bugün
- ben aquila bicipite sorularınızı yanıtlıyorum25
- kızlara bişey soracağım erkekler gelmesin9
- ayı saldırınca yapılması gerekenler12
- gece yarısı çalan telefon7
- geceye bir söz bırak3
- sinirli kadını sakinleştirmenin yolları14
- ilşkisini herkese anlatan kızlar7
- uysaljakoben21
- kızların sözlüğü erkek düşürmek için kullanması7
- gammaz olmuşum13
- eski dizileri izlemek3
- bir erkeğin instagram kullanma amacı2
- daha önce erkeklerle aynı ortamda oturmuş kız2
- başımın tatlı tatlı dönmesi4
- çıplak ayakla misafir karşısına çıkmaya utanmak2
- yüzüklerin efendisi abartılmış boktan bi filmdir4
- aquila bicipite8
- aşık olunca yapılan salaklıklar3
- kadın mı erkek mi belli olmayan yazarlar21
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba7
- kel erkek3
- minyon kadın siniri5
- reha muhtar25
- ona bir şey söyle16
- denize sıfır bir ev sahibi olmak2
- ekşi sözlükte 2 yıldır çaylak olmak2
- hiç evlenemeyecek gibi hissetmek4
- osuruk kokusunun kalıcılık süresi6
- death2
- kemal kılıçdaroğlu35
- rusya'dan nükleer silah tehdidi2
- toplu taşımaya binen kızın asıl amacı4
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye7
- güzel ayaklar mevsiminin gelmesi9
- bizim delilere bakayım4
- elit olmak için gerekenler13
- gecenin şarkısı4
- benim başaklarımı görmek ister misiniz3
- gençler iş beğenmiyor3
- ses yakışıklılığı2
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- pazarda su satmak2
- yazarların 2005 yılı maaşları7
- yemek yemek mi güzel giyinmek mi5
- gazlamak2
- ona bir cümle bırak4
- semum3
- sevgiliyle kavga etmek2
- vajina peşinde yitip giden hayatlar3
- 1 litrelik cam şişe kola3
futbolda sık sık görülen "bu gol de kaçar mı be" dedirten olaylardır. bomboş kaleye adamlar zorlasa dışarı vuramayacakları pozisyonlarda dışarı atmayı becerirler genelde.
(bkz: penaltıdan taca atmak)
topun altına fazla girip aşırı sert vurarak topu boş kale yerine dışarı yollamak.
yıl 2000. orta okul bitmiş, lisede canımız sıkılıp, ergen triplerinde geziniyoruz. okulda bulunmaktan pek memnun olmayan ben, her kaçış fırsatını çok iyi değerlendiriyorum. ortaokul hazırlıktan beri büyük abilerin arasında futbol takımında oynamanın yanında enstrumanlara el atıp grup kurmuşum, okul konseri yapıcaz diyerek derslerden yırtıp prova alıyorum. bir yandan okulun beceriksiz ve komik tiyatro ekibinin dekor taşıma, sahne ışık, getir götür ne ararsan her türlü işinden sorumlu hale gelmişim.
arada sırada şampiyonlar ligi maçı izlicez diye müdür yardımcısı hocamızın yanına gidip, " hocam biletler kara borsaya düştü, stadın önüne erken gitmek lazım" diyerek izin yırtıyorum, resim dersinden bile kaçıyorum, o derece. ama asıl uğraş müzik ve spor. hem eğleniyoruz, hem kaytarıyoruz.
senelerdir takımda olan, son sene takım kaptanlığını yapan ben, bir kaç densizin katakullisine gelip hocanın gözünden düşmüş, ilk onbir bile çıkamaz olmuşum. gururuma dokunuyor tabii. 5 yaşından beri kulüpte oynamışım, yaş grubumun il karması kaptanlığını yapmışım, milli takıma davet almışım. ama götü boklu okul takımında yedek bekliyorum. olucak iş mi.
herneyse, artık bana idman saatleri, takım toplantısı zamanları söylenmez olmuş, derslerden de yırtamıyorum. kendi çabamla takipteyim. yine de takımdayım.
kuralar çekiliyor, maçlar başlıyor. son 4 senenin finalistiyiz, iddialıyız tabii. ilk maça çıkıyoruz, kulübede oturuyorum, maçı izliyorum. bok gibi sıkılıyorum, "hadi al artık beni" diye içimden sayıklıyorum. teknik direktörümüz okulun beden eğitimi hocası, futboldan bir haber. biri sokmuş aklına 4-1-3-2 diye, "ön liberolu oynicaz , koşun oğlum, koşuunn" diye taktik veren, öğle tenefüslerinde kaçanları minibüsü ile takip edip, hepsini toplayıp okula geri getiren bir adam *.
ilk maç kötü gidiyor, 1-0 mağlup durumdayız, kalmış 4 dakika. hadiii hadiiii diye sabırsızlanıyorum. sonunda sapık antrenör bana dönüyor, soyun oğlum, gir oyuna diyip oyuncu değiştirme kağıdını yazmaya başlıyor. hah diyorum, 4 dakika da bir şeydir. hemen eşofmanımı çıkarıyorum, tekmeliğimi takıp bağcıklarımı iyice sıkıyorum.
orta saha çizgisi ile taç çizgisinin birleştiği noktada bekliyorum, hava buz gibi, saha çamur, yağmur yağıyor. beş senedir aynı formaları giyiyoruz, zaten uzun boyluyum, o yaşlarda da gelişiyor insan. şort 70lerin brezilya milli takımı şortu kıvamında. hakem değişikliği işaret ediyor ve oyuna giriyorum. oyuna girer girmez ters kanatta taç atışnı kullanıyoruz, arka direk bomboş duruyor, başlıyorum danalar gibi koşmaya, top oraya gelicek, kesin gelicek, hep gelir zaten. ceza sahasına vardığımda üstüm başım çoktan çamur olmuş bile, kaleci ön direkteyken top arka direğe doğru seke seke geliyor.. tam da benim olduğum yere! kalenin 6 metresi bomboş duruyor, top geliyor.. yanımda kimse yok.. seke seke gelen topa ters ayakla vuruyorum, top direk dibine gidiyor, gidiyooor veeeeee...
dışarıda!
önce seyircilerden bir kahkaha, yuuuhh sesleri, arkasından yedek kulübesinden küfürler kulağıma kadar geliyor. kaleye sırtımı dönüyorum. sırıtıyorum. takım arkadaşlarım görüyor beni. şu sürekli kazık atmaya çalışanlar hani. hala sırıtıyorum ben. yürüye yürüye pozisyon almaya gidiyorum. iki dakika sonra maç bitiyor. mağlup oluyoruz. soyunma odasına giriyorum, kimse suratıma bakmıyor. ben de kimseye bakmıyorum zaten. sorun değil. üstümü değiştirip, çantamı alıp çıkıyorum. bir daha da takımda oynamıyorum.
arada sırada şampiyonlar ligi maçı izlicez diye müdür yardımcısı hocamızın yanına gidip, " hocam biletler kara borsaya düştü, stadın önüne erken gitmek lazım" diyerek izin yırtıyorum, resim dersinden bile kaçıyorum, o derece. ama asıl uğraş müzik ve spor. hem eğleniyoruz, hem kaytarıyoruz.
senelerdir takımda olan, son sene takım kaptanlığını yapan ben, bir kaç densizin katakullisine gelip hocanın gözünden düşmüş, ilk onbir bile çıkamaz olmuşum. gururuma dokunuyor tabii. 5 yaşından beri kulüpte oynamışım, yaş grubumun il karması kaptanlığını yapmışım, milli takıma davet almışım. ama götü boklu okul takımında yedek bekliyorum. olucak iş mi.
herneyse, artık bana idman saatleri, takım toplantısı zamanları söylenmez olmuş, derslerden de yırtamıyorum. kendi çabamla takipteyim. yine de takımdayım.
kuralar çekiliyor, maçlar başlıyor. son 4 senenin finalistiyiz, iddialıyız tabii. ilk maça çıkıyoruz, kulübede oturuyorum, maçı izliyorum. bok gibi sıkılıyorum, "hadi al artık beni" diye içimden sayıklıyorum. teknik direktörümüz okulun beden eğitimi hocası, futboldan bir haber. biri sokmuş aklına 4-1-3-2 diye, "ön liberolu oynicaz , koşun oğlum, koşuunn" diye taktik veren, öğle tenefüslerinde kaçanları minibüsü ile takip edip, hepsini toplayıp okula geri getiren bir adam *.
ilk maç kötü gidiyor, 1-0 mağlup durumdayız, kalmış 4 dakika. hadiii hadiiii diye sabırsızlanıyorum. sonunda sapık antrenör bana dönüyor, soyun oğlum, gir oyuna diyip oyuncu değiştirme kağıdını yazmaya başlıyor. hah diyorum, 4 dakika da bir şeydir. hemen eşofmanımı çıkarıyorum, tekmeliğimi takıp bağcıklarımı iyice sıkıyorum.
orta saha çizgisi ile taç çizgisinin birleştiği noktada bekliyorum, hava buz gibi, saha çamur, yağmur yağıyor. beş senedir aynı formaları giyiyoruz, zaten uzun boyluyum, o yaşlarda da gelişiyor insan. şort 70lerin brezilya milli takımı şortu kıvamında. hakem değişikliği işaret ediyor ve oyuna giriyorum. oyuna girer girmez ters kanatta taç atışnı kullanıyoruz, arka direk bomboş duruyor, başlıyorum danalar gibi koşmaya, top oraya gelicek, kesin gelicek, hep gelir zaten. ceza sahasına vardığımda üstüm başım çoktan çamur olmuş bile, kaleci ön direkteyken top arka direğe doğru seke seke geliyor.. tam da benim olduğum yere! kalenin 6 metresi bomboş duruyor, top geliyor.. yanımda kimse yok.. seke seke gelen topa ters ayakla vuruyorum, top direk dibine gidiyor, gidiyooor veeeeee...
dışarıda!
önce seyircilerden bir kahkaha, yuuuhh sesleri, arkasından yedek kulübesinden küfürler kulağıma kadar geliyor. kaleye sırtımı dönüyorum. sırıtıyorum. takım arkadaşlarım görüyor beni. şu sürekli kazık atmaya çalışanlar hani. hala sırıtıyorum ben. yürüye yürüye pozisyon almaya gidiyorum. iki dakika sonra maç bitiyor. mağlup oluyoruz. soyunma odasına giriyorum, kimse suratıma bakmıyor. ben de kimseye bakmıyorum zaten. sorun değil. üstümü değiştirip, çantamı alıp çıkıyorum. bir daha da takımda oynamıyorum.
(bkz: suleyman youla) *.
(bkz: marjinal futbolcu)
rakip takım için sevindiricir , ayrıca golü kaçıran oyuncu içinde sevindirici olabilir.
hakemin ofsayt bayrağını fark edip ferahlık basar içini.
hakemin ofsayt bayrağını fark edip ferahlık basar içini.
(bkz: daniel gonzalez güiza)
sut 18 icinden vuruluyorsa daha buyuk olan basaridir. bunlara odul de vermek lazim gelir. bu tiplere halk arasinda ' yamih ' * denir.
güncel Önemli Başlıklar
