bugün
- sözlüğün tanrıçası olmak9
- gocu nickli lavuğun neden kaşınması13
- sözlüğün 500 cc memelisi7
- sürekli yeme isteği7
- sözlüğün yılanı8
- sözlük kızlarının ateşli olduğu gerçeği14
- başkasının ısırdığı yemeği yer misiniz4
- sözlüğün fingirdekleri7
- ota boka devşirme diyen hırto27
- sözlüğün tdk başkanı4
- sözlüğün vahşi kelebeği3
- güneşin altında saatlerce beklemek3
- uysaljakoben17
- sözlüğün hem harbi hem barbisi3
- true nickli namussuz yazar15
- bir sarma yapmışım9
- frankyfourfingers7
- yunanlıların yağlı güreşi çalmaları11
- ateistlerin nursuz olması16
- sözlüğün meyveli sodası4
- sözlük yazarlarının köylü zevkleri2
- köylü olan ailemden utanıyorum12
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı12
- mason greenwood57
- üstteki yazara bir hayat tavsiyesi bırak16
- sabah nasıl uyanıyorsunuz7
- iyi sevişen erkeğe aşık olunur mu15
- fetö nün siyasi ayağı19
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız40
- fal bakabilen sözlük yazarlari2
- kendin hakkında bir gerçek bırak12
- sözlüğün rtük başkanı2
- türkan saylan7
- diamond bosphorus12
- giderlerimi bir iş insanı karşıladı3
- kadınlar neden iyi sevişen erkekleri terk edemez4
- kürtlerin tekelinde olan meslekler13
- türkiye'nin en güvenilir siyasetçileri9
- shoran tate2
- alınmış en ağır cevap4
- yazarların en sevdiği içecek3
- ahbap18
- yurtdışında arap mısın diye sorulması12
- umudu yeşerten bazı detaylar4
- belinde kelebek dövmesi olan yazarlar12
- giresun çocuğuyum her yerde sevişirim4
- 15 temmuz 2026 ingiltere arjantin maçı37
- pkklı cenazesi bombalamak4
- tabiatındaki dengesizliği maharetle kullanmak6
- haluk levent'e bile devletten daha çok güvenmek10
entry'ler (23)
bazen düşünüyorum da Mozambik da mı yaşıyorum ne! sonra bakıyorum da Avrupa Birliğine aday Türkiye'de yaşadığımın farkına varıyorum
adam ''halkın seçtiği'' küçük eniştenin kıçına tekmeyi basıyor muhtemelen damadı başbakanı getirip hanedan kuracak herhalde.
adam ''halkın seçtiği'' küçük eniştenin kıçına tekmeyi basıyor muhtemelen damadı başbakanı getirip hanedan kuracak herhalde.
muhtemelen AKtroller yine bunun paralel yapının bir kumpası olduğunu söyleyip duracaklar.
Bir proleter bayram gününü, sekiz saatlik iş gününü elde etme aracı olarak kullanma düşüncesi ilk kez Avustralya’da doğdu. Avustralyalı işçiler, 1856′da sekiz saatlik işgünü lehinde gösteriler yaparak, toplantılar ve eğlenceler düzenleyerek, hep birlikte bir günlük iş bırakmaya karar verdiler. Bu kutlamanın yapılacağı gün olarak da 21 Nisan tarihi saptandı. Avustralyalı işçiler bu kararı, yalnızca 1856′da uygulamaya niyetlenmişlerdi. Ama bu ilk kutlamanın Avustralyalı proleter kitleler üzerinde çok büyük etkisi oldu, onları canlandırıp yeni bir heyecana yol açtı ve bu kutlamanın her yıl tekrarlanmasına karar verildi.
Gerçekten işçilere, kendi kendilerine kararlaştırdıkları bir anda, kitle halinde işi bırakmaktan daha fazla cesaret ve kendi gücüne güven duygusunu ne verebilirdi? Fabrikaların ve atölyelerin ebedi kölelerine, kendi öz birliklerini toplamaktan daha fazla ne cesaret verebilirdi? Böylece, proleter bir kutlama günü düşüncesi hızla benimsendi ve Avustralya’dan diğer ülkelere yayılmaya başladı, ta ki sonunda tüm proleter dünyayı fethedene dek.
Avustralyalı işçilerin örneğini ilk izleyen Amerikalılar oldu. 1886′da 1 Mayıs’ın evrensel bir iş bırakma günü olmasına karar verdiler, 1 Mayıs’ta 200 bin Amerikalı işçi iş bıraktı ve 8 saatlik işgünü talebinde bulundu. Daha sonra uygulanan polisiye ve yasal baskılarla, işçilerin bu ölçekte bir gösteriyi tekrarlaması birkaç yıl engellendi. Yine de 1888′de bu yolda yeniden karar aldılar ve gelecek gösterinin 1 Mayıs 1890′da olmasını kararlaştırdılar.
Bu sırada Avrupa’daki işçi hareketi de güçlendi ve canlandı. Bu hareketin en güçlü ifadesi, 1889′da toplanan Uluslararası işçiler Kongresi oldu. 400 delegenin katıldığı bu Kongrede, sekiz saatlik işgünü talebinin en başta yer alması gerektiği yolunda karar alındı. Bunun üzerine Fransız sendikalarının temsilcisi, Bordeaux’lu işçi Lavigne, bu talebin tüm ülkelerde evrensel bir iş bırakma ile dile getirilmesini teklif etti. Amerikan işçilerinin temsilcisi, yoldaşlarının 1 Mayıs 1890′da grev yapılması yolunda aldığı karara dikkat çekti ve Kongre bu tarihte uluslararası bir proletarya gününün kutlanmasına karar verdi.
Otuz yıl önce Avustralyalı işçiler, aslında yalnızca bir günlük kutlama düşünmüşlerdi. Kongre, tüm ülkelerin işçilerinin, 1 Mayıs 1890′da sekiz saatlik işgünü için, hep birlikte gösteriler yapmasını kararlaştırdı. Kimse bu kutlamanın daha sonraki yıllarda da tekrarlanmasından söz etmedi. Doğal olarak, kimse, bu düşüncenin bir şimşeğin çakışı gibi başarı kazanacağını ve işçi sınıfı tarafından kısa zamanda benimseneceğini önceden göremezdi. Bununla birlikte, 1 Mayıs’ın her yıl kutlanacak sürekli bir kurum haline getirilmesinin gerekliliğini herkesin kavraması ve hissetmesi için,1 Mayıs’ın yalnızca bir kez kutlanması yeterli oldu.
ilk 1 Mayıs’ta sekiz saatlik iş gününün uygulanması talep edildi. Ama bu hedefe ulaşıldıktan sonra da, 1 Mayıs’ın kutlanmasına son verilmedi. işçilerin burjuvazi ve egemen sınıf karşısındaki mücadelesi devam ettiği sürece, ve tüm talepleri karşılanmadığı sürece, 1 Mayıs, işçi sınıfının bu taleplerinin her yıl dile getirildiği gün olacaktır. Ve daha iyi günler doğduğunda, dünya işçi sınıfı kurtulduğunda, büyük bir olasılıkla insanlık o zaman da 1 Mayıs’ı, geçmişte verilen zorlu mücadelelerin ve çekilen acıların anısına yine kutlayacaktır.
Gerçekten işçilere, kendi kendilerine kararlaştırdıkları bir anda, kitle halinde işi bırakmaktan daha fazla cesaret ve kendi gücüne güven duygusunu ne verebilirdi? Fabrikaların ve atölyelerin ebedi kölelerine, kendi öz birliklerini toplamaktan daha fazla ne cesaret verebilirdi? Böylece, proleter bir kutlama günü düşüncesi hızla benimsendi ve Avustralya’dan diğer ülkelere yayılmaya başladı, ta ki sonunda tüm proleter dünyayı fethedene dek.
Avustralyalı işçilerin örneğini ilk izleyen Amerikalılar oldu. 1886′da 1 Mayıs’ın evrensel bir iş bırakma günü olmasına karar verdiler, 1 Mayıs’ta 200 bin Amerikalı işçi iş bıraktı ve 8 saatlik işgünü talebinde bulundu. Daha sonra uygulanan polisiye ve yasal baskılarla, işçilerin bu ölçekte bir gösteriyi tekrarlaması birkaç yıl engellendi. Yine de 1888′de bu yolda yeniden karar aldılar ve gelecek gösterinin 1 Mayıs 1890′da olmasını kararlaştırdılar.
Bu sırada Avrupa’daki işçi hareketi de güçlendi ve canlandı. Bu hareketin en güçlü ifadesi, 1889′da toplanan Uluslararası işçiler Kongresi oldu. 400 delegenin katıldığı bu Kongrede, sekiz saatlik işgünü talebinin en başta yer alması gerektiği yolunda karar alındı. Bunun üzerine Fransız sendikalarının temsilcisi, Bordeaux’lu işçi Lavigne, bu talebin tüm ülkelerde evrensel bir iş bırakma ile dile getirilmesini teklif etti. Amerikan işçilerinin temsilcisi, yoldaşlarının 1 Mayıs 1890′da grev yapılması yolunda aldığı karara dikkat çekti ve Kongre bu tarihte uluslararası bir proletarya gününün kutlanmasına karar verdi.
Otuz yıl önce Avustralyalı işçiler, aslında yalnızca bir günlük kutlama düşünmüşlerdi. Kongre, tüm ülkelerin işçilerinin, 1 Mayıs 1890′da sekiz saatlik işgünü için, hep birlikte gösteriler yapmasını kararlaştırdı. Kimse bu kutlamanın daha sonraki yıllarda da tekrarlanmasından söz etmedi. Doğal olarak, kimse, bu düşüncenin bir şimşeğin çakışı gibi başarı kazanacağını ve işçi sınıfı tarafından kısa zamanda benimseneceğini önceden göremezdi. Bununla birlikte, 1 Mayıs’ın her yıl kutlanacak sürekli bir kurum haline getirilmesinin gerekliliğini herkesin kavraması ve hissetmesi için,1 Mayıs’ın yalnızca bir kez kutlanması yeterli oldu.
ilk 1 Mayıs’ta sekiz saatlik iş gününün uygulanması talep edildi. Ama bu hedefe ulaşıldıktan sonra da, 1 Mayıs’ın kutlanmasına son verilmedi. işçilerin burjuvazi ve egemen sınıf karşısındaki mücadelesi devam ettiği sürece, ve tüm talepleri karşılanmadığı sürece, 1 Mayıs, işçi sınıfının bu taleplerinin her yıl dile getirildiği gün olacaktır. Ve daha iyi günler doğduğunda, dünya işçi sınıfı kurtulduğunda, büyük bir olasılıkla insanlık o zaman da 1 Mayıs’ı, geçmişte verilen zorlu mücadelelerin ve çekilen acıların anısına yine kutlayacaktır.
Bir tür sivil itaatsizlik eylemidir.
''Dağlarımız, ovalarımız ve ırmaklarımız bizi bekliyor.
Biz bütün ömrümüzü gurbette geçirip gurbet türküleri
söylemek istemiyoruz.
Biz, yiğitlikleriyle destanlar yazmış bir halkız ve önümüzde duran bütün güçlükleri yenecek. azme, kararlılığa ve koşullara sahibiz...
Türk, Acem ve Arap devrimci demokratları, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkının en candan savunucuları olarak, bu kavganın bir parçasıdırlar ve ortak düşmana karşı savaşmaktadırlar. Ezilen sınıfların sınıf kardeşliği en güçlü silahlarımızdan biridir.
Dost ve düşman herkes bilsin ki,
Kazanacağız…
Mutlaka kazanacağız…
Bir köle olarak yaşamaktansa bir özgürlük savaşçısı olarak ölmek daha iyidir.''
sözlerinin sahibidir.
Biz bütün ömrümüzü gurbette geçirip gurbet türküleri
söylemek istemiyoruz.
Biz, yiğitlikleriyle destanlar yazmış bir halkız ve önümüzde duran bütün güçlükleri yenecek. azme, kararlılığa ve koşullara sahibiz...
Türk, Acem ve Arap devrimci demokratları, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkının en candan savunucuları olarak, bu kavganın bir parçasıdırlar ve ortak düşmana karşı savaşmaktadırlar. Ezilen sınıfların sınıf kardeşliği en güçlü silahlarımızdan biridir.
Dost ve düşman herkes bilsin ki,
Kazanacağız…
Mutlaka kazanacağız…
Bir köle olarak yaşamaktansa bir özgürlük savaşçısı olarak ölmek daha iyidir.''
sözlerinin sahibidir.
''benim ağzım senin kulaklarına göre değil'' duyar gibi oldum sanki.
''affedersiniz'' ermeni bir abimizdir. o da binlerce kılıc artığından biridir.
stalinizmi ''domuz'' figürü ile eleştiren George Orwell'ın kitabıdır.
halkın büyük çoğunluğu ile seçilen bir diktatör. bizim Kasımpaşa'lıya da baya benziyo
kimileri için peygamber, kimileri için ise zalim Dehak'tan farksızdır. Türk siyasi tarihinde önemli bir karizmatik aktör olduğu tartışılmaz.. Atatürk ile kıyaslananlar da var elbette, bu kemalist ideolojisinin muhafazakar ideolojinin devamıdır. ancak şu da var ki Hitler'e benzediği de ortada sadece fiziken değil soylemleriyle de bunu ispatlıyor. sonumuz hayrola
Misvak dergisi'nin tanımı sanki.
1980'lerin başlarında dünyada hızlı bir şekilde artan globalleşme, neo-liberal düzen doğaya ciddi anlamda tahrip edip insan yaşamını tehdit etmeye başlayınca çeşitli yazar-düşünürler( neo-marxist) tarafından ortaya atılan bir ideoloji. bu yazarlrdan birisi de Murray Boockhin'dir. özellikle Özgürlüğün Ekolojisi adlı eserinde bu konuda alternatif bir yaşam gözler önüne seriyor.
Ahmedê Xanî'nin yazdığı destansı bir bir aşkı anlatır. kitap sadece aşkı anlatmaz ayrıca Kürt tarihini,edebiyatını, folklorunu anlatır. kitapta birbirlerini çok seven Mem ile Zîn den bahseder ama Bekoyê Ewan adlı kişi aralarına fitne fesat karıştırınca bir türlü kavuşamazlar.
her zeki insan bilgili değildir. tersi de geçerlidir. zekanın iki türü birincisi analitik zeka ikincisi pratik zeka. bu ayrıma göre insan ya zekidir ya da bilgilidir.
pyd'nin silahlı kanadıdır. pkk ile organik bağlantısı vardır. işid ile savaşması uluslararası kamuoyunda popülaritesi artırmıştır.
diyarbakır'lı bir şairdir. 33 kurşun adlı şiiri vardır. dönemin siyasi konjoktürüne etki eden bir şairdir.
sözde bir dini ve hayır kurumudur. son zamanlarda çocuk istismarları ile gündeme oturmuş bir vakıftır.
işte bunlar hep kapitalizm. 3 buçuğa çay mı olur la?
felsefe denilince akla platon, aristo gelir. ayrıca üniversitelerde bölümü de olan bir sosyal bilim dalı.
bu tanımı en iyi mekke'de bulabiliriz. insanlar ibadete değil tatil yapmaya gidiyor resmen.