bugün
- sözlük klasikleri8
- 24 kasım 2026 galatasaray aston villa maçı5
- yağmurlu bir günde doğdum anamdan4
- muslettin amca10
- hoşlanılan kızın aşkın ne kadar derin diye sorması5
- onca puan alıp memur olunca 12 saat çalışmak11
- kadir mısıroğlu nu takip eden mallar4
- akepem yapmaz5
- aleksey batrakov27
- kamala harris4
- yağmurlu bir güne uyanmak3
- 5 kasım 2026 celtic beşiktaş maçı2
- kırıkkaleli olmak istemek10
- 21 kasım 2026 galatasaray samsunspor maçı2
- erkekler neden teşhirci giyinmez2
- yağmur yağarken camdan bakan arap kızı2
- yeni tanışılan kimse3
- doların 50 tl olması10
- çöpteki dildo2
- 5 ocak 2027 fenerbahçe trabzonspor maçı2
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- 13 aralık 2026 fenerbahçe trabzonspor maçı2
- kim ulan bu pervin buldan2
- emre belözoğlu8
- tanımadığı kadına tokat atan adam19
- arda güler'in 4 kasim 2026 aek kadrosunda olmaması3
- 9 ekim 20252
- güne bir aleksey batrakov resmi bırak4
- ilkokulda dayak yemiş efsanevi nesil17
- arap götü10
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir11
- çöpe bırakılmış ıvır zıvır2
- queen ravennanın aşırı güzel olması14
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı25
- sözlük kürdü55
- abd ara seçimlerinde trump'ın son iki yılı2
- galatasaray ın en başarılı türk takımı olması2
- iskilipli atıf hoca20
- donald trump2
- cezaevine özenen gençler3
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- fenerli yazarların ortalarda gözükmemesi2
- nükleer bomba7
- kablosuz mouse13
- almanyada doğanlar alman vatandaşı mı6
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- favlayan yazarın asıl amacı12
- lights out2
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
sana kal demedim çünkü gitmiştin.
çünkü gitmiştin...
soğumuştu mevsim ardından bakarken. soğuktu dilsiz duvarlar, içine kirli su birikmiş kaldırımlar. bulut perdelemişti mavi gökyüzünü.
ketumdu üstelik semalar. vermedi ödünç bir damla yaş bile. islak kaldırımlarda yankılandı ayak seslerin.
ve gittin;
yitirdim güneşimi, serin bir koyuluğa dönüştü gümüşten kumsallar. eteklerine tutunmuştu yeşil yapraklar, ağaçları çıplak kaldı yüreğimin.
gittin bereketini yitirdi, kurudu topraklar. yer değiştirdi mevsimler, umutsuzca kanat çırptı börtü böcek. gelmedi beklenen bahar;
kışı başlattı gidişin. o kış ki, mutlak bir memnuniyetsizliği müjdeledi şeytani bir hazla insanlara.
çünkü gitmiştin
yarım kalmıştı masal. boğucu bir nem tıkamaktaydı genizlerimizi. bir masal kahramanı gibi dalgalandırarak denizleri, silkeleyerek derin maviliği gitmiştin çünkü. okyanuslar takıldı gözbebeklerime. her gün bir damla alıp, her gün, her gece birer birer damlatıp. keder damıtarak baktım uzaklara.
ayrılığın soğuk yalnızlığı yapışıp kaldı sana hoşçakal diyen ellerimde. gittin, evlerin camları keder buharından oluşan şekillerle kirli artık. bacalarından kurum fışkıran kem ruhların ışıldayan gözleri karartıyor şehirleri.
bu şehirler ki, senin gülüşünle aydınlanırdı. şen şakrak türkülerin yankılanırdı taş duvarlarda. sıkılı değildi yumrukları insanların. içini titrettiğin gülüşlerini kimseden esirgemeyen sen, ardında somurtkan bakışlar bırakmıştın.
mahzun bir yetime dönüştü atlantis’in çocukları. mahzun, boynu bükük ve sahipsiz... hatırlar mısın; okşardık başlarını her önlerine eğişlerinde yanaklarını onların? şimdi o çocuklar, çakır gözlerini her sabah ufuklara dikip, yolunu gözlüyorlar. gördükleri her serapta sen varsın bu çölden şehirde!
ve ben yüreğimin iç acılarının toplamını kaldıramayacak kadar bir sıkletin altında iki büklüm, ayrılıkların iç açısıyla bakıyorum denizlere.
denizler; hatırladın mı, kıyısında ıslıklar çala çala yürüdüğümüz o kayalıkları? geleceğe dair hayaller kurardık hani gümüş rengi kumsalında. sen ipince parmağınla şekiller çizerdin ve ben hayret ederdim bu kadar büyük olabilecek hayallere. parmakların kadar uzundu görebildiğin gelecek.
ama... ama benden gizlemiştin gidişini. belki de korkutmak, buruk bırakmak istememiştin yüreğimi. şimdi senin uzağa bakışın kadar yakına bakıyor gözlerim. bir güneş batışına bile tahammül edemiyorum bazen sensiz.
uzadıkça sensizlik, keskin bir öfke kaplıyor içimi. kızıyorum her şeye. önce bulutlara haykırıyorum öfkemi. ardından yere çeviriyorum kızgın bakışlarımı. şarkılara, şiirlere, şairlere öfkeleniyorum sonra.
nasıl da kandırmışlar beni bunca yıldır. nasıl da, aldanmışım kafiyelerin arasına gizlenen hayallere!
bir tükenişe dönüştü beklemelerim sonra. buzdan bir camın çatlayışı gibi çatlaklar belirdi ümitlerimde. dokunmayı bırak, bakınca bile büyüyen kanı çekilmiş kılcal damarlar gibi sardı her yanımı çatlaklar.
yoruldum her sabah, dönüşüne dair düş görmüş olarak uyanmayı hayal etmekten. yoruldum sensiz rüzgara savurmaktan eteğinden aldığım yaprakları. biliyorum bilsen halimi, duysan sesimi kandıracaksın beni. kumsal bulamasan bile boşluğa çizeceksin yine pembe panjurlu hayaller. sonra 'bak' diyeceksin, 'burası sofa.. bu merdivenlerden çıkacak yetimler. sonra şu odadan geçerek açılan geniş terastan yıldızlara dokunacaklar.'
ben yalanına bile razıyım artık seninle ilgili her şeyin. bir umudun, bir güneşin; üzerinde senden kokular kalan aynaya her bakışımda gerçeği fısıldıyor bana yansımalar.
çünkü gitmiştin; puslu bir zemheri soğuğu vardı havada.
kış sonuydu gittiğinde, şimdi yaz başı. bu kadar tirat yaktıktan sonra ardından, halâ merhamet etmeyecek misin?
ne yani, bir daha dönmeyecek misin?
"
http://www.zaman.com.tr/?...rh=20051205&hn=189195
soğumuştu mevsim ardından bakarken. soğuktu dilsiz duvarlar, içine kirli su birikmiş kaldırımlar. bulut perdelemişti mavi gökyüzünü.
ketumdu üstelik semalar. vermedi ödünç bir damla yaş bile. islak kaldırımlarda yankılandı ayak seslerin.
ve gittin;
yitirdim güneşimi, serin bir koyuluğa dönüştü gümüşten kumsallar. eteklerine tutunmuştu yeşil yapraklar, ağaçları çıplak kaldı yüreğimin.
gittin bereketini yitirdi, kurudu topraklar. yer değiştirdi mevsimler, umutsuzca kanat çırptı börtü böcek. gelmedi beklenen bahar;
kışı başlattı gidişin. o kış ki, mutlak bir memnuniyetsizliği müjdeledi şeytani bir hazla insanlara.
çünkü gitmiştin
yarım kalmıştı masal. boğucu bir nem tıkamaktaydı genizlerimizi. bir masal kahramanı gibi dalgalandırarak denizleri, silkeleyerek derin maviliği gitmiştin çünkü. okyanuslar takıldı gözbebeklerime. her gün bir damla alıp, her gün, her gece birer birer damlatıp. keder damıtarak baktım uzaklara.
ayrılığın soğuk yalnızlığı yapışıp kaldı sana hoşçakal diyen ellerimde. gittin, evlerin camları keder buharından oluşan şekillerle kirli artık. bacalarından kurum fışkıran kem ruhların ışıldayan gözleri karartıyor şehirleri.
bu şehirler ki, senin gülüşünle aydınlanırdı. şen şakrak türkülerin yankılanırdı taş duvarlarda. sıkılı değildi yumrukları insanların. içini titrettiğin gülüşlerini kimseden esirgemeyen sen, ardında somurtkan bakışlar bırakmıştın.
mahzun bir yetime dönüştü atlantis’in çocukları. mahzun, boynu bükük ve sahipsiz... hatırlar mısın; okşardık başlarını her önlerine eğişlerinde yanaklarını onların? şimdi o çocuklar, çakır gözlerini her sabah ufuklara dikip, yolunu gözlüyorlar. gördükleri her serapta sen varsın bu çölden şehirde!
ve ben yüreğimin iç acılarının toplamını kaldıramayacak kadar bir sıkletin altında iki büklüm, ayrılıkların iç açısıyla bakıyorum denizlere.
denizler; hatırladın mı, kıyısında ıslıklar çala çala yürüdüğümüz o kayalıkları? geleceğe dair hayaller kurardık hani gümüş rengi kumsalında. sen ipince parmağınla şekiller çizerdin ve ben hayret ederdim bu kadar büyük olabilecek hayallere. parmakların kadar uzundu görebildiğin gelecek.
ama... ama benden gizlemiştin gidişini. belki de korkutmak, buruk bırakmak istememiştin yüreğimi. şimdi senin uzağa bakışın kadar yakına bakıyor gözlerim. bir güneş batışına bile tahammül edemiyorum bazen sensiz.
uzadıkça sensizlik, keskin bir öfke kaplıyor içimi. kızıyorum her şeye. önce bulutlara haykırıyorum öfkemi. ardından yere çeviriyorum kızgın bakışlarımı. şarkılara, şiirlere, şairlere öfkeleniyorum sonra.
nasıl da kandırmışlar beni bunca yıldır. nasıl da, aldanmışım kafiyelerin arasına gizlenen hayallere!
bir tükenişe dönüştü beklemelerim sonra. buzdan bir camın çatlayışı gibi çatlaklar belirdi ümitlerimde. dokunmayı bırak, bakınca bile büyüyen kanı çekilmiş kılcal damarlar gibi sardı her yanımı çatlaklar.
yoruldum her sabah, dönüşüne dair düş görmüş olarak uyanmayı hayal etmekten. yoruldum sensiz rüzgara savurmaktan eteğinden aldığım yaprakları. biliyorum bilsen halimi, duysan sesimi kandıracaksın beni. kumsal bulamasan bile boşluğa çizeceksin yine pembe panjurlu hayaller. sonra 'bak' diyeceksin, 'burası sofa.. bu merdivenlerden çıkacak yetimler. sonra şu odadan geçerek açılan geniş terastan yıldızlara dokunacaklar.'
ben yalanına bile razıyım artık seninle ilgili her şeyin. bir umudun, bir güneşin; üzerinde senden kokular kalan aynaya her bakışımda gerçeği fısıldıyor bana yansımalar.
çünkü gitmiştin; puslu bir zemheri soğuğu vardı havada.
kış sonuydu gittiğinde, şimdi yaz başı. bu kadar tirat yaktıktan sonra ardından, halâ merhamet etmeyecek misin?
ne yani, bir daha dönmeyecek misin?
"
http://www.zaman.com.tr/?...rh=20051205&hn=189195
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar