bugün
- ben aquila bicipite sorularınızı yanıtlıyorum25
- kızların sözlüğü erkek düşürmek için kullanması7
- sinirli kadını sakinleştirmenin yolları14
- gece yarısı çalan telefon4
- gammaz olmuşum13
- aquila bicipite8
- uysaljakoben20
- yüzüklerin efendisi abartılmış boktan bi filmdir3
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba7
- ilşkisini herkese anlatan kızlar4
- hiç evlenemeyecek gibi hissetmek4
- kadın mı erkek mi belli olmayan yazarlar21
- reha muhtar25
- minyon kadın siniri4
- osuruk kokusunun kalıcılık süresi6
- ayı saldırınca yapılması gerekenler10
- gecenin şarkısı4
- ses yakışıklılığı2
- gazlamak2
- sevgiliyle kavga etmek2
- benim başaklarımı görmek ister misiniz3
- toplu taşımaya binen kızın asıl amacı4
- gençler iş beğenmiyor3
- bizim delilere bakayım4
- bir kadına alınabilecek en güzel hediye7
- doğu perinçek vs kemal kılıçdaroğlu2
- kemal kılıçdaroğlu35
- semum3
- güzel ayaklar mevsiminin gelmesi9
- elit olmak için gerekenler13
- vajina peşinde yitip giden hayatlar3
- 1 litrelik cam şişe kola3
- yemek yemek mi güzel giyinmek mi5
- düşkün2
- strese girdiğinde vücudun verdiği garip tepkiler2
- yazarların 2005 yılı maaşları7
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet11
- şato3
- 1 milyon tl verseler 1 milyon tl yi alır mısınız5
- eski yazarların emekli yapılması5
- nur suresi 35 ayet2
- yeni yıkanmış kezo kokusu6
- müslümanlara kızıp islam dan soğumak4
- sözlük yazarlarına tavsiye4
- 20'li yaşlarınızın başları nasıl geçti6
- tinder eşleşmesinde ilk mesaj sorunu5
- üst üste sigara içip entry girmek4
- hayatı akışına bırakmak5
- günün şiirinden bir dize4
- şansımı sikeyim4
Mutfak lanetlenmiş bir gölgeyle yavaş yavaş kararmaktadır, adam kafasını yukarı kaldırır. Her tarafı salyalanmış ıslak ve yeşil dokusuyla, sanki cehennemden inen bir kıvırcık salata önüne çıkan her şeyi içine alıp sindirmek istercesine yaklaşmaktadır... Adam tezgâhın üzerindeki bıçağı alır ve yaratığı şaşırtarak ilk hamleyi yapar. Ölümcül kıvırcığı yakalar, sebze tahtasına bastırır ve doğramaya başlar. Yeşil, uğursuz kıvrımlar gafil avlanmıştır ve soğuk çeliğin her inip kalkışında çaresi olmayan kıtırtılarla doğrandıkça parçalanır. Her bir parça titreyerek tahtanın üzerine dağılır. Adam bir an soluklandığında, arkasından gelen başka bir tehlikenin keskin kokulu nefesini ve hırıltısını duyar. Arkasına bakar. Ölüm uyanmış, soğuk ve karanlık ininden çıkıp adeta yuvarlanarak üzerine gelmektedir. Birkaç tane vahşi taze soğanın birbirleri üzerinde dönerek kötücül devinimlerle ve bu dünyadan olmayan iğrenç hışırtılar çıkararak yaklaştığını son anda gören adam yana kaçar ve elindeki bıçağı sallar. Taze soğan iblislerinin beşi birden ortalarından ikiye ayrılarak çırpınmaya başlar...
Sadece bu kadar değil. Asit fışkırtan belalı limonlar, vıcık vıcık dokuları ve kırmızı vampir gözleriyle tombul birer zebaniyi andıran domatesler, vesaire... Böyle bir korku filmi yapıp, evdeki rol dağılımında görevleri salata yapmak olan erkeklere ithaf etmek isterdim. Bir korku filmi ille de tasarlanmış yaratıklar, gerçeküstü mekânlar ve özel efektler kullanmayı gerektirmiyor. Japon filmi 'Karanlık Sular' bize bir kez daha 'el yapımı ve katkısız' korkunun daha makbul ve daha irkiltici olabileceğini gösteriyor. Çocuk çantası, şemsiye ve küvet gibi son derece sıradan malzemeler bile sağlam bir öykü içinde irkiltici objelere dönüşebiliyor. Ve tabii ki içinde güvenle yaşadığımızı zannettiğimiz binaları da adeta birer oyuncu gibi kullanıp tekinsiz canavarlara dönüştürmek de bu korkunun iliklere kadar işlemesini sağlıyor.
Bir arkadaşım böyle bir korkunun pençesine düşmüştü. Her gece aynı saatlerde kaynağını bilemediği sinir bozucu adım sesleri duyuyordu. Ve çok daha derinlerden, sanki soğuk yeraltı mağaralarından yankılanan belli belirsiz akıl dışı kahkahalar. Ruh sağlığı öylesine bozulmaya başladı ki dış dünyayla olan tek bağlantısı sokak kapısının gözetleme deliği oldu. Üst üste kapanmış zincirler ve sımsıkı kilitler bile bu korkusunu gideremiyordu.
Gözetleme deliğinden baktığında yana kayıveren gölgeler beliriyordu dışarıda. Ve bir gün... Oturduğu apartmanın asansörü bozuldu. insanlar merdivenlerden inip çıkmak zorunda kaldılar. Komşular birbirleriyle karşılaştı. Tedirgin ve kaçamak bakışlar giderek baş hareketleriyle selamlaşmaya ve sonra merhabalaşmaya dönüştü... Şunu dedi arkadaşım. Korku aslında bilinmeyendir. Adama aslı astarı olmayan şeyleri hayal ettirir. Terlik sesleri bile kanını dondurur. Üst katımda her gece dolaşan hortlağın aslında serbest muhasebeci Adnan bey olduğunu bilsem niye korkayım ki...
CAN BARSLAN
Sadece bu kadar değil. Asit fışkırtan belalı limonlar, vıcık vıcık dokuları ve kırmızı vampir gözleriyle tombul birer zebaniyi andıran domatesler, vesaire... Böyle bir korku filmi yapıp, evdeki rol dağılımında görevleri salata yapmak olan erkeklere ithaf etmek isterdim. Bir korku filmi ille de tasarlanmış yaratıklar, gerçeküstü mekânlar ve özel efektler kullanmayı gerektirmiyor. Japon filmi 'Karanlık Sular' bize bir kez daha 'el yapımı ve katkısız' korkunun daha makbul ve daha irkiltici olabileceğini gösteriyor. Çocuk çantası, şemsiye ve küvet gibi son derece sıradan malzemeler bile sağlam bir öykü içinde irkiltici objelere dönüşebiliyor. Ve tabii ki içinde güvenle yaşadığımızı zannettiğimiz binaları da adeta birer oyuncu gibi kullanıp tekinsiz canavarlara dönüştürmek de bu korkunun iliklere kadar işlemesini sağlıyor.
Bir arkadaşım böyle bir korkunun pençesine düşmüştü. Her gece aynı saatlerde kaynağını bilemediği sinir bozucu adım sesleri duyuyordu. Ve çok daha derinlerden, sanki soğuk yeraltı mağaralarından yankılanan belli belirsiz akıl dışı kahkahalar. Ruh sağlığı öylesine bozulmaya başladı ki dış dünyayla olan tek bağlantısı sokak kapısının gözetleme deliği oldu. Üst üste kapanmış zincirler ve sımsıkı kilitler bile bu korkusunu gideremiyordu.
Gözetleme deliğinden baktığında yana kayıveren gölgeler beliriyordu dışarıda. Ve bir gün... Oturduğu apartmanın asansörü bozuldu. insanlar merdivenlerden inip çıkmak zorunda kaldılar. Komşular birbirleriyle karşılaştı. Tedirgin ve kaçamak bakışlar giderek baş hareketleriyle selamlaşmaya ve sonra merhabalaşmaya dönüştü... Şunu dedi arkadaşım. Korku aslında bilinmeyendir. Adama aslı astarı olmayan şeyleri hayal ettirir. Terlik sesleri bile kanını dondurur. Üst katımda her gece dolaşan hortlağın aslında serbest muhasebeci Adnan bey olduğunu bilsem niye korkayım ki...
CAN BARSLAN
güncel Önemli Başlıklar
