca lütuf ve ihsanına çeşit çeşit terbiye usulü ve ikramına bir bakmıyorsun? Bütün bunlara rağmen, yine kalbin, nefsinin özentisiyle mustarib olup hala rızık endişesinden kurtulamıyorsun! Eger anlar, muttali olursan bunun ne büyük bir musibet ve ne büyük bir facia olduğunu bilirsin. Nitekim bu manayı Hz. Ali iki beytle ne güzel anlatmıştır:
Allahın rızkını başkasından mı istiyorsun?
Ve açlık korkusundan emin, sabah ediyorsun?
Müşrik te olsa sarrafın kefaretine güveniyorsun da,
Rabbinin kefaletine mi razı olmuyorsun?
işte, bu yüzden şevk ve şüpheye düşüp sahibinin iman ve irfanının silindiğinden korkulur. Zira Allah hu Teâlâ kutsal kitabında, <gerçekten inananlarsanız, ancak Allaha tevekkül ediniz,> buyurur.
ikinci nükte de şudur: Ezelde bölüştürülmüş olan rızık değişmez ve levh-i Mahfuza yazılan bozulmazken; sen kısmeti inkâr eder veya bozulmasını mümkün görürsen Allah korusun!- sapıklığa düşmüş olursun. Eğer, Allahın kısmetinin hak olduğunu ve değişmez olduğunu biliyorsan buna rağmen hırs ve özen gösteriyorsan, her iki âlemde de bir gönül başıboşluğu ve şiddetli bir kayıptan başka ne kazanırsın? Nitekim hadis-i şerifte, her servet ve azığın üzerinde falan oğlu filanın rızkıdır şeklinde yazıldığının haber verildiğini biliyorsun. Onun için tevekkül eden şerefle rızkını elde ederken, hırsızın sarhoşu olan düşkün ve zelil olup kalır. Zira hırs ile rızık ne artar ne eksilir. Çünkü taksim edilmiş rızkın, sana ait olan payı sana âşıktır ve sana gelecektir. Öyleyse rızkını şerefle al neden küçülesin.
Üçüncü nükteye gelince: biliyorsun ki rızık sadece yaşamak ve geçinebilmek içindir. Rızık da hayat da şeriksiz Mevlanın lütuflarıdır. Bunlar hep birbirleriyle vardır. Nitekim hayat kulun hayatı, Allahın gayb hazinesinde ve onun elindedir. Yine rızk da onun elindedir. Dilerse verir dilerse vermez o kulun bileceği bir şey değildir. Allah nasıl dilerse öyle yapar. Şu halde sen ne biçim bir kulsun ki, Mevlanın endişelerden kurtulmuyor ve huzur bulmuyorsun!
Dördüncü nükteye gelince o da şudur: Allah, kulun rızkını üstüne almıştır. Kuluna tekeffül ettiği onun gıdası, yetişmesi, gelişmesi ve belli rızıktır. Fakat yemek, içmek gibi sebepleri kul Mevlası için bırakır da, ona tevekkül ederse yalnız, bazen Allah onu bu sebeplerden yoksun bırakır da, kendi kudretinden güç verir ona. Böylece o kul mustarip olmaz ve üzüntüye düşmez. Belki o sebeplerin yaratıcının dostluğuyla tatmin olup zevk almış olur.
Birinci nükte şudur: bir kere düşünmelisin ki Allah Teâlâ, kitabında bütün mahlûkatın rızıklarını üstüne aldığına göre, elbette senin de rızkını üstüne almış ve sana da kefil olmuştur. Eğer bir sultan, sana, bu gece misafirimsin ve akşam seni yedireceğim dese, ne yaparsın? Tabii ki, onun için güzel zanda bulunur ve sultanın sözünde doğru olduğuna inanırsın. Yine bir çarşıda o çarsının en cömert olanlarından biri ya da malı çok bir Yahudi itibar sahibi birinin huzurunda seni davet etse, sen onun sözüne güvenip, ona gitmez ve o akşam ne yiyeceğini düşünmekten onun sözüyle tatmin olmuş olmaz mısın?
Şu halde, bu demektir ki, çok cömert ve ihsan sahibi olan Allah Teâlâ, kendi kelamında kudretinin büyüklüğüyle senin rızkını tekeffül edip kendi üstüne almışken ve sana vaadedip yeminde kılmışken, onun kefaletine güvenmeyip endişelerden sıyrılamıyorsun? Ve onun vaadini doğrulayıp yeminiyle tatmin olmuyorsun? Ve onun bunca lütuf ve ihsanına çeşit çeşit terbiye usulü ve ikramına bir bakmıyorsun? Bütün bunlara rağmen, yine kalbin, nefsinin özentisiyle mustarib olup hala rızık endişesinden kurtulamıyorsun! Eger anlar, muttali olursan bunun ne büyük bir musibet ve ne büyük bir facia olduğunu bilirsin. Nitekim bu manayı Hz. Ali iki beytle ne güzel anlatmıştır:
Allahın rızkını başkasından mı istiyorsun?
Ve açlık korkusundan emin, sabah ediyorsun?
Müşrik te olsa sarrafın kefaretine güveniyorsun da,
Rabbinin kefaletine mi razı olmuyorsun?
işte, bu yüzden şevk ve şüpheye düşüp sahibinin iman ve irfanının silindiğinden korkulur. Zira Allah hu Teâlâ kutsal kitabında, <gerçekten inananlarsanız, ancak Allaha tevekkül ediniz,> buyurur.
ikinci nükte de şudur: Ezelde bölüştürülmüş olan rızık değişmez ve levh-i Mahfuza yazılan bozulmazken; sen kısmeti inkâr eder veya bozulmasını mümkün görürsen Allah korusun!- sapıklığa düşmüş olursun. Eğer, Allahın kısmetinin hak olduğunu ve değişmez olduğunu biliyorsan buna rağmen hırs ve özen gösteriyorsan, her iki âlemde de bir gönül başıboşluğu ve şiddetli bir kayıptan başka ne kazanırsın? Nitekim hadis-i şerifte, her servet ve azığın üzerinde falan oğlu filanın rızkıdır şeklinde yazıldığının haber verildiğini biliyorsun. Onun için tevekkül eden şerefle rızkını elde ederken, hırsızın sarhoşu olan düşkün ve zelil olup kalır. Zira hırs ile rızık ne artar ne eksilir. Çünkü taksim edilmiş rızkın, sana ait olan payı sana âşıktır ve sana gelecektir. Öyleyse rızkını şerefle al neden küçülesin.
Üçüncü nükteye gelince: biliyorsun ki rızık sadece yaşamak ve geçinebilmek içindir. Rızık da hayat da şeriksiz Mevlanın lütuflarıdır. Bunlar hep birbirleriyle vardır. Nitekim hayat kulun hayatı, Allahın gayb hazinesinde ve onun elindedir. Yine rızk da onun elindedir. Dilerse verir dilerse vermez o kulun bileceği bir şey değildir. Allah nasıl dilerse öyle yapar. Şu halde sen ne biçim bir kulsun ki, Mevlanın endişelerden kurtulmuyor ve huzur bulmuyorsun!
Dördüncü nükteye gelince o da şudur: Allah, kulun rızkını üstüne almıştır. Kuluna tekeffül ettiği onun gıdası, yetişmesi, gelişmesi ve belli rızıktır. Fakat yemek, içmek gibi sebepleri kul Mevlası için bırakır da, ona tevekkül ederse yalnız, bazen Allah onu bu sebeplerden yoksun bırakır da, kendi kudretinden güç verir ona. Böylece o kul mustarip olmaz ve üzüntüye düşmez. Belki o sebeplerin yaratıcının dostluğuyla tatmin olup zevk almış olur.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com