1. 1.
    bir cahit koytak şiiri. sesin doruğa çıktığı, anlamın ses olduğu bir gençlik günleri destanı.

    asansörde birden isa

    sinemaya ve tütsülü arkadaşlara
    alıştığım o çağda
    uzuvlarıma ejdarhalar gerilmiş
    uykusuz gözlerime yelken bezleri
    ruhumun arka bölmeleri
    herman melville ve dostoyevski
    kafamda bir sandık dolusu trinitrogliserin
    bütün gün sokaklarda

    analitik laboratuarından kaçar
    bob cafe'de amerikan kahvesi içmeye giderdik
    ben ve crist
    dumanlı dumanlı müzikhollerde
    bir otelin pruvasında belki
    çıkıp ruhaniyetimizden
    lahuti bir zerafet ve yasla
    çay içen yutkunan
    kafurlu siyah harflerle fısıldaşan
    yaşlı ermeni kızlara görünürdük
    çıkıp ruhaniyetimizden amalara karışır
    abraşlara gülümserdik

    merhamet ve hüzne batardık adımbaşı
    üsküdarlı kızlarla çıkardık
    dokunaklı yaşardık . sıkılırdık
    ve dostlarım kalkıp onunla birlikte
    galile sokaklarında
    hergün yeniden ölüme
    şanlı ölüme

    kapılar açılırdı çünkü
    karşımızda o
    gözyaşı balçık ve mum -ta kendisi
    ikinci gelişinde-çıkıp ruhaniyetinden
    kırık mandolin içinde
    piposunu mantığın dişleriyle ısıran
    Wittgenstein'ın müridi kimliğinde

    antik risaleler tütsüler ölüm hapları
    haçın sembolizmi ebedi felsefe falan
    çürümüş şiir dostlukları çınaraltlarında
    ve kutsal son yemek
    Şakir'lerde bir akşam

    derken ağız armonikası çalan
    bir müptedi türedi içimizde
    bronz bir yontu hacminde zen
    sonra pazuları dövmeli ve ipince
    bir ferisi
    maskı kalbinin üzerinde
    bir de Buber okuyan bir aziz
    vardı sanırım işin içinde
    amerikan kahvesi içilen
    matematiksel mantık konuşulan
    o kahvelerin birinde
    bulduğu Azize Teresa'yı
    saklayıp kırık bir mandolin içinde
    kendine küçük kanatlar çıkarıp tractatus'ten
    Şakir Londra'ya uçtu günün birinde

    (bkz: cahit koytak)
    ... auger