bugün
- silver ile evlenecek erkek36
- plajda tangayla güneşlenen ruslar7
- iki yıldan beri masturbasyon yapmamak4
- true ve s'i l v'e r m'i s t birlikteliği11
- fenerbahçe nin transferi kapaması16
- ismet biradere koşarken çelme takmak8
- 2026 ağustos ayı nasıl geçti5
- yazarların en sevdiği küfürler4
- sabah kahvaltısını gevrekle yapmak5
- sözlükten hatun götürmek7
- parayla saadet olması18
- eksi karma sahibi yazar4
- ne yapsam da farklı olduğumu göstersem4
- arkadaşlar falıma bi bakar mısınız8
- birisinin dış görünüşüne aşık olmak5
- sarapci koala64
- küpe takan erkek7
- sözlük yazarlarının kombinleri11
- anne3
- mauro icardi10
- köfteci yusuf5
- iran düşmanlığı13
- evlilikte saygıyı kaybetmek3
- 31 ağustos 2026 amedspor trabzonspor maçı28
- amedspor19
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı6
- evlilikle saadet olması5
- aykolik 31 çekmeyi nerden öğrendi sorunsalı5
- gammazların sözlüğü bitirmiş olması8
- her yere dalıyım ama kimse beni eleştirmesinciler3
- kot ceketin havalı olduğu yıllar9
- hazır yufka ile börek açan kız2
- kürt sorunu12
- zorunlu eğitim19
- ben geldim naneler9
- wfp gazze de nüfusun 3 te 2 si açlık3
- şampiyon galatasaray2
- korintliler3
- zengin olunca yapılacak ilk görgüsüzlük9
- evlenme masrafını balayında kullanmak8
- türk'ün olduğu her yerde kürt olması25
- bugün ne oldu2
- s'i l v'e r m'i s t15
- bir kızdan kibarca nasıl domalmş fotoğrafı istenir5
- 6 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı2
- ışıktan altın elde etmek4
- melih gökçek9
- ama yeni parti tüzüğü11
- karizmatik soyadları6
- kadınsızlıkla nasıl baş ediyorsunuz8
Allah dostlarına şöyle demiştir: kim rızık hususunda şu dört nükteyi düşünüp hatırında tutar gereğince davranırsa, o kimse kendi rızkı hususunda kalbine arız olan tasa ve kederlerin tümünden kurtulmuş ve tam bir tevekkül ile sevinçli ve gönlü şen olur.
Birinci nükte şudur: bir kere düşünmelisin ki Allah Teâlâ, kitabında bütün mahlûkatın rızıklarını üstüne aldığına göre, elbette senin de rızkını üstüne almış ve sana da kefil olmuştur. Eğer bir sultan, sana, bu gece misafirimsin ve akşam seni yedireceğim dese, ne yaparsın? Tabii ki, onun için güzel zanda bulunur ve sultanın sözünde doğru olduğuna inanırsın. Yine bir çarşıda o çarsının en cömert olanlarından biri ya da malı çok bir Yahudi itibar sahibi birinin huzurunda seni davet etse, sen onun sözüne güvenip, ona gitmez ve o akşam ne yiyeceğini düşünmekten onun sözüyle tatmin olmuş olmaz mısın?
Şu halde, bu demektir ki, çok cömert ve ihsan sahibi olan Allah Teâlâ, kendi kelamında kudretinin büyüklüğüyle senin rızkını tekeffül edip kendi üstüne almışken ve sana vaadedip yeminde kılmışken, onun kefaletine güvenmeyip endişelerden sıyrılamıyorsun? Ve onun vaadini doğrulayıp yeminiyle tatmin olmuyorsun? Ve onun bunca lütuf ve ihsanına çeşit çeşit terbiye usulü ve ikramına bir bakmıyorsun? Bütün bunlara rağmen, yine kalbin, nefsinin özentisiyle mustarib olup hala rızık endişesinden kurtulamıyorsun! Eger anlar, muttali olursan bunun ne büyük bir musibet ve ne büyük bir facia olduğunu bilirsin. Nitekim bu manayı Hz. Ali iki beytle ne güzel anlatmıştır:
Allahın rızkını başkasından mı istiyorsun?
Ve açlık korkusundan emin, sabah ediyorsun?
Müşrik te olsa sarrafın kefaretine güveniyorsun da,
Rabbinin kefaletine mi razı olmuyorsun?
işte, bu yüzden şevk ve şüpheye düşüp sahibinin iman ve irfanının silindiğinden korkulur. Zira Allah hu Teâlâ kutsal kitabında, <gerçekten inananlarsanız, ancak Allaha tevekkül ediniz,> buyurur.
ikinci nükte de şudur: Ezelde bölüştürülmüş olan rızık değişmez ve levh-i Mahfuza yazılan bozulmazken; sen kısmeti inkâr eder veya bozulmasını mümkün görürsen Allah korusun!- sapıklığa düşmüş olursun. Eğer, Allahın kısmetinin hak olduğunu ve değişmez olduğunu biliyorsan buna rağmen hırs ve özen gösteriyorsan, her iki âlemde de bir gönül başıboşluğu ve şiddetli bir kayıptan başka ne kazanırsın? Nitekim hadis-i şerifte, her servet ve azığın üzerinde falan oğlu filanın rızkıdır şeklinde yazıldığının haber verildiğini biliyorsun. Onun için tevekkül eden şerefle rızkını elde ederken, hırsızın sarhoşu olan düşkün ve zelil olup kalır. Zira hırs ile rızık ne artar ne eksilir. Çünkü taksim edilmiş rızkın, sana ait olan payı sana âşıktır ve sana gelecektir. Öyleyse rızkını şerefle al neden küçülesin.
