bugün
- 31 aralık 20263
- yazarların gizli gizli dinlediği şarkılar5
- gündüz kızımsın gece ise karımsın diyen sapık baba10
- bez bebek nana ne yapıyor sorusu2
- cia in takibe aldığı 23 sözlük yazarı10
- başkenti siz belirleseydiniz neresi olurdu4
- evliya çelebi'nin hiç evlenmemesi6
- putin 18 sözlük yazarı hakkında rapor istedi9
- coskuyla sabunlanan pipi7
- evlenmek istememek ama yalnızlıktan da sıkılmak2
- yanlışlıkla pasif olmak3
- türkiye şahlanıyor2
- gece gece kokoreç gömmek8
- ayda yılda bir gelip sözlüğe sallayıp giden tip2
- yaş ilerledikçe fark edilen şeyler9
- tatlı tatlı kaşınan göt deliği11
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı22
- nervio18
- bik bik 219
- izmir den brisbane'a otostopla gitmek6
- ölümden sonra hayatın varlığı sorunsalı8
- 31 ekim 2026 fenerbahçe göztepe maçı4
- kpss ön lisans 70 puan mealinin yorumu3
- tarikat şeyhleri2
- 31 ekim 2026 hakkari de askerimizin şehid olması2
- galatasaray ın 4 nala şampiyonluğa koşması3
- engineer28'e bırak bu ayakları demek4
- israil de arapların seçim dengelerini değiştirmesi2
- street fighter4
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı12
- ücretsiz kargo sınırı için sepet şişirme2
- 30 ekim 2026 konyaspor galatasaray maçı18
- anın görüntüsü18
- ayak yalarken aniden gelen ben ne yapıyorum hissi2
- teomancalmasur23
- nick istemeyen adam ile engineer283
- ne bikbikmiş beee4
- kol saati8
- 1800 ler sibirya da kış gecesi3
- akın gürlek4
- tüm akrabalara haddini bildirmek4
- reyon görevlisi2
- ipkis'in güzel entryler girmesi4
- yazılımcıların flört edememesi10
- eski eş ile yeni eşi yemeğe davet etmek7
- türk solu16
- herzevekil13
- eli üşüyen kızın elini nasıl ısıtırsın24
- 29 ekim 2026 aliyev'in türkiye'ye gelmemesi22
- sözlük yazarları neden birbirinden nefret ediyor7
ilkokuldayım. ikiye ya da üçe gidiyorum, tam emin değilim. yaz tatili. annem civardaki kadınlardan birinin gününe gidecek. kardeşim ankara'da dedemlerin yanında. ben de evde tek başıma kaldığım anlarda bir canlı bombaya dönüştüğüm için annem günde gün yüzü görsün, gönül rahatlığıyla pastaya böreğe abanabilsin diye akranım oğlu olan güzeller güzeli komşu teyzenin evine bırakılmışım. akranım olan çocuk kitaptan kafasını kaldırmayan bir gerzo. ben coşkunum, ben yerimde duramıyorum. ilkokul ikiye ya da üçe giden bir çocukta olması gereken tüm pis özellikler bende fazlasıyla mevcut. hepsini birden ortaya çıkarıp büyük bir şova imza attığım büyülü anlar oluyor.. her neyse..
biraz da deplasmanda olmanın verdiği mahcubiyet etkisiyle içimdeki canavarı bastırıp ev sahibi bebe ile birlikte meydan larus, gelişim haşet filan karıştırmaya, okuyormuş gibi yapmaya tam da alışmıştım ki; komşu teyzenin "hadi çocuklar uyku zamanı" demesiyle birlikte, bebenin sanki o ana kadar bütün var oluşuyla uzaktan gelen bu sesi bekliyormuş gibi elindeki ansiklopediyi (şaka yapmıyorum, sahiden ansiklopedi okuyordu çocuk. benim hayatım boyunca gördüğüm ansiklopedi okuyan tek kişiydi ve sadece sekiz yaşındaydı.) nizama intizama uygun bir şekilde raftaki yerine koyarak sessizce yatağına yatışını şaşkınlıkla izledim. kendi kendime, "iyi de gece olmadı ki lan daha" dediğimi hatırlıyorum.
komşu teyze odaya, yanımıza geldi. "aferin metinciğim" dedi, verilen komuta tam zamanında ve de harfiyen uymuş olan bebeye. sonra bana baktı. baktı. baktı. baktı. "evet kuzguncuğum, metin'in odasında başka yatak yok maalesef sen de oturma odasında yat. ben hemen bir çarşaf sereyim oraya" dedi. daha fazla dayanamadım ve "hava aydınlık ama daha" deyiverdim. anaokulunda yattığım ve de orada bıraktığım 'öğle uykusu'na dönmek istemiyordum. zaten bu zorunlu misafirlik yeterince katlanılmazdı. bir de bunu öğle uykusu saçmalığıyla perçinleyemezdim. yapacak işlerim, boşaltılması gereken bilmem kaç kilovatlık enerjim vardı benim. düzenin beni uyutmasına izin veremezdim. vermemeliydim. verdim. odaya ikinci kez gelen ve "hadi kuzguncuğum biz de öğle uykumuza yatalım" diyerek bana elini uzatan komşu teyzenin elini tutarak oturma odasına serilmiş çarşafta beni bekleyen öğle uykusuna yönlendim.
çarşaflı çekyata sırt üstü yatmış, boş gözlerle tavana bakarken bu bebek işi oyun ne kadar sürmeli acaba, ne kadar zaman sonra "ben uyandım" diyerek koridora çıkmalıyım diye düşünüyordum. sanırım bu şekilde bir yarım saat kadar bekledim. daha fazla dayanamayacaktım. ben uyandım demek için kendimi odanın dışına attım. salona doğru ilerlerken bebenin odasının önünden geçtim. hala uyuyordu. "salak" dedim çok kısık sesle. salona yaklaşırken "mmhh.. ııhh.." filan gibi sesler çıkarırsam yeni kalkmış ve halen de uyku mahmurluğu yaşayan bir kimse olduğum daha net anlaşılır gibi bir düşünce geldi gitti bir an için kafamda. iyi ki de gitmişti. evet. salonu görüş alanıma almamla birlikte hayatımda o ana kadar karşılaştığım en muhteşem manzara da karşımdaydı.
güzel komşu teyzem salon kapısına dik olan duvara yaslanmış üçlü koltuğa ayaklarını salon girişine doğru uzatmak suretiyle uzanmış yatıyordu. fena halde yazdı. komşu güzel teyzenin normalde diz hizasındaki incecik eteği, uyuklarkenki istemsiz hareketleri neticesinde daha da sıyrılmış, "komşu teyze bacağı" görmeme olanak sağlıyordu. orada, salonun girişinde bir süre dikildim kaldım. ne yapacağımı bilmiyordum. ani bir kararla salonun hemen yanındaki mutfağa girdim ve masanın üzerindeki su bardağını yarıya kadar doldurup elime alarak az önce çakılı kaldığım noktaya geri döndüm. herhangi bir ani uyanma anında birden koridor tarafına dönecek ve susadığı için uykudan uyanmış bu nedenle de elinde yarısı dolu bir su bardağı taşıyan çocuk olacaktım.
sekiz yaşındaydım ve hiçbir kadının eteğinin bu denli altını görmemiştim. büyülenmiş gibi komşu teyzenin beyaz bacaklarına bakıyordum. bir süre daha orada elimde yarısı dolu su bardağı ile dikildikten sonra eyleme geçmeye, o bacakları daha yakından incelemeye karar verdim. hırsız adımlarıyla salona girdim. o an herhangi bir ses çıkarmamak için gösterdiğim gayreti, sanırım hayatım boyunca başka hiçbir şey için göstermemişimdir. evet. serilmiş, upuzun yatan beyaz bacaklarla aramda sadece bir metre vardı şimdi. komşu teyzenin sırtı bana, yüzü kanepenin arkalığına dönüktü. yani birdenbire gözünü açsa da beni göremezdi ama arkasını döndüğü anda da gidecek, kaçacak, saklanacak bir yerim yoktu. bunu düşünerek bulunduğum yere sessizce çöktüm. uyandığı anda halıda oynayan çocuk olacaktım artık. halıda yarısı dolu su bardağıyla oynayan çocuk!? evet, bu sahne için bir şeyler eksikti.
yine ses çıkarmamaya azami dikkat sarfederek yerimden kalktım, önce mutfağa giderek elimdeki bardağı bıraktım. daha sonra bebenin odasına girdim, kitaplıkta duran oyuncak arabalardan ikisini aldım ve hızla salona döndüm. bütün bunlar için harcadığım zaman içinde göreceklerimden mahrum kaldığım için kendime kızıyordum bir yandan da. ve işte yine nefeslerin bile tutulduğu o sessiz adımlar.. az önce kalktığım yere yeniden oturdum. evet. artık her şey için hazırlıklıydım. gözlerimi ayırmaksızın komşu teyzeyi izlediğim süre içinde kadın iki kez belini kaşıdı uykusunda ve ben her ikisinde de kafamı aniden önüme düşürüp elimdeki arabaları sürdüm halıya bastıra bastıra. ilk kaşınma anından sonra değişen bir şey yoktu ancak ikinci kaşınma ile birlikte küçük bir hareketlenme de olmuş, komşu teyzenin beyaz bacakları pozisyon değiştirmişti. bu yeni pozisyon da aslında bana cennetin kapılarını vaadediyordu bir nevi. zira komşu teyzem altta kalan bacağı sabit bırakmak suretiyle üstteki bacağını dizinden kırmış ve dizini hafifçe kendine doğru çekmiş, biraz daha yüz üstüne yakın bir şekilde kanepeye gömülmüştü. eteğin oldukça yukarı sıyrıldığı düşünüldüğünde ayakucuna geçtiğim anda göreceğim manzaranın ne olacağı gayet aşikardı hayalgücümde.
daha fazla bekleyemezdim. orada, adeta nasıl bir şey olduğunu görmem için açılmış beni bekleyen bir mücevher vardı. ilkokul iki ya da üç kafasının tetiklediği, komşu teyzemin kesinlikle don giymeyen bir kadın oluşuna dair kati inancımı da yüklenerek sessizce ayağa kalktım ve kadının ayakucuna doğru yöneldim. o kadar yavaş hareket ediyordum, o kadar küçük adımlar atıyordum ki aradaki bir buçuk metrelik mesafe bitmek bilmiyordu. tam o sırada bir kıpırdanma sesi duydum. aman allahım. gerizekalı bebe uyanmıştı sanırım. şimdi "anneee" diyecek ve beni kamburunu çıkarmış, parmak uçlarıma basar helde komşu teyze kukusu rontlamak için adımlarken yakalatacaktı. bunu ancak bir gerizekalı yapabilirdi ve metin de sekiz yaşında ansiklopedi okuyan gerçek bir gerizekalıydı.
salondan o kadar hızlı çıktım, kendimi az önce masaya bıraktığım bardağın başında o kadar hızlı buldum ki; gerizekalının "anneee..." deyişini duyduğumda bardağın boş kalan yarısını su ile doldurmuştum bile.
biraz da deplasmanda olmanın verdiği mahcubiyet etkisiyle içimdeki canavarı bastırıp ev sahibi bebe ile birlikte meydan larus, gelişim haşet filan karıştırmaya, okuyormuş gibi yapmaya tam da alışmıştım ki; komşu teyzenin "hadi çocuklar uyku zamanı" demesiyle birlikte, bebenin sanki o ana kadar bütün var oluşuyla uzaktan gelen bu sesi bekliyormuş gibi elindeki ansiklopediyi (şaka yapmıyorum, sahiden ansiklopedi okuyordu çocuk. benim hayatım boyunca gördüğüm ansiklopedi okuyan tek kişiydi ve sadece sekiz yaşındaydı.) nizama intizama uygun bir şekilde raftaki yerine koyarak sessizce yatağına yatışını şaşkınlıkla izledim. kendi kendime, "iyi de gece olmadı ki lan daha" dediğimi hatırlıyorum.
komşu teyze odaya, yanımıza geldi. "aferin metinciğim" dedi, verilen komuta tam zamanında ve de harfiyen uymuş olan bebeye. sonra bana baktı. baktı. baktı. baktı. "evet kuzguncuğum, metin'in odasında başka yatak yok maalesef sen de oturma odasında yat. ben hemen bir çarşaf sereyim oraya" dedi. daha fazla dayanamadım ve "hava aydınlık ama daha" deyiverdim. anaokulunda yattığım ve de orada bıraktığım 'öğle uykusu'na dönmek istemiyordum. zaten bu zorunlu misafirlik yeterince katlanılmazdı. bir de bunu öğle uykusu saçmalığıyla perçinleyemezdim. yapacak işlerim, boşaltılması gereken bilmem kaç kilovatlık enerjim vardı benim. düzenin beni uyutmasına izin veremezdim. vermemeliydim. verdim. odaya ikinci kez gelen ve "hadi kuzguncuğum biz de öğle uykumuza yatalım" diyerek bana elini uzatan komşu teyzenin elini tutarak oturma odasına serilmiş çarşafta beni bekleyen öğle uykusuna yönlendim.
çarşaflı çekyata sırt üstü yatmış, boş gözlerle tavana bakarken bu bebek işi oyun ne kadar sürmeli acaba, ne kadar zaman sonra "ben uyandım" diyerek koridora çıkmalıyım diye düşünüyordum. sanırım bu şekilde bir yarım saat kadar bekledim. daha fazla dayanamayacaktım. ben uyandım demek için kendimi odanın dışına attım. salona doğru ilerlerken bebenin odasının önünden geçtim. hala uyuyordu. "salak" dedim çok kısık sesle. salona yaklaşırken "mmhh.. ııhh.." filan gibi sesler çıkarırsam yeni kalkmış ve halen de uyku mahmurluğu yaşayan bir kimse olduğum daha net anlaşılır gibi bir düşünce geldi gitti bir an için kafamda. iyi ki de gitmişti. evet. salonu görüş alanıma almamla birlikte hayatımda o ana kadar karşılaştığım en muhteşem manzara da karşımdaydı.
güzel komşu teyzem salon kapısına dik olan duvara yaslanmış üçlü koltuğa ayaklarını salon girişine doğru uzatmak suretiyle uzanmış yatıyordu. fena halde yazdı. komşu güzel teyzenin normalde diz hizasındaki incecik eteği, uyuklarkenki istemsiz hareketleri neticesinde daha da sıyrılmış, "komşu teyze bacağı" görmeme olanak sağlıyordu. orada, salonun girişinde bir süre dikildim kaldım. ne yapacağımı bilmiyordum. ani bir kararla salonun hemen yanındaki mutfağa girdim ve masanın üzerindeki su bardağını yarıya kadar doldurup elime alarak az önce çakılı kaldığım noktaya geri döndüm. herhangi bir ani uyanma anında birden koridor tarafına dönecek ve susadığı için uykudan uyanmış bu nedenle de elinde yarısı dolu bir su bardağı taşıyan çocuk olacaktım.
sekiz yaşındaydım ve hiçbir kadının eteğinin bu denli altını görmemiştim. büyülenmiş gibi komşu teyzenin beyaz bacaklarına bakıyordum. bir süre daha orada elimde yarısı dolu su bardağı ile dikildikten sonra eyleme geçmeye, o bacakları daha yakından incelemeye karar verdim. hırsız adımlarıyla salona girdim. o an herhangi bir ses çıkarmamak için gösterdiğim gayreti, sanırım hayatım boyunca başka hiçbir şey için göstermemişimdir. evet. serilmiş, upuzun yatan beyaz bacaklarla aramda sadece bir metre vardı şimdi. komşu teyzenin sırtı bana, yüzü kanepenin arkalığına dönüktü. yani birdenbire gözünü açsa da beni göremezdi ama arkasını döndüğü anda da gidecek, kaçacak, saklanacak bir yerim yoktu. bunu düşünerek bulunduğum yere sessizce çöktüm. uyandığı anda halıda oynayan çocuk olacaktım artık. halıda yarısı dolu su bardağıyla oynayan çocuk!? evet, bu sahne için bir şeyler eksikti.
yine ses çıkarmamaya azami dikkat sarfederek yerimden kalktım, önce mutfağa giderek elimdeki bardağı bıraktım. daha sonra bebenin odasına girdim, kitaplıkta duran oyuncak arabalardan ikisini aldım ve hızla salona döndüm. bütün bunlar için harcadığım zaman içinde göreceklerimden mahrum kaldığım için kendime kızıyordum bir yandan da. ve işte yine nefeslerin bile tutulduğu o sessiz adımlar.. az önce kalktığım yere yeniden oturdum. evet. artık her şey için hazırlıklıydım. gözlerimi ayırmaksızın komşu teyzeyi izlediğim süre içinde kadın iki kez belini kaşıdı uykusunda ve ben her ikisinde de kafamı aniden önüme düşürüp elimdeki arabaları sürdüm halıya bastıra bastıra. ilk kaşınma anından sonra değişen bir şey yoktu ancak ikinci kaşınma ile birlikte küçük bir hareketlenme de olmuş, komşu teyzenin beyaz bacakları pozisyon değiştirmişti. bu yeni pozisyon da aslında bana cennetin kapılarını vaadediyordu bir nevi. zira komşu teyzem altta kalan bacağı sabit bırakmak suretiyle üstteki bacağını dizinden kırmış ve dizini hafifçe kendine doğru çekmiş, biraz daha yüz üstüne yakın bir şekilde kanepeye gömülmüştü. eteğin oldukça yukarı sıyrıldığı düşünüldüğünde ayakucuna geçtiğim anda göreceğim manzaranın ne olacağı gayet aşikardı hayalgücümde.
daha fazla bekleyemezdim. orada, adeta nasıl bir şey olduğunu görmem için açılmış beni bekleyen bir mücevher vardı. ilkokul iki ya da üç kafasının tetiklediği, komşu teyzemin kesinlikle don giymeyen bir kadın oluşuna dair kati inancımı da yüklenerek sessizce ayağa kalktım ve kadının ayakucuna doğru yöneldim. o kadar yavaş hareket ediyordum, o kadar küçük adımlar atıyordum ki aradaki bir buçuk metrelik mesafe bitmek bilmiyordu. tam o sırada bir kıpırdanma sesi duydum. aman allahım. gerizekalı bebe uyanmıştı sanırım. şimdi "anneee" diyecek ve beni kamburunu çıkarmış, parmak uçlarıma basar helde komşu teyze kukusu rontlamak için adımlarken yakalatacaktı. bunu ancak bir gerizekalı yapabilirdi ve metin de sekiz yaşında ansiklopedi okuyan gerçek bir gerizekalıydı.
salondan o kadar hızlı çıktım, kendimi az önce masaya bıraktığım bardağın başında o kadar hızlı buldum ki; gerizekalının "anneee..." deyişini duyduğumda bardağın boş kalan yarısını su ile doldurmuştum bile.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar