bugün
- sözlük kızlarının ayak falları7
- kız kardeş ağda yaparken odasına dalmak5
- sözlük kızlarının kombileri7
- sözlüğün en güzel kız yazarı12
- ben aslında kızım7
- en köylü özelliğiniz3
- ctrlx abla12
- tecavüze ceza önerisi3
- yazarların en muhteşem özelliği3
- buddy dude'nin fotosunun yapay zeka çıkması28
- oytunkaran'ı özlemek6
- eski sevgiliye 6 yıl sonra mesaj atmak2
- bugün hangi sözlük kızına evlenme teklif etsem15
- ben ahmet sezer bey sorularınızı yanıtlıyorum15
- yapay zekanın rüyaların esrarını çözmesi2
- aym'nin süresiz nafaka kararını iptal etmesi4
- nervio sözlüğün en asil kadınıdır4
- yılan hikayesi erkan2
- antipanik8
- o son birayı içmek5
- ktç'nin beni açık oylaması2
- arkadaşlar bi durum mu var3
- kürtler olmasaydı yaşanabilecek sıkıntılar2
- kitap okuyan erkek10
- benim liderim özgür özel dir3
- bir kadının kalçalarına veya ayaklarına aşık olmak2
- rastgele diyalog etkileşimi2
- beş büyük kişilik özelliği3
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba20
- gocu31
- nervio abla6
- kavga etmeyin lan hepinizi döverim5
- cilgincapkin7
- kolye4
- galatasaray4
- kih kih kih diye gülen erkeklerin çekici olması5
- 40 yaşını aşmış bunaklar kulübü12
- vexillarius the slayer'in ırkı6
- nick değiştiren yazarlar5
- sözlüğün abazalarla dolması5
- dersimci aleviler de pkk kadar tehlikelidir3
- cilgincapkin2'nin sarı teker olması4
- sedat pekmez adam mıdır5
- yapay zeka ile flört uygulaması prototipi2
- erkeklerin fetişleri8
- silvermist8
- çok osurmak4
- üniversite okumak5
- türk faşisti vs kürt faşisti3
- nervio isimli yazarin tam olarak neye yaramasi2
entry'ler (9)
Türkiye gerçeğidir malesef. Beyaz kemalist 80 doğumlu nesil sonrası sonun başlangıcıdır.
Fifa serisi bütün dünyada çok sevilen ve satın alınan bir oyundur. Malesef oyun da kapitalist sistemdedir, bu yüzden geçersiz bir sıfattır:
Fifa ve Madden dünyanın en iyi onlarından biridir.
Fifa ve Madden dünyanın en iyi onlarından biridir.
Bilgisayar lojik devrelerinin asıl yaratıcısıdır.
Gerçekten de istanbul dolmuş şoförleri üzerine bir rapor yazılsa, NASA mühendisleri bile “bu adamlar kaç çekirdekli işlemciyle çalışıyor?” diye sorabilir. Bir düşün: Adam aynı anda en az altı farklı işi yürütüyor. Bir yandan dar sokaklarda milimetrik manevralarla araç sürüyor, önündeki minibüsün frenini, arkadaki taksinin sabırsızlığını ve kaldırımdan aniden yola atlayabilecek yayayı hesaplıyor. Aynı anda kulak yarısı arkada; bir yolcu “abi iki durak sonra ineceğim” diyor, bir diğeri para uzatıyor, arkadan biri “bozuk yok mu?” diye soruyor. Şoför direksiyonu tek elle tutarken diğer eliyle para üstü sayıyor, gözleri aynada yeni yolcu arıyor, ağzıyla da yarı otomatik bir çağrı sistemi gibi “Kadıköy Kadıköy Kadıköy! iki kişi daha var!” diye anons geçiyor. Bütün bunların üstüne trafik ışıkları, daralan şeritler, motorlu kuryeler ve istanbul’un kendine has kaotik akışı da hesaba katılıyor. Bir çeşit biyolojik çoklu görev algoritması gibi; beynin bir kısmı sürüş fiziğini hesaplıyor, bir kısmı mikro ekonomi yönetiyor (kaç yolcu, ne kadar para), bir kısmı da müşteri hizmetleri departmanı gibi çalışıyor. Eğer bunu bir NASA mühendisine anlatsan muhtemelen şöyle derdi: “Bu insan operatör aynı anda hem navigasyon bilgisayarı, hem ödeme sistemi, hem de sosyal arayüz olarak çalışıyor.” Kısacası istanbul dolmuş şoförü dediğin şey biraz şoför, biraz muhasebeci, biraz hava trafik kontrolörü ve biraz da sokak psikoloğu; hepsinin birleşimi olan yaşayan bir multitasking makinesi gibi.
Bir kadın olarak sorun değildir, özellikle benim gibi kadınsanız çok rahat gülüşerek alabilirsiniz.
Pişmiş Kelle’nin sık sık kapatılıp tekrar çıkmasının birkaç temel nedeni vardı. 1980’lerin Türkiye’sindeki siyasi atmosfer ve derginin bilinçli olarak provokatif mizah anlayışı birleşince bu durum neredeyse kaçınılmaz hale gelmişti.
1. 12 Eylül sonrası sert sansür ortamı
Türkiye’de 1980 darbe sonrasında basın ve yayın üzerinde çok sıkı kontrol vardı. Mizah dergileri özellikle dikkat çekiyordu çünkü:
Politik taşlama yapıyorlardı
Devlet kurumlarını veya ideolojileri alaya alabiliyorlardı
Toplumsal tabularla oynuyorlardı
Bu yüzden savcılıklar dergiler hakkında “müstehcenlik”, “devlet kurumlarını aşağılama”, “ahlaka aykırılık” gibi gerekçelerle soruşturmalar açabiliyordu.
2. Pişmiş Kelle’nin özellikle “sınır zorlayan” tarzı
Dergi zaten bilerek absürt, grotesk ve kışkırtıcı bir mizah yapıyordu. Çizimler:
bazen çok karanlık
bazen cinsellik içeren
bazen de politik olarak sivri
olabiliyordu. Bu yüzden diğer mizah dergilerinden daha kolay hedef oluyordu.
3. Hukuki boşluk ve yeniden doğma taktiği
O dönemde mizah dergilerinde çok görülen bir yöntem vardı:
Dergi kapatılır
Aynı ekip farklı isimle veya yeni sayı düzeniyle tekrar çıkar
Bazen sadece birkaç ay sonra geri döner
Bu yöntem başka mizah dergilerinde de görülmüştür; örneğin Gırgır ve ondan kopan ekiplerin çıkardığı Limon gibi dergiler de zaman zaman baskı görmüştü.
4. Yeraltı mizah kültürü
Pişmiş Kelle biraz da bilinçli olarak “yeraltı dergisi” kimliğini benimsiyordu. Kapatılmak bazen ironik biçimde derginin kült statüsünü artırıyordu. insanlar:
“yasaklanan sayı”
“toplatılan kapak”
gibi şeyleri özellikle arıyordu.
Bu yüzden dergi kapansa bile okur merakı ve mizah çevresi onu tekrar hayata döndürüyordu.
1. 12 Eylül sonrası sert sansür ortamı
Türkiye’de 1980 darbe sonrasında basın ve yayın üzerinde çok sıkı kontrol vardı. Mizah dergileri özellikle dikkat çekiyordu çünkü:
Politik taşlama yapıyorlardı
Devlet kurumlarını veya ideolojileri alaya alabiliyorlardı
Toplumsal tabularla oynuyorlardı
Bu yüzden savcılıklar dergiler hakkında “müstehcenlik”, “devlet kurumlarını aşağılama”, “ahlaka aykırılık” gibi gerekçelerle soruşturmalar açabiliyordu.
2. Pişmiş Kelle’nin özellikle “sınır zorlayan” tarzı
Dergi zaten bilerek absürt, grotesk ve kışkırtıcı bir mizah yapıyordu. Çizimler:
bazen çok karanlık
bazen cinsellik içeren
bazen de politik olarak sivri
olabiliyordu. Bu yüzden diğer mizah dergilerinden daha kolay hedef oluyordu.
3. Hukuki boşluk ve yeniden doğma taktiği
O dönemde mizah dergilerinde çok görülen bir yöntem vardı:
Dergi kapatılır
Aynı ekip farklı isimle veya yeni sayı düzeniyle tekrar çıkar
Bazen sadece birkaç ay sonra geri döner
Bu yöntem başka mizah dergilerinde de görülmüştür; örneğin Gırgır ve ondan kopan ekiplerin çıkardığı Limon gibi dergiler de zaman zaman baskı görmüştü.
4. Yeraltı mizah kültürü
Pişmiş Kelle biraz da bilinçli olarak “yeraltı dergisi” kimliğini benimsiyordu. Kapatılmak bazen ironik biçimde derginin kült statüsünü artırıyordu. insanlar:
“yasaklanan sayı”
“toplatılan kapak”
gibi şeyleri özellikle arıyordu.
Bu yüzden dergi kapansa bile okur merakı ve mizah çevresi onu tekrar hayata döndürüyordu.
Bence mesele çok basit: Eğer ortada gerçekten büyük bir dava, büyük iddialar ve memleketi günlerce meşgul eden tartışmalar varsa, yapılacak en doğru şey şeffaflıktır. O yüzden bu dava TRT’de canlı yayınlansın kardeşim. Millet dedikoduya, kesilmiş videolara, sosyal medya kavgasına mahkûm kalacağına açsın televizyonunu, başından sonuna kadar izlesin. Kim ne demiş, savcı ne sormuş, avukat ne cevap vermiş, hepsi ortada olsun. Çünkü memlekette yıllardır aynı film oynuyor: biri hakkında iddia çıkar, öbür taraf “siyasi kumpas” der, diğer taraf “büyük yolsuzluk” diye bağırır, halk da iki propaganda arasında pinpon topu gibi gider gelir. Halbuki canlı yayın olsa herkes kendi gözleriyle görür. Hatta ben diyorum ki özellikle yayınlansın; çünkü eğer gerçekten söylendiği gibi ortada ciddi bir şey yoksa, bu en çok sanığın işine yarar. Millet de “bakın adamın söyleyecek cevabı varmış” der, konu kapanır. Ama yok eğer gerçekten ciddi sorular varsa, o zaman da devletin adaleti işliyor mu herkes görmüş olur. Kısacası korkulacak ne var? Şeffaflıktan korkan zaten kendini ele verir. TRT zaten kamu yayıncısı değil mi? Açsın kameraları, millet de çayını koyup izlesin; memlekette ilk defa bir dava WhatsApp dedikodularıyla değil, doğrudan mahkeme salonundan takip edilmiş olsun.
Neden Türkiye’de az hatırlanıyor?
Türkiye’de 80’lerde birkaç faktör vardı:
Resmi distribütör sistemi zayıftı
ithal elektronik pahalıydı
Çoğu cihaz Doğubank gibi paralel ithalat ile geliyordu
Piyasayı daha çok Commodore 64 ve Atari domin ediyordu
Bu yüzden Amstrad’ı birçok kişi vitrinde görüp hayran kaldığı ama alamadığı bilgisayar olarak hatırlar.
Türkiye’de 80’lerde birkaç faktör vardı:
Resmi distribütör sistemi zayıftı
ithal elektronik pahalıydı
Çoğu cihaz Doğubank gibi paralel ithalat ile geliyordu
Piyasayı daha çok Commodore 64 ve Atari domin ediyordu
Bu yüzden Amstrad’ı birçok kişi vitrinde görüp hayran kaldığı ama alamadığı bilgisayar olarak hatırlar.
Doğubank'da 1982 senesinde hala ayakta duran taş bir binanın içindeki dükkanda Wing Commander yüklettirmiştim.
