bugün
- moraliniz bozukken ne yapıyorsunuz13
- çağla idi20
- şiir yazan erkek16
- aklıma takılıyor5
- doymuyorum diye bağıran komşu5
- yediğiniz en ağır dayak5
- birini kırmadan nasıl iletişimi kesersiniz14
- yavaş araba kullanmanın daha tehlikeli olması8
- kadınları susturmanın en iyi yolu11
- 0 0 728
- ne oldu bana6
- aynı anda iki kişiye aşık olmak13
- sözlük kızlarının siteye fotoğraf atması17
- sevişmek istenen ünlüler10
- kız yeğen sahibi olmak5
- modacıyım ayağına kız tavlayan sözlük yazarı10
- özelden alet fotosu atan erkek yazar8
- çok bekar olan sözlük kızı9
- sözlükteki flört listem9
- sözlüğe mesaj yazar gibi entry giren tipler10
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri24
- beni linç ettiler abi8
- beni kimsenin gözünde canlandıramaması5
- sözlükten biriyle kavga etmek3
- arkadaşlar özür dilerim11
- uyumak isteyip de uyuyamak4
- sarapci koala hatayi28
- kendin hakkında gereksiz bir bilgi bırak9
- true neden sevilmiyor sorunsalı28
- melisa döngelin 43 torbacısı3
- bir kızı kucakta zıplatmak2
- köylülere hakaret eden yazarlar5
- sözlükte cilveleşen yazarlara eksi oy vermek6
- traveler vs iock6
- uyurken bir anda basan sıcak2
- ay takvimine göre konserve yapmak10
- neden bu kadar kişi online5
- bilinç açık şekilde uyumak3
- babaların sorduğu ilginç sorular10
- karşı cinse sorulan sorular8
- kafaya sıkmak4
- fusya semsiyeli yabanci7
- sözlük yazarlarının normal kombinleri12
- viski kola15
- 8 milyar insan aynı anda osurursa ne olur6
- beybi leydi seksiliği6
- sözlükteki linç kültürü5
- gocu abi7
- friedrich hegel la bi cay icek10
- sevgi yeter mi4
belgeselde, kendilerine kötü davranan erkeklerle ilişkilerini bitirmeye cesaret edemeyen kadınlardan bahsederken, bu davranışlarının temelinde çocukken yaşadıkları sevgisizlikten dem vuruyorlardı. yeri geldiğinde sevgilisinden dayak bile yiyen kadın ilişkiyi bitirmiyor çünkü hep küçükken aileden gördüğü sevgisizlik -ve hatta şiddet- onu sevgilisine daha fazla bağlanmaya itiyordu. hani kızlar hep babalarına benzeyen erkeklere aşık olurlar derler ya, bu da öyle bi şey işte.. yani kız küçükken babasından ne gördüyse, sevgilisinde de bunu görmeyi bekliyor ve işte o yüzdendir ki bizim memlekette kızlar efendi değil piç adam tercih ediyorlar.. böyle de yontarım kendime aheuaeha...
bu arada çok güzel bi tiyo veriliyordu belgeselde, onu sizinle paylaşayım, bana duacı olacaksınız. bi deney yapıyorlar, genç hoş bi kızı sallanıp duran, sağlam görünmeyen bi köprünün ortasına koyuyorlar. köprüden ne zaman bi erkek geçse kız adama yaklaşıyor ve bi anket yaptığını, yardımcı olup olamayacaklarını sorup adamı o güvensiz köprü üstünde beş on dakika meşgul ediyor. anketin sonunda da anket sonucunu merak ederse araması için adama telefonunu veriyor.
sonra alıyorlar kızı, normal bi mekana koyuyorlar ve kız yine aynı işi yapıp yoldan geçen adamları durdurarak anket yapıyor ve anket sonunda telefonunu veriyor.
kızı daha sonra arayanların çoğu, o köprü üstünde ankete katılanlar.. neden peki?
çünkü o sallanıp duran köprü üstünde herifler daha bi korku içinde olduklarından, heyecanlı olduklarından, kalpleri daha hızlı attığından beyin adama bu durum içine neden girdiğine dair tek bi açıklama yapıyor.. "bak olm karşında süper bi hatun var, kaçırma bunu sakın, kalbini nasıl da attırıyor görmüyor musun" diyor (bu arada bu deneyi bizim memlekette yapsan kızı aramayacak adam bulamazdın ayrı).
zaten bu deney sonrasında belgeselin anlatıcısı, "millet boşuna ilk buluşmalarında korku filmlerine gitmiyor ya da lunaparklardaki roller-coaster'a (ne bunun türkçesi) binmiyorlar" diyor. yani karşındakini heyecanlandırırsan, hatta biraz da korkutursan şansın daha artıyor abicim. yarın elinize kelebek alıp kızla konuşurken suratına suratına sallamayın ama, ters tepebilir bak..
bu arada çok güzel bi tiyo veriliyordu belgeselde, onu sizinle paylaşayım, bana duacı olacaksınız. bi deney yapıyorlar, genç hoş bi kızı sallanıp duran, sağlam görünmeyen bi köprünün ortasına koyuyorlar. köprüden ne zaman bi erkek geçse kız adama yaklaşıyor ve bi anket yaptığını, yardımcı olup olamayacaklarını sorup adamı o güvensiz köprü üstünde beş on dakika meşgul ediyor. anketin sonunda da anket sonucunu merak ederse araması için adama telefonunu veriyor.
sonra alıyorlar kızı, normal bi mekana koyuyorlar ve kız yine aynı işi yapıp yoldan geçen adamları durdurarak anket yapıyor ve anket sonunda telefonunu veriyor.
kızı daha sonra arayanların çoğu, o köprü üstünde ankete katılanlar.. neden peki?
çünkü o sallanıp duran köprü üstünde herifler daha bi korku içinde olduklarından, heyecanlı olduklarından, kalpleri daha hızlı attığından beyin adama bu durum içine neden girdiğine dair tek bi açıklama yapıyor.. "bak olm karşında süper bi hatun var, kaçırma bunu sakın, kalbini nasıl da attırıyor görmüyor musun" diyor (bu arada bu deneyi bizim memlekette yapsan kızı aramayacak adam bulamazdın ayrı).
zaten bu deney sonrasında belgeselin anlatıcısı, "millet boşuna ilk buluşmalarında korku filmlerine gitmiyor ya da lunaparklardaki roller-coaster'a (ne bunun türkçesi) binmiyorlar" diyor. yani karşındakini heyecanlandırırsan, hatta biraz da korkutursan şansın daha artıyor abicim. yarın elinize kelebek alıp kızla konuşurken suratına suratına sallamayın ama, ters tepebilir bak..
national geographic'ten üç bölümlük belgesel. henüz daha iki bölümünü seyrettim ama üstüne yazacak pek çok done verdi bile.
aşkın bilimsel olarak açıklamasının yapılması -schopenhauer bu işin miladı sayılırsa- daha o kadar geçmişi olan bi şey değil. yine de aşkın evrimsel güdülenmeler ve neslin sağlıklı devamı için beynin ona uygun elektriksel uyarımı olduğuna dair genel bi görüş şimdiden oluştu bile. hatta bu belgeselin ikinci bölümünde üç arkadaşı ve sevgilisinin fotoğrafları gösterilen bi kızın beyin mr'ı çekilerek, sevgilisinin resmini gördüğünde beyninin hangi kısımlarına daha fazla kan akışı olduğu izlenerek işin beyin kısmını çözme çalışmalarına dair güzel bi örnek var. bu deneyin sonunda beyindeki dört küçük bölgenin aktif hale geldiğini görüp senelerce insanları pençesine alan bu hissiyatın ufak tefek dört kısımdan ibaret olması ne ironik diyorlar -arka planda truvalı helen için çıkan savaş gösterilirken..
yine de belgeselin ilk bölümünde aşkın tek temelinin beyin olmadığı, kalbin de sürece dahil olduğunu iddia eden bi bilimadamı da vardı. hatta bu iddiayı temel alarak asla aşık olabilecek bi yapay zeka icat edilemeyeceğini söylüyordu. bakalım zaman gösterecek haklı olup olmadığını..
belgeselin ilk bölümünde karşılıksız aşkla ilgili yine genel bi görüşten bahsediliyordu ki bahsedenlerine iki tokat aşketme ihtiyacı hissetmemek mümkün değildi. çünkü karşılıksız aşkın hep karşılık bulan bi aşkı yaşamaya cesaret edemeyen insanların yaşadıkları olay olduğundan, bu sayede kişinin hem aşkı tecrübe edip hem de aşkın yanında getirdiği külfetlerden kaçındığından bahsediyorlardı ama karşılıklı bi aşk yaşamak istediği halde aşkı karşılık bulmayan insanlardan bahsetme gereği duymamaları bence belgeselin çok büyük bi eksikliğiydi. evet, karşılıksız aşk yaşayanlara hep "sen aslında bunu istiyorsun" denir bunu duymadık değil, ama kardeşim bunun hiç mi istisnası yok.. var ulan işte var, delirtmeyin adamı, var diyorsam vardır..
aşkın bilimsel olarak açıklamasının yapılması -schopenhauer bu işin miladı sayılırsa- daha o kadar geçmişi olan bi şey değil. yine de aşkın evrimsel güdülenmeler ve neslin sağlıklı devamı için beynin ona uygun elektriksel uyarımı olduğuna dair genel bi görüş şimdiden oluştu bile. hatta bu belgeselin ikinci bölümünde üç arkadaşı ve sevgilisinin fotoğrafları gösterilen bi kızın beyin mr'ı çekilerek, sevgilisinin resmini gördüğünde beyninin hangi kısımlarına daha fazla kan akışı olduğu izlenerek işin beyin kısmını çözme çalışmalarına dair güzel bi örnek var. bu deneyin sonunda beyindeki dört küçük bölgenin aktif hale geldiğini görüp senelerce insanları pençesine alan bu hissiyatın ufak tefek dört kısımdan ibaret olması ne ironik diyorlar -arka planda truvalı helen için çıkan savaş gösterilirken..
yine de belgeselin ilk bölümünde aşkın tek temelinin beyin olmadığı, kalbin de sürece dahil olduğunu iddia eden bi bilimadamı da vardı. hatta bu iddiayı temel alarak asla aşık olabilecek bi yapay zeka icat edilemeyeceğini söylüyordu. bakalım zaman gösterecek haklı olup olmadığını..
belgeselin ilk bölümünde karşılıksız aşkla ilgili yine genel bi görüşten bahsediliyordu ki bahsedenlerine iki tokat aşketme ihtiyacı hissetmemek mümkün değildi. çünkü karşılıksız aşkın hep karşılık bulan bi aşkı yaşamaya cesaret edemeyen insanların yaşadıkları olay olduğundan, bu sayede kişinin hem aşkı tecrübe edip hem de aşkın yanında getirdiği külfetlerden kaçındığından bahsediyorlardı ama karşılıklı bi aşk yaşamak istediği halde aşkı karşılık bulmayan insanlardan bahsetme gereği duymamaları bence belgeselin çok büyük bi eksikliğiydi. evet, karşılıksız aşk yaşayanlara hep "sen aslında bunu istiyorsun" denir bunu duymadık değil, ama kardeşim bunun hiç mi istisnası yok.. var ulan işte var, delirtmeyin adamı, var diyorsam vardır..
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar