bugün

entry'ler (104)

iz bırakan kitap cümleleri

görsel

'Davranışlar, insanların karakterini gösteren aynalardır.'

Johann Wolfgang von Goethe- Dünyanın Derdi Bitmez, sayfa 47.

görsel

"insanlar başaklara benzer. içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler."

Michel de Montaigne- Hayatın Değeri Uzun Yaşanmasında Değil iyi Yaşanmasındadır, sayfa 87.

kitap alıntıları

görsel

"Hiçbir şey bir erkeğin kişiliğini iyi aile terbiyesi almış bir kadınla kuracağı yakınlık kadar geliştiremez."

Lev Nikolayeviç Tolstoy- itiraflarım, sayfa 15.

"Eğer aşkından eminsen evlilik hayatının zorluklarından da korkmamalısın, gerçek aşkın bunların ötesinde bir şey olduğuna inanıyorum."

Lou Andreas Salomé- Feniçka, sayfa 58.

iz bırakan kitap cümleleri

görsel

' Babamın altın kurallarından biri (uyulması güç olan) de şuydu:
"Saygı duyamayacağın bir kimseyle asla arkadaş olma." ' (sayfa 73)

'Bir cumhuriyet, adalet ve onur ilkelerini kafasına yerleştirmiş bir insan kitlesine sahip olmaksızın sağlanamaz.' (sayfa 59)

Charles Darwin- aforizmalar.

Bir başka kitaptan;

'...edebiyat ve sanatla ilgilenmiş, en güzel yıllarımı kütüphanelerde geçirmiş, elime ne geçse; Newton'ın "Principia" sından, Paul de Kock romanlarına kadar okumuştum ve hayatımın çoğunu çarçur ettiğimi düşünüyordum. Ama bunun yapabileceğim en iyi şey olduğunu anlamam çok uzun sürmedi.' (sayfa 86)

'insan beynindeki alfa dalgaları 6 ile 8 hertz arasındadır. Vücut boşluğunun dalga frekansı 6-8 hertz arasında titreşir. Bütün biyolojik sistemler aynı frekans aralığında çalışır. Dünyanın elektriksel rezonansı da 6 ile 8 hertz arasındadır. Yani biyolojik sistemimizin tamamı -beyin ve dünyanın bizzat kendisi- aynı frekanslarda çalışır. Bu sistemi elektronik olarak kontrol edebilirsek insanoğlunun bütün zihinsel sistemini de kontrol edebiliriz.' (sayfa 71)

Nikola Tesla- aforizmalar.

Sevdiğim başka bir kitaptan birkaç kısım;

"bir devleti yerle bir etmek için, yöneticinin hatasının söylenmediği bir düzen yeter". (sayfa 21-22)

"insanoğlu para kazanmak için sıhhatini verir. Sonra, sıhhatini kazanmak için parasını verir. istikbali düşünürken insanoğlu yaşadığı günü unutur. Böylece; ne bugünü yaşar ne de istikbali. Aslında ölüm yokmuşçasına yaşarken, yaşamamış gibi ölürler." (Sayfa 66)

"konuşmadan önce düşün; sessizliği bozacak kadar değerli mi?" (Sayfa 78)

"Gösteriş, bir insanın kültürel zayıflığını yansıtma halidir." (Sayfa 61)

Konfüçyüs- nereye giderseniz gidin ama tüm kalbinizle gidin.

Ve son olarak sevdiğim bir başka tespiti paylaşarak bitireyim;

'... beni bir gün unutacaksan bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi boş yere mağaramdan çıkarma beni alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna tedirgin etme beni...' (sayfa 473)

Oğuz Atay- Tutunamayanlar.

onuncu yıl nutku

Tam metni şu şekildedir:

" Türk Milleti!
Kurtuluş savaşına başladığımızın 15' inci yılındayız. Bugün cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu en büyük bayramdır.
Kutlu olsun!
Bu anda büyük Türk milletinin bir ferdi olarak bu kutlu güne kavuşmanın en derin sevinci ve heyecanı içindeyim.
Yurttaşlarım!
Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti' dir.
Bundaki muvaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârâne yürümesine borçluyuz.

Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mâmur ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız.

Bunun için, bizce zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtri zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, milli birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek milli ülkümüzdür.

Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır.

Büyük Türk Milleti, on beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.

Bugün, aynı inan ve katiyetle söylüyorum ki, milli ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni âlem, az zamanda bir kere daha tanıyacaktır.

Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Türk Milleti!

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.

Ne mutlu Türk'üm diyene! "

Mustafa Kemal Atatürk - 29 Ekim 1933.

türkiye

(#45162838) ek bilgi olarak TÜiK verilerinden 2021 yılı nüfusuna ait excel tablosuna baktığımızda yaklaşık 84,7 milyonluk nüfusta 42 milyon 428 bin 101 kişinin erkek, 42 milyon 252 bin 172 kişinin kadın olduğunu görüyoruz. Yaş gruplarının istatistiklerinden yola çıkarak oluşan nüfus dağılımı kabaca şu şekilde; (kendi yaptığım hesaba göre yaklaşık sayılar)

0-14 yaş nüfusu= 19 milyon kişi (yaklaşık)
15-19 yaş nüfusu= 6,2 milyon kişi (yaklaşık)
20-29 yaş nüfusu= 13,2 milyon kişi (yaklaşık)
30-39 yaş nüfusu= 12,7 milyon kişi (yaklaşık)
40-49 yaş nüfusu= 12,2 milyon kişi yaklaşık
50-59 yaş nüfusu= 9,5 milyon kişi (yaklaşık)
60-69 yaş nüfusu= 6,8 milyon kişi (yaklaşık)
≥70 yaş (70 yaş ve üzeri) nüfus= 5,1 milyon kişi (yaklaşık)

Rakamsal olarak dağılımı hatırlamak istediğimde lazım olur diye kendi yaptığım yaklaşık hesabı buraya kaydedeyim dedim daha sonradan istediğim zaman dönüp bakabilirim böylece unutursam.
https://www.nufusu.com/turkiye-nufusu-yas-gruplari bu siteden kontrol edebilirsiniz yaş gruplarına göre nüfusu, hepsinin dağılımı verilmiş...

sözlük yazarlarının favori şarkıları

Hayatımda şimdiye kadar dinlediğim tüm şarkılar arasından en az yirmi beş-otuz civarı vardır favori olarak gördüğüm şarkı sayısı. Onlar arasından yaptığım bir seçkiyi paylaşayım (ilk şarkıdan sonraki sıralama karışık);

• Zeynep Dizdar- Vazgeç Gönül, https://youtu.be/VmVnwm12qpo
• Ferda Anıl Yarkın- Sonuna Kadar, https://youtu.be/slTJhCBXUpQ
• Barış Manço- Can Bedenden Çıkmayınca, https://youtu.be/RTpyeclPZuU
• Mary Hopkin- Those Were the Days, https://youtu.be/QptZ8tYZAkE, https://youtu.be/QeLSKEG_Ugw (ikincisi türkçe çevirisiyle beraber)
• Yine bir Gülnihal, https://youtu.be/V2SuIanBvOY *, https://youtu.be/aVkPXgfs1CU * (iki farklı versiyon)
• Güller ve Dudaklar, https://youtu.be/qfNSpPiN0vo *, https://youtu.be/LHtyuBV85RI * (iki farklı versiyon)
• Eklemedir Koca Konak, https://youtu.be/_e5qyDBHLXc
• Nükhet Duru- Ben sana vurgunum, https://youtu.be/E0lI5169AYM (özellikle orkestrası oldukça başarılı bir şarkı, 1:41-2:10 arası çalan kısmı epey seviyorum. bilmeyen varsa diye not düşeyim; şarkının sözleri Sabahattin Ali' nin eskisi gibi şiirine ait).
• Sezen Aksu- geri dön, https://youtu.be/jiRzQoFcIIA
• Ajda Pekkan- Dert Bende, https://youtu.be/OWdLUgijSLY
• Burcu Güneş- Kaybol Benle, https://youtu.be/6eA12wHQc0Q
• Düş Sokağı Sakinleri- Sevdan Bir Ateş, https://m.youtube.com/watch?v=xkjRoEVA4JE
• ilhan irem- işte Hayat, https://youtu.be/P0wtshwp6o4
• Eylem Aktaş- söyleyemedim, https://youtu.be/YzH9-glqEMo
• Hümeyra- Sessiz Gemi, https://youtu.be/5S2MZnG3FT8 (Yahya Kemal Beyatlı şiiri)
• Muazzez Ersoy- güz gülleri, https://youtu.be/1EF3f6rwSsU
• Nesrin sipahi- Aşkın kanunu, https://m.youtube.com/watch?v=jIJKNNxU3GM
• Selçuk Ural- Güle Güle Sana, https://youtu.be/j6oHTrs8qUA
• Sema- Fikrimin ince Gülü, https://youtu.be/mYVckxZVI_g
• Zerrin Özer- Her şey seninle güzel, https://youtu.be/0qkRpYn7dcc
• Cutting Crew- I Just Died In Your Arms Tonight, https://youtu.be/6dOwHzCHfgA
• rbd (rebelde)- sálvame, https://youtu.be/RoayB0pLRC0, https://youtu.be/M3zE4by3-3s (sözleri ile beraber)
• Richard Marx- Right Here Waiting, https://youtu.be/S_E2EHVxNAE
• Karla Bonoff- All my life, https://youtu.be/m42kGE_8IOY (sözlerindeki derinlikle beraber en sevdiğim parçalar arasında)
• Evanescence- My immortal, https://youtu.be/5anLPw0Efmo (bana göre şimdiye kadar yapılmış gelmiş geçmiş en iyi şarkılardan biri)

Bu şekilde favori olarak gördüğüm şarkılardan bir kısmını eklemek istedim. Normalde ben şarkı dinleyeceğim zaman telefonda müzik klasörümden açıyorum ama burada dinlemek isteyen olursa kolaylık olsun diye yanlarına linklerini de koydum. Bunların dışında sevdiğim başka birçok parça da var onların bazılarını da listenin devamı olarak alt kısma yazarım belki yeni şarkı keşfetmek isteyenlere faydası olur. Başka bir vakitte bu entry i editleyip ekleyebilirim diğer şarkılardan da.

hiç evlenemeyecekmişsin gibi hissetmek

"Ölüm değilse bizi ayıran
Yazık olmuş, hata yapmışız."

Aslında bu şiir dizeleri özetliyor durumu, temelde tam olarak böyle düşünen, bu fikri şiar edinmiş biriyle karşılaşmadığım için galiba bir şeylere başlayamadım hayatımda hiçbir zaman çünkü kendi karakterimde birisine tesadüf edemedim şu ana kadarki yaşamımda. ama bu asla benim seçimim değildi, böyle olmasını ben istemedim. Aslında gerçek bir sevda yaşayabilmeye dair umudu kalmamış insanların içinde devamlı olarak büyür bu hissiyat, hiç evlenemeyecekmişsin ve ölene kadar yalnız olacakmışsın gibi gelir insana, bu ağır bir duygudur aslında düşünmek bile ruha baskı uygulamaya başlar bir yandan da gitgide kanıksamışsındır bu yalnızlığı. Nereden baksan bir geç kalmışlık duygusu, yakın gelecekte içindeki büyük boşlukların dolacağına dair ümidin de kalmamıştır artık.
Zaten şimdiye kadarki hayatında sevgililiğe dair bir şeyler yaşamamış, hiç kimseyle yan yana oturmamış yan yana bile yürümemiş, kimse ile elleri kavuşmamış birisinin bu tür şeylere olan inancı belli bir yaştan sonra artık yok seviyesine inmeye başlıyor, hayat boyu hep tek başına devam edecekmişsin hissi oluşuyor artık içten içe. çünkü gerçekten de kendin gibi birine denk gelebilmek evrenin en zor rastlantılarından biriymiş şu fani Dünya da, insan bunu ne kadar yoğun ne kadar derinden istese bile. uzun uzun yıllar beklemişsindir o tek kişinin birden çıkagelmesini, o tek kişiyle hakiki bir gönül olayı yaşayabilmeyi, tüm bedeninle tüm ruhunla sadece bir kişiye ait olabilmeyi yıllar yılı beklemiş ve umut etmişsindir, fakat talih odur ki milyonlarca insan arasından senin yüreğine denk, tıpkı sen gibi gerçek bir sevda yaşamak isteyen yakın ruhlu biri asla denk gelmemiş ve çağ seni yalnızlığa mahkum bırakmıştır.

"Yan yanaydık ve şehir böyle mucize görmemişti."

işte sırf bu muhteşem cümleyi yaşayabilmek için yıllar boyu o doğru insanla karşılaşmayı bekledim, ne var ki şimdiye dek içinde bulunduğum tüm ortamlar, tüm o kalabalıklar benle en ufak bir benzerliği olmayan canlı hayaletleri andırıyordu adeta, tersine hiçbir zaman rastlayamadım. bana hayatımın en büyük duygusunu yaşatabilecek birine rastlamayı, onda her yönümle kendimi bulabilmeyi umut ettim uzun yıllarca. ve şimdi anlıyorum ki bu sadece boşa beklenmiş bir hayalden öte değil, varılması imkansıza yakın bir hedef, çünkü bu dünya da benim karakterimde birisi yok benim herhangi bir kadın biçiminde karşılığım yok. olsa bile ya benden önce başka bir çağda yaşayıp öldü ya henüz dünya ya gelmedi ya da aslında hayatta fakat ben nerede olduğunu bilmiyorum, dahası ne zaman gelecek, ben dünya dan göçüp toprağa karışmadan önce çıkacak mı çıkmayacak mı onu da bilmiyorum. Belki de ben umutları yırtık cebime koyup, gerçek olmayacak bir hayalin peşinden gitmişim ondan bu tükenmişlik, vazgeçmişlik. Düşünüyorum da, bu çağ tek bir insana ait olmayı isteyen, orjinal, sahici, ruhu gelişkin kadınların çağı değildir belki de, her ne kadar ben şimdiye dek bu fikri kabul etmek istemeyip iyimser düşüncelerle bakmış olsam da onlarda öyle değerli, öyle derin bir karakter yoktur belki de, boşuna beklemişimdir bunca sene. Bu ihtimal artık kafamda daha ağır basmaya başladı çünkü farklı olanı hiç göremedim şimdiye kadar koskoca şehirde bile. Tüm yönleriyle nereden baksan bir yozlaşmışlık, bir güvensizlik bir dengesizlik çağı. derinden sevmenin ne anlama geldiğini bilmeyenlerin, günü gününü tutmayanların, sadakatsizliğin ve sahteliğin rekor kırdığı bir devir. Böylelerinin arasında ruhen yalnız kalmak onurlu ve orjinal bir insan olmamıza işaret ediyordur belki de.
Neyse. Ölümlü dünya. inşallah herkes belli bir yaşı geçmeden, geç olmadan evvel dengine rastlar ve hak ettiği hatıraları, içine dert olmuş eksiklikleri dolu dolu yaşayarak öyle gider bu dünya dan toprağın altına.

izmir

Bir süre sonra insanın içini karartan ve ruhunu daraltmaya başlayan bir şehir, özellikle son iki yıldır böyle hissediyorum o yüzden ilk fırsatta gitmeyi planlıyorum, beni buraya bağlayan bir şey yok. Belki başka bir şehirde yaşasaydım her şey bambaşka olabilirdi, yılları burada heba etmek istemiyorum belki de birkaç seneyi çoktan harcadım ama en azından ölmezsem geri kalan seneleri değerlendirmek istiyorum başka bir şehire giderek.

tezer özlü

1943' te doğmuş, 1986' da hayatını kaybetmiş yazar. Kalanlar isimli kitabında not ettiğim sözlerin içinden ikisini paylaşayım;

"Şunu öğrenmelisin: Sen hiçbir işe yaramaz değilsin. Seni senden çalan toplumdur." (Sayfa 60)

"insanın başkalarına söyledikleri kendi duymak istedikleridir. Yazdıkları, okumak istedikleridir. Sevmesi, sevilmeyi istediği biçimdedir." (sayfa 61)

Önemli tespitler yapmış gerçekten zamanında...

sait faik abasıyanık

1906 yılında doğup 1954' te hayatını kaybetmiş olan yazar ve şair.

"Önümüzde hayat... Her gün bir başka uykuya yatıp bir başka rüya göreceğiz. Halbuki zaman, ağır ağır bizimle beraber akan nehir, bir göle varıyordu. Bu gölde artık biz akmıyor, dalgalanıyorduk."

Sarnıç adlı kitabının ilk sayfasında yazdığı bu kısımla insanı yaşamın sonuyla ilgili düşüncelere sevk etmiş biraz da...

Kitabının bir sayfasında geçmekte olan
'Nüsgün' kelimesi internette aratınca hiçbir yerde çıkmadı Türkçe sözlükte de mevcut değil, demek ki unutulmuş bilinmeyen bir sözcük internette bile geçmediğini fark ettim o yüzden buraya ekleyeyim anlamını;
nüsgün: öz su, yani bitki ve hayvan dokularında bulunan sıvı, anlamına geliyormuş. (Sarnıç kitabı, sayfa 17).

Kitabın sonlarına doğru okuduğum bir kısımdan;

"Otobüsün camına kafasını dayadı. Yine hayal etti. Hayal etmek kadar güzel şey yoktu. insanı yapan eden hayal etmekti." (Sarnıç, sayfa 96)

Hayal kurmanın önemine ve değerine değinen yazar güzel bir tespit yapmış zamanında, gerçekten de insanlar olarak bizi biz yapan şeylerden birisi zaman zaman hayatla ilgili düşünüşlere, hayallere dalmak bence. Biz farkında olmasak da çoğu zaman yaşama tutunmamızı sağlayan, bizi motive eden olgu gelecekle ilgili kurduğumuz düşler aslında...

en güzel şarkı sözleri

'Gider mi insan çok seviyorken?
Şimdi dur demem
Nasıl olsa bir gün anlar
Beni anlarsın'

https://youtu.be/3u-7V-JI6Ko

iz bırakan sözler

"kalp deniz, dil kıyıdır. denizde ne varsa kıyıya o vurur."

yazarların ruh hallerini anlatan şarkılar

Müzik klasörümdeki sevdiğim parçalardan birini paylaşayım;

Rengin- aldatıldık (1996)
https://youtu.be/cbLp3GNjfd0

Bize neler neler öğrettiler sevdalar üstüne
Aldatıldık, aldatıldık sevda böyle değil
Ne masallar ninniler söylediler dünya üstüne
Aldatıldık, aldatıldık dünya böyle değil...

kitap alıntıları

Belki ben sağ kalır da yazarım kitabeni
Belki de sen yaşarsın ben çürürken toprakta;
Anılardan koparıp alamaz ölüm seni
Ben unutulsam bile tüm gözlerden uzakta.
Benim yazdıklarımla adın ölümsüz olur;
Ben bugün ölsem herkes için ölüyüm yarın,
Toprağın bana verip vereceği bir çukur,
Sen gömütte yaşarsın - gözünde insanların.
Sevecen dizelerim anıt olur da sana:
Henüz doğmamış gözler bile okur durmadan,
Yarınki diller övgü sunacak varlığına
Bugün soluk alanlar göçse bile dünyadan.

Sonsuz yaşayacaksın kalemimin gücüyle,
Gireceksin her ağza, her soluğa, her dile.

William Shakespeare, soneler, sayfa 81. (kültür yayınları).

gecenin şiiri

ikimiz iki sap buğday olsak
sen benim olsan ben senin olsam
bir gece vakti aklına gelsem
uykunu tutsam bırakmasam
seni kucaklasam kucaklasam
birbirimizin kalbini dinlesek
dünyanın kalbini dinlesek.

Attila ilhan, yağmur kaçağı, sayfa 26.

iz bırakan kitap cümleleri

' Gözlerini mucizelerle doldur, hayatı on saniye sonra ölecekmişsin gibi yaşa'.

Ray bradbury, Fahrenheit 451, sayfa 185.

uzak mesafe ilişkisi

Orjinal, gerçek bir sevgililik yaşamak isteyen yani sevme anlayışı ruha ve kişiliğe bağlı olan ve hakiki sevda kavramını irdeleyebilen herkesin eninde sonunda farkına varacağı bir gerçektir.

"akvaryuma iki balık koyarsan onlar zaten sevgili olur. önemli olan okyanusta karşılaşabilmek."

Yani çevresinde herhangi bir ortamda (iş yeri, okul, park vb.) herhangi bir yerde gördüğü insanın ruh eşi veya kendisine eş karakterde biri olabileceğini zanneden kişi en ilkel kafalardan birine sahiptir, gerçekten kendisi gibi birine rastlamanın aslında ne kadar çetrefilli bir durum olduğunun farkında bile değildir.
Milyonlarca insanın bulunduğu ülkede, gelecekte evlenme düşüncesiyle gerçek anlamda uzun süreli bir sevgililiğe adım atmak isteyip de o doğru kişinin çevrenizde bir yerlerde, hatta aynı şehirde çıkacağını zannetmek koca bir okyanustan bir kova su alıp işte aradığım balık burada demekle aynı şeydir.

Her neyse sonradan pişman olacağınız bir serencama dahil olmamanız keşke diyeceğiniz durumlara düşmemeniz için yaptım bu benzetmeyi. Kolaya kaçıp da hemen çevrenizde aynı ortamda bulunduğunuz veya tanıdıklarınız aracılığıyla iletişim kurduğunuz insanlarla birliktelik yaşamak istiyorsanız demek ki orjinal bir kişilik değilsiniz, siz de çoğunluk gibi basit ve uyduruk bir sevme anlayışına sahipsiniz demektir. ha eğer zaten kendinizi zayıf ve yozlaşmış bir karaktere sahip biri olarak görüyorsanız bundan memnunsanız ona bir şey diyemem. Her neyse. karar sizin.

sevgili

Günümüzde çok yanlış anlaşılan bir kavram, sevgililik biriyle canlı olarak yakın olmak gezip tozmak demek değil çünkü bedensel yakınlık ile ruhsal, fikirsel, değersel yakınlık arasında dağlar kadar fark var. insanlar sanıyorlar ki hemen kendim gibi birine denk gelebilir ve sevgililik kurabilirim. Ve ne yazık ki günümüzde insanların yüzde doksandan fazlası bu akla zarar kafayla hareket edip etraflarında, okulda, işte, yakın çevrelerinde, dışarıda herhangi bir mekanda veya tanıdıklarının tanıdıkları aracılığıyla karşılaştıkları kişilerin kendileriyle eş değer ruha ve karaktere sahip olabileceğini ve kolayca gerçek bir sevgililik bağı kurabileceklerini zannediyorlar. sizce hakiki olarak sizin ruhunuza, kişiliğinize, hayat anlayışınıza, dinlediğiniz müziklerden okuduğunuz kitaplara kadar tüm özelliklerinize, hayallerinize, hayata bakış açınıza değer gösterdiğiniz şeylere ve evrensel görüşünüze çok yakın olan özel birine aynı şehirde rastlayabilir misiniz milyonlarca insan arasından? bu dünyanın en saçma, en galiz ve yozlaşmış görüşlerinden birisi sahiden de.
Bu konuyla ilgili çok sevdiğim bir söz var;

"Akvaryuma iki balık koyarsan onlar zaten sevgili olurlar. önemli olan okyanusta karşılaşabilmek."

Bu cümle her şeyi açıklıyor. Gerçekten de günümüzdeki insanların yaşayışını özetlemiş, insanlar eğlence arkadaşı gibi gezip tozdukları vakit geçirdikleri kişilerle sevgili olduklarını sanıyorlar bu en büyük gafletlerin başında geliyor, halbuki sevgililik kavramı çok başka bir şey, hakiki sevgililik demek birbiriyle neredeyse aynı olacak kadar benzer kişiliklerin bir araya gelmesi demektir bu da ancak yazılı konuşmayla başlayan bir ruh yakınlığı ve karakter çekimi ile mümkün olabilir. çünkü insan fikirleri, yaptıkları ve bakış açısı neyse odur, sizin önemseyip değer verdiğiniz bir şeye değer vermeyen umursamayan veya sizden başka türlü bir sevme anlayışına sahip olan birinin sizinle gerçek bir sevda yaşama ihtimali yok çünkü evrene farklı pencerelerden bakıyorsunuz demektir. dolayısıyla aslında günümüzde kendini aşık bir çift zannedip karşısındakinin doğru kişi olduğunu sanarak bir şeyler yaşamaya kalkan insanlar en büyük gafletlerden birine kapıldıklarının farkında bile değiller, günümüzde toplum denilen insan kitleleri böyle bir dalalet kuyusuna düşmüş fertlerle dolu maalesef, daha da vahim olansa bu dar görüşlü, sığ, mutaassıp bakış açılarının ve yozlaşmış beyinlerinin düştüğü noksanlığın farkında olmadıkları gibi hâlâ birlikte olacakları insanı çevrelerinde, işte, okulda veya dışarıda herhangi bir yerde gördükleri kısıtlı sayıdaki kişiler arasında bulabileceklerini zannedip onlardan birini seçmeye çalışmaları. halbuki o doğru kişinin sizinle aynı şehirde olma ihtimali bile çok düşük muhtemelen birbirinizden habersiz yaşıyorsunuz farklı şehirlerde. Az önce bahsettiğim çoğunluğun içinde bulunduğu bakış açısı evrensel bir sevgililik tanımına asla uymuyor, sizlerin yapmış olduğu sarılmaların, gezip tozmaların, eğlenmelerin kurduğunuz ilişkilerin sevgililik ile uzaktan yakından alakası yok bu tamamen vakit geçirme/eğlence arkadaşı gibi bir şey aslında. bu şekilde çevresinde gördüğü alelade biriyle birlikteliğe başlayıp gerçek sevda nedir eş değer kişilik eş değer ruh nedir bunu sorgulamadan birbirine aşık olduğunu zannedip belki de evlenecek kişilere acıyorum, ülkemizde özellikle şimdiki genç nesil ağırlıkta olmak üzere milyonlarca insan bu hatanın içine düşüyor fark ettiklerinde çok geç olacak ama her neyse...

ayrılık

görsel

' En sonunda bir erkekle tanıştı. Ona anlamını veremediği, karşı koyamadığı bir duygu ile bağlandı. Dünyayı unutmuştu. O erkekten başka hiçbir şeyi gözü görmüyor, kulağı işitmiyordu. Yalnız onu istiyor; ancak ona güveniyordu. istediği sadece o erkek olduğu için, hedefe ulaşmak için sağda solda zaman kaybetmektense, sevdiği adamın kadını olmak istedi. Erkeğine sonsuza kadar sürecek bir bağla kavuşmak istedi. Erkek, ona umutlarını gerçekleştireceğini söylüyor. Arzularını ateşlendiriyor. Kızın bütün ruhu erkeğe esir olmuştur. Kendini bekleyen bütün zevkleri, iç dünyasında hissettiği vahim bir bekleyiş içine girmiştir. Bütün emellerini yerine getirecek erkeğin kollarına atar kendini. Böylece saf kız, zevklerin en güzelini yaşamak isterken, sevgilisi onu terk eder. Şaşkındır, bitmiş ve tükenmiş bir durumda uçurumun kenarında bulur kendini. Karanlıklar içindedir. Umutları yitip gitmiştir. Bütün varlığıyla onun olduğu aşığı onu terk etmiştir. Dünyada yalnız kaldığı hissine kapılır. Önünde uzayıp giden ömür denilen yolu göremez olmuştur. Nefsini kemiren acıları unutmak için çareyi ölüme atlamakta bulur ve uçuruma bırakır bedenini. '

Genç werther' in ıstırapları, 58. Sayfa

Yaklaşık 250 sene öncesine ait bu kitapta geçen bu örnek gerçekten sevdiği ve yarı yolda bırakıldığı için bu hicrana dayanamayıp hayatına son veren birinin hikayesini anlatıyor. Siz siz olun hiç kimseye gereğinden fazla değer göstermeyin, sizi gerçekten seven biri asla yarı yolda bırakmaz ne olursa olsun bunun sonucu vazgeçiş ortada bırakılış olamaz, size duyduğu ilgi alaka veya biçtiği değer o kadar olduğu için orada bitmiştir bağlılığı da çünkü dengesi olmayan sahte ruhlu her kişilik eninde sonunda karşısındaki insanı yarı yolda bırakarak, her şeyi hiçe sayarak gidecek ve güveninizi boşa çıkartacaktır, çünkü o insanın değer anlayışı ve kişiliği bu kadardır. bir kişinin size olan ilgisi bağlılığı ne kadar azsa o kadar bahane üretecektir karşınızdaki, insanları asla gereğinden fazla ciddiye almayın değmez hiç kimse için çünkü böyle bir çağda gerçek mahiyette önemsenebilecek denli yüksek ruhlu, sadakatli ve yüce karakterli birisi yok olsa da yalnızca iki milyon insanda bir kişi böyle olabilir hatta belki de daha az ve sizin öyle bir insanla da karşılaşma ihtimaliniz yok bir mucize olmadığı sürece.

Hayat boyu aklınızdan çıkarmamanız gerek bu olguyu çünkü az önce bahsettiğim o en fazla milyonda bir tane mevcut olan insanlar dışında hiç kimse yarı yolda bırakamayacak kadar değer vermez sizin ruhunuza ve kişiliğinize sonunda hislerinize yenik düşen siz olursunuz ve kendi hayatınıza son verip bu durumdan kurtulmak gibi yıkılmışlık içeren felaket ve akıl dışı çareler düşünmeye başlarsınız. Siz siz olun sakın kimsenin etkisine kapılmayın hiç kimse için kendinizi heba etmeyin, herkesi onun sizi önemsediği kadar önemseyin ve kimseyi sadakati hep sürecek biri olarak görmeyin bu hayatta; insanların bozukluğunun, bencilliğinin, adiliğinin ve yan çizme ihtimallerinin çok yüksek olduğunu her zaman göz önünde bulundurun. Kimseyi ciddiye almayın ve kalıcı olarak görmeyin hayatınızda çünkü gerçek sevda diye bir şeyin yaşanma ihtimali neredeyse yok. evlenenler de evlenmiş olmak için evleniyor yoksa birbirinin eş değer ruhları asla değiller, sırf bekar ölmemek için çevrelerinde gördükleri insanlarla yollarını birleştiren kişilerden ibaret birçoğu çünkü gerçek bir sevda yaşamak isteselerdi ruhlarına denk insanın o kadar kolay çıkmayacağını bilirlerdi ve o kişiye değil çevrelerinde belki aynı şehirde bile rastlayamazlardı, bu bir gerçek.
dediğim gibi hakiki sevda denilen olgu sadece bir mucize olduğu takdirde eş ruhların ve kişiliklerin bir araya gelmesi sonucu oluşabilir o da milyonda bir ihtimal insanlık tarihinde, hele ki içinde olduğumuz bu hercai ve bozuk çağda görülme ihtimali çok daha düşük yani karşınıza asla böyle birisi çıkmayacak gibi düşünün ve hiç kimseye değer göstermeyin gereğinden fazla, her kim olursa olsun karşınızdaki sizi ne kadar umursuyorsa hayatında sizi hangi pozisyona koyuyorsa siz de ona aynı muameleyi gösterin.

Bu kitapta ders alınacak kısım bence burasıydı, yarı yolda bırakıldığı ve terk edildiği için hayatına son veren hislerine yenik düşen birinin hikayesini anlatmış, işte size uzun uzun izhar etmeye çalıştığım şeyler bu büyük gaflete, bu feci aldanışa düşerek hayatınızın hatasını yapmamanız için altın bir tavsiye niteliğinde. emin olun sizin onu umursadığınız ve değer verdiğiniz kadar karşınızdaki sizi düşünmüyor ve her an yan çizebilir ya da size ihanet edebilir, her zaman için böyle bakın hayata çünkü geri kalan yaşamınızda da milyonda bir mucize denk gelmediği sürece bu gidişat böyle olacak. Asla gereğinden çok ciddiye almayın insanları ve günlük gelip geçici yakınlıklarına aldanmayın, bencilce ve keyfi davranışlarına da hiçbir zaman müsamaha göstermeyin o size nasıl bir tavır sergiliyorsa aynısını siz ona uygulayın böylelikle hayat boyu aşağı ruhlu, güvenilmez, karakterden yoksun türde kişilerle vaktinizi kaybetmemiş olursunuz.

Bu yazı burada kalsın günün birinde ben dünyadan göçüp gittikten sonra belki denk gelip de okuyan biri olursa bir çıkarım yapabilir hayatla ilgili ve hiç yoktan gelecek nesillere bir fayda sağlayabilir bu kitaptaki bu netice ve benim bu konuya dayanarak kendimce bakış açımı anlatmaya çalıştığım irdeleme kompozisyonu.

hiç sevgilisi olmamış erkek

birçok insan yaşadığı tüm sıkıntılara, olaylara rağmen içinde az da olsa yaşama dair bir istek, girişim ve enerji duygusu barındırır içinde, bende artık o bile yok. içimdeki bu eksiklik hissi geçmiyor. belki de artık gerçekten bir his ve bir şeyler yaşayabileceğime dair inancım olmaması ve bu geç kalmışlık duygusu sebebiyle bu durum ölene değin devam edecek gibi geliyor. milyonlarca insanın olduğu bir ülkede hiç eş değer ruha denk gelememiş olmak benim belki de yanlış bir çağa ait olduğumu gösteriyor, insanın kendi gibi birine hiç rastlayamaması kalabalıklar içinde ona denk bir ruhun ve kişiliğin, onun tarzına, hayat anlayışına sahip birinin mevcut olmaması demektir aslında bu gerçekten vahim bir durum, çünkü biriyle gönül ortaklığı kurmak demek o iki insanın aslında tek bir ruha ait olması demektir, demek ki benim karşı cinste karşılığım boş küme ben gibi birisi yok bu yüzden de hayatımda hiç yaşamadım gerçek bir sevgililik. Bu tek başınalık tablosu 26 yıllık yaşamımda gençlikten itibaren sayarsak 10 senedir benim için böyle oldu, eş değer bir ruha rastlamadığım için yalnız kaldım bu benden kaynaklı değil aslında çağın yozlaşmışlığını gösteriyor, 25 yaşına kadar gelip de hayatı boyunca gerçek bir sevgilisi hiç olmamış biri için esas sebep kendisi değildir; benzer ruha rastlayamamak, kendi gibi birisine denk gelememek, toplum ve insanlardaki kallavi bozukluğun meydana getirdiği bu muhassala o kişiyi yalnızlığa mahkum etmiştir ve bu kendi isteği dışında olmuştur. Böylesi tuhaf, rezalet bir dünyada bulunduğunu anlayıp, bunu artık idrak ettiği için aslında umudunu da yitirmiş ve kalan yaşamında da hiç sevgilisi olmadan yalnız öleceğini düşünmeye başlamış, kendini bu duruma alıştıran biridir.
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.