bugün
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı25
- her biji amed5
- amed sporlu bir kızı hoplatmak6
- amedspor'un süper ligin lideri olması13
- trabzonspor'un amedspor'u lider yapması3
- lilith fahişe mi sorunsalı3
- dualarımız bu akşam beşiktaş ile10
- askerde sahip olunan en büyük lüks17
- ne mutlu türküm diyene3
- z kuşağı kızlarının escort gibi olması7
- habire1219
- 20 eylül 2026 fenerbahçe eyüpspor maçı12
- muhteşem yüzyıl3
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı36
- galatasaray'ın fb den ikinciliği de alması2
- meriç keskin3
- türkiye türklerindir3
- delilik3
- düzensizlik2
- eski sevgilinin unutulmayan özellikleri2
- sarışın kızlar4
- 0 0 719
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri52
- uçan arabalar neden çıkmadı3
- hiç fuhuş yaptınız mı6
- size göre akp'nin en büyük ihaneti hangisi14
- vedat muriqi5
- sözlüğün canlandırılması için yapılması gerekenler2
- camilerin propaganda üssüne dönüşmesi15
- kabe de filistin bayrağının yasaklanması11
- kuzu eti2
- kadınların araba kullanırken yapamadıkları şeyler2
- üniversite okumak3
- aret vartanyan3
- evli kadına kocan çok şanslı demek4
- sözlükteki sinsi köpekler8
- fırın sütlaç2
- true ile sevişmek5
- sıfır atık vakfı11
- laik ülkeyi dinciler yönetirse14
- mason greenwood4
- hepinizi karim yapacam olum2
- sudekiray4
- sözlüğün aptal kaynaması5
- yalnız yaşayan erkek özellikleri7
- fotomen3
- kardeşler araştırma2
- koca koca adamların stanley termosla gezmesi9
- kadir inanır'ın mirası8
- atatürk diyor ki6
"Cumhuriyet dönemi entelektüel yaşamının Caniler Çağı başlığı altında incelenebileceğini düşünüyorum. Gerçekten de manen ve maddeten ne çok insana kıyılmıştır. Yüklendiği, yüklenmek zorunda olduğu işlev dolayısıyla her tür iktidara karşı olan aydın, daima marjinalde yaşamak zorunda kalmıştır. Bu muhalif kimlik, ömrünü 'cadı avları'ndan kaçmaya çalışmakla geçirmiştir Türkiye'de." *
Toplumsal barışı ve huzuru istemeyenlerin egemen olduğu uzun bir dönemden geçiyoruz. Dayatmalar altındaki kitlelerin yaşam alanı iyice daraldı. Karlı dağ başlarında aç kalan kurtların doğal yapıları gereği ölümü göze alarak köylere inmeleri gibi, uygarlığı ve vahşeti aynı özde barındıran tüm dayanaklarını yitirmiş insanın da ölüme meydan okumasının tanıkları oluyoruz bu günlerde; kapkaç çetelerinin, diplomalı banka soyguncularının, henüz insan olamamış canilerin vb. lerinin yarattıkları tufanlar midemizi bulandırıyor. Düşleri, düşünceleri, işleri, aşları ve soluklandığı havaları elinden alınanların "insan" kimliğine kavuşmak adına savaşmalarıdır bu durum biraz da. Elli yıldır birbiri ardına gelen kuşakların kirli hesaplara alet edilerek harcanmasının hayat tarafından hesabının sorulmasıdır.
Zamanın her kıvrımında yaşamı felç eden egemen gücün, ortaçağdan günümüze dek getirdiği kurban ve köle kavramları işlerliğini koruyor ne yazık ki. Giyotinin yerini darağaçları, elektrikli sandalyeler, zehirli iğneler, gaz odaları vb. nesneler alırken, hiçbir savunması olmayanların tepelerine kara bulutlar gibi çökülerek tekme tokat katledilmelerini de hesaba kattığımızda ne kadar "insan" olunabildiği gerçeği ortaya çıkıyor. Emeklerinden başka satabilecekleri hiçbir şeyleri olmayanların köşebaşlarında tacirleri bekleşmelerini göz önüne getirdiğimizde de "kölelik"in anlam bakımından aynı olan biçimiyle karşılaşıyoruz. Eğitim ve aydınlanma hakları ellerinden alınanların bulduğuyla yetinmeye ve şükürcülüğe şartlandırılmalarının akla hayale sığmayan yöntemlerine tanık oluyoruz. Bu bağlamda bir örnek olabileceği düşüncesiyle, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın 20.8.1985 gün ve 6007 sayılı emriyle, ilk etapta otuz bin adet bastırılarak ülkemin okullarına (özellikle bütün öğretmenlerin okuması öngürelerek) dağıtılan Yaradılış Modeli isimli kitaptan söz etmek istiyorum. Amerika, Yaratılışı Araştırma Enstitüsü bilim üyeleri tarafından oluşturulan bu kitap, yedi doçentimiz tarafından Türkçe'ye çevrilerek evrime ilmi bir alternatif olarak, yaratılışı öğretmek adına ve önemli bir kaynak kitap savıyla ülkemin okullarına ivedilikle ve parasız olarak dağıtılmıştır. Bu noktada dağıttıranın bizden olmayışını, dağıtanınsa bizler tarafından seçilmiş olmalarını göz önüne getirin lütfen! Adından da anlaşılacağı üzere kitap, ilahiyatın ipine daha çok sarılmamızı önermekte ve "bu eğitim sistemi, yalnız Hristiyan ve Yahudi inançlarına muhalif olmayıp, aynı zamanda, çok kişinin de kabul ettiği gibi, sağlıklı bir cemiyetin ve gerçek ilmin de düşmanıdır" söylemiyle akılların duru ışığını okul sıralarında karartarak, yüzyıllarca sürecek sömürülere taban oluşturmaktadır. Doğanın bir türevi olması dolayısıyla sınırsız özgürlüklere layık olması gereken insan aklına bakın nasıl kilit vuruluyor:
"Yeryüzüne selamet getirmeğe geldim sanmayın; ben selamet değil, fakat kılıç getirmeğe geldim." **
"Fikrinde bile krala sövme ve yatak odanda zengine sövme çünkü göklerin kuşu sesi taşır ve kanatları olan sözü bildirir. Çok kitaplar yapmanın sonu yoktur ve çok okumak beden yorgunluğudur." * *
"Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel nimetlerden gizlice ve açıkca sarfeden kimseyi misal gösterir: Hiç bunlar eşit olur mu?" *
Kılıçtan, kraldan yana olan ve kölelik kavramının varlığından hoşnutluk duyan bir güç, adı ne olursa olsun tedirgin etmiyor mu sizi? Sonsuz ya da sınırsız evrene ve topraktaki kımıltıya dair aklımızı hayata sokmak yasaklanıyor. Durağan bir düşüncenin etrafında binlerce yıldır yorumlanagelen fikirleri incelediğimizde hep aynı söylemle buluşuyoruz: Korku. Biz ısrarla hayatın yenilendiğini söylerken, yinelendiğinde ısrar ediyor onlar. Biz ömrümüzü ganimet bilip adam gibi yaşamak isterken "hep bana rab bana" diyor onlar. Parçanın bütünü yönetebileceğini görmezden geliyorlar. Düşüncenin sınır tanımayan yükselişini engellemek isteyenlerin, ideal toplum düzeni ve kalkınma yöntemlerini haremlik-selamlıkta arayanların, cinsiyete göre ayrılmış plajlarda namaz saatlerini anımsatan aygıtlarla ve abdest almayı kolaylaştıracak buluşlarla yeni bir toplum yaratacakları iddiasında olanların çıkarları uğruna saf değiştirdiklerinin tanıkları olmasak, bu da bir düşüncedir deyip saygı duyacağız belki. Hayatın bilgisi "kokla beni" diyen güçlü çekim alanına sahip zehirli çiçeklerin varlığını anlatıyor bize. Bu bilgiden uzak kalındığı sürece kulluğun ve köleliğin görünmez zincirleri dolanıyor boynumuza. içerden ve dışardan koca bir coğrafya insanıyla talan ediliyor. Bu bağlamda TV'lerde yapılan açık oturumları göz önüne getirelim bir an; adamların "ne varsa içinde var" diye önerdiklerini enine boyuna, derinliğine incelediğimizde kayıtsız şartsız teslim olma önerisiyle karşılaşıyoruz. Öyle ki insanın doğa vergisi düşüncesi "günah" sayılıyor. iletişim araçlarının çığırtkanlığı çamaşır yıkar gibi yıkıyor beyinleri. Söylevlerde özgür akıldan,düşten, düşünceden söz edeni duydunuz mu? Bütün önerilerde ya tanrının ya da egemen gücün sultasında yaşamamızın gerekirlilik olduğu vurgulanıyor.
