bugün
- onca puan alıp memur olunca 12 saat çalışmak12
- aleksey batrakov26
- arda güler'in 4 kasim 2026 aek kadrosunda olmaması3
- emre belözoğlu8
- ilkokulda dayak yemiş efsanevi nesil17
- doların 50 tl olması9
- galatasaray ın en başarılı türk takımı olması2
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- tanımadığı kadına tokat atan adam19
- ulu önder tektir o da hz muhammeddir11
- fenerli yazarların ortalarda gözükmemesi2
- cezaevine özenen gençler3
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı25
- queen ravennanın aşırı güzel olması14
- lights out2
- sözlük kürdü55
- iskilipli atıf hoca20
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı20
- nükleer bomba7
- kırıkkaleli olmak istemek8
- netflix2
- kablosuz mouse13
- almanyada doğanlar alman vatandaşı mı6
- 26 ekim 2026 fb'nin cimbom'a döşeyeceği boru2
- arap götü9
- 394
- favlayan yazarın asıl amacı12
- abdullah öcalana'ın yeni konutuna taşınması20
- her gün 1 litre kola içersek ne olur10
- dedenize sahip çıkar mısınız6
- yagmurcu çık açıkla7
- traveler of secret moments tarzı enrty girmek13
- ismail kartal13
- flört etmeme ilkesi4
- cadılar bayramı kutlayan gerizekalı türkler30
- durkheimın intihar teorisi7
- millette manyak para var19
- damla sakızlı muhallebi4
- eski uzun kış gecelerinde anlatılan yaratıklar4
- canın edirne ciğeri tavası çekmesi4
- sürekli çalışmak zorunda olmamız8
- yazarların akşama dair planları7
- anın görüntüsü31
- hayırlı ramazanlar uludağ sözlük3
- sözlükteki galatasaraylı yazarlar4
- kale3112 tarzı entry girmek7
- atatürk düşmanı5
- sözlük dedeleri5
- fon krizi kimin üstüne yıkılacak19
- hoşlanılan kızı başkasının favlaması8
başlığa girince tam öküz olduğumuzu anlıyorum.
koca bir azman dede için 1 entry mi var yani ?
harbi öküzlük bizde millet.
koca bir azman dede için 1 entry mi var yani ?
harbi öküzlük bizde millet.
Balıkesir`de son gömdüğümüz Çanakkale gazisi ivrindi'nin Mallıca köyünden 104 yaşında Azman Dede idi. Gençliğinde iki metreyi aşkın boyu dev görünümüyle insan azmanı sayılmış herkes ona azman demeye başlamış, soyadı kanunu çıkınca da Azman soyadını almıştı. Esas ismi adeta
unutulmuştu. Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca köyü kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları ağır işitiyordu. Köylülerden biri yardımcı oldu. Benim sorduklarımı kulağına bağıra bağıra söyledi. Onun sesine alışkın olduğundan anladı. Sordukları mı cevapladı. Söz Çanakkale`ye geldiğinde o koca ihtiyar sarsıla sarsıla, hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı. Kendi zor duyduğu için kan çanağına dönen gözleriyle bize de duyurmak için bağıra bağıra anlatmaya başladı:
-"Bir hücum sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı siperleri takviye
için istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alınmış gencecik insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta üç-dört asker vardı ki hemen dikkatimizi çekti. Bölüğü düzene soktum. Yüzbaşı gelenlerle tek tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor, sabah yapılacak olan süngü hücumuna hazırlıyordu Sıra o çocuklara geldiğinde, o cıvıl cıvıl şarkı söyleyerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular. Yüzbaşı sordu; "Yavrum siz kimsiniz?",içlerinden biri; "Galatasaray Mektebi Sultanisi talebeleriyiz Vatan için ölmeye geldik!.." diye cevap verdi. Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim. "Mermi böyle basılır. Tüfek şöyle tutulur. Süngü böyle takılır. Düşmana şöyle saldırılır!.." diye. Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay ışığında sabaha kadar talim yaptık. Gün ışımadan biraz dinlensinler diye siperlere girdik. Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca hep yaptıkları gibi düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladılar. Yer gök top sesleriyle inliyordu. Her mermi düştüğünde minare gibi alevler yükseliyor birgün önce ölenlerin kol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden ıslık çalarak geçiyordu. Siperler toz duman içinde kalmıştı. Bir ara yüzbaşı "Azman yandık!.." diye siperin köşesini işaret etti. O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan o çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tir tir titriyorlardı. Çocuklar harbin gerçeği ile ilk defa karşılaşıyorlardı. Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı yandık demekte haklıydı. Muharebede bir ürküntü panik meydana getirebilirdi. Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye başladı!..
Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı
Al sancağı teslim etti Allah'a ısmarladı
Boş oturma çalış dedi hizmet eyle vatana
Sütüm sana helal olmaz saldırmazsan düşmana
Baktım hemen biraz sonra ona bir arkadaşı daha katıldı.
Biraz sonra biri daha... Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha
söylüyorlar.Avaz avaz!.. Gözleri çakmak çakmak... Hücum anı geldiğinde
hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış
dişler kenetlenmiş bekliyorlardı. O an geldi. Birden yüzbaşı
"Hücum!.."diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden
fırladık. işte tam o anda, tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden
fırlayıverdiler. işte o an. Tam o an bir makinalı yavruları biçiverdi.
Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler. Onların o gül gibi yüzleri
gözümün önünden gitmiyor. Hiç gitmiyor!.. işte ben ona ağlıyorum, o
çocuklara ağlıyorum!.."Azman dede ağlıyordu. Ben ağlıyordum. Kahvede kim
varsa ağlıyordu. Kahveci gözyaşları içinde bize çay getirdi. Eğildi;"Azman
dede hep ağlar. Niye ağladığını bugün ilk defa anlattı." dedi. *
*C. Bayar Üniversitesi Öğrenci Konseyi'nin hazırladığı Çanakkale adlı
kitapçıktan.** *
unutulmuştu. Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca köyü kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları ağır işitiyordu. Köylülerden biri yardımcı oldu. Benim sorduklarımı kulağına bağıra bağıra söyledi. Onun sesine alışkın olduğundan anladı. Sordukları mı cevapladı. Söz Çanakkale`ye geldiğinde o koca ihtiyar sarsıla sarsıla, hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı. Kendi zor duyduğu için kan çanağına dönen gözleriyle bize de duyurmak için bağıra bağıra anlatmaya başladı:
-"Bir hücum sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı siperleri takviye
için istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alınmış gencecik insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta üç-dört asker vardı ki hemen dikkatimizi çekti. Bölüğü düzene soktum. Yüzbaşı gelenlerle tek tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor, sabah yapılacak olan süngü hücumuna hazırlıyordu Sıra o çocuklara geldiğinde, o cıvıl cıvıl şarkı söyleyerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular. Yüzbaşı sordu; "Yavrum siz kimsiniz?",içlerinden biri; "Galatasaray Mektebi Sultanisi talebeleriyiz Vatan için ölmeye geldik!.." diye cevap verdi. Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim. "Mermi böyle basılır. Tüfek şöyle tutulur. Süngü böyle takılır. Düşmana şöyle saldırılır!.." diye. Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay ışığında sabaha kadar talim yaptık. Gün ışımadan biraz dinlensinler diye siperlere girdik. Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca hep yaptıkları gibi düşman gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladılar. Yer gök top sesleriyle inliyordu. Her mermi düştüğünde minare gibi alevler yükseliyor birgün önce ölenlerin kol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden ıslık çalarak geçiyordu. Siperler toz duman içinde kalmıştı. Bir ara yüzbaşı "Azman yandık!.." diye siperin köşesini işaret etti. O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan o çocuklar siperin bir köşesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tir tir titriyorlardı. Çocuklar harbin gerçeği ile ilk defa karşılaşıyorlardı. Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı yandık demekte haklıydı. Muharebede bir ürküntü panik meydana getirebilirdi. Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye başladı!..
Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı
Al sancağı teslim etti Allah'a ısmarladı
Boş oturma çalış dedi hizmet eyle vatana
Sütüm sana helal olmaz saldırmazsan düşmana
Baktım hemen biraz sonra ona bir arkadaşı daha katıldı.
Biraz sonra biri daha... Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha
söylüyorlar.Avaz avaz!.. Gözleri çakmak çakmak... Hücum anı geldiğinde
hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış
dişler kenetlenmiş bekliyorlardı. O an geldi. Birden yüzbaşı
"Hücum!.."diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden
fırladık. işte tam o anda, tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden
fırlayıverdiler. işte o an. Tam o an bir makinalı yavruları biçiverdi.
Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler. Onların o gül gibi yüzleri
gözümün önünden gitmiyor. Hiç gitmiyor!.. işte ben ona ağlıyorum, o
çocuklara ağlıyorum!.."Azman dede ağlıyordu. Ben ağlıyordum. Kahvede kim
varsa ağlıyordu. Kahveci gözyaşları içinde bize çay getirdi. Eğildi;"Azman
dede hep ağlar. Niye ağladığını bugün ilk defa anlattı." dedi. *
*C. Bayar Üniversitesi Öğrenci Konseyi'nin hazırladığı Çanakkale adlı
kitapçıktan.** *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar