bugün
- kapadokya13
- boş yapasınız gelince ne yapıyorsunuz14
- sabahlara kadar cips kolayla bilgisayarda oturmak5
- islam barış dinidir43
- arkadaşlar çok acil bi baksanıza10
- yeni partili sözlük yazarları26
- ziraat kupası için artı iki yabancı kontenjanı4
- bizimkiler2
- kemal kılıçdaroğlu6
- çanta5
- sözlüğün açık ara en sevilmeyen yazarı seçilmek18
- sarapci koala53
- sözlük yazarlarının doğaüstü deneyimleri3
- balon4
- hintli kadınların aslında güzel olması7
- 26 ağustos 2026 olympique lyon fenerbahçe maçı17
- sözlüğe küsmek9
- kadının kocasına ismiyle hitap etmesi edepsizliktr6
- çapulculardan hiç erkek adam çıkmaması4
- yazdıklarına göre değil yazara göre oylama yapmak3
- mesaj alımını kapatmak3
- dizi filmlerdeki gizli mesajları görebiliyorum2
- hard seven hatun6
- köpek günü3
- ne kadar yaşlısın22
- yazarların şu an okudukları kitap4
- mesaj alımını aç diye ağlayan erkek2
- muslettin amca adam değildir3
- tespih2
- askerliğin insana kazandırdıkları4
- akp mhp dem ittifakı8
- dünyada obsidyen kaldı mı5
- rica ediyorum beni eksilemeyiniz8
- beyin nakli mümkün mü2
- velvet45
- özel mesajı kapalı kezoya nasıl ulaşılır sorunsalı2
- sih yazarlar2
- 2015 de sözlükte olan yazarlar3
- avanos6
- gilded'ın yürekleri ağza getirmesi4
- sözlükteki iki yüzlülük4
- zeki insanların sevilmemesi2
- sözlükte sapık var mı6
- ona bir şey söyle7
- başkan2
- ankete gelin beyler31
- annesiyle yaşayan 40 yaşındaki erkek8
- sözlüğe yön veren bayan sayısındaki azalma5
- boşanma davaları3
- suriye'ye sahip olmanın türkiye'ye faydası yoktur7
entry'ler (49)
https://www.dailymotion.com/video/x9i70wm
Kezban Hatemi Nişantaşı'nda gençler iç çamaşırıyla dolaşıyor. Avrupa'da bu kadarını görmüyorum.
Kezban Hatemi Nişantaşı'nda gençler iç çamaşırıyla dolaşıyor. Avrupa'da bu kadarını görmüyorum.
"islam'ın getirdiği evrensel nizam, kadim şeriatların tecrübi birikimini ilahi bir potada eriterek insanlığın nihai ahlak anayasasını oluşturmuştur." Kaynaklar incelendiğinde, Hz. Musa'nın / Moses vaz'ettiği hukuk sistemi ile islam fıkhının / jurisprudence özellikle ukubat (ceza hukuku) ve muamelat (sosyal/hukuki ilişkiler) alanlarında derin paralellikler taşıdığı, islam’ın bu süreci bir "tekemmül" / completion ve "sentez" olarak mühürlediği görülmektedir.
I. Ceza Hukuku (Ukubat): Adaletin Sert ve Şefkatli Yüzü
Yahudi hukukunun temeli olan Beş Kitap / Pentateuch, insan hayatını kutsal kabul ederek onu korumak için sert yaptırımlar getirmiştir. islam şeriatı ile olan en büyük benzerlik, "Kısasa Kısas" / Lex Talionis ilkesinde düğümlenir.
• insan Hayatının Dokunulmazlığı: Yahudi kanunnamesi, Orta Asur yasalarındaki gibi vahşi bedensel cezalandırmaları (yüz kesme, hadım etme) reddetmiş; bunun yerine cezayı sınırlayarak insani bir seviyeye çekmiştir. islam da benzer şekilde, haksız yere bir cana kıymayı tüm insanlığı öldürmekle eşdeğer tutmuş, ancak suçlunun cezasız kalmamasını adalet gereği saymıştır. ilahi yasalar, suçun şahsiliği prensibiyle suçlunun yakınlarının cezalandırılmasını yasaklayarak toplumsal adaletin temelini atmıştır..
• Ders Verici Cezalar: Kaynaklar, Musa yasasındaki kırbaç cezasının "kırk vuruş" ile sınırlandırıldığını ve bunun "hakim huzurunda" / before the judge yapılması gerektiğini belirtir. islam şeriatındaki tazir / discretionary punishment ve had / prescribed punishment cezaları da benzer bir disiplin ve kamuya ibret amacı taşır. Kutsal metinler arasındaki hukuksal benzerlikler, insanlık onurunun ve toplumsal düzenin ilahi bir otorite tarafından korunması amacına hizmet eder.
II. Sosyal ilişkiler (Muamelat): Sözleşme ve Mülkiyetin Kutsallığı
Yahudilikteki 613 emir, insanın Tanrı, aile ve toplumla olan ilişkilerini en ince detayına kadar düzenleyen bir "yaşam biçimi" / lifestyle sunar. Bu yapı, islam’ın "din sadece ibadet değil, muamelattır" düsturuyla tam bir uyum içerisindedir.
• Sözleşme Ahlakı (Covenantal Ethics): Yahudi düşüncesindeki "Ahit" / Covenant kavramı, sadece Tanrı ile kul arasında değil, insanlar arasındaki ticari ve hukuki işlemlerde de dürüstlük / integrity şartını koşar. Ölçü ve tartıda hile yapmama, yetimin ve dulun hakkını gözetme emri hem Tevrat’ın hem de Kuran’ın sosyal adalet sütunlarıdır.
• Kadın ve Emek Hakları: Yahudi alimi Akiva’nın mülkiyet ve kadın haklarına dair getirdiği hukuki düzenlemeler, bizzat mitsel / mythical değil, somut yasalar olarak tarihe geçmiştir. islam, bu hakları "ilahi Hukuk" çerçevesinde genişleterek ve miras/velayet gibi konularda sistemleştirerek son noktayı koymuştur. Peygamberlerin getirdiği sosyal yasalar, güçlünün zayıfı ezdiği orman kanunlarına karşı zayıfı koruyan ilahi bir kalkandır..
III. Nihai Sentez: Kanun, Sevgi ve Denge
Yahudiliğin "katı yasası" ile Hristiyanlığın "koşulsuz sevgisi" / grace, islam’da "Adaletli Merhamet" / Equitable Mercy olarak sentezlenmiştir.
1. Yeni Musa Olarak isa: Bazı kaynaklar Hz. isa’yı, Dağdaki Vaaz'da yeni bir yasa veren "Yeni Musa" / New Moses olarak tasvir ederken, isa'nın getirdiği "lütuf" / grace kavramının Musa'nın "yasası" ile bir kontrast / contrast oluşturduğunu belirtir.
2. Muhammedî Denge: Hz. Muhammed salla'llâhu aleyhi ve sellem hem bir fatih ve general / general hem de bir merhamet elçisidir. O, Yahudilikten aldığı disiplinli şeriat yapısını, isa'nın ahlaki esnekliğiyle birleştirerek "orta yol" / middle path modelini kurmuştur. ***islam, önceki vahiyleri reddetmek yerine onları 'tashih' (Correction / Düzeltme) ederek evrensel bir hukuk dili oluşturmuştur.***.
Şahsiyet Analizi ve Psikolojik Arka Plan
• Hz. Musa (Sert Adalet): Mısır sarayının bürokratik ddisipliniyle / discipline yetişmiş, kölelikten çıkan bir halkı düzene sokmak için "Kutsal Öfke"yi / Holy Rage kullanmak zorunda kalmıştır. Onun hukuk sistemindeki sertlik, bir halkın hayatta kalma refleksidir.
• Hillel ve Sevgi Devrimi: Yahudilik içindeki katı şeriatçı (Shammai) kanada karşı, "kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma" diyerek Tevrat'ı bir cümleye sığdıran Hillel, islam'daki ahlak merkezli fıkıh anlayışının habercisidir.
• Hz. Muhammed salla'llâhu aleyhi ve sellem (Stratejik Sentez): Hiçbir formel askeri eğitimi olmamasına rağmen efsanevi bir askeri deha ve hukuk kurucusu olmuştur. islam şeriatı, onun lojistik / logistics ve yönetim becerileriyle şekillenmiş, darmadağınık kabileleri birer "hukuk süjesi" haline getirmiştir
I. Ceza Hukuku (Ukubat): Adaletin Sert ve Şefkatli Yüzü
Yahudi hukukunun temeli olan Beş Kitap / Pentateuch, insan hayatını kutsal kabul ederek onu korumak için sert yaptırımlar getirmiştir. islam şeriatı ile olan en büyük benzerlik, "Kısasa Kısas" / Lex Talionis ilkesinde düğümlenir.
• insan Hayatının Dokunulmazlığı: Yahudi kanunnamesi, Orta Asur yasalarındaki gibi vahşi bedensel cezalandırmaları (yüz kesme, hadım etme) reddetmiş; bunun yerine cezayı sınırlayarak insani bir seviyeye çekmiştir. islam da benzer şekilde, haksız yere bir cana kıymayı tüm insanlığı öldürmekle eşdeğer tutmuş, ancak suçlunun cezasız kalmamasını adalet gereği saymıştır. ilahi yasalar, suçun şahsiliği prensibiyle suçlunun yakınlarının cezalandırılmasını yasaklayarak toplumsal adaletin temelini atmıştır..
• Ders Verici Cezalar: Kaynaklar, Musa yasasındaki kırbaç cezasının "kırk vuruş" ile sınırlandırıldığını ve bunun "hakim huzurunda" / before the judge yapılması gerektiğini belirtir. islam şeriatındaki tazir / discretionary punishment ve had / prescribed punishment cezaları da benzer bir disiplin ve kamuya ibret amacı taşır. Kutsal metinler arasındaki hukuksal benzerlikler, insanlık onurunun ve toplumsal düzenin ilahi bir otorite tarafından korunması amacına hizmet eder.
II. Sosyal ilişkiler (Muamelat): Sözleşme ve Mülkiyetin Kutsallığı
Yahudilikteki 613 emir, insanın Tanrı, aile ve toplumla olan ilişkilerini en ince detayına kadar düzenleyen bir "yaşam biçimi" / lifestyle sunar. Bu yapı, islam’ın "din sadece ibadet değil, muamelattır" düsturuyla tam bir uyum içerisindedir.
• Sözleşme Ahlakı (Covenantal Ethics): Yahudi düşüncesindeki "Ahit" / Covenant kavramı, sadece Tanrı ile kul arasında değil, insanlar arasındaki ticari ve hukuki işlemlerde de dürüstlük / integrity şartını koşar. Ölçü ve tartıda hile yapmama, yetimin ve dulun hakkını gözetme emri hem Tevrat’ın hem de Kuran’ın sosyal adalet sütunlarıdır.
• Kadın ve Emek Hakları: Yahudi alimi Akiva’nın mülkiyet ve kadın haklarına dair getirdiği hukuki düzenlemeler, bizzat mitsel / mythical değil, somut yasalar olarak tarihe geçmiştir. islam, bu hakları "ilahi Hukuk" çerçevesinde genişleterek ve miras/velayet gibi konularda sistemleştirerek son noktayı koymuştur. Peygamberlerin getirdiği sosyal yasalar, güçlünün zayıfı ezdiği orman kanunlarına karşı zayıfı koruyan ilahi bir kalkandır..
III. Nihai Sentez: Kanun, Sevgi ve Denge
Yahudiliğin "katı yasası" ile Hristiyanlığın "koşulsuz sevgisi" / grace, islam’da "Adaletli Merhamet" / Equitable Mercy olarak sentezlenmiştir.
1. Yeni Musa Olarak isa: Bazı kaynaklar Hz. isa’yı, Dağdaki Vaaz'da yeni bir yasa veren "Yeni Musa" / New Moses olarak tasvir ederken, isa'nın getirdiği "lütuf" / grace kavramının Musa'nın "yasası" ile bir kontrast / contrast oluşturduğunu belirtir.
2. Muhammedî Denge: Hz. Muhammed salla'llâhu aleyhi ve sellem hem bir fatih ve general / general hem de bir merhamet elçisidir. O, Yahudilikten aldığı disiplinli şeriat yapısını, isa'nın ahlaki esnekliğiyle birleştirerek "orta yol" / middle path modelini kurmuştur. ***islam, önceki vahiyleri reddetmek yerine onları 'tashih' (Correction / Düzeltme) ederek evrensel bir hukuk dili oluşturmuştur.***.
Şahsiyet Analizi ve Psikolojik Arka Plan
• Hz. Musa (Sert Adalet): Mısır sarayının bürokratik ddisipliniyle / discipline yetişmiş, kölelikten çıkan bir halkı düzene sokmak için "Kutsal Öfke"yi / Holy Rage kullanmak zorunda kalmıştır. Onun hukuk sistemindeki sertlik, bir halkın hayatta kalma refleksidir.
• Hillel ve Sevgi Devrimi: Yahudilik içindeki katı şeriatçı (Shammai) kanada karşı, "kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma" diyerek Tevrat'ı bir cümleye sığdıran Hillel, islam'daki ahlak merkezli fıkıh anlayışının habercisidir.
• Hz. Muhammed salla'llâhu aleyhi ve sellem (Stratejik Sentez): Hiçbir formel askeri eğitimi olmamasına rağmen efsanevi bir askeri deha ve hukuk kurucusu olmuştur. islam şeriatı, onun lojistik / logistics ve yönetim becerileriyle şekillenmiş, darmadağınık kabileleri birer "hukuk süjesi" haline getirmiştir
Modern dünyada kitlelerin alışkanlıklarının ve düşüncelerinin bilinçli ve zekice manipüle edilmesi/manipulation, demokratik toplumun en önemli unsurlarından biridir." Bu süreci yönetenler, toplumun görünmez mekanizmalarını kontrol eden ve ülkenin gerçek yönetici gücünü oluşturan "görünmez bir hükümet"/invisible government meydana getirirler. Bu yapı, geleneksel siyasi organların ötesinde, psikoloji, teknoloji ve medya ağlarının kesişim noktasında faaliyet gösteren bir elit azınlıktır.
"Görünmez hükümet" kavramının fikir babası sayılan Edward Bernays, kitlelerin kendi başlarına karar veremeyecek kadar "aptal, panik atak geçirebilen ve tehlikeli hayvanlar"/dumb, panicky, dangerous animals olduğunu savunur. Bernays'e göre toplum, ancak "rızanın mühendisliği"/engineering of consent adı verilen yöntemlerle, elit bir tabaka tarafından yönlendirilirse düzenli kalabilir. Bu mühendislik süreci, insanların ne düşüneceğini değil, ne hakkında düşüneceğini belirleyerek gerçeklik algısını çerçeveler/framing.
***Kitlelerin yönetimi, fiziksel zorlamadan ziyade zihinsel bir kuşatma ve iradenin çalınması üzerine inşa edilmiştir.***.
Görünmez hükümetin en stratejik operasyon merkezlerinden biri olarak tanımlanan Tavistock Enstitüsü, kitlelerin "toplumsal türbülans"/social turbulence ve "gelecek şoku"/future shock stratejileriyle nasıl hizaya getirileceği üzerine çalışmaktadır. Enstitü'nün temel amacı, bireyin egemen benliğini yıkarak onu dış uyaranlara açık, sorgulamayan bir "zombi"/zombie haline getirmektir.
• Bilişsel Felç: Topluma art arda ve beynin işleyemeyeceği hızda şok edici/travmatik haberler pompalandığında, bireysel muhakeme yeteneği felç olur ve toplum "gerçeklik apatisi"/reality apathy (duyarsızlık) durumuna geçer.
• Küçük Grupların Kontrolü: Kurt Lewin gibi uzmanlar aracılığıyla geliştirilen grup dinamiği teknikleri, bireyin kimliğini gruba devretmesini sağlar; böylece "akran baskısı"/peer pressure yoluyla özgür düşünce etkisiz hale getirilir.
insan zihni, dayanılmaz bir travma veya bilgi bombardımanı karşısında bir savunma mekanizması olarak bölünme/dissociation yaşar ve kontrolcüler için şekillendirilebilir bir materyale dönüşür..
Görünmez hükümetin günümüzdeki en güçlü silahı, yapay zekanın "silahlandırılmasıdır"/weaponization. Büyük Dil Modelleri (LLM/large language models), insan dilini ve psikolojisini taklit ederek, sosyal zekayı birer silaha dönüştürmektedir. Artık manipülasyon sadece kitlelere değil, "kitle-kişisel sosyal mühendislik"/masspersonal social engineering yoluyla doğrudan bireyin dijital izlerine (profiline) göre yapılmaktadır.
Perspektif Cinayeti (Perspecticide): Cambridge Analytica gibi yapıların kullandığı bu teknik, popüler algının aktif olarak yıkılması ve yerine kurgusal/yapay gerçekliklerin getirilmesidir. Yapay zeka, binlerce "otonom bot"/automated bots aracılığıyla toplumun genelinde sahte bir "uzlaşı"/consensus illüzyonu yaratarak insanları sürü psikolojisine hapsetmektedir.
Görünmez Hiyerarşinin Yapı Taşları: Konsey ve Vakıflar
Kaynaklar, bu görünmez yönetimin tek bir merkezden değil, birbirine kenetlenmiş bir ağ yapısından oluştuğunu öne sürer. Dış ilişkiler Konseyi (CFR), Bilderberg Grubu ve Rockefeller/Ford gibi devasa vakıflar, bu stratejilerin hem finansörü hem de uygulama alanıdır. Bu yapılar, üniversiteleri, düşünce kuruluşlarını ve medya devlerini kontrol ederek "kimin eğitileceğine, hangi haberin sızdırılacağına ve hangi politikacının parlatılacağına" karar verirler.
***Modern kölelikte artık hücrelere/cells gerek yoktur; zira bireyler kendi rızalarıyla inşa edilen dijital zindanlara hapsedilmiştir.***.
insanların bu aldatmacayı bildikleri halde suskun kalmaları, evrimsel bir "hayatta kalma"/survival içgüdüsüdür. Atalarımız için gruptan dışlanmak fiziksel ölüm demekti; bu nedenle beyin, sosyal uyumu/conformance rasyonel gerçekten daha üstün tutacak şekilde programlanmıştır. Görünmez hükümet, insanın bu "aidiyet" ihtiyacını kullanarak onu otoriteye (liderlere veya kurgulanmış fikirlere) sorgusuz sualsiz boyun eğen birer "laboratuvar faresi"/guinea pig haline getirir.
"Görünmez hükümet" kavramının fikir babası sayılan Edward Bernays, kitlelerin kendi başlarına karar veremeyecek kadar "aptal, panik atak geçirebilen ve tehlikeli hayvanlar"/dumb, panicky, dangerous animals olduğunu savunur. Bernays'e göre toplum, ancak "rızanın mühendisliği"/engineering of consent adı verilen yöntemlerle, elit bir tabaka tarafından yönlendirilirse düzenli kalabilir. Bu mühendislik süreci, insanların ne düşüneceğini değil, ne hakkında düşüneceğini belirleyerek gerçeklik algısını çerçeveler/framing.
***Kitlelerin yönetimi, fiziksel zorlamadan ziyade zihinsel bir kuşatma ve iradenin çalınması üzerine inşa edilmiştir.***.
Görünmez hükümetin en stratejik operasyon merkezlerinden biri olarak tanımlanan Tavistock Enstitüsü, kitlelerin "toplumsal türbülans"/social turbulence ve "gelecek şoku"/future shock stratejileriyle nasıl hizaya getirileceği üzerine çalışmaktadır. Enstitü'nün temel amacı, bireyin egemen benliğini yıkarak onu dış uyaranlara açık, sorgulamayan bir "zombi"/zombie haline getirmektir.
• Bilişsel Felç: Topluma art arda ve beynin işleyemeyeceği hızda şok edici/travmatik haberler pompalandığında, bireysel muhakeme yeteneği felç olur ve toplum "gerçeklik apatisi"/reality apathy (duyarsızlık) durumuna geçer.
• Küçük Grupların Kontrolü: Kurt Lewin gibi uzmanlar aracılığıyla geliştirilen grup dinamiği teknikleri, bireyin kimliğini gruba devretmesini sağlar; böylece "akran baskısı"/peer pressure yoluyla özgür düşünce etkisiz hale getirilir.
insan zihni, dayanılmaz bir travma veya bilgi bombardımanı karşısında bir savunma mekanizması olarak bölünme/dissociation yaşar ve kontrolcüler için şekillendirilebilir bir materyale dönüşür..
Görünmez hükümetin günümüzdeki en güçlü silahı, yapay zekanın "silahlandırılmasıdır"/weaponization. Büyük Dil Modelleri (LLM/large language models), insan dilini ve psikolojisini taklit ederek, sosyal zekayı birer silaha dönüştürmektedir. Artık manipülasyon sadece kitlelere değil, "kitle-kişisel sosyal mühendislik"/masspersonal social engineering yoluyla doğrudan bireyin dijital izlerine (profiline) göre yapılmaktadır.
Perspektif Cinayeti (Perspecticide): Cambridge Analytica gibi yapıların kullandığı bu teknik, popüler algının aktif olarak yıkılması ve yerine kurgusal/yapay gerçekliklerin getirilmesidir. Yapay zeka, binlerce "otonom bot"/automated bots aracılığıyla toplumun genelinde sahte bir "uzlaşı"/consensus illüzyonu yaratarak insanları sürü psikolojisine hapsetmektedir.
Görünmez Hiyerarşinin Yapı Taşları: Konsey ve Vakıflar
Kaynaklar, bu görünmez yönetimin tek bir merkezden değil, birbirine kenetlenmiş bir ağ yapısından oluştuğunu öne sürer. Dış ilişkiler Konseyi (CFR), Bilderberg Grubu ve Rockefeller/Ford gibi devasa vakıflar, bu stratejilerin hem finansörü hem de uygulama alanıdır. Bu yapılar, üniversiteleri, düşünce kuruluşlarını ve medya devlerini kontrol ederek "kimin eğitileceğine, hangi haberin sızdırılacağına ve hangi politikacının parlatılacağına" karar verirler.
***Modern kölelikte artık hücrelere/cells gerek yoktur; zira bireyler kendi rızalarıyla inşa edilen dijital zindanlara hapsedilmiştir.***.
insanların bu aldatmacayı bildikleri halde suskun kalmaları, evrimsel bir "hayatta kalma"/survival içgüdüsüdür. Atalarımız için gruptan dışlanmak fiziksel ölüm demekti; bu nedenle beyin, sosyal uyumu/conformance rasyonel gerçekten daha üstün tutacak şekilde programlanmıştır. Görünmez hükümet, insanın bu "aidiyet" ihtiyacını kullanarak onu otoriteye (liderlere veya kurgulanmış fikirlere) sorgusuz sualsiz boyun eğen birer "laboratuvar faresi"/guinea pig haline getirir.
"Uri Geller’in sunduğu metodoloji, insan zihninin sadece bir bilgi depolama aygıtı değil, aynı zamanda fiziksel gerçekliği şekillendirebilen aktif bir enerji vericisi olduğu önermesine dayanır.". Geller’e göre modern insan, beyninin kapasitesinin sadece küçük bir kısmını kullanmakta, kadim çağlarda sahip olduğu telepathy /zihinden zihne iletişim/ ve şifa gibi yeteneklerini ise rasyonalizm /akılcılık/ uğruna terk etmektedir. Aşağıda, Geller’in kaynaklarda yer alan zihin gücünü geliştirmeye yönelik somut araçları ve egzersizleri sistemli bir liste halinde sunulmuştur:
1. Psişik Araç Çantası: Zihni Odaklayan Enstrümanlar
Geller, zihinsel enerjinin dağılmasını önlemek ve onu bir lazer ışını gibi odaklamak için belirli fiziksel nesnelerin "katalizör" /hızlandırıcı/ olarak kullanılmasını önerir:
• Turuncu Meditasyon Noktası (The Orange Dot): Geller’in en temel araçlarından biridir. Turuncu rengin sarı (zihinsel enerji) ve kırmızının (fiziksel enerji) birleşimi olduğunu savunur. Bu noktaya 3 dakika boyunca odaklanmak, yaratıcılığı tetikler ve zihni karmaşadan arındırır.
• Enerji Kristali (Energized Crystal): Kristallerin doğal enerji depolama ve iletme yeteneği olduğuna inanır. Kristali bir pendulum /sarkaç/ olarak kullanmak, subconscous /bilinçaltı/ düzeyindeki bilgilere erişmeyi kolaylaştırır.
• Psişik Günlük (Psi Diary): Açıklanamayan tesadüflerin, "deja-vu" anlarının ve rüyaların kaydedildiği bir defterdir. Bu, bireyin kendi psişik paternlerini /örüntülerini/ fark etmesini sağlar.
• Zihin Gücü Kiti (MindPower Kit): içinde özel frekanslara sahip bir ses kaseti, kristal ve meditasyon kartları bulunan bu set, Geller tarafından ayın belirli zamanlarında zihinsel olarak "güçlendirildiği" iddia edilen bir uygulama paketidir.
2. Görselleştirme /Vizüalizasyon/ Egzersizleri
"Zihinsel antrenman, fiziksel performansı ve madde üzerindeki etkiyi belirleyen en önemli disiplindir.".
• Zihinsel TV Ekranı Tekniği: Gözlerinizi kapatın ve zihninizde boş bir televizyon ekranı canlandırın. Bu ekrana istediğiniz sonucu (örneğin; başarılı bir iş görüşmesi veya sağlıklı bir beden) bir film şeridi gibi yansıtın. Zihin, imajları gerçeklikten ayıramaz; bu yüzden görselleştirilen her sahne, gerçekleşmesi beklenen bir biyolojik emirdir..
• Kutulama Yöntemi: Zihni dağıtan sorunları çözmek için her problemi hayali bir kutuya koyup kapağını kapatın. Sadece üzerinde çalışacağınız kutuyu açma disiplini, odaklanma gücünü maksimize eder.
• Mum Alevi Kontrolü: Karşınıza bir mum koyun ve alevin sağa veya sola yattığını hayal edin. Zihin gücünüzle alevin fiziksel olarak büküldüğünü "görün" ve ardından düşünceyi serbest bırakın.
3. Telepati ve Uzaktan Algılama Oyunları
Geller, bu yeteneklerin "eğlence" yoluyla, yani çocuksu bir merakla geliştirilmesini tavsiye eder.
• Avuç içi Taraması: Bir partnerden avucunuzun üzerine (temas etmeden) kare, daire veya artı gibi basit şekiller çizmesini isteyin. Derinizdeki karıncalanma hissini /tingle/ takip ederek şekli tahmin etmeye çalışın. Bu, telepatinin en temel seviyesidir.
• Kristal Saklambaç: Partnerinizin evin içinde sakladığı küçük bir nesneyi, elinizde bir kristal tutarak ve vücudunuzun yaydığı "çekim" hissini (bir mıknatıs gibi) takip ederek bulun.
• Renk Tahmini: Gözlerinizi kapatın ve partnerinizin seçtiği bir nesnenin renginden yayılan "enerji vibrasyonunu" /titreşimini/ hissetmeye çalışın.
4. Fiziksel Gerçekliği Bükme (Psychokinesis /PK/)
***inanmak, pasif bir kabul değil, moleküler yapıyı değiştiren aktif bir kuvvettir.***.
• Kaşık Bükme Ritüeli: Kaşığı boyun kısmından baş ve işaret parmağınızla hafifçe okşayın. Zihninizde metalin yumuşadığını, plastikleştiğini hayal edin ve durmadan "Bükül, bükül!" (Bend, bend!) komutunu tekrarlayın.
• Pusula iğnesini Saptırma: Alnınızı pusulaya yaklaştırın ve iğnenin zihninizden çıkan bir enerji hattı tarafından itildiğini vokalize /sesli ifade/ edin.
5. Şifa ve Reconditining /Yeniden Programlama/ Teknikleri
• Beyaz Kan Hücresi Vizüalizasyonu: Hastalıklı bir bölge için, o bölgeye hücum eden "parlak beyaz ışık savaşçılarını" hayal edin. Bu hücrelerin kanser veya virüs hücrelerini vaporize /buharlaştırma/ ettiğini görün.
• Rutin Kırma Egzersizi: Her gün yaptığınız 12 sıradan aktiviteyi (diş fırçalamak, gazete okumak vb.) bir hafta boyunca tamamen farklı bir şekilde yapın. Bu, beynin atıl kalan %90’lık kısmındaki nöronal yolları aktive eder.
• Hormonal Kontrol ve Nefes: Anksiyete /kaygı/ anında kağıt bir torbaya nefes alıp vererek beyne giden oksijeni dengeleyin ve zihnin "vitesini" küçültün.
1. Psişik Araç Çantası: Zihni Odaklayan Enstrümanlar
Geller, zihinsel enerjinin dağılmasını önlemek ve onu bir lazer ışını gibi odaklamak için belirli fiziksel nesnelerin "katalizör" /hızlandırıcı/ olarak kullanılmasını önerir:
• Turuncu Meditasyon Noktası (The Orange Dot): Geller’in en temel araçlarından biridir. Turuncu rengin sarı (zihinsel enerji) ve kırmızının (fiziksel enerji) birleşimi olduğunu savunur. Bu noktaya 3 dakika boyunca odaklanmak, yaratıcılığı tetikler ve zihni karmaşadan arındırır.
• Enerji Kristali (Energized Crystal): Kristallerin doğal enerji depolama ve iletme yeteneği olduğuna inanır. Kristali bir pendulum /sarkaç/ olarak kullanmak, subconscous /bilinçaltı/ düzeyindeki bilgilere erişmeyi kolaylaştırır.
• Psişik Günlük (Psi Diary): Açıklanamayan tesadüflerin, "deja-vu" anlarının ve rüyaların kaydedildiği bir defterdir. Bu, bireyin kendi psişik paternlerini /örüntülerini/ fark etmesini sağlar.
• Zihin Gücü Kiti (MindPower Kit): içinde özel frekanslara sahip bir ses kaseti, kristal ve meditasyon kartları bulunan bu set, Geller tarafından ayın belirli zamanlarında zihinsel olarak "güçlendirildiği" iddia edilen bir uygulama paketidir.
2. Görselleştirme /Vizüalizasyon/ Egzersizleri
"Zihinsel antrenman, fiziksel performansı ve madde üzerindeki etkiyi belirleyen en önemli disiplindir.".
• Zihinsel TV Ekranı Tekniği: Gözlerinizi kapatın ve zihninizde boş bir televizyon ekranı canlandırın. Bu ekrana istediğiniz sonucu (örneğin; başarılı bir iş görüşmesi veya sağlıklı bir beden) bir film şeridi gibi yansıtın. Zihin, imajları gerçeklikten ayıramaz; bu yüzden görselleştirilen her sahne, gerçekleşmesi beklenen bir biyolojik emirdir..
• Kutulama Yöntemi: Zihni dağıtan sorunları çözmek için her problemi hayali bir kutuya koyup kapağını kapatın. Sadece üzerinde çalışacağınız kutuyu açma disiplini, odaklanma gücünü maksimize eder.
• Mum Alevi Kontrolü: Karşınıza bir mum koyun ve alevin sağa veya sola yattığını hayal edin. Zihin gücünüzle alevin fiziksel olarak büküldüğünü "görün" ve ardından düşünceyi serbest bırakın.
3. Telepati ve Uzaktan Algılama Oyunları
Geller, bu yeteneklerin "eğlence" yoluyla, yani çocuksu bir merakla geliştirilmesini tavsiye eder.
• Avuç içi Taraması: Bir partnerden avucunuzun üzerine (temas etmeden) kare, daire veya artı gibi basit şekiller çizmesini isteyin. Derinizdeki karıncalanma hissini /tingle/ takip ederek şekli tahmin etmeye çalışın. Bu, telepatinin en temel seviyesidir.
• Kristal Saklambaç: Partnerinizin evin içinde sakladığı küçük bir nesneyi, elinizde bir kristal tutarak ve vücudunuzun yaydığı "çekim" hissini (bir mıknatıs gibi) takip ederek bulun.
• Renk Tahmini: Gözlerinizi kapatın ve partnerinizin seçtiği bir nesnenin renginden yayılan "enerji vibrasyonunu" /titreşimini/ hissetmeye çalışın.
4. Fiziksel Gerçekliği Bükme (Psychokinesis /PK/)
***inanmak, pasif bir kabul değil, moleküler yapıyı değiştiren aktif bir kuvvettir.***.
• Kaşık Bükme Ritüeli: Kaşığı boyun kısmından baş ve işaret parmağınızla hafifçe okşayın. Zihninizde metalin yumuşadığını, plastikleştiğini hayal edin ve durmadan "Bükül, bükül!" (Bend, bend!) komutunu tekrarlayın.
• Pusula iğnesini Saptırma: Alnınızı pusulaya yaklaştırın ve iğnenin zihninizden çıkan bir enerji hattı tarafından itildiğini vokalize /sesli ifade/ edin.
5. Şifa ve Reconditining /Yeniden Programlama/ Teknikleri
• Beyaz Kan Hücresi Vizüalizasyonu: Hastalıklı bir bölge için, o bölgeye hücum eden "parlak beyaz ışık savaşçılarını" hayal edin. Bu hücrelerin kanser veya virüs hücrelerini vaporize /buharlaştırma/ ettiğini görün.
• Rutin Kırma Egzersizi: Her gün yaptığınız 12 sıradan aktiviteyi (diş fırçalamak, gazete okumak vb.) bir hafta boyunca tamamen farklı bir şekilde yapın. Bu, beynin atıl kalan %90’lık kısmındaki nöronal yolları aktive eder.
• Hormonal Kontrol ve Nefes: Anksiyete /kaygı/ anında kağıt bir torbaya nefes alıp vererek beyne giden oksijeni dengeleyin ve zihnin "vitesini" küçültün.
Siyasiler eleştirilebilir, sisteme laf sokabilirsin ama, bir öğretmen vasfı almış kişiye da....ya...
diyerek aşağılayamazsın. Bu kişi bana bir harf öğretenin kulu kölesi olurum sözünü çakıl taşına çeviriyor.
inanın bir öğretmene söylenecek en kötü söz...
Eğer bu kişi bir zarar gördüyse sebebi budur.
ilk Muallim kim diye sorsanız ona, bilir mi bilmez mi, bir şey demem imkansız.
Ancak ilk muallim Allahın bizatihi kendisidir.
Gerisi malum...
Ayrıca bu bilgiyi de hatırlayalım...
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sefere ve savaşa çıkarken, şehirde kalanlara islam'ı öğretmeleri, ibadetleri yönettirmeleri ve idari işleri yürütmeleri için hem bilgili hem de idari yeteneği olan sahabileri Medine'de vekil (idareci ve muallim) olarak bırakırdı.
Bu sahabeler aynı zamanda toplumun eğitim ve dini sorularına cevap verme görevini yürütürdü.Sefere çıkarken Medine'de bıraktığı öne çıkan "öğretmen" ve idareci sahabeler şunlardır:
Abdullah ibn Ümmü Mektûm (r.a.): Görme engelli bir sahabidir. Çok iyi bir Kur'an öğreticisi ve hafızdı. Peygamberimiz (s.a.v.) seferlere giderken onu birçok kez (bazı rivayetlerde 13 defa) Medine'de namaz kıldırması ve halka dini öğretmesi için vekil bırakmıştır.
Muaz bin Cebel (r.a.): Helal ve haram konularında (fıkıh) en bilgili sahabelerden biri olarak bilinir. Resûlullah (s.a.v.) Huneyn Seferi'ne çıkarken onu Medine'de halka Kur'an ve fıkıh öğretmesi için görevlendirmiştir.
Ebû Lübâbe (r.a.): ilk Müslümanlardan olup Medine'deki islami öğretide ve kabile ilişkilerinde önemli rol oynayan bir sahabidir. Bedir Savaşı'na giderken Peygamberimiz tarafından Medine'de vekil olarak bırakılmıştır.
diyerek aşağılayamazsın. Bu kişi bana bir harf öğretenin kulu kölesi olurum sözünü çakıl taşına çeviriyor.
inanın bir öğretmene söylenecek en kötü söz...
Eğer bu kişi bir zarar gördüyse sebebi budur.
ilk Muallim kim diye sorsanız ona, bilir mi bilmez mi, bir şey demem imkansız.
Ancak ilk muallim Allahın bizatihi kendisidir.
Gerisi malum...
Ayrıca bu bilgiyi de hatırlayalım...
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sefere ve savaşa çıkarken, şehirde kalanlara islam'ı öğretmeleri, ibadetleri yönettirmeleri ve idari işleri yürütmeleri için hem bilgili hem de idari yeteneği olan sahabileri Medine'de vekil (idareci ve muallim) olarak bırakırdı.
Bu sahabeler aynı zamanda toplumun eğitim ve dini sorularına cevap verme görevini yürütürdü.Sefere çıkarken Medine'de bıraktığı öne çıkan "öğretmen" ve idareci sahabeler şunlardır:
Abdullah ibn Ümmü Mektûm (r.a.): Görme engelli bir sahabidir. Çok iyi bir Kur'an öğreticisi ve hafızdı. Peygamberimiz (s.a.v.) seferlere giderken onu birçok kez (bazı rivayetlerde 13 defa) Medine'de namaz kıldırması ve halka dini öğretmesi için vekil bırakmıştır.
Muaz bin Cebel (r.a.): Helal ve haram konularında (fıkıh) en bilgili sahabelerden biri olarak bilinir. Resûlullah (s.a.v.) Huneyn Seferi'ne çıkarken onu Medine'de halka Kur'an ve fıkıh öğretmesi için görevlendirmiştir.
Ebû Lübâbe (r.a.): ilk Müslümanlardan olup Medine'deki islami öğretide ve kabile ilişkilerinde önemli rol oynayan bir sahabidir. Bedir Savaşı'na giderken Peygamberimiz tarafından Medine'de vekil olarak bırakılmıştır.
sonuçta insan, emek vermediği parada hayallerin etkisinde kalır.
devlet bile bu tür işlerin hakkından gelemiyor, insanlar için ne demeli...
devlet bile bu tür işlerin hakkından gelemiyor, insanlar için ne demeli...
bence almayın evde spor yapılmayacak şeyler arasındadır. kaç kişi gördümse hepsi aldı sattı.
Sihir, günahkarlık işlemi ise, mucizeler kapsamına girmeyen istisnalarda, yapılan ritüeller şeytan ve cinleri etki altına alıyor olması bir gerçektir., çünkü Kur'ân-ı Kerimde şeytan size zarar veremez ayeti varken film dünyasında görünen saçma görüntülerin cinler ve şeytanlar ile garip ve saçma görüntüler abartmalar ile insanlara psikolojik baskının önüne geçmek gerekiyor. şizofrenik vakalar ve sinir sistemi ile alakalı agresif kontrolsüz hareketleri şeytan musallat oldu diye insanların zayıf hallere maruz kalmasının önüne geçmek için bilinçlenme gerekiyor.
Anlaşılan Sihir kurulu düzeni bozmak için süfli varlıkların kontrolünü ele geçirerek, insanın şeytanı isyan isteklerine boyun eğdirmek için Allahın razı olmadığı şirk muamelelerini yaparak günahkar olmaktadır. Bundan korunmak için doğru olanı yapmak gerekir.
islam dünyasında havas, yahudilerde kabala, hristiyanlarda wicca tarzı uygulamaların hareket geçmesi için insandaki niyet ve yasak olana meylinden başkası olmadığı görülüyor. Yazılan bir kağıtta veya domuz pisliği ile kötü enerjiyi kullanmak bunlar cinler alemindeki zayıf karakterleri etki altına almak olduğunu düşünüyoruz.
Harut ve Marut kıssasında Allah ben yine izin vermezsem başarılı olmazsınız buyurması, yedi büyük günahtan sihrin varlığını kabul etmek gerekiyor. Bu gerçek insanların kurulu düzene bozmak ile sonuçlanan bir durumdur.
insandaki elektrik sistemine şeytan musallat oluyor. Çünkü peygamberimiz şeytan kanın dolaştığı her yere ulaşması, buna işaret eder. Şimdi beyinde ani bir pıhtının oluşması ve şeytan tarafından kullanılması gözün kör olmasına neden olabilir. Yahut iki sinir nöronunun eletriksel çarpışması gibi.
Sonuç olarak tıbbi bir hastalığı, şeytan ile direk bağlamak yerine gereken müdaheleden sonra bir başarı olmazsa dini rituellere baş vurmak en uygun olan şeydir.
Örnek ereksiyon olamayan kişinin dua ile kendini açmaya çalışırken okuyacağı dualar veya terkipler bir viagra kadar etkili olmaz. Çocuk düşüren kadınlara ip bağlanır. Bu aslında fiziksel bir obje ile telkin yapmaktır. Eğer bedeni bir arıza yoksa kadın hamile kalır.
Zekeriya peygamber, ibrahim peygamberin bizim çocuk sahibi olmamız imkansız dediklerinde Allahın bu benim için kolaydır demesi onların bilinç planında kapanmış ihtiyarlık sendromunu silmek yerine yeni komutlar vererek bedenin hazırlanmasıdır.
Allah eğer bu konuşma olmadan çocuk verseydi, şüphe ve olma ihtimali düşüktü. Hz. Meryemin isayı doğurması da aynı minvaldedir.
Hipnoz şarlatanların elinde kalmasaydı tıp dünyası tedavide daha çok ileriye götürürdü. Mucize ve keramet kavramı ise kuvvetli deliller ile sabit olduğundan günümüzde son peygamber geldiğinden keramet vari uygulamalarda da teknoloji ileri seviyelere ulaştı.
Durugörü ve gaybi bilgiler konusunda insanlık eğer tam istenilene ulaşabilseydi, H. Houdininin medyumlara şu sözü çok manidar beş dolara eğer siz gelecek ve gaibi biliyorsanız at yarışlarının sonuçlarını bilin topluca kazanın demesi çok şeyi açıklıyor.
Bilmek ve inanç arasındaki ince çizgide anormal bir kaza olmadığı müddetçe büyük günah olan sihirden uzaklaşmak en uygunudur. Sonuçta, Sihir şeytanla gizli antlaşmadır.
Anlaşılan Sihir kurulu düzeni bozmak için süfli varlıkların kontrolünü ele geçirerek, insanın şeytanı isyan isteklerine boyun eğdirmek için Allahın razı olmadığı şirk muamelelerini yaparak günahkar olmaktadır. Bundan korunmak için doğru olanı yapmak gerekir.
islam dünyasında havas, yahudilerde kabala, hristiyanlarda wicca tarzı uygulamaların hareket geçmesi için insandaki niyet ve yasak olana meylinden başkası olmadığı görülüyor. Yazılan bir kağıtta veya domuz pisliği ile kötü enerjiyi kullanmak bunlar cinler alemindeki zayıf karakterleri etki altına almak olduğunu düşünüyoruz.
Harut ve Marut kıssasında Allah ben yine izin vermezsem başarılı olmazsınız buyurması, yedi büyük günahtan sihrin varlığını kabul etmek gerekiyor. Bu gerçek insanların kurulu düzene bozmak ile sonuçlanan bir durumdur.
insandaki elektrik sistemine şeytan musallat oluyor. Çünkü peygamberimiz şeytan kanın dolaştığı her yere ulaşması, buna işaret eder. Şimdi beyinde ani bir pıhtının oluşması ve şeytan tarafından kullanılması gözün kör olmasına neden olabilir. Yahut iki sinir nöronunun eletriksel çarpışması gibi.
Sonuç olarak tıbbi bir hastalığı, şeytan ile direk bağlamak yerine gereken müdaheleden sonra bir başarı olmazsa dini rituellere baş vurmak en uygun olan şeydir.
Örnek ereksiyon olamayan kişinin dua ile kendini açmaya çalışırken okuyacağı dualar veya terkipler bir viagra kadar etkili olmaz. Çocuk düşüren kadınlara ip bağlanır. Bu aslında fiziksel bir obje ile telkin yapmaktır. Eğer bedeni bir arıza yoksa kadın hamile kalır.
Zekeriya peygamber, ibrahim peygamberin bizim çocuk sahibi olmamız imkansız dediklerinde Allahın bu benim için kolaydır demesi onların bilinç planında kapanmış ihtiyarlık sendromunu silmek yerine yeni komutlar vererek bedenin hazırlanmasıdır.
Allah eğer bu konuşma olmadan çocuk verseydi, şüphe ve olma ihtimali düşüktü. Hz. Meryemin isayı doğurması da aynı minvaldedir.
Hipnoz şarlatanların elinde kalmasaydı tıp dünyası tedavide daha çok ileriye götürürdü. Mucize ve keramet kavramı ise kuvvetli deliller ile sabit olduğundan günümüzde son peygamber geldiğinden keramet vari uygulamalarda da teknoloji ileri seviyelere ulaştı.
Durugörü ve gaybi bilgiler konusunda insanlık eğer tam istenilene ulaşabilseydi, H. Houdininin medyumlara şu sözü çok manidar beş dolara eğer siz gelecek ve gaibi biliyorsanız at yarışlarının sonuçlarını bilin topluca kazanın demesi çok şeyi açıklıyor.
Bilmek ve inanç arasındaki ince çizgide anormal bir kaza olmadığı müddetçe büyük günah olan sihirden uzaklaşmak en uygunudur. Sonuçta, Sihir şeytanla gizli antlaşmadır.
Ünlü Sabetaycı yazar Orhan Pamuk’un New York’ta bir özel sohbette
“Bizim bir devlete ihtiyacımız vardı. Önce Müslüman olduk ve uzun maceralardan sonra Türkiye’yi elimize geçirdik” diyerek neyi kastettiğini; Yalçın Küçük’ün neden
“iSRAiL, Türkiye’de israil’de olduğundan daha güçlüdür“,
“Türkiye israil’in rezerv devletidir” ve “Bu ülkede bir yere gelebilmek için Sabetaycı olmak gereklidir” dediğini daha iyi anlayacağız.
Perde arkasında konuşulanların ne olacağını düşünebilirsiniz.
Sorun yok, yola devam.
“Bizim bir devlete ihtiyacımız vardı. Önce Müslüman olduk ve uzun maceralardan sonra Türkiye’yi elimize geçirdik” diyerek neyi kastettiğini; Yalçın Küçük’ün neden
“iSRAiL, Türkiye’de israil’de olduğundan daha güçlüdür“,
“Türkiye israil’in rezerv devletidir” ve “Bu ülkede bir yere gelebilmek için Sabetaycı olmak gereklidir” dediğini daha iyi anlayacağız.
Perde arkasında konuşulanların ne olacağını düşünebilirsiniz.
Sorun yok, yola devam.
https://www.youtube.com/watch?v=PU_yrGgnwsw
Önümdeki bu kitapçık bir terörist tarafından tercüme edildiğini bilseydiniz okudunuz mu hiç? Ben çocukken bu kitap evimde yazılmıştum ve ilk açıldığında çok güzel bir şekilde bir tarafta Arapça yazılar diğer tarafta ise Uygurca tercümesi vardı ve şöyle diyordu: "Nhayeti şefkatlik ve mihriban Allah'ın isminden başla." Meğerse bu kitap Uygurca'daki Kur'an-ı Kerim'in yemeğiymiş ve onu okuduklarında çocuk olarak "Ha dedem namazın süresiken onun anlamı buymuş diye anlamıştım arkadaşlar. Sonra böyle benim sürekli okuma yöntemim vardı. Şuradan burada okurdum. Hz. Musa'nınsı, Haz. isa'nınsı hatta bana çok ilham veren Hz. Yusuf Aleyhisselam'ın hikayesi çok severdim . Uygurca öğününüzü hazırlayan Muhammed Salih Damullah diyor ki , Ben çocukken bu insanın kim olduğunu bir kere bile görmemiştim. Ama kafamda canlandırıyordum. Ortalıkta böyle aydınlanan böyle kafamda böyle yaşıyordum. Sonra memleketten gitmek zorundayım. Muhammed Salihdam Molay'ı unuttum gittim. Ta 2018'de onun çok acı bir haberi geldi. Çin Komünist Partisi Muhammed Salih'tan Molla'yı alıyor, toplama kamplarına hapsediyor ve orada 40 gün boyunca gece gündüz odaklanıyor arkadaşlar. 82 yaşındaki bu alim Uygur dayanamıyor ve şehit oluyor. Peki Muhammed Salih Damoğlu'nun suçu biliniyor mu? Neden Çin tarafından terörist ilan edildi ve öldürüldü? Tek suç Kur'an-ı Kerim'i Arapçadan Uygurcaya tercüme edilmiş olması ve Uygurların Kur'an-ı Kerim'i anlayarak okumasını sağlamasıydı. Arkadaşlar Muhammed Salih Nemolla Çin karışmıştı bir insan değildi. Bölücü bir insan da değildi. Kur'an-ı Kerim'i ve birçok dini kitabı Çin Komünist Partisi'nin izniyle arkadaşlar bastırmıştı. Fakat 2018'de Çin Komünist Partisi Uygurlara asla merhamet etmeyin dedi. Özellikle bizim en eğitimli, en alim insanlarımızı toplama kamplarına götürdük. Kim Kur'an'ı başarabilirse, kim Kur'an'ı okuduysa hepsinin hepsini arkadaşlar katletti. Ve bunun başında Muhammed Salih Damla vardı. Ve daha da üzücü bir haber okudum. Neymiş biliyor musunuz? Muhammed Salihdamullah kendi kızını öyle güzel bir büyütmüş ki o kız yerde hadiste öyle bir uzmanlaşmış ki muhtemelen Doğu Türkistan'ın yetiştirdiği en önemli bir alimiydi ve o kızı da kamplara aldı. ikisinin de ne yazık ki nağaşlarını bile ailesine iade etmiyor. Çünkü Doğu Türkistan'daki Çin toplama kamplarında işkence edilerek böldürülen Uygurların cesetleri yakılıyor arkadaşlar. Fakat bugün baktığınız zaman sosyal medyada binlerce influencer Çin'e gidiyor. işte kuyun Müslümanlarını gösteriyor. Camilere gidiyor. Diyor ki ya diyor Çin'de Müslümanlar ne kadar güzel hayat yaşıyor diye arkadaşlar propaganda yapıyor. Çünkü Çin sizin görüşlerinize önem veriyor. Neden? Çünkü Çin mallarını size pazarlamak zorunda. Sizden para kazanacak. Öbür taraftan da Amerika'ya karşı dinlenirken Müslümanlardan da faydalanmak istiyor. Biz Uygur Türkleri olarak propaganda için harcayacağımız milyarlarca dolar paramız yok. Fakat şuna inanıyorum. Bizim sesimizi o milyarlarca dolar değil. Siz duyuracaksınız ve Doğu Türkistan'daki zulmü duymayan kalmayacak sizlerin yardımıyla. Çünkü bu soykırımı Gününde duyurmak ile başlar. Allah'a amanet olun arkadaşlar. bölümüne iyi bakın.
Naiti şefkatlik ve Allah'ın sı [müzik] başlayı cimi hemdana alemlerinin perverdigarı Allah'a hastur Allah nai şefkatlik veandır. kıyamet sağlığın durur rabbimiz sana ibadet kıymız [müzik] ve sen yardım sorayımız biz doğru yola başlın yoların ve azalların yol sen inam kılganların yolu başlı
amin
Önümdeki bu kitapçık bir terörist tarafından tercüme edildiğini bilseydiniz okudunuz mu hiç? Ben çocukken bu kitap evimde yazılmıştum ve ilk açıldığında çok güzel bir şekilde bir tarafta Arapça yazılar diğer tarafta ise Uygurca tercümesi vardı ve şöyle diyordu: "Nhayeti şefkatlik ve mihriban Allah'ın isminden başla." Meğerse bu kitap Uygurca'daki Kur'an-ı Kerim'in yemeğiymiş ve onu okuduklarında çocuk olarak "Ha dedem namazın süresiken onun anlamı buymuş diye anlamıştım arkadaşlar. Sonra böyle benim sürekli okuma yöntemim vardı. Şuradan burada okurdum. Hz. Musa'nınsı, Haz. isa'nınsı hatta bana çok ilham veren Hz. Yusuf Aleyhisselam'ın hikayesi çok severdim . Uygurca öğününüzü hazırlayan Muhammed Salih Damullah diyor ki , Ben çocukken bu insanın kim olduğunu bir kere bile görmemiştim. Ama kafamda canlandırıyordum. Ortalıkta böyle aydınlanan böyle kafamda böyle yaşıyordum. Sonra memleketten gitmek zorundayım. Muhammed Salihdam Molay'ı unuttum gittim. Ta 2018'de onun çok acı bir haberi geldi. Çin Komünist Partisi Muhammed Salih'tan Molla'yı alıyor, toplama kamplarına hapsediyor ve orada 40 gün boyunca gece gündüz odaklanıyor arkadaşlar. 82 yaşındaki bu alim Uygur dayanamıyor ve şehit oluyor. Peki Muhammed Salih Damoğlu'nun suçu biliniyor mu? Neden Çin tarafından terörist ilan edildi ve öldürüldü? Tek suç Kur'an-ı Kerim'i Arapçadan Uygurcaya tercüme edilmiş olması ve Uygurların Kur'an-ı Kerim'i anlayarak okumasını sağlamasıydı. Arkadaşlar Muhammed Salih Nemolla Çin karışmıştı bir insan değildi. Bölücü bir insan da değildi. Kur'an-ı Kerim'i ve birçok dini kitabı Çin Komünist Partisi'nin izniyle arkadaşlar bastırmıştı. Fakat 2018'de Çin Komünist Partisi Uygurlara asla merhamet etmeyin dedi. Özellikle bizim en eğitimli, en alim insanlarımızı toplama kamplarına götürdük. Kim Kur'an'ı başarabilirse, kim Kur'an'ı okuduysa hepsinin hepsini arkadaşlar katletti. Ve bunun başında Muhammed Salih Damla vardı. Ve daha da üzücü bir haber okudum. Neymiş biliyor musunuz? Muhammed Salihdamullah kendi kızını öyle güzel bir büyütmüş ki o kız yerde hadiste öyle bir uzmanlaşmış ki muhtemelen Doğu Türkistan'ın yetiştirdiği en önemli bir alimiydi ve o kızı da kamplara aldı. ikisinin de ne yazık ki nağaşlarını bile ailesine iade etmiyor. Çünkü Doğu Türkistan'daki Çin toplama kamplarında işkence edilerek böldürülen Uygurların cesetleri yakılıyor arkadaşlar. Fakat bugün baktığınız zaman sosyal medyada binlerce influencer Çin'e gidiyor. işte kuyun Müslümanlarını gösteriyor. Camilere gidiyor. Diyor ki ya diyor Çin'de Müslümanlar ne kadar güzel hayat yaşıyor diye arkadaşlar propaganda yapıyor. Çünkü Çin sizin görüşlerinize önem veriyor. Neden? Çünkü Çin mallarını size pazarlamak zorunda. Sizden para kazanacak. Öbür taraftan da Amerika'ya karşı dinlenirken Müslümanlardan da faydalanmak istiyor. Biz Uygur Türkleri olarak propaganda için harcayacağımız milyarlarca dolar paramız yok. Fakat şuna inanıyorum. Bizim sesimizi o milyarlarca dolar değil. Siz duyuracaksınız ve Doğu Türkistan'daki zulmü duymayan kalmayacak sizlerin yardımıyla. Çünkü bu soykırımı Gününde duyurmak ile başlar. Allah'a amanet olun arkadaşlar. bölümüne iyi bakın.
Naiti şefkatlik ve Allah'ın sı [müzik] başlayı cimi hemdana alemlerinin perverdigarı Allah'a hastur Allah nai şefkatlik veandır. kıyamet sağlığın durur rabbimiz sana ibadet kıymız [müzik] ve sen yardım sorayımız biz doğru yola başlın yoların ve azalların yol sen inam kılganların yolu başlı
amin
eğitim durumunu gözlerimizin önüne sürüyor.
" Mustafa Akyol’un fıkıh / jurisprudence geleneğine yönelttiği tenkitler ve Mutezile eksenli 'akılcı' / rationalist yaklaşımı; islami ilimlerin sarsılmaz sağlamlığı ile modern çağın 'tarihselcilik' / historicism arayışları arasındaki ontolojik / ontological (varlıksal) kırılmanın odağında yer almaktadır. "
Mustafa Akyol, islam dünyasındaki 'özgürlük krizi'nin temelinde, 10. yüzyıldan itibaren Ehl-i Hadis’in (Gelenekçiler) Ehl-i Rey (Akılcılar) üzerindeki siyasi ve teolojik zaferini görmektedir. Yazarın eleştirdiği bu 'Gelenekçi' yapı, aslında Mutezile’nin pek çok görüşünü, onları reddetmek amacıyla da olsa eserlerinde zikrederek günümüze taşımıştır. Akyol’a göre bu durum bir 'hâmilik' değil, 'muhafaza ederek mahkûm etme' eylemidir. Akyol, Eş'ariliğin yükselişini islam düşüncesinde bir 'entelektüel intihar' / intellectual suicide olarak tanımlar.
Yazarın kişilik analizinde dindarlığın 'vicdani' boyutu, 'hukuki' (fıkhi) boyutunun her zaman önündedir. Bu duruşu, dindar kesimin iktidara geldikten sonra gösterdiği otoriter eğilimleri bir "tarihsel hınç" / historical resentment olarak nitelemesine yol açar [son dönem değişimleri]. Akyol için gerçek dindarlık, bir iktidar aracı değil, bireyin Allah ile kurduğu samimi / sincere ve özgür bir bağdır.
Akyol’un benimsediği Fazlur Rahman ekolü ve "çift hareket" / double movement (vahyi indiği bağlamda anlayıp modern çağa ilkesel olarak taşıma) yöntemi, geleneksel çevrelerce Kur’an hükümlerini 'rafa kaldırma' riski olarak görülmektedir. Örneğin, Kehf suresindeki Hızır ve Musa kıssasında Hızır’ın bir çocuğu öldürmesi gibi 'hikmet' odaklı pasajların, rasyonalist / rationalist bir süzgeçten geçirildiğinde 'tarihsel' ya da 'alegorik' / allegorical görülmesi kaçınılmazdır.
Akyol, Kur’an’ın 'yaratılmış' / created olduğunu savunan Mutezile görüşüne yakındır. Yazar, 'yaratılmış Kur'an yorumlanabilir, ancak yaratılmamış Kur'an ancak uygulanır' ilkesine inanır. Bu yaklaşım, mucizeleri "doğanın derinliklerindeki saklı olasılıklar" / laws of nature olarak gören 'teistik natüralizm' / theistic naturalism ile birleştiğinde, geleneksel mucize anlayışından kopuşu temsil eder. ilhami Güler gibi isimlerin Akyol tarafından referans gösterilmesi, bu "akılcı-tarihselci" bloğun entelektüel dayanışmasını yansıtır.
Deist inanç Suçlaması ve Teistik Natüralizm Paradoksu
Mustafa Akyol, kendisini ısrarla bir "teist" / theist (vahye ve Allah’ın müdahalesine inanan) olarak tanımlasa da, mucizevi müdahaleleri asgariye indiren duruşu 'deizm' / deism (yaradancılık) tartışmalarını tetiklemektedir. Yazar, Stephen Hawking gibi materyalistlerin 'doğa yasalarını ilahlaştırmasını' modern bir putperestlik / idolatry olarak eleştirir. Ancak Tanrı’nın evreni tutarlı ve akli yasalarla donattığına, bu yasaları bozmadığına dair inancı (Mutezile’den mülhem), geleneksel islam algısındaki 'müdahaleci Tanrı' tasavvurundan farklıdır.
Akyol’un hayal dünyasındaki "ibrahimî Arketip" / Abrahamic Archetype, islam’ı Yahudilik ve Hristiyanlık ile ortak bir ahlaki zeminde buluşturma çabasıdır. Bu durum, dinsel kimliklerin 'tahrif' / distortion tartışmaları içinde erimesi korkusunu doğurur. Akyol için dinler arasındaki teolojik farklılıkların nispîliği, 'hayırlarda yarışın' [Maide 48] ayetinin bir gereğidir.
Psikolojik Analiz ve 'La-ikrahiyye'nin Kökeni
Akyol’un otoriteye ve fıkhi lafızcılığa / literalism duyduğu alerjinin arkasında, çocukluk döneminde 1980 darbesi sonrası babasının cezaevindeki mağduriyetine şahit olması yatmaktadır. Bu travma / psychological trauma, onda devletin ve dini yapıların birey üzerindeki her türlü baskısını 'zulüm' kategorisine sokmasına neden olmuştur.
• ihanet ve Eleştiri: Yazar, dindarların bir zamanlar mağduru oldukları Kemalist paradigmanın yöntemlerini (sansür, cezalandırma) bugün kendilerinin kullanmasını dinsel bir "ihanet" olarak görür.
• insan Psikolojisi: insanın özgür seçimi olmadığında erdemin / virtue mümkün olmadığını savunur. "Günah işleme özgürlüğü" / freedom to sin tezi, aslında samimi bir dindarlığın ancak 'baskısız' bir ortamda var olabileceği psikolojik tespitine dayanır.
Sonuç olarak, Mustafa Akyol’un "La-ikrahiyye" / no-compulsionism vizyonu, islami mirasın 'akılcı' ve 'l'üsyen' / Lockean bir hoşgörü mektubuyla yeniden yazılması projesidir. Geleneksel çevrelerce bu durum bir 'tahrifat' olarak görülürken, Akyol için bu, Müslüman aklının bin yıllık uykusundan uyanmasıdır.
Mustafa Akyol, islam dünyasındaki 'özgürlük krizi'nin temelinde, 10. yüzyıldan itibaren Ehl-i Hadis’in (Gelenekçiler) Ehl-i Rey (Akılcılar) üzerindeki siyasi ve teolojik zaferini görmektedir. Yazarın eleştirdiği bu 'Gelenekçi' yapı, aslında Mutezile’nin pek çok görüşünü, onları reddetmek amacıyla da olsa eserlerinde zikrederek günümüze taşımıştır. Akyol’a göre bu durum bir 'hâmilik' değil, 'muhafaza ederek mahkûm etme' eylemidir. Akyol, Eş'ariliğin yükselişini islam düşüncesinde bir 'entelektüel intihar' / intellectual suicide olarak tanımlar.
Yazarın kişilik analizinde dindarlığın 'vicdani' boyutu, 'hukuki' (fıkhi) boyutunun her zaman önündedir. Bu duruşu, dindar kesimin iktidara geldikten sonra gösterdiği otoriter eğilimleri bir "tarihsel hınç" / historical resentment olarak nitelemesine yol açar [son dönem değişimleri]. Akyol için gerçek dindarlık, bir iktidar aracı değil, bireyin Allah ile kurduğu samimi / sincere ve özgür bir bağdır.
Akyol’un benimsediği Fazlur Rahman ekolü ve "çift hareket" / double movement (vahyi indiği bağlamda anlayıp modern çağa ilkesel olarak taşıma) yöntemi, geleneksel çevrelerce Kur’an hükümlerini 'rafa kaldırma' riski olarak görülmektedir. Örneğin, Kehf suresindeki Hızır ve Musa kıssasında Hızır’ın bir çocuğu öldürmesi gibi 'hikmet' odaklı pasajların, rasyonalist / rationalist bir süzgeçten geçirildiğinde 'tarihsel' ya da 'alegorik' / allegorical görülmesi kaçınılmazdır.
Akyol, Kur’an’ın 'yaratılmış' / created olduğunu savunan Mutezile görüşüne yakındır. Yazar, 'yaratılmış Kur'an yorumlanabilir, ancak yaratılmamış Kur'an ancak uygulanır' ilkesine inanır. Bu yaklaşım, mucizeleri "doğanın derinliklerindeki saklı olasılıklar" / laws of nature olarak gören 'teistik natüralizm' / theistic naturalism ile birleştiğinde, geleneksel mucize anlayışından kopuşu temsil eder. ilhami Güler gibi isimlerin Akyol tarafından referans gösterilmesi, bu "akılcı-tarihselci" bloğun entelektüel dayanışmasını yansıtır.
Deist inanç Suçlaması ve Teistik Natüralizm Paradoksu
Mustafa Akyol, kendisini ısrarla bir "teist" / theist (vahye ve Allah’ın müdahalesine inanan) olarak tanımlasa da, mucizevi müdahaleleri asgariye indiren duruşu 'deizm' / deism (yaradancılık) tartışmalarını tetiklemektedir. Yazar, Stephen Hawking gibi materyalistlerin 'doğa yasalarını ilahlaştırmasını' modern bir putperestlik / idolatry olarak eleştirir. Ancak Tanrı’nın evreni tutarlı ve akli yasalarla donattığına, bu yasaları bozmadığına dair inancı (Mutezile’den mülhem), geleneksel islam algısındaki 'müdahaleci Tanrı' tasavvurundan farklıdır.
Akyol’un hayal dünyasındaki "ibrahimî Arketip" / Abrahamic Archetype, islam’ı Yahudilik ve Hristiyanlık ile ortak bir ahlaki zeminde buluşturma çabasıdır. Bu durum, dinsel kimliklerin 'tahrif' / distortion tartışmaları içinde erimesi korkusunu doğurur. Akyol için dinler arasındaki teolojik farklılıkların nispîliği, 'hayırlarda yarışın' [Maide 48] ayetinin bir gereğidir.
Psikolojik Analiz ve 'La-ikrahiyye'nin Kökeni
Akyol’un otoriteye ve fıkhi lafızcılığa / literalism duyduğu alerjinin arkasında, çocukluk döneminde 1980 darbesi sonrası babasının cezaevindeki mağduriyetine şahit olması yatmaktadır. Bu travma / psychological trauma, onda devletin ve dini yapıların birey üzerindeki her türlü baskısını 'zulüm' kategorisine sokmasına neden olmuştur.
• ihanet ve Eleştiri: Yazar, dindarların bir zamanlar mağduru oldukları Kemalist paradigmanın yöntemlerini (sansür, cezalandırma) bugün kendilerinin kullanmasını dinsel bir "ihanet" olarak görür.
• insan Psikolojisi: insanın özgür seçimi olmadığında erdemin / virtue mümkün olmadığını savunur. "Günah işleme özgürlüğü" / freedom to sin tezi, aslında samimi bir dindarlığın ancak 'baskısız' bir ortamda var olabileceği psikolojik tespitine dayanır.
Sonuç olarak, Mustafa Akyol’un "La-ikrahiyye" / no-compulsionism vizyonu, islami mirasın 'akılcı' ve 'l'üsyen' / Lockean bir hoşgörü mektubuyla yeniden yazılması projesidir. Geleneksel çevrelerce bu durum bir 'tahrifat' olarak görülürken, Akyol için bu, Müslüman aklının bin yıllık uykusundan uyanmasıdır.
https://www.youtube.com/watch?v=amQMWn7Hu6M
Mustafa islamoğlu hocamıza
ALi KARAHASANOĞLU
Boşverelim NATO’yu..
Boşverelim, gelen liderleri.
Boşverelim Ekrem imamoğlu’nun yolsuzluklarını..
Hayatını islam’a adadığı iddiasında olan bir insan ile, akit’in ne ihtilafı olabilir?
Ne tartışması olabilir?
Ne mahkemesi olabilir?
Ama oldu..
Öncesinden başlayayım..
28 Şubat sürecinde, müstear isimle de yazmışlığı vardır.. Kendi gerçek adı ile de akit’te köşe yazıları çıkmıştır..
Müstear isimle yazdığı dönemde, kaleme aldığı yazı sebebi ile, benim sorumlu müdür olarak sanık sandalyesine oturduğum olmuştur..
Üzülmesin diye kendisine bile haber vermeden, ama asla, savcıya gittiğimde, mahkeme huzuruna çıktığımda, “Bu yazının eser sahibi şu kişidir” diyerek, bana verilecek cezadan kurtulmaya çalışmadan..
Bir mücadele içinde olduk..
Ama ne hikmetse, Karar tv’ye çıkıp, şu sözleri sarf ettiğinde, bir anlam verememiştim..
Hâlâ da veremiyorum:
“Dün hata ettiğimiz noktaları tespit ediyorum, kendimi sorguluyorum, fikirlerimin kölesi değilim efendisiyim. Yanlış olanları düzelttiğim, yanlış olduğuna inandığım an onu doğrudan her araçla ulaştırabileceğim herkese ulaştırıyorum. Bu benim tövbem, tövbe böyledir. En çok pişman olduğum şey bir dönemimi islamcı olarak geçirmek. Bu 70-80-90’lı dönemler.”
Düşünebiliyor musunuz..
Kitaplar yazmışsınız..
Gazetelerde dergilerde sürekli köşe yazılarınız yayınlanıyor..
Pişmanlık diye belirtilen yılları kapsamasa da televizyon kurmuşsunuz, anlatıyorsunuz, anlatıyorsunuz....
Ve bugün geldiğiniz nokta, “En çok pişman olduğum şey bir dönemimi islamcı olarak geçirmek. Bu 70-80-90’lı dönemler.”
Ve, o tarihlerde yayınlanan yazılarınızda, bir küçük harf hatası olduğunda, “Biz sabahlara kadar düşünerek o yazıyı kaleme alıyoruz. O hata nasıl yapılır” diye, sanki ayeti kerimenin yazılmasında bir hata yapılmışcasına azarlamalarınız aklıma geliyor..
Şimdi siz, hatalısını-hatasızını boşverin, sabahlara kadar düşünerek yazdığınız yazılardan, toptan pişman mısınız, yani..
Bunları da boşverelim..
Akit ile 1990’lı yıllarda, 2000’li yıllarda yazarı olan kişiyi mahkemelik yapan konuya gelelim..
Mustafa islamoğlu, şimdilerde pişman olduğunu açıkladığı köşe yazılarından sonra, medyanın gelişimine paralel olarak, televizyon konuşmaları, sosyal medya için çekilmiş videolarla, bunlara altyapı oluşturan konferanslarla çalışmalarına devam ediyor..
Bir ay kadar önce verdiği konferansın sosyal medyadaki aktarımı, şimdi dava konusu oldu..
Mustafa bey, “Paleolitik dönem mağaralarını, animizm ve şamanizmin ruh telakkisi”ni konuştuğunu söylüyor.. “Kadim insan için Mağara ne anlama geliyor” başlığı ile sosyal medyada paylaşmış.
Bu konunun uzmanı olmadığını çok iyi biliyoruz, ama öyle ahkam kesiyor ki, size de aktarayım:
“Mağarada insanoğlu yaşamıyordu. Mağara kovuğunda yaşıyordu ama mağarada yaşamıyordu. Bu mağaraların çoğunda gaz var. Gaz. Halisinojen gazlar. Özellikle mesela Antalya’daki bir mağarada araştırma yaptılar. Araştırma yapanlar da kafayı bulmuşlar. Efendim gaz çıkarıyor. Mağara gaz çıkarıyor. Bu gaz da halüsinojen. Onun için oraya girince bir şekil oluyor, bir hoş oluyor. Yani geliyorlar efendim. Cinler geliyor, periler geliyor, şeytanlar geliyor, cennet geliyor, cehennem geliyor, iyiler geliyor, kötü ruhlar geliyor, iyi ruhlar geliyor. Her şey geliyor. O da gerçekten geldi zannediyor ve oraları öyle kodluyor. Kadim insan.”
Bu konuşmayı izleyen bir ateist, sosyal medyada şöyle küstah bir paylaşım (haşa) yapmış:
“Muhammed’in ilk vahyi nerede aldığını hatırladınız mı?”
internet sitemizde, Mustafa islamoğlu’nun konuşması ve ateistin yorumu, bir kanaldan haber servisimize ulaştırıldığında, habercilik acelesi ile, başka sitelerdeki karışıklıktan da etkilenerek, sanki konuşma içinde, peygamberimiz de direkt varmış gibi haberleştiriliyor..
Mustafa islamoğlu açıklama yapıp, “Bırakın peygamberlik asrını islam ile en ufak bir ilgisi olmayan, ‘Paleolitik dönem mağaralarını, animizm ve şamanizmin ruh telakkisi”ni konuştuğum bir felsefi konuşmayı sanki Peygamberimizin vahiy alışıyla ilgili söylemişim gibi göstermeye çalışmışlar. Üstelik kestikleri videonun ‘kadim insan’ cümlesiyle bitmesine rağmen… Vah ki ne vah.” deyince, bu açıklamayı da yayınlıyoruz. Mustafa islamoğlu’nun sözlerinin devamında peygamberimize atıf varmış gibi yapılan karışıklığı gideriyoruz..
Ama, sanki durup dururken, Mustafa islamoğlu’na bir haksız isnat yapılmış.
Sanki Mustafa islamoğlu hiç kusursuz bir anlatım yapmış da, kasten kendisinin sözleri başka paylaşımlarla karıştırılmış gibi, bir tazminat davası, bir tane daha..
Konuyu bir açıdan değerlendiriyoruz.
Sonra bir başka açıdan bir daha değerlendiriyoruz.
Mustafa islamoğlu ile, “mağarada gaz” olayını, yanyana bir türlü getiremiyoruz.
“Mustafa islamoğlu ve mağarada gaz”, ne alaka?
Ne anlatmak istedi.
Ne mesaj vermek istedi..
Mağarada ruh telakkisi ile, ne denilmek istendi..
“Birisi benim yorumlarıma peygamberleri de karıştırsın. Birileri haber yapsın. Sonra başkaları da oralardan alıntı yapsın. Ben de gündem olayım” diye düşünülmedi ise..
"Düşünüldü" demiyorum.
Ama samimi olarak soruyorum, "böyle düşünülmedi ise, ne yapılmak istenildi", açık açık anlatılması gerekmez mi?
Nedir arkadaş, benim telaffuz etmekte bile zorlandığım “Paleolitik dönem’ ile kasdettiğiniz?
Hayatını islam’a adadığını, ahirete hazırlık için dünyadaki ömrünü az kusur ile tamamlamaya çalışan bir insana, “Paleolitik dönem” ne katkı sunabilir ki?
Sakın, Yaşar Nuri Öztürk’ün, ilahiyat Fakültesi’ndeki öğrencilerinin eleştirilerine cevap veremediği noktalarda, “Sen ne diyorsun be. Biz bu konuları yedi dilde yazılmış eserlerden takip ediyoruz” kibrine düşmeyin..
“Paleolitik dönemi bilmeyen hukukçu-yazar, bize akıl veriyor” demeye kalkmayın..Yaşar Nuri Öztürk’ün hayat kronolojisi, verdiği o cevaptaki kibrin, kendisini nerelere götürdüğünü ispatlamaktadır..
“Mağara” diyorsunuz. “Gaz” diyorsunuz. “Halüsinasyon” diyorsunuz. “Gelirler”, diyorsunuz. “Cennet-cehennem” diyorsunuz..
Sonra, “Ben peygamberlerin mağaradaki inzivaya çekilmelerini kasdetmedim. inzivada bunların olabilirliğini ima etmedim” diyorsunuz.
Peki, kabul ettim..
Deniz Göktaş isimli komedyenlik iddiasındaki kişi, “Bir kere çok iddialı bir çıkış 600’lü yıllarda bu son kitap demek, daha yeni yeni kitaplar çıkıyor zaten ya, ben 1200 yılında bir tane daha çıkar diye düşünürdüm, yazar içinde çok zor, aklına yeni bir fikir gelse son kitap dedik ya domuz da yemeyiversinler” diyerek, Kur’an-ı Kerim’in insan sözü olduğu imasında bulunarak, kendince espiri yaptığının haftasında.. .
Sosyal medyanızda şu içerikli konuşmayı niye koydunuz:
“Tebessüm sadakadır diye bir hadis söylenir fakat bu sadakayı ne veren vardır ne alan. Aksine sanki ‘asık surat sadakadır’ demiş gibi surat asmayı marifet bilen bir topluma dönüşmüşüz. Çünkü özünde bu mesele bizim kendimizden şüphemizle alakalıdır. Kişiliğimizin gelişmemişliğiyle alakalıdır ve şark toplumları olarak ergenlikten çıkamamamızla alakalıdır. Tam bir ergen fotoğrafı veriyoruz. O yüzden mizah bizde gelişmiyor. Mesela karikatüre dayanamayan yöneticiler şark dünyasından çıkar. Batıda ise yönetici kendi taklidini seyreder ve alkışlar. Bu bir olgunluk alametidir. Ama bizde o da gelişmemiştir maalesef. Onun için Arap şiirinde hicviye vardır, methiye vardır, mersiye vardır ama mizah yoktur”
Anlatımı kesmeden, uzun uzun verdim. Ki, “çarpıtmışsınız” denilmesin..
Soruyorum, mizah adı altında, Kur’an’a küstahca saldırılmasını nasıl onaylayabilirsiniz?
Bu da, Deniz Göktaş ile ilgili değil mi yoksa..
Peki o zaman hocam, kusura bakmayın.
Binlerce özür.
Mustafa islamoğlu hocamıza
ALi KARAHASANOĞLU
Boşverelim NATO’yu..
Boşverelim, gelen liderleri.
Boşverelim Ekrem imamoğlu’nun yolsuzluklarını..
Hayatını islam’a adadığı iddiasında olan bir insan ile, akit’in ne ihtilafı olabilir?
Ne tartışması olabilir?
Ne mahkemesi olabilir?
Ama oldu..
Öncesinden başlayayım..
28 Şubat sürecinde, müstear isimle de yazmışlığı vardır.. Kendi gerçek adı ile de akit’te köşe yazıları çıkmıştır..
Müstear isimle yazdığı dönemde, kaleme aldığı yazı sebebi ile, benim sorumlu müdür olarak sanık sandalyesine oturduğum olmuştur..
Üzülmesin diye kendisine bile haber vermeden, ama asla, savcıya gittiğimde, mahkeme huzuruna çıktığımda, “Bu yazının eser sahibi şu kişidir” diyerek, bana verilecek cezadan kurtulmaya çalışmadan..
Bir mücadele içinde olduk..
Ama ne hikmetse, Karar tv’ye çıkıp, şu sözleri sarf ettiğinde, bir anlam verememiştim..
Hâlâ da veremiyorum:
“Dün hata ettiğimiz noktaları tespit ediyorum, kendimi sorguluyorum, fikirlerimin kölesi değilim efendisiyim. Yanlış olanları düzelttiğim, yanlış olduğuna inandığım an onu doğrudan her araçla ulaştırabileceğim herkese ulaştırıyorum. Bu benim tövbem, tövbe böyledir. En çok pişman olduğum şey bir dönemimi islamcı olarak geçirmek. Bu 70-80-90’lı dönemler.”
Düşünebiliyor musunuz..
Kitaplar yazmışsınız..
Gazetelerde dergilerde sürekli köşe yazılarınız yayınlanıyor..
Pişmanlık diye belirtilen yılları kapsamasa da televizyon kurmuşsunuz, anlatıyorsunuz, anlatıyorsunuz....
Ve bugün geldiğiniz nokta, “En çok pişman olduğum şey bir dönemimi islamcı olarak geçirmek. Bu 70-80-90’lı dönemler.”
Ve, o tarihlerde yayınlanan yazılarınızda, bir küçük harf hatası olduğunda, “Biz sabahlara kadar düşünerek o yazıyı kaleme alıyoruz. O hata nasıl yapılır” diye, sanki ayeti kerimenin yazılmasında bir hata yapılmışcasına azarlamalarınız aklıma geliyor..
Şimdi siz, hatalısını-hatasızını boşverin, sabahlara kadar düşünerek yazdığınız yazılardan, toptan pişman mısınız, yani..
Bunları da boşverelim..
Akit ile 1990’lı yıllarda, 2000’li yıllarda yazarı olan kişiyi mahkemelik yapan konuya gelelim..
Mustafa islamoğlu, şimdilerde pişman olduğunu açıkladığı köşe yazılarından sonra, medyanın gelişimine paralel olarak, televizyon konuşmaları, sosyal medya için çekilmiş videolarla, bunlara altyapı oluşturan konferanslarla çalışmalarına devam ediyor..
Bir ay kadar önce verdiği konferansın sosyal medyadaki aktarımı, şimdi dava konusu oldu..
Mustafa bey, “Paleolitik dönem mağaralarını, animizm ve şamanizmin ruh telakkisi”ni konuştuğunu söylüyor.. “Kadim insan için Mağara ne anlama geliyor” başlığı ile sosyal medyada paylaşmış.
Bu konunun uzmanı olmadığını çok iyi biliyoruz, ama öyle ahkam kesiyor ki, size de aktarayım:
“Mağarada insanoğlu yaşamıyordu. Mağara kovuğunda yaşıyordu ama mağarada yaşamıyordu. Bu mağaraların çoğunda gaz var. Gaz. Halisinojen gazlar. Özellikle mesela Antalya’daki bir mağarada araştırma yaptılar. Araştırma yapanlar da kafayı bulmuşlar. Efendim gaz çıkarıyor. Mağara gaz çıkarıyor. Bu gaz da halüsinojen. Onun için oraya girince bir şekil oluyor, bir hoş oluyor. Yani geliyorlar efendim. Cinler geliyor, periler geliyor, şeytanlar geliyor, cennet geliyor, cehennem geliyor, iyiler geliyor, kötü ruhlar geliyor, iyi ruhlar geliyor. Her şey geliyor. O da gerçekten geldi zannediyor ve oraları öyle kodluyor. Kadim insan.”
Bu konuşmayı izleyen bir ateist, sosyal medyada şöyle küstah bir paylaşım (haşa) yapmış:
“Muhammed’in ilk vahyi nerede aldığını hatırladınız mı?”
internet sitemizde, Mustafa islamoğlu’nun konuşması ve ateistin yorumu, bir kanaldan haber servisimize ulaştırıldığında, habercilik acelesi ile, başka sitelerdeki karışıklıktan da etkilenerek, sanki konuşma içinde, peygamberimiz de direkt varmış gibi haberleştiriliyor..
Mustafa islamoğlu açıklama yapıp, “Bırakın peygamberlik asrını islam ile en ufak bir ilgisi olmayan, ‘Paleolitik dönem mağaralarını, animizm ve şamanizmin ruh telakkisi”ni konuştuğum bir felsefi konuşmayı sanki Peygamberimizin vahiy alışıyla ilgili söylemişim gibi göstermeye çalışmışlar. Üstelik kestikleri videonun ‘kadim insan’ cümlesiyle bitmesine rağmen… Vah ki ne vah.” deyince, bu açıklamayı da yayınlıyoruz. Mustafa islamoğlu’nun sözlerinin devamında peygamberimize atıf varmış gibi yapılan karışıklığı gideriyoruz..
Ama, sanki durup dururken, Mustafa islamoğlu’na bir haksız isnat yapılmış.
Sanki Mustafa islamoğlu hiç kusursuz bir anlatım yapmış da, kasten kendisinin sözleri başka paylaşımlarla karıştırılmış gibi, bir tazminat davası, bir tane daha..
Konuyu bir açıdan değerlendiriyoruz.
Sonra bir başka açıdan bir daha değerlendiriyoruz.
Mustafa islamoğlu ile, “mağarada gaz” olayını, yanyana bir türlü getiremiyoruz.
“Mustafa islamoğlu ve mağarada gaz”, ne alaka?
Ne anlatmak istedi.
Ne mesaj vermek istedi..
Mağarada ruh telakkisi ile, ne denilmek istendi..
“Birisi benim yorumlarıma peygamberleri de karıştırsın. Birileri haber yapsın. Sonra başkaları da oralardan alıntı yapsın. Ben de gündem olayım” diye düşünülmedi ise..
"Düşünüldü" demiyorum.
Ama samimi olarak soruyorum, "böyle düşünülmedi ise, ne yapılmak istenildi", açık açık anlatılması gerekmez mi?
Nedir arkadaş, benim telaffuz etmekte bile zorlandığım “Paleolitik dönem’ ile kasdettiğiniz?
Hayatını islam’a adadığını, ahirete hazırlık için dünyadaki ömrünü az kusur ile tamamlamaya çalışan bir insana, “Paleolitik dönem” ne katkı sunabilir ki?
Sakın, Yaşar Nuri Öztürk’ün, ilahiyat Fakültesi’ndeki öğrencilerinin eleştirilerine cevap veremediği noktalarda, “Sen ne diyorsun be. Biz bu konuları yedi dilde yazılmış eserlerden takip ediyoruz” kibrine düşmeyin..
“Paleolitik dönemi bilmeyen hukukçu-yazar, bize akıl veriyor” demeye kalkmayın..Yaşar Nuri Öztürk’ün hayat kronolojisi, verdiği o cevaptaki kibrin, kendisini nerelere götürdüğünü ispatlamaktadır..
“Mağara” diyorsunuz. “Gaz” diyorsunuz. “Halüsinasyon” diyorsunuz. “Gelirler”, diyorsunuz. “Cennet-cehennem” diyorsunuz..
Sonra, “Ben peygamberlerin mağaradaki inzivaya çekilmelerini kasdetmedim. inzivada bunların olabilirliğini ima etmedim” diyorsunuz.
Peki, kabul ettim..
Deniz Göktaş isimli komedyenlik iddiasındaki kişi, “Bir kere çok iddialı bir çıkış 600’lü yıllarda bu son kitap demek, daha yeni yeni kitaplar çıkıyor zaten ya, ben 1200 yılında bir tane daha çıkar diye düşünürdüm, yazar içinde çok zor, aklına yeni bir fikir gelse son kitap dedik ya domuz da yemeyiversinler” diyerek, Kur’an-ı Kerim’in insan sözü olduğu imasında bulunarak, kendince espiri yaptığının haftasında.. .
Sosyal medyanızda şu içerikli konuşmayı niye koydunuz:
“Tebessüm sadakadır diye bir hadis söylenir fakat bu sadakayı ne veren vardır ne alan. Aksine sanki ‘asık surat sadakadır’ demiş gibi surat asmayı marifet bilen bir topluma dönüşmüşüz. Çünkü özünde bu mesele bizim kendimizden şüphemizle alakalıdır. Kişiliğimizin gelişmemişliğiyle alakalıdır ve şark toplumları olarak ergenlikten çıkamamamızla alakalıdır. Tam bir ergen fotoğrafı veriyoruz. O yüzden mizah bizde gelişmiyor. Mesela karikatüre dayanamayan yöneticiler şark dünyasından çıkar. Batıda ise yönetici kendi taklidini seyreder ve alkışlar. Bu bir olgunluk alametidir. Ama bizde o da gelişmemiştir maalesef. Onun için Arap şiirinde hicviye vardır, methiye vardır, mersiye vardır ama mizah yoktur”
Anlatımı kesmeden, uzun uzun verdim. Ki, “çarpıtmışsınız” denilmesin..
Soruyorum, mizah adı altında, Kur’an’a küstahca saldırılmasını nasıl onaylayabilirsiniz?
Bu da, Deniz Göktaş ile ilgili değil mi yoksa..
Peki o zaman hocam, kusura bakmayın.
Binlerce özür.
"insanoğlu ölümlü bir varlık olmasına rağmen, zihninin ürünlerini sonsuzluğa hapsetme arzusuyla / immortality / yanıp tutuşur." Edebiyat dünyasında bu arzu, sadece kağıda dökülen kelimelerden ibaret değildir; o, yazarın ruhunun gelecek nesillerin zihninde yeniden canlanması için verilen bir savaştır. Romantik dönem yazarları, bu savaşı en bilinçli ve bazen en trajik şekilde veren kuşak olmuştur. Edebî itibarın nasıl inşa edildiğini anlamak için, bir eserin sadece "iyi" olmasının yetmediğini, onun etrafında örülen toplumsal, ticari ve kurumsal mekanizmaların nasıl işlediğini derinlemesine incelemek gerekir.
itibarın iki Yüzü: Şöhret ve Kalıcı Saygınlık
Edebî itibar kavramı incelenirken, güncel şöhret / renown / ile ölüm sonrası itibar / reputation / arasındaki keskin ayrım gözetilmelidir. Romantikler, kendi dönemlerinde popüler / popular / olanın, gelecek nesiller / posterity / tarafından reddedilebileceği korkusunu derinden hissetmişlerdir. Bir yazarın güncel başarısı, bazen gelecekteki unutuluşunun kefareti olabilir. Horatius’tan miras kalan "tunçtan daha dayanıklı bir anıt dikme" fikri, Romantik şairler için bir saplantı haline gelmiştir.
Kahraman Yazar Modeli: Wordsworth ve Yalnız Dehanın Kültü
William Wordsworth, edebî itibarın inşasında "kahraman yazar" modelini kuran kişidir. Wordsworth’ün anlayışına göre, gerçek bir deha / original genius /, kendi eserini takdir edecek olan beğeniyi bizzat kendisi yaratmalıdır. Bu süreç, yazarın çağdaşları tarafından hor görülmesini veya ihmal edilmesini de beraberinde getirir. Wordsworth’ün psikolojik dünyasında, eleştirmenlerin (özellikle Francis Jeffrey) saldırılarına karşı geliştirdiği bu savunma mekanizması, aslında "mağdur ama üstün deha" mitinin temelini atmıştır. Deha, kalabalıkların alkışından kaçıp, gelecekteki 'seçkin azınlığın' anlayışına sığınır.
Destekli Yazarlık: Samuel Johnson ve Toplumsal Onay
Wordsworth’ün yalnız dehasının aksine, Samuel Johnson "destekli yazarlık" / assisted authorship / modelini savunur. Johnson’a göre hiçbir yazar, yayıncılar, editörler, eleştirmenler ve "sıradan okuyucu" / common reader / yardımı olmadan kalıcı olamaz. itibar, sadece yazarın dehası değil, onun eserini yeniden basan, biyografisini yazan ve onu okul müfredatına sokan aracıların / mediators / bir ürünüdür. Hiçbir yazar tek başına ölümsüz olamaz; onu yaşayan bir güç kılan şey, onun adına hareket eden hayranları, aile üyeleri ve akademik koruyuculardır.
Ölümsüzlüğün Reçetesi: Jane Austen ve Keats Vakaları
Jane Austen ve John Keats, itibarın ölümden sonra nasıl devasa bir güce dönüşebileceğinin en çarpıcı örnekleridir. Austen, yaşadığı dönemde isimsiz kalmayı tercih etmiş ve sadece maddi kazanç peşinde olduğunu iddia etmiştir. Ancak ölümünden sonra ailesinin (özellikle Austen-Leigh’in biyografisi aracılığıyla) yarattığı "sevgili Jane teyze" imajı, onu Victoria dönemi değerleriyle bütünleştirmiş ve evrensel bir ikon haline getirmiştir.
Keats ise, "adı suya yazılmış biri" olarak öleceğine inanarak büyük bir trajedinin kurbanı olmuştur. Ancak onun ölümü, biyografisini yazan Milnes gibi dostları tarafından bir "ihmal edilmiş deha" efsanesine dönüştürülmüştür. Keats’in itibarının korunmasındaki en büyük güç, mektuplarının yayınlanmasıyla ortaya çıkan samimi ve derin kişiliği olmuştur. Psikolojik analizlere göre, okuyucu Keats’in sadece şiirlerini değil, onun 'ölümle yarışan gençliğini' de satın almıştır.
itibarın Korunma Mekanizmaları ve Maddi Olmayan Menfaat
Kalıcı bir itibarın inşası için şu unsurlar hayati önem taşır:
• Biyografik Mit: Yazarın hayat hikayesi, eserinden daha çekici bir efsaneye dönüşmelidir.
• Eğitim Sistemi: Bir yazarın eserleri okullarda "zorunlu okuma" haline geldiğinde, o yazar artık kültürel bir sermaye / cultural capital / olur.
• Görselleştirme ve Uyarlama: Eserlerin resmedilmesi, sinemaya uyarlanması veya turistik bir nesneye (örneğin Austen’ın evi) dönüşmesi, itibarın toplumun tüm katmanlarına yayılmasını sağlar.
Sonuç: insanlığın Ortak Hafızasına Kazınmak
Gerçek edebî itibar, sadece telif ücretleri veya satış rakamlarıyla ölçülemez. Robert Bloomfi eld gibi kendi döneminde on binlerce satan yazarların bugün unutulmuş olması, sadece popülariteye / popularity / odaklanmanın tehlikesini gösterir. Buna karşılık William Blake gibi yaşadığı dönemde yok sayılan ama insanlığa "ruhsal bir vizyon" sunan yazarlar, yüzyıllar sonra bile birer yol gösterici olarak kalabilmektedir. Maddi menfaat için değil, insan ruhunun derinliklerine dokunmak için yazanlar, zamanın aşındırıcı etkisine karşı durabilen tek gruptur. Sonuç olarak; edebi ölümsüzlük, yazarın egosu ile insanlığın ortak hafızası arasında kurulan o ince köprüdür.
itibarın iki Yüzü: Şöhret ve Kalıcı Saygınlık
Edebî itibar kavramı incelenirken, güncel şöhret / renown / ile ölüm sonrası itibar / reputation / arasındaki keskin ayrım gözetilmelidir. Romantikler, kendi dönemlerinde popüler / popular / olanın, gelecek nesiller / posterity / tarafından reddedilebileceği korkusunu derinden hissetmişlerdir. Bir yazarın güncel başarısı, bazen gelecekteki unutuluşunun kefareti olabilir. Horatius’tan miras kalan "tunçtan daha dayanıklı bir anıt dikme" fikri, Romantik şairler için bir saplantı haline gelmiştir.
Kahraman Yazar Modeli: Wordsworth ve Yalnız Dehanın Kültü
William Wordsworth, edebî itibarın inşasında "kahraman yazar" modelini kuran kişidir. Wordsworth’ün anlayışına göre, gerçek bir deha / original genius /, kendi eserini takdir edecek olan beğeniyi bizzat kendisi yaratmalıdır. Bu süreç, yazarın çağdaşları tarafından hor görülmesini veya ihmal edilmesini de beraberinde getirir. Wordsworth’ün psikolojik dünyasında, eleştirmenlerin (özellikle Francis Jeffrey) saldırılarına karşı geliştirdiği bu savunma mekanizması, aslında "mağdur ama üstün deha" mitinin temelini atmıştır. Deha, kalabalıkların alkışından kaçıp, gelecekteki 'seçkin azınlığın' anlayışına sığınır.
Destekli Yazarlık: Samuel Johnson ve Toplumsal Onay
Wordsworth’ün yalnız dehasının aksine, Samuel Johnson "destekli yazarlık" / assisted authorship / modelini savunur. Johnson’a göre hiçbir yazar, yayıncılar, editörler, eleştirmenler ve "sıradan okuyucu" / common reader / yardımı olmadan kalıcı olamaz. itibar, sadece yazarın dehası değil, onun eserini yeniden basan, biyografisini yazan ve onu okul müfredatına sokan aracıların / mediators / bir ürünüdür. Hiçbir yazar tek başına ölümsüz olamaz; onu yaşayan bir güç kılan şey, onun adına hareket eden hayranları, aile üyeleri ve akademik koruyuculardır.
Ölümsüzlüğün Reçetesi: Jane Austen ve Keats Vakaları
Jane Austen ve John Keats, itibarın ölümden sonra nasıl devasa bir güce dönüşebileceğinin en çarpıcı örnekleridir. Austen, yaşadığı dönemde isimsiz kalmayı tercih etmiş ve sadece maddi kazanç peşinde olduğunu iddia etmiştir. Ancak ölümünden sonra ailesinin (özellikle Austen-Leigh’in biyografisi aracılığıyla) yarattığı "sevgili Jane teyze" imajı, onu Victoria dönemi değerleriyle bütünleştirmiş ve evrensel bir ikon haline getirmiştir.
Keats ise, "adı suya yazılmış biri" olarak öleceğine inanarak büyük bir trajedinin kurbanı olmuştur. Ancak onun ölümü, biyografisini yazan Milnes gibi dostları tarafından bir "ihmal edilmiş deha" efsanesine dönüştürülmüştür. Keats’in itibarının korunmasındaki en büyük güç, mektuplarının yayınlanmasıyla ortaya çıkan samimi ve derin kişiliği olmuştur. Psikolojik analizlere göre, okuyucu Keats’in sadece şiirlerini değil, onun 'ölümle yarışan gençliğini' de satın almıştır.
itibarın Korunma Mekanizmaları ve Maddi Olmayan Menfaat
Kalıcı bir itibarın inşası için şu unsurlar hayati önem taşır:
• Biyografik Mit: Yazarın hayat hikayesi, eserinden daha çekici bir efsaneye dönüşmelidir.
• Eğitim Sistemi: Bir yazarın eserleri okullarda "zorunlu okuma" haline geldiğinde, o yazar artık kültürel bir sermaye / cultural capital / olur.
• Görselleştirme ve Uyarlama: Eserlerin resmedilmesi, sinemaya uyarlanması veya turistik bir nesneye (örneğin Austen’ın evi) dönüşmesi, itibarın toplumun tüm katmanlarına yayılmasını sağlar.
Sonuç: insanlığın Ortak Hafızasına Kazınmak
Gerçek edebî itibar, sadece telif ücretleri veya satış rakamlarıyla ölçülemez. Robert Bloomfi eld gibi kendi döneminde on binlerce satan yazarların bugün unutulmuş olması, sadece popülariteye / popularity / odaklanmanın tehlikesini gösterir. Buna karşılık William Blake gibi yaşadığı dönemde yok sayılan ama insanlığa "ruhsal bir vizyon" sunan yazarlar, yüzyıllar sonra bile birer yol gösterici olarak kalabilmektedir. Maddi menfaat için değil, insan ruhunun derinliklerine dokunmak için yazanlar, zamanın aşındırıcı etkisine karşı durabilen tek gruptur. Sonuç olarak; edebi ölümsüzlük, yazarın egosu ile insanlığın ortak hafızası arasında kurulan o ince köprüdür.
" Shanae Hall’un büyükannesi Bonnie White tarafından kaleme alınan 'Lost' / Kayıp şiiri, bir kadının aşkın içinde kendi benliğini nasıl erittiğini, kimliğini yitirdiğini ve bu duygusal hapsolmuşluktan / entrapment kurtulma mücadelesini lirik bir dille anlatır ". Şiir, kaynaklarda bir kadının iyileşme / healing ve öz-farkındalık sürecinin en dokunaklı nişanesi olarak sunulur.
Kayıp Bir Ruhun Çığlığı: "Lost" / Kayıp Şiirinin Tam Metni
Şiir, bir ilişkinin başlangıcındaki o büyüleyici nefes kesici andan, zamanla partnerin içinde eriyip gidilen bir kördüğüme dönüşen süreci şu dizelerle aktarır:
Lost / Kayıp
Once you took my breath away, lost in your embrace. /
Bir zamanlar nefesimi keserdin, kollarında kaybolurdum.
It was then that I couldn’t wait, to hear your voice and see your face. /
O zamanlar sesini duymak ve yüzünü görmek için sabırsızlanırdım.
We’ve now become tied in a web too tangled and too deep. /
Şimdi öyle karmaşık ve öyle derin bir ağa dolandık ki.
You’ve grown into my flesh, even in our dreams we meet. /
Etimin içine işledin, rüyalarımızda bile buluşuyoruz.
I go, you’re there, I stay, you’re here. /
Gidiyorum, oradasın; kalıyorum, buradasın.
I rise, you’re up, I sit, you’re down. /
Kalkıyorum, ayaktasın; oturuyorum, aşağıdasın.
I look into the mirror, I see your face, I lift my hand, you place /
Aynaya bakıyorum, senin yüzünü görüyorum; elimi kaldırıyorum, sen koyuyorsun.
Your moods control my feelings, your presence without end. /
Ruh hallerin duygularımı kontrol ediyor, varlığın sonsuz.
You no longer care how I look, only that I am /
Artık nasıl göründüğüm umurunda değil, sadece var olmam yeterli.
You have become me or am I you? /
Sen mi ben oldun, yoksa ben mi sen?
I can’t separate between the two /
ikimizi birbirinden ayıramıyorum.
I must untie, unshackle, and undo, to find the me /
Çözmeli, zincirleri kırmalı ve geri almalıyım, sende kaybettiğim beni.
I lost in you. /
Sende kaybettiğim beni.
Psikolojik Sınırlar ve Şahsi Portreler Üzerine Bir Analiz
insan psikolojisinin verilerine göre, şiirde anlatılan bu durum "simbiyotik" / symbiotic bir bağın yarattığı ağır bir kimlik kaybıdır. Birey, partnerinin ruh hallerine o kadar bağımlı hale gelir ki, kendi duygusal bağımsızlığını / emotional independence tamamen yitirir. Kaynaklarda bu durumun aşılması için self-worth / öz-değer kavramının yeniden inşa edilmesi gerektiği sürekli vurgulanır.
Konu şahıslara yönelik olunca, şiirin yer aldığı kitabın yazarı Shanae Hall'un hayatı bu mısraların yaşayan bir kanıtıdır:
• Yaşayış ve Kişilik: Shanae, lise aşkı Cory Hall (NFL oyuncusu) ile evlendiğinde dünyasını onun üzerine kurmuş, akademik ve bireysel gelişimini (Sinema ve TV Sanatları lisansı) ancak boşanma sürecinden sonra tamamlayabilmiştir.
• Psikolojik Travmaları: Kocasının kendisini fiziksel olarak boğazlaması / choking ve duygusal olarak "5 üzerinden 4 puanlık bir kadın" olarak aşağılaması onun ruhunda derin yaralar açmıştır.
• En Çok Üzen Şey: Shanae’yi en çok sarsan olaylardan biri, kocasının Anneler Günü'nde / Mother's Day eve başka bir kadını getirmesi ve bu ihaneti "çocuk desteği ödememek için ekonomik bir hamle" olarak rasyonalize etmesidir.
• Ailesi: Nya, Iliah ve Cory Jr. adında üç çocuğu olan Shanae, bu "kördüğümü" çözmek için spritüel uyanışa ve kiliseye sığınmıştır.
Şiirin yazarı Bonnie White ise Shanae'nin büyükannesi olup, aile içindeki kadınlara "daha iyisi için çabalamayı" (strive for better) sessiz bir bilge olarak öğretmiştir. Bu şiir, aslında Bonnie'nin Shanae ve diğer kadınlara bir mirasıdır: Bir erkeğin içinde kaybolmak yerine, o prangalardan / shackles kurtulup özgürleşme çağrısıdır.
Duygusal bir ağda hapsolmak, kişinin partnerini aynada kendisi sanmasıyla başlayan derin bir illüzyondur.
Kaynak:
• Hall, S., & Frost, R. (2010). Why Do I Have to Think Like a Man? How to Think Like a Lady and Still Get the Man. Las Vegas: Farrah Gray Publishing.
Kayıp Bir Ruhun Çığlığı: "Lost" / Kayıp Şiirinin Tam Metni
Şiir, bir ilişkinin başlangıcındaki o büyüleyici nefes kesici andan, zamanla partnerin içinde eriyip gidilen bir kördüğüme dönüşen süreci şu dizelerle aktarır:
Lost / Kayıp
Once you took my breath away, lost in your embrace. /
Bir zamanlar nefesimi keserdin, kollarında kaybolurdum.
It was then that I couldn’t wait, to hear your voice and see your face. /
O zamanlar sesini duymak ve yüzünü görmek için sabırsızlanırdım.
We’ve now become tied in a web too tangled and too deep. /
Şimdi öyle karmaşık ve öyle derin bir ağa dolandık ki.
You’ve grown into my flesh, even in our dreams we meet. /
Etimin içine işledin, rüyalarımızda bile buluşuyoruz.
I go, you’re there, I stay, you’re here. /
Gidiyorum, oradasın; kalıyorum, buradasın.
I rise, you’re up, I sit, you’re down. /
Kalkıyorum, ayaktasın; oturuyorum, aşağıdasın.
I look into the mirror, I see your face, I lift my hand, you place /
Aynaya bakıyorum, senin yüzünü görüyorum; elimi kaldırıyorum, sen koyuyorsun.
Your moods control my feelings, your presence without end. /
Ruh hallerin duygularımı kontrol ediyor, varlığın sonsuz.
You no longer care how I look, only that I am /
Artık nasıl göründüğüm umurunda değil, sadece var olmam yeterli.
You have become me or am I you? /
Sen mi ben oldun, yoksa ben mi sen?
I can’t separate between the two /
ikimizi birbirinden ayıramıyorum.
I must untie, unshackle, and undo, to find the me /
Çözmeli, zincirleri kırmalı ve geri almalıyım, sende kaybettiğim beni.
I lost in you. /
Sende kaybettiğim beni.
Psikolojik Sınırlar ve Şahsi Portreler Üzerine Bir Analiz
insan psikolojisinin verilerine göre, şiirde anlatılan bu durum "simbiyotik" / symbiotic bir bağın yarattığı ağır bir kimlik kaybıdır. Birey, partnerinin ruh hallerine o kadar bağımlı hale gelir ki, kendi duygusal bağımsızlığını / emotional independence tamamen yitirir. Kaynaklarda bu durumun aşılması için self-worth / öz-değer kavramının yeniden inşa edilmesi gerektiği sürekli vurgulanır.
Konu şahıslara yönelik olunca, şiirin yer aldığı kitabın yazarı Shanae Hall'un hayatı bu mısraların yaşayan bir kanıtıdır:
• Yaşayış ve Kişilik: Shanae, lise aşkı Cory Hall (NFL oyuncusu) ile evlendiğinde dünyasını onun üzerine kurmuş, akademik ve bireysel gelişimini (Sinema ve TV Sanatları lisansı) ancak boşanma sürecinden sonra tamamlayabilmiştir.
• Psikolojik Travmaları: Kocasının kendisini fiziksel olarak boğazlaması / choking ve duygusal olarak "5 üzerinden 4 puanlık bir kadın" olarak aşağılaması onun ruhunda derin yaralar açmıştır.
• En Çok Üzen Şey: Shanae’yi en çok sarsan olaylardan biri, kocasının Anneler Günü'nde / Mother's Day eve başka bir kadını getirmesi ve bu ihaneti "çocuk desteği ödememek için ekonomik bir hamle" olarak rasyonalize etmesidir.
• Ailesi: Nya, Iliah ve Cory Jr. adında üç çocuğu olan Shanae, bu "kördüğümü" çözmek için spritüel uyanışa ve kiliseye sığınmıştır.
Şiirin yazarı Bonnie White ise Shanae'nin büyükannesi olup, aile içindeki kadınlara "daha iyisi için çabalamayı" (strive for better) sessiz bir bilge olarak öğretmiştir. Bu şiir, aslında Bonnie'nin Shanae ve diğer kadınlara bir mirasıdır: Bir erkeğin içinde kaybolmak yerine, o prangalardan / shackles kurtulup özgürleşme çağrısıdır.
Duygusal bir ağda hapsolmak, kişinin partnerini aynada kendisi sanmasıyla başlayan derin bir illüzyondur.
Kaynak:
• Hall, S., & Frost, R. (2010). Why Do I Have to Think Like a Man? How to Think Like a Lady and Still Get the Man. Las Vegas: Farrah Gray Publishing.
"Güvendiğimiz insanların ihaneti ve sahte ilişkilerin yarattığı hayal kırıklığı, sadece bir duygu değişimi değil, aynı zamanda bireyin kendi gerçeklik algısına ve güven duygusuna yapılan en sinsi saldırıdır." Hayatın içinde akıl ve mantık çerçevesinde kalmak her ne kadar bir kalkan olsa da, manipülatörler / hileli yönlendiriciler genellikle en yakınlarımızdan, yani savunma hatlarımızın en düşük olduğu yerlerden sızarlar. Bu istismara karşı çözüm, sadece dış dünyayı suçlamak değil, zihnimizin derinliklerinde yatan ve bizi av haline getiren "paradigmaları" / düşünce kalıplarını yeniden inşa etmektir.
1. içsel Programlamanın Tasfiyesi: Paradigmaları Yeniden Yazmak
Bireyin sahte ilişkilerde istismar edilmesinin temelinde, çocukluk döneminde otorite figürlerinden (ebeveynler, öğretmenler) öğrenilen ve bilincimize kazınan hatalı düşünce kalıpları yatar. Eğer zihninizde "herkese yardım etmeliyim" veya "başkalarını mutlu ettiğim sürece değerliyim" gibi bir paradigma varsa, bu durum sizi manipülatörlerin "holy grail" / kutsal kasesi haline getirir.
Çözüm Yolu: Bu kalıpları silmek mümkün değildir ancak üzerlerine yenileri yazılabilir. Her zaman başkalarına yardım etmek yanlıştır; eğer bunu yaparsam kendi hayatımı değil, başkalarının hayatını yaşamış olurum. Bu yeni düşünceyi yerleştirmek için "repetiton" / tekrar yöntemini kullanmalısınız. Kendi sesinizle kaydettiğiniz olumlamaları, gece uyurken düşük sesle (pasif dinleme) dinlemek, zihnin savunma mekanizmalarını aşarak alt bilince / subconscious yeni bir benlik inşası sağlar.
2. Stratejik inziva: "Çürük Elma" Analizi
istismar edildiğinizi hissettiğinizde, çözüm karşı tarafı değiştirmeye çalışmak değildir; çünkü narsist veya psikopat karakterli kişilerle girilen bir değişim savaşı, sadece sert bir duvara çarpmanıza neden olur.
Önerilen Yöntem: Hayatınızdaki insanları analiz etmek için bir süreliğine kendinizi dış dünyadan ve sosyal çevrenizden soyutlamalısınız. Yaklaşık bir hafta boyunca yalnız kalarak çevrenizdeki insanlara uzaktan, bir gözlemci gibi bakın. Hangi insanların enerjinizi emdiğini, hangilerinin "Karanlık Üçlü / Dark Triad" (Narsisizm, Makyevelizm, Psikopati) özelliklerini sergilediğini tespit edin. Eğer bir ilişki size sadece psikolojik stres ve zarar veriyorsa, o kişiyle olan bağınızı "kesip atmak" tek kurtuluş yoludur.
3. NLP ve Zihinsel Kalkan Teknikleri
Güvendiğiniz insanların istismarına karşı kendinizi korumak için Nöro-Linguistik Programlama / NLP araçlarından faydalanabilirsiniz.
• Content Reframing / içerik Yeniden Çerçeveleme: Yaşadığınız olumsuz bir deneyimi veya istismarı kişisel bir yenilgi olarak değil, bir öğrenme süreci olarak yeniden tanımlayın. istismarcının davranışını onun kendi "patolojisi" / hastalık hali olarak görün; böylece olay üzerinizdeki duygusal baskısını kaybeder.
• Dissociation / Ayrışma: Duygusal bir saldırı altındayken kendinizi o durumun dışına çıkarın ve olaya bir film sahnesi gibi dışarıdan bakın. Bu, mantıksal zihninizin kontrolü ele almasını ve manipülatörün duygularınızı yönetmesini engeller.
• Anchoring / Çapalama: Kendinizi güvende ve güçlü hissettiğiniz bir anıyı belirli bir fiziksel harekete (örneğin parmaklarınızı birbirine bastırmak) mühürleyin. istismar anında bu "çapayı" kullanarak zihninizi anında o güçlü duruma geri döndürebilirsiniz.
4. Güç Dengesi ve "Geçici Taviz" Stratejisi
Eğer istismar eden kişi hiyerarşik olarak üzerinizdeyse (patron, otorite figürü) ve hemen uzaklaşamıyorsanız, "bureaucratic bullying" / bürokratik zorbalığa karşı stratejik davranmalısınız. Karşı tarafla doğrudan çatışmak yerine, onun sahte zafer hissini besleyecek "geçici bir taviz / sop" verin. Bu süreçte siz arka planda kendi "exit planınızı" / çıkış planınızı hazırlarken, onun sizi "uysal bir av" sanmasını sağlayarak dikkatini dağıtmış olursunuz.
5. Sosyal Onay ihtiyacından Arınma
Modern dünyada istismarın en büyük kapısı "beğenilme ve kabul edilme arzusu"dur. Manipülatörler, kurbanlarının bu zafiyetini fark ettiklerinde sahte iltifatlar (rewards / ödüller) kullanarak onları kendilerine bağımlı hale getirirler. Kişi, kendi değerini başkalarının onayına değil, kendi içsel yetkinliğine dayandırdığında manipülasyon kalesi çökmeye başlar. Sosyal medyadaki sahte onaylardan (likes / beğeniler) ve uçuk hayallerden uzaklaşmak, zihni bu manipülatif parazitlerden temizler.
insanın kendi zihni üzerinde kuracağı mutlak hakimiyet, sahte ilişkilerin yaratacağı her türlü fırtınaya karşı sarsılmaz bir limandır.
1. içsel Programlamanın Tasfiyesi: Paradigmaları Yeniden Yazmak
Bireyin sahte ilişkilerde istismar edilmesinin temelinde, çocukluk döneminde otorite figürlerinden (ebeveynler, öğretmenler) öğrenilen ve bilincimize kazınan hatalı düşünce kalıpları yatar. Eğer zihninizde "herkese yardım etmeliyim" veya "başkalarını mutlu ettiğim sürece değerliyim" gibi bir paradigma varsa, bu durum sizi manipülatörlerin "holy grail" / kutsal kasesi haline getirir.
Çözüm Yolu: Bu kalıpları silmek mümkün değildir ancak üzerlerine yenileri yazılabilir. Her zaman başkalarına yardım etmek yanlıştır; eğer bunu yaparsam kendi hayatımı değil, başkalarının hayatını yaşamış olurum. Bu yeni düşünceyi yerleştirmek için "repetiton" / tekrar yöntemini kullanmalısınız. Kendi sesinizle kaydettiğiniz olumlamaları, gece uyurken düşük sesle (pasif dinleme) dinlemek, zihnin savunma mekanizmalarını aşarak alt bilince / subconscious yeni bir benlik inşası sağlar.
2. Stratejik inziva: "Çürük Elma" Analizi
istismar edildiğinizi hissettiğinizde, çözüm karşı tarafı değiştirmeye çalışmak değildir; çünkü narsist veya psikopat karakterli kişilerle girilen bir değişim savaşı, sadece sert bir duvara çarpmanıza neden olur.
Önerilen Yöntem: Hayatınızdaki insanları analiz etmek için bir süreliğine kendinizi dış dünyadan ve sosyal çevrenizden soyutlamalısınız. Yaklaşık bir hafta boyunca yalnız kalarak çevrenizdeki insanlara uzaktan, bir gözlemci gibi bakın. Hangi insanların enerjinizi emdiğini, hangilerinin "Karanlık Üçlü / Dark Triad" (Narsisizm, Makyevelizm, Psikopati) özelliklerini sergilediğini tespit edin. Eğer bir ilişki size sadece psikolojik stres ve zarar veriyorsa, o kişiyle olan bağınızı "kesip atmak" tek kurtuluş yoludur.
3. NLP ve Zihinsel Kalkan Teknikleri
Güvendiğiniz insanların istismarına karşı kendinizi korumak için Nöro-Linguistik Programlama / NLP araçlarından faydalanabilirsiniz.
• Content Reframing / içerik Yeniden Çerçeveleme: Yaşadığınız olumsuz bir deneyimi veya istismarı kişisel bir yenilgi olarak değil, bir öğrenme süreci olarak yeniden tanımlayın. istismarcının davranışını onun kendi "patolojisi" / hastalık hali olarak görün; böylece olay üzerinizdeki duygusal baskısını kaybeder.
• Dissociation / Ayrışma: Duygusal bir saldırı altındayken kendinizi o durumun dışına çıkarın ve olaya bir film sahnesi gibi dışarıdan bakın. Bu, mantıksal zihninizin kontrolü ele almasını ve manipülatörün duygularınızı yönetmesini engeller.
• Anchoring / Çapalama: Kendinizi güvende ve güçlü hissettiğiniz bir anıyı belirli bir fiziksel harekete (örneğin parmaklarınızı birbirine bastırmak) mühürleyin. istismar anında bu "çapayı" kullanarak zihninizi anında o güçlü duruma geri döndürebilirsiniz.
4. Güç Dengesi ve "Geçici Taviz" Stratejisi
Eğer istismar eden kişi hiyerarşik olarak üzerinizdeyse (patron, otorite figürü) ve hemen uzaklaşamıyorsanız, "bureaucratic bullying" / bürokratik zorbalığa karşı stratejik davranmalısınız. Karşı tarafla doğrudan çatışmak yerine, onun sahte zafer hissini besleyecek "geçici bir taviz / sop" verin. Bu süreçte siz arka planda kendi "exit planınızı" / çıkış planınızı hazırlarken, onun sizi "uysal bir av" sanmasını sağlayarak dikkatini dağıtmış olursunuz.
5. Sosyal Onay ihtiyacından Arınma
Modern dünyada istismarın en büyük kapısı "beğenilme ve kabul edilme arzusu"dur. Manipülatörler, kurbanlarının bu zafiyetini fark ettiklerinde sahte iltifatlar (rewards / ödüller) kullanarak onları kendilerine bağımlı hale getirirler. Kişi, kendi değerini başkalarının onayına değil, kendi içsel yetkinliğine dayandırdığında manipülasyon kalesi çökmeye başlar. Sosyal medyadaki sahte onaylardan (likes / beğeniler) ve uçuk hayallerden uzaklaşmak, zihni bu manipülatif parazitlerden temizler.
insanın kendi zihni üzerinde kuracağı mutlak hakimiyet, sahte ilişkilerin yaratacağı her türlü fırtınaya karşı sarsılmaz bir limandır.
genelde akciğer hastalıkları üzüntü ve stresten olur. o kişiye Allah rahmet eylesin, insanların görünmez hışmıyla terki diyar etmiştir.
Duygularımızı maskelemek ve karşı tarafa "okunamaz" bir profil sunmak için zihin ve beden arasındaki otoyolu kontrol altına almak gerekir. Vücudumuz nadiren yalan söyler, ancak zihnimizi eğiterek bu dili yönetmek mümkündür.
• Derin Nefes ve Parasempatik Aktivasyon: "Derin nefes almak / deep breathing", sadece oksijen alımını artırmaz; aynı zamanda parasempatik sinir sistemini tetikleyerek vücudun doğal gevşeme / relaxation tepkisini başlatır. Bu durum, panik anında oluşabilecek ani jestleri ve titremeleri gizlemek için en temel kalkandır.
• Kaş ve Mimik Kontrolü: Kaşlarımız, iç dünyamızdaki fırtınaların en sadık habercileridir. Özellikle şaşkınlık veya öfke anında kaşların hareketini dondurmak, duygusal sızıntıyı engeller.
• Düz Ağız / Straight Mouth Stratejisi: Manipülatörleri memnun etmek için yapılan "sahte gülümsemeler / fake smiles", genellikle göz kenarlarındaki orbicularis oculi kaslarının kasılmamasından dolayı kolayca ifşa olur. Duyguları gizlemenin en güvenli yolu, ağzı ne üzgün ne de mutlu görünecek şekilde, düz bir çizgide tutmaktır.
• Başı Dik Tutma ve Yüzden Uzak Durma: Başın avuç içine gömülmesi veya yüze sık dokunulması, yüksek düzeyde kaygı ve stres işaretidir. Bedenin dik tutulması ve ellerin yüzden uzaklaştırılması, kişinin kontrollü ve sarsılmaz olduğu imajını güçlendirir.
• Dengeli Ses Tonu ve Mantıksal Odak: Konuşma hızının artması bencillik veya panik göstergesi olarak algılanabilir. Duyguları gizlemek isteyen biri, düşük ve dengeli bir tonda konuşmalı, kelimelerini seçerken duygulardan arınmış, sadece verilere dayalı bir dil kullanmalıdır.
Zihinsel Gürültüyü Susturmanın En Kolay Yolu: Paradigma Değişimi
Zihnimizdeki gürültü / internal noise, genellikle geçmişte maruz kaldığımız manipülasyonların veya çocuklukta yerleşen hatalı kalıpların bir ürünüdür. Bu gürültüyü kesmek, sadece anlık bir çaba değil, uzun vadeli bir yeniden programlama sürecidir.
1. Paradigmaları Yeniden Yazmak: Kişiliğimizi oluşturan köklü düşünce kalıplarına "paradigma / paradigm" denir. Eğer zihninizde "herkesi mutlu etmeliyim" gibi bir gürültü varsa, bu eski paradigmayı silmek mümkün değildir; ancak üzerine "kendi ihtiyaçlarım önceliklidir" şeklinde yeni bir paradigma yazılarak etkisiz hale getirilebilir.
2. Pasif Dinleme ve Tekrarın Gücü: Zihinsel gürültüyü susturmanın en etkili yolu, bilinçaltına / subconscous'a yeni mesajlar göndermektir. Kişinin kendi sesinden kaydettiği olumlamaları, gece uyurken düşük sesle (duyabileceği ama dinlemeyeceği bir seviyede) dinlemesi, reklam sloganlarının zihnimize girmesi gibi yeni bir bilinç inşası sağlar. Zihinsel gürültünün susturulması, aslında kişinin kendi travmalarıyla barışması için bir ilk adım olabilir.
3. 3-5 Nefes Tekniği: Zihnin kontrolsüzce dağıldığı anlarda, 3 saniye boyunca burundan derin nefes alıp 5 saniye boyunca ağızdan (sanki havayı üflüyormuş gibi) vermek, analytik zihnin tekrar kontrolü ele almasını sağlar.
4. Ayrışma / Dissociation Tekniği: Yoğun bir duygusal baskı altındayken kişinin kendini o durumdan duygusal olarak koparması ve olaya bir laboratuvardaki deney gibi dışarıdan bakması, zihindeki o anlık gürültüyü bıçak gibi keser.
• Derin Nefes ve Parasempatik Aktivasyon: "Derin nefes almak / deep breathing", sadece oksijen alımını artırmaz; aynı zamanda parasempatik sinir sistemini tetikleyerek vücudun doğal gevşeme / relaxation tepkisini başlatır. Bu durum, panik anında oluşabilecek ani jestleri ve titremeleri gizlemek için en temel kalkandır.
• Kaş ve Mimik Kontrolü: Kaşlarımız, iç dünyamızdaki fırtınaların en sadık habercileridir. Özellikle şaşkınlık veya öfke anında kaşların hareketini dondurmak, duygusal sızıntıyı engeller.
• Düz Ağız / Straight Mouth Stratejisi: Manipülatörleri memnun etmek için yapılan "sahte gülümsemeler / fake smiles", genellikle göz kenarlarındaki orbicularis oculi kaslarının kasılmamasından dolayı kolayca ifşa olur. Duyguları gizlemenin en güvenli yolu, ağzı ne üzgün ne de mutlu görünecek şekilde, düz bir çizgide tutmaktır.
• Başı Dik Tutma ve Yüzden Uzak Durma: Başın avuç içine gömülmesi veya yüze sık dokunulması, yüksek düzeyde kaygı ve stres işaretidir. Bedenin dik tutulması ve ellerin yüzden uzaklaştırılması, kişinin kontrollü ve sarsılmaz olduğu imajını güçlendirir.
• Dengeli Ses Tonu ve Mantıksal Odak: Konuşma hızının artması bencillik veya panik göstergesi olarak algılanabilir. Duyguları gizlemek isteyen biri, düşük ve dengeli bir tonda konuşmalı, kelimelerini seçerken duygulardan arınmış, sadece verilere dayalı bir dil kullanmalıdır.
Zihinsel Gürültüyü Susturmanın En Kolay Yolu: Paradigma Değişimi
Zihnimizdeki gürültü / internal noise, genellikle geçmişte maruz kaldığımız manipülasyonların veya çocuklukta yerleşen hatalı kalıpların bir ürünüdür. Bu gürültüyü kesmek, sadece anlık bir çaba değil, uzun vadeli bir yeniden programlama sürecidir.
1. Paradigmaları Yeniden Yazmak: Kişiliğimizi oluşturan köklü düşünce kalıplarına "paradigma / paradigm" denir. Eğer zihninizde "herkesi mutlu etmeliyim" gibi bir gürültü varsa, bu eski paradigmayı silmek mümkün değildir; ancak üzerine "kendi ihtiyaçlarım önceliklidir" şeklinde yeni bir paradigma yazılarak etkisiz hale getirilebilir.
2. Pasif Dinleme ve Tekrarın Gücü: Zihinsel gürültüyü susturmanın en etkili yolu, bilinçaltına / subconscous'a yeni mesajlar göndermektir. Kişinin kendi sesinden kaydettiği olumlamaları, gece uyurken düşük sesle (duyabileceği ama dinlemeyeceği bir seviyede) dinlemesi, reklam sloganlarının zihnimize girmesi gibi yeni bir bilinç inşası sağlar. Zihinsel gürültünün susturulması, aslında kişinin kendi travmalarıyla barışması için bir ilk adım olabilir.
3. 3-5 Nefes Tekniği: Zihnin kontrolsüzce dağıldığı anlarda, 3 saniye boyunca burundan derin nefes alıp 5 saniye boyunca ağızdan (sanki havayı üflüyormuş gibi) vermek, analytik zihnin tekrar kontrolü ele almasını sağlar.
4. Ayrışma / Dissociation Tekniği: Yoğun bir duygusal baskı altındayken kişinin kendini o durumdan duygusal olarak koparması ve olaya bir laboratuvardaki deney gibi dışarıdan bakması, zihindeki o anlık gürültüyü bıçak gibi keser.