"Çocukların oyunlarını akıl ve mantığa uydurmaya kalkışmak nasıl saçma bir hareketse, dinleri de batıl inançlardan temizlemeye kalkışmak o derece büyük bir deliliktir" Sanata, bilime, felsefeye uzak tutulan çoğunluğun son yirmibeş yıl içinde doğan çocuklarına "furkan" isminin konulmasına çok güzel zeminler hazırlandı. Yaklaşık otuz yıl önce Cumhuriyetin tam bağımsızlık ilkesine sahip çıktıkları için idam sehpalarına gönderilen gençleri düşündükçe içim yanıyor. Özgür düşüncenin ne olduğunu bütün yalınlığıyla kalabalığa anlatan, dostu düşmanı açık seçik tanıtan sanatçılar, bilim adamları, gazeteciler kim vurduya götürüldü, götürülüyor. Suçluların hemen yakalanacağına dair atılan nutukların ardından geçen yıllar, aydınlanma düşmanlarını tanımamıza fırsat veriyor gerçekte. Kapitalist ülkelerin, çok uluslu şirketlerin ve uluslararası bankacılık sistemlerinin ellibeş yıldır uygulattığı istikrar paketleriyle vardığımız liman şimdilik burası... *
Toplumsal barışı ve huzuru istemeyenlerin egemen olduğu uzun bir dönemden geçiyoruz. Dayatmalar altındaki kitlelerin yaşam alanı iyice daraldı. Karlı dağ başlarında aç kalan kurtların doğal yapıları gereği ölümü göze alarak köylere inmeleri gibi, uygarlığı ve vahşeti aynı özde barındıran tüm dayanaklarını yitirmiş insanın da ölüme meydan okumasının tanıkları oluyoruz bu günlerde; kapkaç çetelerinin, diplomalı banka soyguncularının, henüz insan olamamış canilerin vb. lerinin yarattıkları tufanlar midemizi bulandırıyor. Düşleri, düşünceleri, işleri, aşları ve soluklandığı havaları elinden alınanların "insan" kimliğine kavuşmak adına savaşmalarıdır bu durum biraz da. Elli yıldır birbiri ardına gelen kuşakların kirli hesaplara alet edilerek harcanmasının hayat tarafından hesabının sorulmasıdır.
Zamanın her kıvrımında yaşamı felç eden egemen gücün, ortaçağdan günümüze dek getirdiği kurban ve köle kavramları işlerliğini koruyor ne yazık ki. Giyotinin yerini darağaçları, elektrikli sandalyeler, zehirli iğneler, gaz odaları vb. nesneler alırken, hiçbir savunması olmayanların tepelerine kara bulutlar gibi çökülerek tekme tokat katledilmelerini de hesaba kattığımızda ne kadar "insan" olunabildiği gerçeği ortaya çıkıyor. Emeklerinden başka satabilecekleri hiçbir şeyleri olmayanların köşebaşlarında tacirleri bekleşmelerini göz önüne getirdiğimizde de "kölelik"in anlam bakımından aynı olan biçimiyle karşılaşıyoruz. Eğitim ve aydınlanma hakları ellerinden alınanların bulduğuyla yetinmeye ve şükürcülüğe şartlandırılmalarının akla hayale sığmayan yöntemlerine tanık oluyoruz. Bu bağlamda bir örnek olabileceği düşüncesiyle, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın 20.8.1985 gün ve 6007 sayılı emriyle, ilk etapta otuz bin adet bastırılarak ülkemin okullarına (özellikle bütün öğretmenlerin okuması öngürelerek) dağıtılan Yaradılış Modeli isimli kitaptan söz etmek istiyorum. Amerika, Yaratılışı Araştırma Enstitüsü bilim üyeleri tarafından oluşturulan bu kitap, yedi doçentimiz tarafından Türkçe'ye çevrilerek evrime ilmi bir alternatif olarak, yaratılışı öğretmek adına ve önemli bir kaynak kitap savıyla ülkemin okullarına ivedilikle ve parasız olarak dağıtılmıştır. Bu noktada dağıttıranın bizden olmayışını, dağıtanınsa bizler tarafından seçilmiş olmalarını göz önüne getirin lütfen! Adından da anlaşılacağı üzere kitap, ilahiyatın ipine daha çok sarılmamızı önermekte ve "bu eğitim sistemi, yalnız Hristiyan ve Yahudi inançlarına muhalif olmayıp, aynı zamanda, çok kişinin de kabul ettiği gibi, sağlıklı bir cemiyetin ve gerçek ilmin de düşmanıdır" söylemiyle akılların duru ışığını okul sıralarında karartarak, yüzyıllarca sürecek sömürülere taban oluşturmaktadır. Doğanın bir türevi olması dolayısıyla sınırsız özgürlüklere layık olması gereken insan aklına bakın nasıl kilit vuruluyor:
"Yeryüzüne selamet getirmeğe geldim sanmayın; ben selamet değil, fakat kılıç getirmeğe geldim." **
"Fikrinde bile krala sövme ve yatak odanda zengine sövme çünkü göklerin kuşu sesi taşır ve kanatları olan sözü bildirir. Çok kitaplar yapmanın sonu yoktur ve çok okumak beden yorgunluğudur." * *
"Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel nimetlerden gizlice ve açıkca sarfeden kimseyi misal gösterir: Hiç bunlar eşit olur mu?" *
Kılıçtan, kraldan yana olan ve kölelik kavramının varlığından hoşnutluk duyan bir güç, adı ne olursa olsun tedirgin etmiyor mu sizi? Sonsuz ya da sınırsız evrene ve topraktaki kımıltıya dair aklımızı hayata sokmak yasaklanıyor. Durağan bir düşüncenin etrafında binlerce yıldır yorumlanagelen fikirleri incelediğimizde hep aynı söylemle buluşuyoruz: Korku. Biz ısrarla hayatın yenilendiğini söylerken, yinelendiğinde ısrar ediyor onlar. Biz ömrümüzü ganimet bilip adam gibi yaşamak isterken "hep bana rab bana" diyor onlar. Parçanın bütünü yönetebileceğini görmezden geliyorlar. Düşüncenin sınır tanımayan yükselişini engellemek isteyenlerin, ideal toplum düzeni ve kalkınma yöntemlerini haremlik-selamlıkta arayanların, cinsiyete göre ayrılmış plajlarda namaz saatlerini anımsatan aygıtlarla ve abdest almayı kolaylaştıracak buluşlarla yeni bir toplum yaratacakları iddiasında olanların çıkarları uğruna saf değiştirdiklerinin tanıkları olmasak, bu da bir düşüncedir deyip saygı duyacağız belki. Hayatın bilgisi "kokla beni" diyen güçlü çekim alanına sahip zehirli çiçeklerin varlığını anlatıyor bize. Bu bilgiden uzak kalındığı sürece kulluğun ve köleliğin görünmez zincirleri dolanıyor boynumuza. içerden ve dışardan koca bir coğrafya insanıyla talan ediliyor. Bu bağlamda TV'lerde yapılan açık oturumları göz önüne getirelim bir an; adamların "ne varsa içinde var" diye önerdiklerini enine boyuna, derinliğine incelediğimizde kayıtsız şartsız teslim olma önerisiyle karşılaşıyoruz. Öyle ki insanın doğa vergisi düşüncesi "günah" sayılıyor. iletişim araçlarının çığırtkanlığı çamaşır yıkar gibi yıkıyor beyinleri. Söylevlerde özgür akıldan,düşten, düşünceden söz edeni duydunuz mu? Bütün önerilerde ya tanrının ya da egemen gücün sultasında yaşamamızın gerekirlilik olduğu vurgulanıyor.
"Çocukların oyunlarını akıl ve mantığa uydurmaya kalkışmak nasıl saçma bir hareketse, dinleri de batıl inançlardan temizlemeye kalkışmak o derece büyük bir deliliktir" Sanata, bilime, felsefeye uzak tutulan çoğunluğun son yirmibeş yıl içinde doğan çocuklarına "furkan" isminin konulmasına çok güzel zeminler hazırlandı. Yaklaşık otuz yıl önce Cumhuriyetin tam bağımsızlık ilkesine sahip çıktıkları için idam sehpalarına gönderilen gençleri düşündükçe içim yanıyor. Özgür düşüncenin ne olduğunu bütün yalınlığıyla kalabalığa anlatan, dostu düşmanı açık seçik tanıtan sanatçılar, bilim adamları, gazeteciler kim vurduya götürüldü, götürülüyor. Suçluların hemen yakalanacağına dair atılan nutukların ardından geçen yıllar, aydınlanma düşmanlarını tanımamıza fırsat veriyor gerçekte. Kapitalist ülkelerin, çok uluslu şirketlerin ve uluslararası bankacılık sistemlerinin ellibeş yıldır uygulattığı istikrar paketleriyle vardığımız liman şimdilik burası... *
Bunun adi Turkiye de Ataturk dusmanlari demektir. Sozlukte bir suru var bu eziklerden...
Aciyorum lan adamin kurdugu ulkede milyonlarca ataturk severin arasinda yasamak cok koyar bu ibnelere.
Bir de adamin karari ile gectigimiz latin alfabeleriyle yazmalara baharati...
Gerci bu or...punun evlatlari batiya bilime her firsatta cakarlar ama ellerinden de iphone u dusurmezler...
Ismi lazim degil biri anani s.kmek istiyorum dese seve seve analarinj da satar bu yavsaklar...
Aciyorum lan adamin kurdugu ulkede milyonlarca ataturk severin arasinda yasamak cok koyar bu ibnelere.
Bir de adamin karari ile gectigimiz latin alfabeleriyle yazmalara baharati...
Gerci bu or...punun evlatlari batiya bilime her firsatta cakarlar ama ellerinden de iphone u dusurmezler...
Ismi lazim degil biri anani s.kmek istiyorum dese seve seve analarinj da satar bu yavsaklar...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar