bugün
- şort giyen genç kıza saldıran yaşlı kadın22
- etek giyen erkek9
- kadınlar neden kötü araba kullanır sorunsalı12
- neden eksi aldığını anlamamak4
- eskorta aşık olmak4
- galatasaray neden transfer yapamıyor16
- varoşların sevdaları gerçek olur çıkarsız3
- kadınların erkekleşmesi4
- sözlük yazarlarını evlendirmek12
- kadınlar mı döver erkekler mi4
- lost3
- yemek yapmayı bilmeyen kadın8
- daha 17 teoman3
- seri artılayan yazarları samimi bulmayıp soğumak2
- manuel vites araba kullanan kadın4
- kadınların erkeklerde çok fazla kriter araması8
- sevgilisinin regl gunlerini hesaplayan erkek8
- devalüasyon yakın mı9
- mekke anlaşması7
- sözlük tipsizlerinin fotoğrafları12
- günlük tutan erkek9
- kotor6
- hurdacılık3
- samsunspor2
- böyle müslüman ülke olmaz olsun2
- yavrum diye hitap eden erkek7
- velvet hanım çay içelim mi6
- düğün dernekle evlenir kimseye duyurmadan boşanır11
- filtreli fotoğraf paylaşan erkek8
- efesle tuborgu karıştırıp içmek8
- fenerbahçe de romelu lukaku gelişmesi3
- kadınlar kötü araba kullanmaz diyen erkek2
- sözlükte kavga olacak hissi2
- anın görüntüsü9
- kadın kocasının hizmetkarıdır4
- iki pedal olan bir arabada yanlış pedala basmak2
- mesajlara hızlı cevap vermek9
- eğitiyorum ayağına işkence eden sensei4
- gulmekicinyaratilmis12
- ülkücüleri ciddiye almak3
- israil3
- burunla blok flüt çalabilmek6
- 07 08 2026 mekke ortak savunma anlaşması13
- üniversiteye kızlar cinsellik yaşamak için gidiyor10
- kadın yazar çekme başlıkları6
- bir günde 100 bayana merhaba demek3
- arkadaşlar lütfen bilgi içerikli entry girelim5
- sözlüğün en tipsiz kız yazarı2
- ortega sedat3
- ümmetçilerin azerbaycan düşmanlığı2
otomobili, dün sabah saatlerinde Boğaziçi Köprüsü üzerinde terk edilmiş olarak bulunan ve intihar ettiğinden şüphenilen, SABANCI Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi.
cesedi arnavutköy açıklarında bulunan rahmetli öğretim üyesi.
Dicle Koğacıoğlu intihar etti. Boğaz köprüsünden kendini bırakıverdi.
Gazetelerde, yine bir öğretim görevlisi intihar etti, diye okuduk. Bugün Radikal'de, kendisininin dostu Leyla Pervizat bir makaleye yazmış.
Leyla Hanım, dinlerin ve toplumların intiharı nasıl karşıladıklarını ve insanların nelere tepki olarak intiharı seçtiklerini kısaca özetleyip Dicle Hoca'nın intihar nedenlerini açıklamaya çalışmış. Dicle Hoca özellikle kadınlar temelinde aile içi şiddet- namus cinayetleri konusunda çalışıyormuş. Gördükleri ağır gelmiş.
Durumun daha da acı tarafı ve benim dikkatimi çeken asıl mesele; Dicle Hoca'nın destek almayışı/ alamayışı.
Leyla Hanım'ın makalesinden hareketle; özellikle ABD'de eğer şiddete yönelik çalışmalar yapıyorsanız psikolojik destek almanız şart. Bir düşününce, mantıken; gerekli.
Bizde yok, demiş Leyla Hanım.
Biz zaten ne öğretmenimizin ne öğretim görevlimizin ne bilim adamımızın arkasında durabiliyoruz.
Ve bu yeni bir şey de değil.
Toplumsal Tarih'in son sayısında Nuran Yıldırım, çocuk cerrahisi ve ortopedinin Türkiye'deki kurucusu Dr. Akif Şakir Şakar'ın hikayesini anlatmış. Şakar hem 40'lı yılların yaşam şartlarıyla hem kendi uzmanlık alanını 'kırıkçı-çıkıkçı ' diye nitelendiren zihniyetle kapışmış. Şakar'ın şu sözü, mücadelesinin ne kadar çetin geçtiğini açıklar nitelikte;
"Ben enerjimin %85'ini şahsıma ve kliniğe yönelen çiftelere karşı harcadım. %15'i ile de ilim yaptım. Isırganı çok olan memleketlerde ilim adamı daima böyledir; hayat törpüsü..."
Dr. Şakar'ın farkı, savaşçı olmasındaydı.
Kliniğini istiyordu ve aldı da.
Çapa'daki kliniğin inşaatını izlerken zafer gözyaşı dökerken biliyordu ki kazanmıştı.
O kazanmıştı, ortopedistler kazanmıştı, Türkiye kazanmıştı.
Dicle Hoca savaşçı değildi, olması gerekiyordu da demiyorum. Ya da devlet bilim adamını görsün artık, halk bilim adamlarına saygı duysun, edebiyatı da hepimizin bildiği gibi işe yaramıyor.
Bizim aslında bilim adamlarını koruyacak savaşçılara ya da savaşçı bilim adamlarına ihtiyacımız var.
Tarihin her devrinde, bilim zar zor ilerler, ön yargıları ve bir takım kanuni kısıtlamaları güç bela aşıp yolunda gider. Önce birileri ( savaşçılar) tüm bu engellere göğüs gerer, yolu açar, çalışma şartlarını rahatlatır. Arkadan gelenler aynı yoldan ilerleyip yeni kısıtlamalarla karşılaşana kadar devam ederler.
Benim bugün gördüğüm bu savaşçıların eksikliği. Bilim adamının işini, toplumun kolaylaştırması her zaman mümkün değildir. Devlet, işine ve yönetim politikalarına uygun gelirse bilimadamını destekleyebilir/desteklemeyebilir. Geriye kalan; bu savaşçı aydınlar.
Başka ülkede daha mı iyi şartlar? Başka yerlerde daha mı iyi yapılıyor? Neden barada yapılmıyor? Birinin bu soruları sorması lazım.
Bürokratik engeller... kağıtlar... yasalar... insanlar.
Şakar enerjisinin %85'ni bunlara harcamıştı.
Birileri enerjisini bunlara harcamadı, çalışma şartları için savaşılmadı, çok alakasız gibi gelecek ama bir hoca intihara gitti.
Leyla Hanım'ın makalesinde şuydu beni geren, belki üzerinde çok durmadığı/duramadığı; destek alsa olmazdı.
Ya da belki, yine böyle olurdu, destek her zaman çözüm olmayabilir ama bizim sistemdeki savaşçı aydın eksiğinin bu olayın buraya gelmesinde minik de olsa bir katkısı olduğunu düşünüyorum.
Sadece bu olay için de değil, pek çok olay için aynısı sözkonusu olabilir.
Yavru Tarzan sundu, efendim, afiyetle.
*
http://yavrutarzan.blogspot.com/
Gazetelerde, yine bir öğretim görevlisi intihar etti, diye okuduk. Bugün Radikal'de, kendisininin dostu Leyla Pervizat bir makaleye yazmış.
Leyla Hanım, dinlerin ve toplumların intiharı nasıl karşıladıklarını ve insanların nelere tepki olarak intiharı seçtiklerini kısaca özetleyip Dicle Hoca'nın intihar nedenlerini açıklamaya çalışmış. Dicle Hoca özellikle kadınlar temelinde aile içi şiddet- namus cinayetleri konusunda çalışıyormuş. Gördükleri ağır gelmiş.
Durumun daha da acı tarafı ve benim dikkatimi çeken asıl mesele; Dicle Hoca'nın destek almayışı/ alamayışı.
Leyla Hanım'ın makalesinden hareketle; özellikle ABD'de eğer şiddete yönelik çalışmalar yapıyorsanız psikolojik destek almanız şart. Bir düşününce, mantıken; gerekli.
Bizde yok, demiş Leyla Hanım.
Biz zaten ne öğretmenimizin ne öğretim görevlimizin ne bilim adamımızın arkasında durabiliyoruz.
Ve bu yeni bir şey de değil.
Toplumsal Tarih'in son sayısında Nuran Yıldırım, çocuk cerrahisi ve ortopedinin Türkiye'deki kurucusu Dr. Akif Şakir Şakar'ın hikayesini anlatmış. Şakar hem 40'lı yılların yaşam şartlarıyla hem kendi uzmanlık alanını 'kırıkçı-çıkıkçı ' diye nitelendiren zihniyetle kapışmış. Şakar'ın şu sözü, mücadelesinin ne kadar çetin geçtiğini açıklar nitelikte;
"Ben enerjimin %85'ini şahsıma ve kliniğe yönelen çiftelere karşı harcadım. %15'i ile de ilim yaptım. Isırganı çok olan memleketlerde ilim adamı daima böyledir; hayat törpüsü..."
Dr. Şakar'ın farkı, savaşçı olmasındaydı.
Kliniğini istiyordu ve aldı da.
Çapa'daki kliniğin inşaatını izlerken zafer gözyaşı dökerken biliyordu ki kazanmıştı.
O kazanmıştı, ortopedistler kazanmıştı, Türkiye kazanmıştı.
Dicle Hoca savaşçı değildi, olması gerekiyordu da demiyorum. Ya da devlet bilim adamını görsün artık, halk bilim adamlarına saygı duysun, edebiyatı da hepimizin bildiği gibi işe yaramıyor.
Bizim aslında bilim adamlarını koruyacak savaşçılara ya da savaşçı bilim adamlarına ihtiyacımız var.
Tarihin her devrinde, bilim zar zor ilerler, ön yargıları ve bir takım kanuni kısıtlamaları güç bela aşıp yolunda gider. Önce birileri ( savaşçılar) tüm bu engellere göğüs gerer, yolu açar, çalışma şartlarını rahatlatır. Arkadan gelenler aynı yoldan ilerleyip yeni kısıtlamalarla karşılaşana kadar devam ederler.
Benim bugün gördüğüm bu savaşçıların eksikliği. Bilim adamının işini, toplumun kolaylaştırması her zaman mümkün değildir. Devlet, işine ve yönetim politikalarına uygun gelirse bilimadamını destekleyebilir/desteklemeyebilir. Geriye kalan; bu savaşçı aydınlar.
Başka ülkede daha mı iyi şartlar? Başka yerlerde daha mı iyi yapılıyor? Neden barada yapılmıyor? Birinin bu soruları sorması lazım.
Bürokratik engeller... kağıtlar... yasalar... insanlar.
Şakar enerjisinin %85'ni bunlara harcamıştı.
Birileri enerjisini bunlara harcamadı, çalışma şartları için savaşılmadı, çok alakasız gibi gelecek ama bir hoca intihara gitti.
Leyla Hanım'ın makalesinde şuydu beni geren, belki üzerinde çok durmadığı/duramadığı; destek alsa olmazdı.
Ya da belki, yine böyle olurdu, destek her zaman çözüm olmayabilir ama bizim sistemdeki savaşçı aydın eksiğinin bu olayın buraya gelmesinde minik de olsa bir katkısı olduğunu düşünüyorum.
Sadece bu olay için de değil, pek çok olay için aynısı sözkonusu olabilir.
Yavru Tarzan sundu, efendim, afiyetle.
*
http://yavrutarzan.blogspot.com/
son notu şudur:
"çok acı var, dayanamıyorum."
büyük kayıp...
"çok acı var, dayanamıyorum."
büyük kayıp...
anısına " dicle koğacıoğlu makale ödülü yarışması" yapılacak olan muhteşem bir kadın. son başvuru 30 ağustos.
http://bianet.org/bianet/kadin/121722-dicle-kogacioglu-makale-odulu-yarismasi-duzenleniyor
http://bianet.org/bianet/kadin/121722-dicle-kogacioglu-makale-odulu-yarismasi-duzenleniyor
dayanamayıp acılara, gitmesinin üzerinden bir yıl geçmiş. ne ki o acılar yerli yerinde.
nur içinde yatsın.
nur içinde yatsın.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar