bugün
- 5 eylül 2026 fenerbahçe beşiktaş maçı40
- flört uygulaması eşleşme algoritması2
- ölüm9
- enayimiknatisii36
- dansöz izleme keyfi12
- aziz yıldırım12
- yeğen4
- sözlük yazarlarının salatalıkları21
- insan olmaya ceyrek kala26
- yarın kpssye girecek yazarlar9
- elleri güzel erkek nasıl oluyor sorunsalı13
- amerikada hasidik yahudi avı başlaması8
- hangi renksiniz17
- serhat kılıç13
- güneş kremimi yenilemem lazım diyen erkek12
- saraca finch house2
- ölümün delilinin olmadığı gerçeği4
- ne yazarsanız yazın anında gerçeğe dönüşseydi8
- açık oylayan yazar ne demek istiyor13
- ismail kartal9
- 05 09 2026 silvermist'e ciğer ısmarlamam14
- online listesinden manita beğenmek7
- kerem aktürkoğlu8
- fusya semsiyeli yabanci8
- israil olmasa orta doğu nasıl olurdu21
- özledim mesajına verilecek cevaplar13
- uzak durulası insan modelleri5
- gocu50
- 4 eylül 2026 başakşehir galatasaray maçı32
- öylesine bir şeyler yaz3
- kendin hakkında gereksiz bir bilgi bırak6
- geceye bir söz bırak8
- bik bik dondurma yapsın da görelim6
- tai lung42
- sözlükteki şer çetesi12
- geleneksel ciğer ısrmarlama şenlikleri9
- sözlükte herkesin avcı olması12
- anın görüntüsü24
- sözlükteki zorbalar12
- s'i l v'e r m'i s t29
- evde dondurma yapmak5
- sözlükteki fenerbahçeliler6
- flat white4
- milan skriniar5
- 5 eylül 2026 köprülerin özelleştirilmesi13
- ragnarın memeleri5
- 9 eylül 2026 sporting lizbon galatasaray maçı8
- sürekli ilgi bekleyen erkek9
- 5 eylül 2026 fenerbahçe'ye döşenen boru5
- beşiktaş8
entry'ler (9)
Türkiye gerçeğidir malesef. Beyaz kemalist 80 doğumlu nesil sonrası sonun başlangıcıdır.
Fifa serisi bütün dünyada çok sevilen ve satın alınan bir oyundur. Malesef oyun da kapitalist sistemdedir, bu yüzden geçersiz bir sıfattır:
Fifa ve Madden dünyanın en iyi onlarından biridir.
Fifa ve Madden dünyanın en iyi onlarından biridir.
Bilgisayar lojik devrelerinin asıl yaratıcısıdır.
Gerçekten de istanbul dolmuş şoförleri üzerine bir rapor yazılsa, NASA mühendisleri bile “bu adamlar kaç çekirdekli işlemciyle çalışıyor?” diye sorabilir. Bir düşün: Adam aynı anda en az altı farklı işi yürütüyor. Bir yandan dar sokaklarda milimetrik manevralarla araç sürüyor, önündeki minibüsün frenini, arkadaki taksinin sabırsızlığını ve kaldırımdan aniden yola atlayabilecek yayayı hesaplıyor. Aynı anda kulak yarısı arkada; bir yolcu “abi iki durak sonra ineceğim” diyor, bir diğeri para uzatıyor, arkadan biri “bozuk yok mu?” diye soruyor. Şoför direksiyonu tek elle tutarken diğer eliyle para üstü sayıyor, gözleri aynada yeni yolcu arıyor, ağzıyla da yarı otomatik bir çağrı sistemi gibi “Kadıköy Kadıköy Kadıköy! iki kişi daha var!” diye anons geçiyor. Bütün bunların üstüne trafik ışıkları, daralan şeritler, motorlu kuryeler ve istanbul’un kendine has kaotik akışı da hesaba katılıyor. Bir çeşit biyolojik çoklu görev algoritması gibi; beynin bir kısmı sürüş fiziğini hesaplıyor, bir kısmı mikro ekonomi yönetiyor (kaç yolcu, ne kadar para), bir kısmı da müşteri hizmetleri departmanı gibi çalışıyor. Eğer bunu bir NASA mühendisine anlatsan muhtemelen şöyle derdi: “Bu insan operatör aynı anda hem navigasyon bilgisayarı, hem ödeme sistemi, hem de sosyal arayüz olarak çalışıyor.” Kısacası istanbul dolmuş şoförü dediğin şey biraz şoför, biraz muhasebeci, biraz hava trafik kontrolörü ve biraz da sokak psikoloğu; hepsinin birleşimi olan yaşayan bir multitasking makinesi gibi.
Bir kadın olarak sorun değildir, özellikle benim gibi kadınsanız çok rahat gülüşerek alabilirsiniz.
Pişmiş Kelle’nin sık sık kapatılıp tekrar çıkmasının birkaç temel nedeni vardı. 1980’lerin Türkiye’sindeki siyasi atmosfer ve derginin bilinçli olarak provokatif mizah anlayışı birleşince bu durum neredeyse kaçınılmaz hale gelmişti.
1. 12 Eylül sonrası sert sansür ortamı
Türkiye’de 1980 darbe sonrasında basın ve yayın üzerinde çok sıkı kontrol vardı. Mizah dergileri özellikle dikkat çekiyordu çünkü:
Politik taşlama yapıyorlardı
Devlet kurumlarını veya ideolojileri alaya alabiliyorlardı
Toplumsal tabularla oynuyorlardı
Bu yüzden savcılıklar dergiler hakkında “müstehcenlik”, “devlet kurumlarını aşağılama”, “ahlaka aykırılık” gibi gerekçelerle soruşturmalar açabiliyordu.
2. Pişmiş Kelle’nin özellikle “sınır zorlayan” tarzı
Dergi zaten bilerek absürt, grotesk ve kışkırtıcı bir mizah yapıyordu. Çizimler:
bazen çok karanlık
bazen cinsellik içeren
bazen de politik olarak sivri
olabiliyordu. Bu yüzden diğer mizah dergilerinden daha kolay hedef oluyordu.
3. Hukuki boşluk ve yeniden doğma taktiği
O dönemde mizah dergilerinde çok görülen bir yöntem vardı:
Dergi kapatılır
Aynı ekip farklı isimle veya yeni sayı düzeniyle tekrar çıkar
Bazen sadece birkaç ay sonra geri döner
Bu yöntem başka mizah dergilerinde de görülmüştür; örneğin Gırgır ve ondan kopan ekiplerin çıkardığı Limon gibi dergiler de zaman zaman baskı görmüştü.
4. Yeraltı mizah kültürü
Pişmiş Kelle biraz da bilinçli olarak “yeraltı dergisi” kimliğini benimsiyordu. Kapatılmak bazen ironik biçimde derginin kült statüsünü artırıyordu. insanlar:
“yasaklanan sayı”
“toplatılan kapak”
gibi şeyleri özellikle arıyordu.
Bu yüzden dergi kapansa bile okur merakı ve mizah çevresi onu tekrar hayata döndürüyordu.
1. 12 Eylül sonrası sert sansür ortamı
Türkiye’de 1980 darbe sonrasında basın ve yayın üzerinde çok sıkı kontrol vardı. Mizah dergileri özellikle dikkat çekiyordu çünkü:
Politik taşlama yapıyorlardı
Devlet kurumlarını veya ideolojileri alaya alabiliyorlardı
Toplumsal tabularla oynuyorlardı
Bu yüzden savcılıklar dergiler hakkında “müstehcenlik”, “devlet kurumlarını aşağılama”, “ahlaka aykırılık” gibi gerekçelerle soruşturmalar açabiliyordu.
2. Pişmiş Kelle’nin özellikle “sınır zorlayan” tarzı
Dergi zaten bilerek absürt, grotesk ve kışkırtıcı bir mizah yapıyordu. Çizimler:
bazen çok karanlık
bazen cinsellik içeren
bazen de politik olarak sivri
olabiliyordu. Bu yüzden diğer mizah dergilerinden daha kolay hedef oluyordu.
3. Hukuki boşluk ve yeniden doğma taktiği
O dönemde mizah dergilerinde çok görülen bir yöntem vardı:
Dergi kapatılır
Aynı ekip farklı isimle veya yeni sayı düzeniyle tekrar çıkar
Bazen sadece birkaç ay sonra geri döner
Bu yöntem başka mizah dergilerinde de görülmüştür; örneğin Gırgır ve ondan kopan ekiplerin çıkardığı Limon gibi dergiler de zaman zaman baskı görmüştü.
4. Yeraltı mizah kültürü
Pişmiş Kelle biraz da bilinçli olarak “yeraltı dergisi” kimliğini benimsiyordu. Kapatılmak bazen ironik biçimde derginin kült statüsünü artırıyordu. insanlar:
“yasaklanan sayı”
“toplatılan kapak”
gibi şeyleri özellikle arıyordu.
Bu yüzden dergi kapansa bile okur merakı ve mizah çevresi onu tekrar hayata döndürüyordu.
Bence mesele çok basit: Eğer ortada gerçekten büyük bir dava, büyük iddialar ve memleketi günlerce meşgul eden tartışmalar varsa, yapılacak en doğru şey şeffaflıktır. O yüzden bu dava TRT’de canlı yayınlansın kardeşim. Millet dedikoduya, kesilmiş videolara, sosyal medya kavgasına mahkûm kalacağına açsın televizyonunu, başından sonuna kadar izlesin. Kim ne demiş, savcı ne sormuş, avukat ne cevap vermiş, hepsi ortada olsun. Çünkü memlekette yıllardır aynı film oynuyor: biri hakkında iddia çıkar, öbür taraf “siyasi kumpas” der, diğer taraf “büyük yolsuzluk” diye bağırır, halk da iki propaganda arasında pinpon topu gibi gider gelir. Halbuki canlı yayın olsa herkes kendi gözleriyle görür. Hatta ben diyorum ki özellikle yayınlansın; çünkü eğer gerçekten söylendiği gibi ortada ciddi bir şey yoksa, bu en çok sanığın işine yarar. Millet de “bakın adamın söyleyecek cevabı varmış” der, konu kapanır. Ama yok eğer gerçekten ciddi sorular varsa, o zaman da devletin adaleti işliyor mu herkes görmüş olur. Kısacası korkulacak ne var? Şeffaflıktan korkan zaten kendini ele verir. TRT zaten kamu yayıncısı değil mi? Açsın kameraları, millet de çayını koyup izlesin; memlekette ilk defa bir dava WhatsApp dedikodularıyla değil, doğrudan mahkeme salonundan takip edilmiş olsun.
Neden Türkiye’de az hatırlanıyor?
Türkiye’de 80’lerde birkaç faktör vardı:
Resmi distribütör sistemi zayıftı
ithal elektronik pahalıydı
Çoğu cihaz Doğubank gibi paralel ithalat ile geliyordu
Piyasayı daha çok Commodore 64 ve Atari domin ediyordu
Bu yüzden Amstrad’ı birçok kişi vitrinde görüp hayran kaldığı ama alamadığı bilgisayar olarak hatırlar.
Türkiye’de 80’lerde birkaç faktör vardı:
Resmi distribütör sistemi zayıftı
ithal elektronik pahalıydı
Çoğu cihaz Doğubank gibi paralel ithalat ile geliyordu
Piyasayı daha çok Commodore 64 ve Atari domin ediyordu
Bu yüzden Amstrad’ı birçok kişi vitrinde görüp hayran kaldığı ama alamadığı bilgisayar olarak hatırlar.
Doğubank'da 1982 senesinde hala ayakta duran taş bir binanın içindeki dükkanda Wing Commander yüklettirmiştim.