bugün

/636
durduk yere insani alip goturen, bulutlarin ustune cikaran bos ve tatli hayaller kurduran sonra cikardigi bulutlarin ustunden insani bir anda yere vuran engellenemez tatli ama kotu, aci ama istenen duygudur.
çok sikici bir şeydir. hayır türkçe karakter kullanabiliyorum.
bir tanım getirmekten her zaman tiksindiğim kavramdır.
pes etmek için onca sebep olduğu zamanlarda bile,
hayata en acımasız, en "boşverci" bakanlar için bile,

insanın yaşama sıkı sıkı tutunma sebebi, varolma umududur...

(bkz: üç harfliler)
son ders aşk ve üniversite filmi cevap veriyor buna;

'bir kişinin dünyanın geri kalanından daha önemli olması' diyordu senarist.
herkesin "inanarak" gerçek yaptığı bi yalandır.
"Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
işte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
içine doğdu belki de
işte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım."
"Sırtımda çıplak
Islak nefesin
Bi gidip bi geliyor

Biz senlen yatmıyoruz ki
Yaşamıyoruz da
Hep yarışıyoruz
Sen mi ben mi
Önce kim
Ölümü öldürecek diye."
"hayallerinde yarattığın idealin daha da çoğalmasi içinde
ve büyüyen onca kederin içine katıldikça yine de kirlenmeyen
anlatılınca eksilcek diye korkulan
ve hep imkansizlastikça çözünen içinde
büyüdükçe isgale baslayan beyninde
ve ağlamanın güzelligini öğreten
ama yine de acimasizligini hiç esirgemeyen

hep eksik söylenen
yasansa da bitmeyen
yetmeyen
sen..."
o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.

dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer

yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.

korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

o kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.

çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.

su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

o büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

o kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

inanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.

gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...

evet sevgili,
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer.
(bkz: #7646256)
insani bi dürtü.
aşk yaz sıcağında yüzü yıkadıktan sonra ıslak yüzle vantilatör karşısına geçmeye benzer. gözünü kapatıp hafifçe gülümsersin, ıslak yüze gelen serinliği hissettikçe. sonra vantilatör birden kapanır gözünü açarsın, her şey biter. *
korkmamaktır, hiçbir şeyden. ama,

bir rüya görürsün, sevdiğin aşık olduğun kişi tehlikededir. ona zarar gelecektir. elin ayağın dolaşır rüyada. atlarsın önüne, yersin gelen zararı sonucu herneyse bir gram tereddüt etmeden, çekinmeden, düşünmeden.

uyanırsın, kalbin çarpar anlamlandıramadığın kadar hızlı bir şekilde. korkmuştursun iliklerine kadar, götün de açık değildir, burnunun direği sızlar, "ya birşey olsaydı?" diye sorarsın kendine rüya bile olsa.

budur aşk.
Önce sevdiğine portakalı soyup başucuna koyduktan sonra paso yalan uydurmaktır.
portakal soyupta kokusunu alamamak gibidir. sona doğru koca bir dilimini bir seferde yemeye çalışmaya benzer, tadı hoş değildir, belki de hoştur da boğulma riskini düşünürsün o an.
(bkz: merak etme)
(bkz: değmez)
çok sevildiğinde ilahi aşka dönüşecek olan akla aykırı gönül eylemi.
"-ki hangi taşı kaldırsam, başı yarılmış olurdu ertelenmiş bir aşkın"

sıfırı bulunduğunda, değeri bilmesi gereken olgudur.
istenmediğini anlamayacak kadar aptal olmaktır.
insanın kendi bilinci ve hayal gücü ile iç dünyasında yaşadığı duygudur. bu ikilemden dışarı çıkmaz. madde hali onun, dış dünyaya aktarmak için kılıfa sokulmaya çalışılan şeklidir. örneğin; bir kadına aşık olmak, bir sanata aşık olmak...
gece yatmadan önceki son şey. sabah uyandıgındaki ilk şeydir.
tenha bir sokaktan geçmek.
aşk vücut kimyasının değişmesi halidir...
realist değil, sürrealisttir...
rasyonel değil, romantiktir...
aynı zamanda bir verme halidir...
Ararsın bulamazsın. Hiç beklemediğin bir anda kapını çalar. Seni çok mutlu da eder perişanda. Ancak duyguların en yücelerindendir. Bir beden de iki insan olursun bir anda. 4kulağınız olabilir veya 4 gözünüz. 2 burnunuz olabilir ve 2 ağzınız da. Ancak tek kalbiniz vardır...
mutlu uyanmaktır.
© copyright 2005 - 2026