bugün
- küpe takan erkek erkek midir sorunsalı4
- buddy dude ile ip atlamak3
- yazarların dünya kupasında desteklediği takım3
- hoslanilan kizin neden cekiniyorsun ki demesi6
- ipini koparan sözlüğe geliyor3
- olası israil türkiye savaşı6
- sıkıldım ulan sıkıldım anlıyor musun sıkıldım2
- evlen baskısı4
- akrabalarımı yükseltmek inancım gereğidir17
- kezoya varis çorabı giydirmek2
- babam hiç dövmezdi insanı11
- sözlüğün aptalları sıralı tam liste5
- işe yeni başlayan kıza sineklenen erkekler4
- ajvar2
- gocu'nun kendini alen delon sanması8
- ilk otuzbir2
- deniz göktaş'ın dinle dalga geçmesi13
- sözlük yaşlıların fotoğrafları6
- nasılsınız6
- pandela27
- azgın bir boğa gibi çiftleşmek istiyorum4
- yaş pasta alınan evdeki mutluluk3
- şırnak üniversitesi rektörü abdürrahim alkış6
- evagreenin sürekli haklı olması4
- yarak yemenin nesi kötü anlamadım diyen kız3
- gerizekalı yazarlar zirvesi13
- spor yapmayan erkek9
- sizi enflasyona ezdirmedik3
- mustafa destici3
- günün şiiri11
- türklerin soykırımdaki ustalığı19
- yengeç burcu erkekleri ölsün kampanyası14
- bal arısı3
- eşyaların isyanı2
- domuz gibi olan yazarlar3
- şeriatçıların ateist apo yu sevmesi3
- true namussuzdur5
- türbanli kadın ile sevişmek2
- fakirler neden isyan edip silahlanmıyor4
- kolu alçılı kezonun kçını yıkar mısın4
- true neden sevilmiyor5
- zaman baba4
- nara shikamaru2
- queen feristah6
- laf sokarken imla hatası yapmak6
- 2026 dünya kupası37
- tanga giyen erkek6
- filistin in ermeni soykırımını tanıması39
- erdoğanın eski gücünü kaybetmesi6
- mel mel bakan gibson gocu sari renkli seker4
mazinin tadını taşıyan bir gün misal...
işten 5'te çıktım ve uzun zamandır ertelediğim saç traşımı olma vaktim gelmişti... çok uzun zamandır hayatımın değişmez parçalarından birisi olan berberime gittim, biraz lafladık... taa ki ben "kes traşı" diyene kadar. berberden çıkıp da eve doğru gitmeyi düşünüyorken istikametimi eskiden oturduğumuz yerlere çevirdim ki elimde biraz vaktim olmalıydı bunun için, yoksa yapmazdım. fatih'teki evimizin, tam karşısındaki parkta ve önceden de yaptığım gibi kenar taşının üzerine oturdum. orada oturup da günün maçını analiz ederdik eski zaman, takım arkadaşlarıyla... sonra uzunca bir süre kiracı olarak oturduğumuz "fatih kız lisesi" manzaralı evi seyrettim. ki penceresinde "kiralık" yazıyordu... tam o sırada farkettim yaşlı apartmanın altındaki eski ev sahibimizi. gittim yanına selamımı verdim ve başta tanımasa da konuştuğum anda hemen tanıdı... bulunduğumuz semtin neredeyse yarısı bu adamındı ama huzuru yoktu. yüzünü gerçek anlamda gülerken hiç görmemiştim ve bugün de bu değişmeyecek gibiydi. biraz hoşbeşten sonra orada olma sebebime gelmiştim nihayet "ahmet amca" dedim, dikkatle baktı bana "ömrümün en güzel yıllarını şu evde yaşadım ben" dedim ve o adam benim gözlerimle gördüğüm tüm anlar içinde bir kez olsun güldü. bu insanlık adına küçük, benim için büyük bir adımdı. müsadesini aldım sonra... yarın doğumgünü olan bir arkadaşıma hediyesini almam gerekiyordu ve daha valide sultana sözüm vardı, yemeğe evde olacaktım haftanın bugünü.
bir giyim mağazasına girdim aceleci bir halim yoktu ama çabuk olmaya çalışıyordum. oysa birisine hediye alınacaksa en son gidilecek yerdi bir giyim mağazası... bunu biliyordum ama kullanabileceği bir hediye almayı da gerçekten istiyordum. velhasıl keşke kendim için o mağazada olsaydım. böylece neyi beğenip, neyi beğenmeyeceğimden emin bir şekilde alışverişimi tamamlayabilirdim. derken bir beyaz gömlek aldım. itiraf ediyorum ki işin kolayına kaçmıştım. beyaz bir gömleği, hemen her insan; ömrünün bir gününde giyiyordu. istatistiklerin de yalan söyleyecek hali yoktu ya... derken kasaya geldim ve kasadaki iki kızdan daha güzel ve sıcak gelenini kestirmiştim gözüme ödemeyi yapmak için. dünya üzerinde, belki de en beter azaplardan birisidir aksi, sayko bir kasiyerin tahsildarlığına şahit olmak. en azından benim pek sevmediğim bir durumdu, eminim. derken kasa önündeki sıra erirken verdiğim kararın doğruluğundan emin olmak için kasiyerin hareketlerini takip ediyordum ama her müşteriye aynı yapmacık gülüş ile "güle güle giysinler..." derken dahi sıcak bir tarafı vardı bu kızın. tanıyordum biryerden ama emin olamıyordum. ki bundan emin olmanın bir yolu vardı aslında. sıram geldiğinde "ödemeyi nasıl yapacaksınız?" sorusuna "malesef kredi kartıyla" cevabını verdikten hemen sonra kredi kartımı alırken isim hanesini okuduğunu farkettim. biraz da bunun getirdiği eminlik ile "yavuz selim ilköğretim okulu'nda bulunmuş muydunuz?" diye sordum. "poison, sensin." dedikten hemen sonra evet dedim ve bir çay molası eşliğinde biraz lafladık.
şimdi bu küçücük şeyden nasıl da mutluluk duyduğumu düşünüyorum, birazdan evden tekrar çıkacağım sanırım...
işten 5'te çıktım ve uzun zamandır ertelediğim saç traşımı olma vaktim gelmişti... çok uzun zamandır hayatımın değişmez parçalarından birisi olan berberime gittim, biraz lafladık... taa ki ben "kes traşı" diyene kadar. berberden çıkıp da eve doğru gitmeyi düşünüyorken istikametimi eskiden oturduğumuz yerlere çevirdim ki elimde biraz vaktim olmalıydı bunun için, yoksa yapmazdım. fatih'teki evimizin, tam karşısındaki parkta ve önceden de yaptığım gibi kenar taşının üzerine oturdum. orada oturup da günün maçını analiz ederdik eski zaman, takım arkadaşlarıyla... sonra uzunca bir süre kiracı olarak oturduğumuz "fatih kız lisesi" manzaralı evi seyrettim. ki penceresinde "kiralık" yazıyordu... tam o sırada farkettim yaşlı apartmanın altındaki eski ev sahibimizi. gittim yanına selamımı verdim ve başta tanımasa da konuştuğum anda hemen tanıdı... bulunduğumuz semtin neredeyse yarısı bu adamındı ama huzuru yoktu. yüzünü gerçek anlamda gülerken hiç görmemiştim ve bugün de bu değişmeyecek gibiydi. biraz hoşbeşten sonra orada olma sebebime gelmiştim nihayet "ahmet amca" dedim, dikkatle baktı bana "ömrümün en güzel yıllarını şu evde yaşadım ben" dedim ve o adam benim gözlerimle gördüğüm tüm anlar içinde bir kez olsun güldü. bu insanlık adına küçük, benim için büyük bir adımdı. müsadesini aldım sonra... yarın doğumgünü olan bir arkadaşıma hediyesini almam gerekiyordu ve daha valide sultana sözüm vardı, yemeğe evde olacaktım haftanın bugünü.
bir giyim mağazasına girdim aceleci bir halim yoktu ama çabuk olmaya çalışıyordum. oysa birisine hediye alınacaksa en son gidilecek yerdi bir giyim mağazası... bunu biliyordum ama kullanabileceği bir hediye almayı da gerçekten istiyordum. velhasıl keşke kendim için o mağazada olsaydım. böylece neyi beğenip, neyi beğenmeyeceğimden emin bir şekilde alışverişimi tamamlayabilirdim. derken bir beyaz gömlek aldım. itiraf ediyorum ki işin kolayına kaçmıştım. beyaz bir gömleği, hemen her insan; ömrünün bir gününde giyiyordu. istatistiklerin de yalan söyleyecek hali yoktu ya... derken kasaya geldim ve kasadaki iki kızdan daha güzel ve sıcak gelenini kestirmiştim gözüme ödemeyi yapmak için. dünya üzerinde, belki de en beter azaplardan birisidir aksi, sayko bir kasiyerin tahsildarlığına şahit olmak. en azından benim pek sevmediğim bir durumdu, eminim. derken kasa önündeki sıra erirken verdiğim kararın doğruluğundan emin olmak için kasiyerin hareketlerini takip ediyordum ama her müşteriye aynı yapmacık gülüş ile "güle güle giysinler..." derken dahi sıcak bir tarafı vardı bu kızın. tanıyordum biryerden ama emin olamıyordum. ki bundan emin olmanın bir yolu vardı aslında. sıram geldiğinde "ödemeyi nasıl yapacaksınız?" sorusuna "malesef kredi kartıyla" cevabını verdikten hemen sonra kredi kartımı alırken isim hanesini okuduğunu farkettim. biraz da bunun getirdiği eminlik ile "yavuz selim ilköğretim okulu'nda bulunmuş muydunuz?" diye sordum. "poison, sensin." dedikten hemen sonra evet dedim ve bir çay molası eşliğinde biraz lafladık.
şimdi bu küçücük şeyden nasıl da mutluluk duyduğumu düşünüyorum, birazdan evden tekrar çıkacağım sanırım...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar