1. 1.
    kendimi bilmemle, özel televizyonların ortaya çıkışı arasındaki ince ilişki ışığında, garip şeyleri merak etme, bir bilgi çağı çocuğu olma hevesi, özentiliği damgaladı beni. anlatamam. trt'nin istiklal marşlı dönemlerine yetişememiş olsakta, cenk koray'ın -hangisi olduğunu hatırlamadığım programında- televizyonun kenarından kestirmeye çalıştığı kuponu gördük çok şükür.

    arkasından "dur ikazına ateşle karşılık vermek" deyimi aldı gitti beni. dur ikazına ateşle karşılık vermek neden ki? bilemiyorum. belki de anayasanın ilga edilen bir hükmü neden olmuştur. sonraları trt fm'in teröristler için yaptığı bir çağrı vardı ki, hoştur.
    "annenin tereyağlı pilavını özlemedin mi?" cümlesi vurucu kısım olmalı ki aklımda kalmış.
    işte bu üst paragrafta bahsettiğim annesinin tereyağlı pilavını özleyen eli kanlı teröristlerin, her yakalanışında, bu özel televizyonlar beni güldürmeye başladılar. zira bu özel televizyonlar, nedense yakalamayı yapan emniyet müdürlüğünü hep ziyaret etmişlerdir; emniyet müdürlüğüde hep bunları buyur etmiştir.
    "x kırsalında güvenlik kuvvetlerinin dur ihtarına, ateşle karşılık veren bir grup pkk'lı yaşanan çatışma sonucunda ölü olarak ele geçirildi." evet yapılan haber kesinlikle buydu; görüntüde; beyaz bir masa üzerine teröristlerden ele geçirilen mermilerle yazılmış bir yazı...
    "t.c. x emniyet müdürlüğü terörle mücadele"
    yahu dünyanın hangi ülkesinde, hangi polis, yakaladığı suç aletini, silahı, uyuşturucuyu vs. sergileme gereği duyar? hayır anlayamadığım bu fikir nasıl ortaya çıkmış ki? yani x kadar pkk'lıyı y kırsalında yakaladık. tamam. ama silahlarını neden sergiliyoruz? hadi sergiledik diyelim, niye kurum kuruluş adı yazılıyor? ilginç ülke yahu burası. daha da ilginç olan harflerin hiçbir zaman eksik kalmamasıdır ama. misal; ben hiç eksik kalan yazı görmedim.
    bu masa üzerine mermilerle yazıların yazıldığı haber bültenlerinden sonra, reyting ölçümleri yapıldı. orada da bir ab grubu vardı tanışamadık hiç. neyse.
    tatlı olarak ne alırdık? reklamlar değil mi? daha doğrusu calgon. küçüklüğümle ilgili en büyük merak konularımdan birisidir. evet. x deterjanı harika yıkıyor. calgon ise çamaşır makinesinin ömrünü uzatıyor. bir takım bilimadamlarıda bunları test ediyor. bilim adamı? evet bu televizyon denen alet bilimadamı dedi geçti. hepinizde isviçreli bilimadamı dediniz geyiğini yaptınız. ama ben nedense bu bilimadamlarının ihtisasını merak ettim... yani bu deterjanla ilgili deneyi yapan herifler -ki bilimadamıymış- makine mühendisi mi? tekstil mühendisi mi? yoksa kimyager mi? yani hangi üniversite hangi bölüm? yoksa ev hanımlarınında katıldığı gizli bir konsey mi var? merak ediyorum, bu yaşıma geldim öğrenemedim.

    bu mermi olayıyla polislikten, calgon reklamıyla bilimadamlığından soğudum. bizimkiler adlı diziyle ise apartman yöneticiliğini sildim kafamdan.

    hoş, sonraları krizleri duyduk bu özel televizyonlardan. bu kriz haberleriyle birlikte pederin işsiz kalmasının bir sonucu olarak adam olma gerekliliği ortaya çıktı. çıkmaz olaydı. naparsın? o günlerle ilgili en silinmez anım, bizim pederin hergün giydiği sarı gömlek... unutmadan bir de koluna zift döktükten sonra, parasızlıktan taksiye binemeyip yürüyerek hastaneye gidişimiz. gülüyorum şimdi. ama bizim peder üzülmüştür oğlana 1 milyar para verip de tatile git diyemediğine... ben de üzülmüşümdür ama o paraları alıp barlarda çatır çatır yiyemediğime. arada bu özel üniversitelerde okuyanların arabalarıyla okula geldiklerini görüp üzülmüşlüğümde olmuştur. yok. kendim için değil... bu konuşması garip olan insanlar için.
    işte bu adam olma gerekliliğinin ortaya çıkışıyla cikslik kavramının ortaya çıkışı aynı döneme denk gelir. ciks? hani şu son dönemde poşu moşu bağlamaya başladılar ya canım. onlar. hatta bunların cihangirde takılmayı çağdaşlık ilüzyonu olarak görenleride mevcut. daha trajikomik olan; bu poşu ciks işi olmadan evvel bunu takanları hani şu x kırsalında yakalanan y kadar kişiden zannetmeleriydi. o zamanlar; "niye takıyo ki lan bu bunu.. gidip sorucam" lafı cirit atıyordu piyasada. hahayt.
    bu noktadaki en büyük merak noktam; bu bahsetteiğim ciks bozuntuları, modayı takip edenleri takip ettiklerini ne zaman anlayacaklardı? sanırım anlayamadılar.
    lanet olsun zaten bende hiçbir zaman ciks olamadım. ben adam olmanın gerekliliğiyle, çok fazlabarlarda sürtemeden, ot-mot içmeden, üniversiteyi ilk senemde kazanıp, belki biraz da süper baba dizisinde; fikreti hapisten kurtaran o avukatın da etkisiyle, hukuk okumak durumundaydım. tabii o zamanlar bu özel televizyonlar, anayasa mahkemesinin artık güvenilmez bir kurum olduğunu ima etmiyorlardı.

    sonraları olay televizyon boyutundan çıkıverdi. tolga abimize hugo'da ana avrat söven, elemanın artık bir yonjası vardı. allahım o nasıl bir site. ulan hepiniz miher hafta sonu discoriumdasınız? hepinizin mi arabası var? hepinizin babası fabrikatör? anlayamadım. ama sorsan yutta kalmamak için part-time çalışmak zorundaydılar.
    tolga abiye küfreden çocuk; bu noktada artık büyüdüğümüzü ve küfürün kötü birşey olduğunu bildiriyordu. ne denebilir ki? aklınca adam olmuştu, belki iki tane patlatmak lazımdı ama... olmadı işte... gözlerimin içine bakıp beni dövme dedi... yapamadım.
    ardından facebook geldi hatta kekoyla dolması istenmiyordu. ama ben hala adam olmak zorundaydım. yediği o kadar çalımdan sonra, sırf şu şehirden kurtulmak için savcılığı bir deneyeyim dedikten sonra anneannesinin kerhaneci olduğunu öğrenmek, genç bir bünye için sarsıcı. belirtmek isterim.
    avukat olma zorunluluğunun verdiği şevkle, yinede adam olabilecek olmanın sevinciyle yaşıyorum. çok şükür; ciks, miks, kaşar, maşar olmadık. hamdolsun böyle olanlar beni teğet geçti. belkide o üniversiteye arabasıyla giden çocuklardan olsaydık farklı olurdu. yada mimarlık falan okusak.

    bence herşey, süper babanın son bölümündeki gibi olmalıydı ama...
    fiko: nihat, gitme deseydim, gitmeyecekti... gitme dersen gitmem dedi.
    nhat: sen ne dedin be fiko?
    fiko: diyemem nihat... hatırlıyorum, lacivert renault 12 ile havaalanına bir gidişi vardı fikonun. evlendi nitekim. ama biz kime gitme desek... gitti ulan gitti.

    şimdi düşünüyorum da ben adam odum kendimce. mutluyum. bir gün belki herkes adam olur, ümit ediyorum. belki o zaman yemekhanelerde dana rostoyla şarapda verirler. ama biliyorum ki o şarabıda plastik bardakla verirler bu ülkede. lanet olsun.
    1 ... onr
  2. 2.
    herkese nasip olmayan durumdur.

    (bkz: kaymakam olmussun ama adam olamamissin)
    1 ... aufwiedersehen