bugün
- osuruktan şiirler41
- kanal ayarlama 1500 lira11
- devletin temeli adalettir9
- sözlükten soğuma nedenleri17
- ben geldim kerkenezler18
- adana kebap6
- claudian clouds22
- açılım4
- iyi parti17
- oyları bölmeyin diyen tipler nerde6
- sözlüğün en sevilmeyen yazarları9
- karınızın mini giymesine izin verir misiniz6
- velvet'in aylık geliri6
- simko315
- buluşulan sözlük beyinin 16 yaşında çıkması6
- müsavat dervişoğlu vs meral akşener4
- küçük sürprizler yapmak5
- kısır9
- yapay zekaya entry yazdıran yazar7
- yeni anayasa4
- ikizler burcu erkeği akrep kadını ilişkisi10
- arkadaşlar benden el mankeni olur mu4
- 777 diyen erkolar8
- zorunlu eğitim9
- alttaki yazara motto ver16
- mini elbise4
- şeytanın insanlardan ders alması4
- gece sokaklarda dolaşıp kedi ve köpekleri sevmek2
- çerçeve yasa34
- akrep burcu kini8
- sevgiliye sorulan ilginç sorular6
- yazarların özel mesaj sayıları5
- modern insanın mutlu olma ihtimali4
- sürekli türkçülerin soyunu araştıran kürtçü10
- amedspor14
- uludağ sözlüğün reaktörü2
- okul kıyafeti zorunluluğu3
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı31
- evlenme teklif edecekken sevgilinin yüzüne kusmak2
- ölüp hayalet olarak geri gelmek4
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler27
- gollumun gözü yüzükte6
- bir daha doğmayacak olmak4
- aleksey batrakov12
- üsteki yazara güzel bir şey söyle10
- filistin2
- 17 ağustos 1999 gölcük depremi9
- sözlük ırkçıları8
- saçını pembeye boyayan erkek6
- beyaz tenli gotik kız3
mazinin tadını taşıyan bir gün misal...
işten 5'te çıktım ve uzun zamandır ertelediğim saç traşımı olma vaktim gelmişti... çok uzun zamandır hayatımın değişmez parçalarından birisi olan berberime gittim, biraz lafladık... taa ki ben "kes traşı" diyene kadar. berberden çıkıp da eve doğru gitmeyi düşünüyorken istikametimi eskiden oturduğumuz yerlere çevirdim ki elimde biraz vaktim olmalıydı bunun için, yoksa yapmazdım. fatih'teki evimizin, tam karşısındaki parkta ve önceden de yaptığım gibi kenar taşının üzerine oturdum. orada oturup da günün maçını analiz ederdik eski zaman, takım arkadaşlarıyla... sonra uzunca bir süre kiracı olarak oturduğumuz "fatih kız lisesi" manzaralı evi seyrettim. ki penceresinde "kiralık" yazıyordu... tam o sırada farkettim yaşlı apartmanın altındaki eski ev sahibimizi. gittim yanına selamımı verdim ve başta tanımasa da konuştuğum anda hemen tanıdı... bulunduğumuz semtin neredeyse yarısı bu adamındı ama huzuru yoktu. yüzünü gerçek anlamda gülerken hiç görmemiştim ve bugün de bu değişmeyecek gibiydi. biraz hoşbeşten sonra orada olma sebebime gelmiştim nihayet "ahmet amca" dedim, dikkatle baktı bana "ömrümün en güzel yıllarını şu evde yaşadım ben" dedim ve o adam benim gözlerimle gördüğüm tüm anlar içinde bir kez olsun güldü. bu insanlık adına küçük, benim için büyük bir adımdı. müsadesini aldım sonra... yarın doğumgünü olan bir arkadaşıma hediyesini almam gerekiyordu ve daha valide sultana sözüm vardı, yemeğe evde olacaktım haftanın bugünü.
bir giyim mağazasına girdim aceleci bir halim yoktu ama çabuk olmaya çalışıyordum. oysa birisine hediye alınacaksa en son gidilecek yerdi bir giyim mağazası... bunu biliyordum ama kullanabileceği bir hediye almayı da gerçekten istiyordum. velhasıl keşke kendim için o mağazada olsaydım. böylece neyi beğenip, neyi beğenmeyeceğimden emin bir şekilde alışverişimi tamamlayabilirdim. derken bir beyaz gömlek aldım. itiraf ediyorum ki işin kolayına kaçmıştım. beyaz bir gömleği, hemen her insan; ömrünün bir gününde giyiyordu. istatistiklerin de yalan söyleyecek hali yoktu ya... derken kasaya geldim ve kasadaki iki kızdan daha güzel ve sıcak gelenini kestirmiştim gözüme ödemeyi yapmak için. dünya üzerinde, belki de en beter azaplardan birisidir aksi, sayko bir kasiyerin tahsildarlığına şahit olmak. en azından benim pek sevmediğim bir durumdu, eminim. derken kasa önündeki sıra erirken verdiğim kararın doğruluğundan emin olmak için kasiyerin hareketlerini takip ediyordum ama her müşteriye aynı yapmacık gülüş ile "güle güle giysinler..." derken dahi sıcak bir tarafı vardı bu kızın. tanıyordum biryerden ama emin olamıyordum. ki bundan emin olmanın bir yolu vardı aslında. sıram geldiğinde "ödemeyi nasıl yapacaksınız?" sorusuna "malesef kredi kartıyla" cevabını verdikten hemen sonra kredi kartımı alırken isim hanesini okuduğunu farkettim. biraz da bunun getirdiği eminlik ile "yavuz selim ilköğretim okulu'nda bulunmuş muydunuz?" diye sordum. "poison, sensin." dedikten hemen sonra evet dedim ve bir çay molası eşliğinde biraz lafladık.
şimdi bu küçücük şeyden nasıl da mutluluk duyduğumu düşünüyorum, birazdan evden tekrar çıkacağım sanırım...
işten 5'te çıktım ve uzun zamandır ertelediğim saç traşımı olma vaktim gelmişti... çok uzun zamandır hayatımın değişmez parçalarından birisi olan berberime gittim, biraz lafladık... taa ki ben "kes traşı" diyene kadar. berberden çıkıp da eve doğru gitmeyi düşünüyorken istikametimi eskiden oturduğumuz yerlere çevirdim ki elimde biraz vaktim olmalıydı bunun için, yoksa yapmazdım. fatih'teki evimizin, tam karşısındaki parkta ve önceden de yaptığım gibi kenar taşının üzerine oturdum. orada oturup da günün maçını analiz ederdik eski zaman, takım arkadaşlarıyla... sonra uzunca bir süre kiracı olarak oturduğumuz "fatih kız lisesi" manzaralı evi seyrettim. ki penceresinde "kiralık" yazıyordu... tam o sırada farkettim yaşlı apartmanın altındaki eski ev sahibimizi. gittim yanına selamımı verdim ve başta tanımasa da konuştuğum anda hemen tanıdı... bulunduğumuz semtin neredeyse yarısı bu adamındı ama huzuru yoktu. yüzünü gerçek anlamda gülerken hiç görmemiştim ve bugün de bu değişmeyecek gibiydi. biraz hoşbeşten sonra orada olma sebebime gelmiştim nihayet "ahmet amca" dedim, dikkatle baktı bana "ömrümün en güzel yıllarını şu evde yaşadım ben" dedim ve o adam benim gözlerimle gördüğüm tüm anlar içinde bir kez olsun güldü. bu insanlık adına küçük, benim için büyük bir adımdı. müsadesini aldım sonra... yarın doğumgünü olan bir arkadaşıma hediyesini almam gerekiyordu ve daha valide sultana sözüm vardı, yemeğe evde olacaktım haftanın bugünü.
bir giyim mağazasına girdim aceleci bir halim yoktu ama çabuk olmaya çalışıyordum. oysa birisine hediye alınacaksa en son gidilecek yerdi bir giyim mağazası... bunu biliyordum ama kullanabileceği bir hediye almayı da gerçekten istiyordum. velhasıl keşke kendim için o mağazada olsaydım. böylece neyi beğenip, neyi beğenmeyeceğimden emin bir şekilde alışverişimi tamamlayabilirdim. derken bir beyaz gömlek aldım. itiraf ediyorum ki işin kolayına kaçmıştım. beyaz bir gömleği, hemen her insan; ömrünün bir gününde giyiyordu. istatistiklerin de yalan söyleyecek hali yoktu ya... derken kasaya geldim ve kasadaki iki kızdan daha güzel ve sıcak gelenini kestirmiştim gözüme ödemeyi yapmak için. dünya üzerinde, belki de en beter azaplardan birisidir aksi, sayko bir kasiyerin tahsildarlığına şahit olmak. en azından benim pek sevmediğim bir durumdu, eminim. derken kasa önündeki sıra erirken verdiğim kararın doğruluğundan emin olmak için kasiyerin hareketlerini takip ediyordum ama her müşteriye aynı yapmacık gülüş ile "güle güle giysinler..." derken dahi sıcak bir tarafı vardı bu kızın. tanıyordum biryerden ama emin olamıyordum. ki bundan emin olmanın bir yolu vardı aslında. sıram geldiğinde "ödemeyi nasıl yapacaksınız?" sorusuna "malesef kredi kartıyla" cevabını verdikten hemen sonra kredi kartımı alırken isim hanesini okuduğunu farkettim. biraz da bunun getirdiği eminlik ile "yavuz selim ilköğretim okulu'nda bulunmuş muydunuz?" diye sordum. "poison, sensin." dedikten hemen sonra evet dedim ve bir çay molası eşliğinde biraz lafladık.
şimdi bu küçücük şeyden nasıl da mutluluk duyduğumu düşünüyorum, birazdan evden tekrar çıkacağım sanırım...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar