bugün
- nervio'nun asıl benzediği ünlü10
- pirizade ismed molla balizade kafadumanevi5
- evi arsayı satıp faizle her ay 120 gr altın alıyom6
- taksim delisi cenk5
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı15
- allah vardır diyenlerin hiçbir kanıt gösterememesi15
- anın görüntüsü24
- kabak tatlısını sevenler8
- nat rothschild4
- kihkih yuzır2
- kafanın çok büyük olması8
- dizi sektöründeki maliyet krizi16
- erecto kral reyiz3
- ismet gurbuz 20244
- bir sözlük yazarını kerhaneye götürmek3
- 20043
- göksel in memeleri3
- boyun ağrısı2
- 1 doların 50 tl olması3
- fenerbahçe11
- oğuz tezmen2
- ismed ibni semiz cincihocaevi efendi2
- hoşlanılan kızın ayağınızı yalamak istemesi7
- android için televizyon uygulaması yapılmalı2
- kimse beslenmesine dikkat etmiyor2
- nervio'nun gerçek yüzü4
- 8 kasım 2026 rizespor erzurumspor maçı4
- allah vardır diyenlerin kanıtları2
- elektrik2
- nervio34
- elmas bey birader dönsün2
- barış alper yılmaz4
- devlet2
- ismet gürbüz sözlüğü nasıl keşfetti6
- en sevilen ibrahim tatlıses sözleri6
- anelka alex tuncay hooijdonk dörtlüsü6
- ülkücü erkek ermeni kız aşkı10
- bafra pidesi3
- halef dizisinin final yapması2
- yalnız çirkin asosyal erkek5
- bırak kolumu acıtıyorsun4
- askerde cinsel ihtiyaçlar nasıl gideriliyor6
- alanyaspor2
- birçok kadın evliliğini eskort hizmeti gibi yapıyo3
- 2019 tasarımı4
- kaan girgin'in son hali2
- otomobilin üstünde uyuyakalan adam6
- duygu özaslan6
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı23
- bir can kurtaran tüm insanları kurtarmış gibi olur2
böyle bitti. o kadar bitti ki, adının ne olduğunu bile bilemedik.
her günün aynısı yoluna koyuldum. ne özel bir kıyafet, ne de sigaram farklıydı. aynı mekanda oturacak, aynı kahveleri içecektik yine. bardaktan damladı yol sanki. yaralar tazeyken acımazmış hani; farkında bile değildik neyi adımladığımızın. oturduk masamıza. iki medeni insan portresi çizmeye çalışıyorduk ki, iyi çalışamamışız rolümüze. içi yanıyordu onun, tersliyordu hep. bense daha önce kusmuştum fazlalığımı. zihnim merhamet, fikrim sevgi kırıntısı olup uçmaya çalışıyordu bedenimden. onun sözleriyse bir sapan, bir ruh kemirgeni belki.
aynı ayakkabılarını giymişti. küçücük ayaklarını daha da çocuk gibi gösterenlerden. rujunu küçük bir kız çocuğunun annesinden çalıp sürdüğü ilk kırmızı ruj gibi sürmüş. gözleri; gözleri bir tek orada değildi. baksa fikrimde cern'ü inşa edecek, zihnimde bigbang'i patlatacaktı. biliyordu elbet. o gün tam olarak o masada otururken, boşanmak üzere olan kadın olmalıydı; oldu da. çıkardığım iki sayfa kağıt parçası vardı. dalga geçer gibi iki sayfa. üzerinde birbirimiz için iki lanet karşılaşma, evlilik kurumunun yüz karaları, yeterki uzaklaşsın benden beş kuruş istemiyorum, kurtarın beni bundan yazılı iki sayfa. imza bekliyordular, rehinenin fidyesi gibi. verdik. o an güneş çekildi kabuğuna, biri yıldızların hepsini saçılmamacasına bir daha gökyüzüne, topladı çantasına. oksijeni emen birşey vardı o an masada. boğuluyorduk. suçlu bulunmuştuk ev-lenmekten, ev olmaktan yüreklerimize. kangren bir uzvu keser gibi; kalktık masadan. bir daha asla iki kişilik yer kaplayamayacağımız o masadan.
ölüm fermanımızı vermeden önce cellatlara, başka bir yerde oturduk. gözlerini gördüm. o da benimkileri biçti. gözlerini görmeseydim, inanırdım tüm söylediklerine. inanırdım tüm bitti dediklerine. cebimizde başka kelimelerimiz kalmamıştı silahımıza sürecek. sustuk. durup dururken tebessüm etmekti o an, buluşunca gözlerimiz. son hesap ödeme kavgamızı yaptık. son kez yine ben kazandım. yürüdük celladımıza doğru. bizi bekliyor gibiydiler. ne olduğunu bile anlamadan gün verdiler. gidin, beş günlük ömrünüz kaldı dediler. gittik biz de. şimdi ayrılacağımız durağa kadar sürülmesi gereken bir yol vardı önümüzde. o bitmeyecek lanet yol.
asalak gibi yapıştı üzerimize susmak. kanımızı emiyor, konuşturmuyordu. gözler; allahın cezası gözler, birbirine prangalı gibi kaldılar öylece. ta ki sağanak başlayana kadar. biriktirilmiş tüm bozukluklar tümlendi, düştüler yırtığından kirpiklerimizin. son kez kavga ettik. son kez "ben daha çok seviyorum" kavgası. konuşmadan. susarak. bir sonraki hareketini ezbere bildiğimiz dudaklarımız oynadı tiradını, ölüm sessizliğiyle; "seni seviyorum", "ben daha çok", "hayır ben".
yüzüğümü taktığım parmağım kesilecekti bir haftaya. son kez dokunsun isterdim kocasıyken sahip olduğum ellere, değişmeden. öyle yaptı. uçurumdan düşerken yakalanan bir el gibi. son durağa geldik. o en uzun olanı. birazdan anons gelecekti. idamdan önceki son anonsu bekliyorduk, son görüşün bittiğini söyleyen. son isteklerimiz soruldu. yüreğimiz yorgundu çok, dudaklarımız konuştu. fısıldayarak birbiriyle. geriye kalan bir tek kapının ayırabildiği ellerimizdi. son sözümdü: "sakın arkana bakma, yoksa bırakmam". bakmadı, bakamadı...
her günün aynısı yoluna koyuldum. ne özel bir kıyafet, ne de sigaram farklıydı. aynı mekanda oturacak, aynı kahveleri içecektik yine. bardaktan damladı yol sanki. yaralar tazeyken acımazmış hani; farkında bile değildik neyi adımladığımızın. oturduk masamıza. iki medeni insan portresi çizmeye çalışıyorduk ki, iyi çalışamamışız rolümüze. içi yanıyordu onun, tersliyordu hep. bense daha önce kusmuştum fazlalığımı. zihnim merhamet, fikrim sevgi kırıntısı olup uçmaya çalışıyordu bedenimden. onun sözleriyse bir sapan, bir ruh kemirgeni belki.
aynı ayakkabılarını giymişti. küçücük ayaklarını daha da çocuk gibi gösterenlerden. rujunu küçük bir kız çocuğunun annesinden çalıp sürdüğü ilk kırmızı ruj gibi sürmüş. gözleri; gözleri bir tek orada değildi. baksa fikrimde cern'ü inşa edecek, zihnimde bigbang'i patlatacaktı. biliyordu elbet. o gün tam olarak o masada otururken, boşanmak üzere olan kadın olmalıydı; oldu da. çıkardığım iki sayfa kağıt parçası vardı. dalga geçer gibi iki sayfa. üzerinde birbirimiz için iki lanet karşılaşma, evlilik kurumunun yüz karaları, yeterki uzaklaşsın benden beş kuruş istemiyorum, kurtarın beni bundan yazılı iki sayfa. imza bekliyordular, rehinenin fidyesi gibi. verdik. o an güneş çekildi kabuğuna, biri yıldızların hepsini saçılmamacasına bir daha gökyüzüne, topladı çantasına. oksijeni emen birşey vardı o an masada. boğuluyorduk. suçlu bulunmuştuk ev-lenmekten, ev olmaktan yüreklerimize. kangren bir uzvu keser gibi; kalktık masadan. bir daha asla iki kişilik yer kaplayamayacağımız o masadan.
ölüm fermanımızı vermeden önce cellatlara, başka bir yerde oturduk. gözlerini gördüm. o da benimkileri biçti. gözlerini görmeseydim, inanırdım tüm söylediklerine. inanırdım tüm bitti dediklerine. cebimizde başka kelimelerimiz kalmamıştı silahımıza sürecek. sustuk. durup dururken tebessüm etmekti o an, buluşunca gözlerimiz. son hesap ödeme kavgamızı yaptık. son kez yine ben kazandım. yürüdük celladımıza doğru. bizi bekliyor gibiydiler. ne olduğunu bile anlamadan gün verdiler. gidin, beş günlük ömrünüz kaldı dediler. gittik biz de. şimdi ayrılacağımız durağa kadar sürülmesi gereken bir yol vardı önümüzde. o bitmeyecek lanet yol.
asalak gibi yapıştı üzerimize susmak. kanımızı emiyor, konuşturmuyordu. gözler; allahın cezası gözler, birbirine prangalı gibi kaldılar öylece. ta ki sağanak başlayana kadar. biriktirilmiş tüm bozukluklar tümlendi, düştüler yırtığından kirpiklerimizin. son kez kavga ettik. son kez "ben daha çok seviyorum" kavgası. konuşmadan. susarak. bir sonraki hareketini ezbere bildiğimiz dudaklarımız oynadı tiradını, ölüm sessizliğiyle; "seni seviyorum", "ben daha çok", "hayır ben".
yüzüğümü taktığım parmağım kesilecekti bir haftaya. son kez dokunsun isterdim kocasıyken sahip olduğum ellere, değişmeden. öyle yaptı. uçurumdan düşerken yakalanan bir el gibi. son durağa geldik. o en uzun olanı. birazdan anons gelecekti. idamdan önceki son anonsu bekliyorduk, son görüşün bittiğini söyleyen. son isteklerimiz soruldu. yüreğimiz yorgundu çok, dudaklarımız konuştu. fısıldayarak birbiriyle. geriye kalan bir tek kapının ayırabildiği ellerimizdi. son sözümdü: "sakın arkana bakma, yoksa bırakmam". bakmadı, bakamadı...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com