Üçüncü nükteye gelince: biliyorsun ki rızık sadece yaşamak ve geçinebilmek içindir. Rızık da hayat da şeriksiz Mevlanın lütuflarıdır. Bunlar hep birbirleriyle vardır. Nitekim hayat kulun hayatı, Allahın gayb hazinesinde ve onun elindedir. Yine rızk da onun elindedir. Dilerse verir dilerse vermez o kulun bileceği bir şey değildir. Allah nasıl dilerse öyle yapar. Şu halde sen ne biçim bir kulsun ki, Mevlanın endişelerden kurtulmuyor ve huzur bulmuyorsun!
Dördüncü nükteye gelince o da şudur: Allah, kulun rızkını üstüne almıştır. Kuluna tekeffül ettiği onun gıdası, yetişmesi, gelişmesi ve belli rızıktır. Fakat yemek, içmek gibi sebepleri kul Mevlası için bırakır da, ona tevekkül ederse yalnız, bazen Allah onu bu sebeplerden yoksun bırakır da, kendi kudretinden güç verir ona. Böylece o kul mustarip olmaz ve üzüntüye düşmez. Belki o sebeplerin yaratıcının dostluğuyla tatmin olup zevk almış olur.
Birinci nükte şudur: bir kere düşünmelisin ki Allah Teâlâ, kitabında bütün mahlûkatın rızıklarını üstüne aldığına göre, elbette senin de rızkını üstüne almış ve sana da kefil olmuştur. Eğer bir sultan, sana, bu gece misafirimsin ve akşam seni yedireceğim dese, ne yaparsın? Tabii ki, onun için güzel zanda bulunur ve sultanın sözünde doğru olduğuna inanırsın. Yine bir çarşıda o çarsının en cömert olanlarından biri ya da malı çok bir Yahudi itibar sahibi birinin huzurunda seni davet etse, sen onun sözüne güvenip, ona gitmez ve o akşam ne yiyeceğini düşünmekten onun sözüyle tatmin olmuş olmaz mısın?
Şu halde, bu demektir ki, çok cömert ve ihsan sahibi olan Allah Teâlâ, kendi kelamında kudretinin büyüklüğüyle senin rızkını tekeffül edip kendi üstüne almışken ve sana vaadedip yeminde kılmışken, onun kefaletine güvenmeyip endişelerden sıyrılamıyorsun? Ve onun vaadini doğrulayıp yeminiyle tatmin olmuyorsun? Ve onun bunca lütuf ve ihsanına çeşit çeşit terbiye usulü ve ikramına bir bakmıyorsun? Bütün bunlara rağmen, yine kalbin, nefsinin özentisiyle mustarib olup hala rızık endişesinden kurtulamıyorsun! Eger anlar, muttali olursan bunun ne büyük bir musibet ve ne büyük bir facia olduğunu bilirsin. Nitekim bu manayı Hz. Ali iki beytle ne güzel anlatmıştır:
Allahın rızkını başkasından mı istiyorsun?
Ve açlık korkusundan emin, sabah ediyorsun?
Müşrik te olsa sarrafın kefaretine güveniyorsun da,
Rabbinin kefaletine mi razı olmuyorsun?
işte, bu yüzden şevk ve şüpheye düşüp sahibinin iman ve irfanının silindiğinden korkulur. Zira Allah hu Teâlâ kutsal kitabında, <gerçekten inananlarsanız, ancak Allaha tevekkül ediniz,> buyurur.
ikinci nükte de şudur: Ezelde bölüştürülmüş olan rızık değişmez ve levh-i Mahfuza yazılan bozulmazken; sen kısmeti inkâr eder veya bozulmasını mümkün görürsen Allah korusun!- sapıklığa düşmüş olursun. Eğer, Allahın kısmetinin hak olduğunu ve değişmez olduğunu biliyorsan buna rağmen hırs ve özen gösteriyorsan, her iki âlemde de bir gönül başıboşluğu ve şiddetli bir kayıptan başka ne kazanırsın? Nitekim hadis-i şerifte, her servet ve azığın üzerinde falan oğlu filanın rızkıdır şeklinde yazıldığının haber verildiğini biliyorsun. Onun için tevekkül eden şerefle rızkını elde ederken, hırsızın sarhoşu olan düşkün ve zelil olup kalır. Zira hırs ile rızık ne artar ne eksilir. Çünkü taksim edilmiş rızkın, sana ait olan payı sana âşıktır ve sana gelecektir. Öyleyse rızkını şerefle al neden küçülesin.
Üçüncü nükteye gelince: biliyorsun ki rızık sadece yaşamak ve geçinebilmek içindir. Rızık da hayat da şeriksiz Mevlanın lütuflarıdır. Bunlar hep birbirleriyle vardır. Nitekim hayat kulun hayatı, Allahın gayb hazinesinde ve onun elindedir. Yine rızk da onun elindedir. Dilerse verir dilerse vermez o kulun bileceği bir şey değildir. Allah nasıl dilerse öyle yapar. Şu halde sen ne biçim bir kulsun ki, Mevlanın endişelerden kurtulmuyor ve huzur bulmuyorsun!
Dördüncü nükteye gelince o da şudur: Allah, kulun rızkını üstüne almıştır. Kuluna tekeffül ettiği onun gıdası, yetişmesi, gelişmesi ve belli rızıktır. Fakat yemek, içmek gibi sebepleri kul Mevlası için bırakır da, ona tevekkül ederse yalnız, bazen Allah onu bu sebeplerden yoksun bırakır da, kendi kudretinden güç verir ona. Böylece o kul mustarip olmaz ve üzüntüye düşmez. Belki o sebeplerin yaratıcının dostluğuyla tatmin olup zevk almış olur.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar