bugün
- atları bağlayın geceyi burada geçiriyoruz19
- yazarların işlediği günahlar8
- amedspor31
- günlük tutmak5
- yazarların fotoğrafları10
- soğuk gecelerde yatağı ısıtma sorunu13
- yemek yaparak sözlükten koca düşürmek16
- psikologun aman buna da ağlama zırlak demesi6
- psikoloğun incinmişsin demesi4
- rahibin bu günahları çıkaramam demesi5
- erbabı yaparken yorgan titremezmiş4
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı21
- fon vurgunu5
- arkadaşlar uyuyalım mı artık6
- durduk yere tribe girmek5
- korkudan patır patır altına yapmak5
- aleksey batrakov29
- gecenin şarkısı6
- sevgiliyle saatlerce telefonda konuşmak9
- kadın tır şoförleri6
- eski sevgilisini unutamayan biriyle çıkmak3
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak16
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim34
- çoban salatasını çobanlar mı yaptı5
- kendini odada unutmak4
- yakışıklı güvenlik4
- bu ne hal yahu9
- kar soğuğu6
- şimdi ne yapsam acaba7
- atalarınızdan duyulan şamanik bilgiler9
- cumartesi gecesi6
- bir sözlük yazarıyla şömine başında şarap içmek6
- fatma betül sayan kaya milletin nene hatunu dur15
- zaman makinesi planı3
- sezar salatasını sezar mı yaptı4
- yarma şeftali7
- kanal 7 gelin dizisi5
- profdrekremculfa3
- akşama ne yemek yapsam10
- xiaomi 17 pro max4
- bik bik'in mutfağına konuk olmak18
- bebek yağı bebekten mi olur sorunsalı4
- 19 yaşındaki oğlum üvey annesiyle kaçtı10
- sözlüğün en çok oylayan yazarı5
- van da tır ile minibüs çarpışması 9 ölü4
- manken gibi kadınla evlenmek5
- kim milyoner olmak ister5
- ağıza alınca rahatlatan şeyler9
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- the merich'in mutfağına konuk olmak7
http://www.sozcu.com.tr/2...sinde-abdulhamit-1402055/
malesef sözcü gazetesi işi kötü giderse yazıları değiştirmek üzere kilitlemiş kopyalanamıyo ama alttaki haberi daha önce almıştım.yrınki yazı dediği yukarda ki linkte
http://www.sozcu.com.tr/2...-adam-abdulhamit-1400188/
Bir zavallı adam: Abdülhamit
20 Eylül 2016
Yazarlar
Sevgili okuyucularım, Sultan Abdülhamit Osmanlı'nın 34. padişahı. 1876 yılında tahta çıktı, 1909'da 31 Mart irtica ayaklanması sonrasında indirilip Selanik'e sürgün edildi.
Korkak, vesveseli bir adamdı.
33 yıl süren padişahlığında ülkeyi jurnallerle, muhbirlerin getirdiği yalan yanlış ihbarlarla yönetti.
Korkunç bir baskı rejimi kurmuştu.
Binlerce yurtsever insanı imparatorluğun en ücra köşelerine sürgün etti. O yerlerin başında Yemen ve bugün Libya sınırları içinde kalan Fizan geliyordu.
Fizan sürgün açısından en uç ve zorlu yerdi. Büyük Sahra'nın göbeğinde yer alan bu yerlere sürülenlerin bir daha geri gelmesi mucizelere bağlıydı.
Benim tarikat ehli dedem, babamın babası tabip baytar (askeri veteriner hekim) Emin Bey de Fizan'a sürgün edilmiş, sürgün kafilesiyle birlikte Büyük Sahra'yı develerle ve yürüyerek (45 günde) aşmak zorunda kalmıştı. (Soyadımız oradan geliyor.) Çölde susuzluktan kırılmış, develerin idrarını içmek zorunda kalmışlardı.
Fizan'da beş yıl aç susuz yaşadıktan sonra 1908 yılında Meşrutiyet ilan edilince vatana dönmüştü.
Uçsuz bucaksız çölü aşarken yanında bulunan Fransızca lügatin kapağına yazdığı yazının orijinali halen evimizin duvarında asılıdır. Aynen şöyle:
“Şiddetli bir susuzluğa tutulduk. Bu da sevkimize memur olan (sürgünleri Fizan'a götürmekle görevli) Şeyh Ali ile devecilerin suikastı veya cehaletinden ileri geliyor. Baki iman.”
* * *
Genç subay Mustafa Kemal de sürgün furyasından nasibini almış, Suriye'ye sürülmüştü.
Büyük yurtsever Mithat Paşa'yı bugün Suudi Arabistan sınırları içinde bulunan TaifKalesi'ne sürgün edip zindanda boğduran da Abdülhamit idi.
* * *
Vatana millete 33 yıl boyunca kan kusturan, yurtsever insanları baskı ve zulümle ezen, ülkeyi tek adam yöntemi ve sayısı binleri bulan hafiyelerin verdiği jurnallerle yöneten bu adam tahta çıkışının hemen ardından Meclis'i kapatıp sarayına çekildi.
Meclis bir daha açılmadı…
Taa ki 1908'de ikinci Meşrutiyet ilan edilene kadar.
* * *
istanbul'da Yıldız Sarayı'nda yaşardı. Saraydan dışarıya sadece cuma namazı için çıkar, en yakın camiye gidip namazını kılar ve geri dönerdi.
Belki inanmayacaksınız ama 33 yıl boyunca bir kez olsun imparatorluğun istanbul dışında herhangi bir yerine, ya da Boğaz'ın karşı tarafında gidemedi.
1908 yılında kendisini tahttan indirip yönetime el koyan ittihat Terakki onu Selanik'e sürgün etti. 1912'ye kadar orada haremiyle birlikte Alatini Köşkü'nde yaşadı.
Sonra Balkan Harbi başladı. Selanik'in elimizden çıkacağı belli olmuştu.
Hükümet, eski padişah düşmana esir düşmesin diye Abdülhamit ve haremini istanbul'a getirip Beylerbeyi Sarayı'na yerleştirdi.
HHH
Osmanlı Devleti bu şahsın padişahlığı döneminde çok büyük toprak kayıplarına uğradı. Tarihimizde 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Türk-Rus Savaşı'nda ne yazık ki ordumuz yenildi.
Rus Ordusu hem Doğu'dan hem Batı'dan topraklarımıza girdi, Erzurum işgal edildi.
Ama daha da beteri, Plevne'de Gazi Osman Paşa'yı esir almayı başaran Rus Ordusu Batı'dan istanbul'a girdi.
Yeşilköy'e kadar geldiler…
Ve Abdülhamit'in burnunun dibine koskoca bir zafer anıtı diktiler.
Padişah sıkışmıştı…
istanbul'daki ingiliz elçisine ricacılar gönderildi… Ve ingiliz Donanması bir süre sonra istanbul'a gelip Rusları Osmanlı toprağından çekilmeye zorladı…
işgalci Rus Ordusu yıllar sonra ülkesine döndü…
Abdülhamit bu karambolde kısa bir at pazarlığı yapıp Kıbrıs'ı ingiltere'ye satmayı da başardı! Yapılan anlaşma ile Kıbrıs'ı güya ingiltere'ye geçici bir süre için “Kiralamıştı (!)”
Kıbrıs o günden sonra gitti gider! Gidiş o gidiş!
* * *
Bu korkak, vehimli adamın bir marifeti daha var ki, akıllara durgunluk verir. Amcası padişah Abdülaziz'in darbeye niyetlenen askerler tarafından öldürüldüğüne, donanma
mensuplarının bu işte büyük rolü olduğuna inanırdı.
Tahta çıkınca ilk işi, o günlerin en güçlü deniz kuvvetlerinden biri olan Osmanlı Donanması'nı Haliç'e hapsetmek oldu.
Donanmanın günün birinde Yıldız Sarayı'nı bombalayıp kendisini tahttan indireceğinden korkuyordu.
Osmanlı Donanması orada yıllar boyu çürüyüp elden çıktı.
Bir başka marifeti ise, günün birinde Japon imparatoruna madalya göndermeye heveslendi. Ertuğrul isimli ahşap ve çürük firkateyni 600 denizcimizle birlikte o fırtınalı okyanusları aşıp Japonya'ya gitmesi için törenlerle yola çıkardı.
Gemi dönüşte battı, 500'den fazla denizcimiz Japonya kıyılarında şehit oldu.
* * *
Bir başka onursuzluğunu anlatayım:
Devlet, istanbul'da yaşayan Lorando ve Tubini isimli iki Fransız bankerden 500 bin altınborç almış ve bu para ödenmemişti. Faiziyle birlikte borç bir milyon altın olmuştu. Fransız Hükümeti paranın ödenmesi için defalarca istekte bulundu ama ödenmedi… Devlette para kalmamıştı.
1901 yılında Fransız Donanması o zaman Osmanlı toprağı olan Midilli Adası'nı işgal edip gümrük gelirlerine el koydu… Ve para bu işgalden sonra ödendi!
* * *
Adına Abdülhamit denilen bu adam, bugünkü iktidarın sevgilisi, vazgeçilmezi!..
Onlar için varsa Abdülhamit, yoksa Abdülhamit!
ismail Kahraman isimli Meclis Başkanı bu hafta istanbul'da törenler düzenleyecek…
ilki, Dolmabahçe Sarayı'nda düzenlenecek Abdülhamit sempozyumu…
ikincisi Sultan 2. Abdülhamit Han ve dönemi fotoğraf sergisi ve Osmanlı marşları konseri.
Bilmezden gelirler, Osmanlı'nın bir ulusal marşı bile yoktu. Hiçbir zaman olmadı…
* * *
GATA'nın istanbul Haydarpaşa hastanesi, ülkemizin en büyüklerinden biri. Son furyada askeriyenin elinden alınıp Sağlık Bakanlığı'na bağlandı, başına örtülü bir kadın getirildi. Peki ismi ne oldu?
“Sultan Abdülhamit Hastanesi.”
Memlekette başka adam kalmamış olsa gerek ki anma törenleri, isim vermeler hep bu korkak, vesveseli adamın çevresinde döndürülüyor.
Ellerinden gelse Abdülhamit'i mezarından çıkarıp başımıza getirecekler.
* * *
Sevgili okuyucularım, yarınki yazımda sizlere bir olay anlatıp fotoğrafını da ileteceğim. Bunların sevgilisi Abdülhamit'in kim olduğunu bir kez daha göreceksiniz. Bir utanç belgesidir. Bunların övgü düzdüğü adamı biraz daha tanıma fırsatını bulacaksınız.
Yarınki yazımı okumanızı özellikle isterim.
-----------------------------------------------------------------------
abdulhamit ülkeyi yıkılmayı geciktirecek kadar büyük bi padişah. yazıda bahsedilen meclis müslüman türk ülkesinde gayrimüslim farklı tebaların bulunduğu bir meclisti ki şimdiki ittihat terakki artığı partilerin onların izinden gittiğide aşikardır. yani ne yaparsa batı yapar , bizz onların izinde gitmeliyiz. onların kıçını yalayıp herşeyi onların öğrettiği gibi yapmalıyız. arkadaşlar farkı yaratan faarktır. batının her söylediği yanlış demiyorum ama ufak nüanslarla bile olsa zararımıza çalıştırdıkları belli.mesela anayasa yı hep batıdan alıyoruz. önemli meselelerde onların fikirleri uygullamaya giriliyo. örneğin bi yasada ülkemizdeki yeraltı kaynaklarını sadece türkiye kullanma ve çıkarma yetkisine sahiptir deniyo,başka bir yasada bu hak çok ortaklı şirketlere verilmiştir yazıyo. hani bu ülkeyi düşünüyodu atatürkçü şerefsizler.
iş atatürke geline denge politikası oluyo rusyayla ilişkiler ama kurtlar sofrasındaki abdul hamite gelince ülkeyi satan oluyo. bu gün abd almanya ve benzeri ülkeler kendilerini dünyanın ortak noktası göstermeye çalışırken rusyayla olan ilişkilerimiz,kültür alışverişimiz neden bi anıtın ülkeyi sattığı manasına getiriliyo. yoksa siz ezikliğin kitabının yazan tari h bilmez milletinden (ırkından demedim) korkan şerefsizlermisiniz böyle göstermeye çalışarak.
malesef sözcü gazetesi işi kötü giderse yazıları değiştirmek üzere kilitlemiş kopyalanamıyo ama alttaki haberi daha önce almıştım.yrınki yazı dediği yukarda ki linkte
http://www.sozcu.com.tr/2...-adam-abdulhamit-1400188/
Bir zavallı adam: Abdülhamit
20 Eylül 2016
Yazarlar
Sevgili okuyucularım, Sultan Abdülhamit Osmanlı'nın 34. padişahı. 1876 yılında tahta çıktı, 1909'da 31 Mart irtica ayaklanması sonrasında indirilip Selanik'e sürgün edildi.
Korkak, vesveseli bir adamdı.
33 yıl süren padişahlığında ülkeyi jurnallerle, muhbirlerin getirdiği yalan yanlış ihbarlarla yönetti.
Korkunç bir baskı rejimi kurmuştu.
Binlerce yurtsever insanı imparatorluğun en ücra köşelerine sürgün etti. O yerlerin başında Yemen ve bugün Libya sınırları içinde kalan Fizan geliyordu.
Fizan sürgün açısından en uç ve zorlu yerdi. Büyük Sahra'nın göbeğinde yer alan bu yerlere sürülenlerin bir daha geri gelmesi mucizelere bağlıydı.
Benim tarikat ehli dedem, babamın babası tabip baytar (askeri veteriner hekim) Emin Bey de Fizan'a sürgün edilmiş, sürgün kafilesiyle birlikte Büyük Sahra'yı develerle ve yürüyerek (45 günde) aşmak zorunda kalmıştı. (Soyadımız oradan geliyor.) Çölde susuzluktan kırılmış, develerin idrarını içmek zorunda kalmışlardı.
Fizan'da beş yıl aç susuz yaşadıktan sonra 1908 yılında Meşrutiyet ilan edilince vatana dönmüştü.
Uçsuz bucaksız çölü aşarken yanında bulunan Fransızca lügatin kapağına yazdığı yazının orijinali halen evimizin duvarında asılıdır. Aynen şöyle:
“Şiddetli bir susuzluğa tutulduk. Bu da sevkimize memur olan (sürgünleri Fizan'a götürmekle görevli) Şeyh Ali ile devecilerin suikastı veya cehaletinden ileri geliyor. Baki iman.”
* * *
Genç subay Mustafa Kemal de sürgün furyasından nasibini almış, Suriye'ye sürülmüştü.
Büyük yurtsever Mithat Paşa'yı bugün Suudi Arabistan sınırları içinde bulunan TaifKalesi'ne sürgün edip zindanda boğduran da Abdülhamit idi.
* * *
Vatana millete 33 yıl boyunca kan kusturan, yurtsever insanları baskı ve zulümle ezen, ülkeyi tek adam yöntemi ve sayısı binleri bulan hafiyelerin verdiği jurnallerle yöneten bu adam tahta çıkışının hemen ardından Meclis'i kapatıp sarayına çekildi.
Meclis bir daha açılmadı…
Taa ki 1908'de ikinci Meşrutiyet ilan edilene kadar.
* * *
istanbul'da Yıldız Sarayı'nda yaşardı. Saraydan dışarıya sadece cuma namazı için çıkar, en yakın camiye gidip namazını kılar ve geri dönerdi.
Belki inanmayacaksınız ama 33 yıl boyunca bir kez olsun imparatorluğun istanbul dışında herhangi bir yerine, ya da Boğaz'ın karşı tarafında gidemedi.
1908 yılında kendisini tahttan indirip yönetime el koyan ittihat Terakki onu Selanik'e sürgün etti. 1912'ye kadar orada haremiyle birlikte Alatini Köşkü'nde yaşadı.
Sonra Balkan Harbi başladı. Selanik'in elimizden çıkacağı belli olmuştu.
Hükümet, eski padişah düşmana esir düşmesin diye Abdülhamit ve haremini istanbul'a getirip Beylerbeyi Sarayı'na yerleştirdi.
HHH
Osmanlı Devleti bu şahsın padişahlığı döneminde çok büyük toprak kayıplarına uğradı. Tarihimizde 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Türk-Rus Savaşı'nda ne yazık ki ordumuz yenildi.
Rus Ordusu hem Doğu'dan hem Batı'dan topraklarımıza girdi, Erzurum işgal edildi.
Ama daha da beteri, Plevne'de Gazi Osman Paşa'yı esir almayı başaran Rus Ordusu Batı'dan istanbul'a girdi.
Yeşilköy'e kadar geldiler…
Ve Abdülhamit'in burnunun dibine koskoca bir zafer anıtı diktiler.
Padişah sıkışmıştı…
istanbul'daki ingiliz elçisine ricacılar gönderildi… Ve ingiliz Donanması bir süre sonra istanbul'a gelip Rusları Osmanlı toprağından çekilmeye zorladı…
işgalci Rus Ordusu yıllar sonra ülkesine döndü…
Abdülhamit bu karambolde kısa bir at pazarlığı yapıp Kıbrıs'ı ingiltere'ye satmayı da başardı! Yapılan anlaşma ile Kıbrıs'ı güya ingiltere'ye geçici bir süre için “Kiralamıştı (!)”
Kıbrıs o günden sonra gitti gider! Gidiş o gidiş!
* * *
Bu korkak, vehimli adamın bir marifeti daha var ki, akıllara durgunluk verir. Amcası padişah Abdülaziz'in darbeye niyetlenen askerler tarafından öldürüldüğüne, donanma
mensuplarının bu işte büyük rolü olduğuna inanırdı.
Tahta çıkınca ilk işi, o günlerin en güçlü deniz kuvvetlerinden biri olan Osmanlı Donanması'nı Haliç'e hapsetmek oldu.
Donanmanın günün birinde Yıldız Sarayı'nı bombalayıp kendisini tahttan indireceğinden korkuyordu.
Osmanlı Donanması orada yıllar boyu çürüyüp elden çıktı.
Bir başka marifeti ise, günün birinde Japon imparatoruna madalya göndermeye heveslendi. Ertuğrul isimli ahşap ve çürük firkateyni 600 denizcimizle birlikte o fırtınalı okyanusları aşıp Japonya'ya gitmesi için törenlerle yola çıkardı.
Gemi dönüşte battı, 500'den fazla denizcimiz Japonya kıyılarında şehit oldu.
* * *
Bir başka onursuzluğunu anlatayım:
Devlet, istanbul'da yaşayan Lorando ve Tubini isimli iki Fransız bankerden 500 bin altınborç almış ve bu para ödenmemişti. Faiziyle birlikte borç bir milyon altın olmuştu. Fransız Hükümeti paranın ödenmesi için defalarca istekte bulundu ama ödenmedi… Devlette para kalmamıştı.
1901 yılında Fransız Donanması o zaman Osmanlı toprağı olan Midilli Adası'nı işgal edip gümrük gelirlerine el koydu… Ve para bu işgalden sonra ödendi!
* * *
Adına Abdülhamit denilen bu adam, bugünkü iktidarın sevgilisi, vazgeçilmezi!..
Onlar için varsa Abdülhamit, yoksa Abdülhamit!
ismail Kahraman isimli Meclis Başkanı bu hafta istanbul'da törenler düzenleyecek…
ilki, Dolmabahçe Sarayı'nda düzenlenecek Abdülhamit sempozyumu…
ikincisi Sultan 2. Abdülhamit Han ve dönemi fotoğraf sergisi ve Osmanlı marşları konseri.
Bilmezden gelirler, Osmanlı'nın bir ulusal marşı bile yoktu. Hiçbir zaman olmadı…
* * *
GATA'nın istanbul Haydarpaşa hastanesi, ülkemizin en büyüklerinden biri. Son furyada askeriyenin elinden alınıp Sağlık Bakanlığı'na bağlandı, başına örtülü bir kadın getirildi. Peki ismi ne oldu?
“Sultan Abdülhamit Hastanesi.”
Memlekette başka adam kalmamış olsa gerek ki anma törenleri, isim vermeler hep bu korkak, vesveseli adamın çevresinde döndürülüyor.
Ellerinden gelse Abdülhamit'i mezarından çıkarıp başımıza getirecekler.
* * *
Sevgili okuyucularım, yarınki yazımda sizlere bir olay anlatıp fotoğrafını da ileteceğim. Bunların sevgilisi Abdülhamit'in kim olduğunu bir kez daha göreceksiniz. Bir utanç belgesidir. Bunların övgü düzdüğü adamı biraz daha tanıma fırsatını bulacaksınız.
Yarınki yazımı okumanızı özellikle isterim.
-----------------------------------------------------------------------
abdulhamit ülkeyi yıkılmayı geciktirecek kadar büyük bi padişah. yazıda bahsedilen meclis müslüman türk ülkesinde gayrimüslim farklı tebaların bulunduğu bir meclisti ki şimdiki ittihat terakki artığı partilerin onların izinden gittiğide aşikardır. yani ne yaparsa batı yapar , bizz onların izinde gitmeliyiz. onların kıçını yalayıp herşeyi onların öğrettiği gibi yapmalıyız. arkadaşlar farkı yaratan faarktır. batının her söylediği yanlış demiyorum ama ufak nüanslarla bile olsa zararımıza çalıştırdıkları belli.mesela anayasa yı hep batıdan alıyoruz. önemli meselelerde onların fikirleri uygullamaya giriliyo. örneğin bi yasada ülkemizdeki yeraltı kaynaklarını sadece türkiye kullanma ve çıkarma yetkisine sahiptir deniyo,başka bir yasada bu hak çok ortaklı şirketlere verilmiştir yazıyo. hani bu ülkeyi düşünüyodu atatürkçü şerefsizler.
iş atatürke geline denge politikası oluyo rusyayla ilişkiler ama kurtlar sofrasındaki abdul hamite gelince ülkeyi satan oluyo. bu gün abd almanya ve benzeri ülkeler kendilerini dünyanın ortak noktası göstermeye çalışırken rusyayla olan ilişkilerimiz,kültür alışverişimiz neden bi anıtın ülkeyi sattığı manasına getiriliyo. yoksa siz ezikliğin kitabının yazan tari h bilmez milletinden (ırkından demedim) korkan şerefsizlermisiniz böyle göstermeye çalışarak.
Bu ülkede dindarlar Gazi Mustafa Kemal Paşa'ya, sekülerde Abdülhamit Han'a sevgi ve saygı gösterdiği zaman çok şey değişecektir.
Cennet mekandır abdülhamit imiz. Sahip çıkarım her daim. Onu hain belleyenin kendisi haindir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com