bugün
- sydney sweeney'in memeleri7
- evli bir adama aşık oldum sözlük14
- çok fena hardcore seks döndüğü düşünülen yerler6
- ispanya'nin terör bitirme formülü41
- fiziği güzel sözlük kızları56
- belçika attı6
- damarsız tüysüz manisa yaprağı11
- devlet bahçeli'nin öcalan'a selam göndermesi47
- 2 ekim 2026 belçika türkiye maçı10
- gece döner bıçaklı şirinler tarafından kovalanmak5
- ismet'in gereksizliğe adanmış hayatı8
- durduk yere bir kıza bütün servetini vermek4
- hangi aktörle aynı filmde oynamak isterdiniz3
- kadının en öpülesi yeri11
- karaağaç tahta kave3
- görsel yükleme problemi5
- iki çıplak erkeğin arkadaşça aynı yatakta uyuması10
- sözlük yazarları mutlu olmak için neler yapıyor9
- yağmuru kim döküyor4
- uğurcan çakır7
- birine aşık olup kafayı yemek3
- sözlükteki kız yazarları deşifre ediyorum4
- from gold from dust18
- fatma betül sayan kaya68
- ben geldim lazanyalar3
- ilk buluşmaya kocam yazan pastayla gitmek11
- ara sıra kadın gibi hissetmek15
- gece araba sürerken dinlenecek şarkılar2
- kuran da namazın olmaması12
- sudi özkan'ın hayatını kaybetmesi2
- ismet birader cinleri biliyor mu sorunsalı3
- ismet gurbuz 2024'ün çaylak olması5
- puzzle2
- traveler vs iock4
- başkasının evinde sıçamamak4
- 0 0 7 abime ayarlayacağım manita17
- izmir'in akp'ye geçmesi20
- şarbon toplayan çocuk2
- ibneder4
- kovacan2
- sözlük yazarları köfte ekmeği nasıl tercih ediyor12
- bir kızın şemsiyesinin altına sığınmak12
- memeleri kafam kadar kız21
- özel uçak alacaklara tavsiyeler8
- biraderi tenhada kıstırmak3
- claudian clouds6
- görünmez savaş uçağı5
- en iyi antidepresan5
- gece mahalledeki evleri gezerek para istemek2
- modacıyım ayağına kız tavlayan sözlük yazarı3
mazinin tadını taşıyan bir gün misal...
işten 5'te çıktım ve uzun zamandır ertelediğim saç traşımı olma vaktim gelmişti... çok uzun zamandır hayatımın değişmez parçalarından birisi olan berberime gittim, biraz lafladık... taa ki ben "kes traşı" diyene kadar. berberden çıkıp da eve doğru gitmeyi düşünüyorken istikametimi eskiden oturduğumuz yerlere çevirdim ki elimde biraz vaktim olmalıydı bunun için, yoksa yapmazdım. fatih'teki evimizin, tam karşısındaki parkta ve önceden de yaptığım gibi kenar taşının üzerine oturdum. orada oturup da günün maçını analiz ederdik eski zaman, takım arkadaşlarıyla... sonra uzunca bir süre kiracı olarak oturduğumuz "fatih kız lisesi" manzaralı evi seyrettim. ki penceresinde "kiralık" yazıyordu... tam o sırada farkettim yaşlı apartmanın altındaki eski ev sahibimizi. gittim yanına selamımı verdim ve başta tanımasa da konuştuğum anda hemen tanıdı... bulunduğumuz semtin neredeyse yarısı bu adamındı ama huzuru yoktu. yüzünü gerçek anlamda gülerken hiç görmemiştim ve bugün de bu değişmeyecek gibiydi. biraz hoşbeşten sonra orada olma sebebime gelmiştim nihayet "ahmet amca" dedim, dikkatle baktı bana "ömrümün en güzel yıllarını şu evde yaşadım ben" dedim ve o adam benim gözlerimle gördüğüm tüm anlar içinde bir kez olsun güldü. bu insanlık adına küçük, benim için büyük bir adımdı. müsadesini aldım sonra... yarın doğumgünü olan bir arkadaşıma hediyesini almam gerekiyordu ve daha valide sultana sözüm vardı, yemeğe evde olacaktım haftanın bugünü.
bir giyim mağazasına girdim aceleci bir halim yoktu ama çabuk olmaya çalışıyordum. oysa birisine hediye alınacaksa en son gidilecek yerdi bir giyim mağazası... bunu biliyordum ama kullanabileceği bir hediye almayı da gerçekten istiyordum. velhasıl keşke kendim için o mağazada olsaydım. böylece neyi beğenip, neyi beğenmeyeceğimden emin bir şekilde alışverişimi tamamlayabilirdim. derken bir beyaz gömlek aldım. itiraf ediyorum ki işin kolayına kaçmıştım. beyaz bir gömleği, hemen her insan; ömrünün bir gününde giyiyordu. istatistiklerin de yalan söyleyecek hali yoktu ya... derken kasaya geldim ve kasadaki iki kızdan daha güzel ve sıcak gelenini kestirmiştim gözüme ödemeyi yapmak için. dünya üzerinde, belki de en beter azaplardan birisidir aksi, sayko bir kasiyerin tahsildarlığına şahit olmak. en azından benim pek sevmediğim bir durumdu, eminim. derken kasa önündeki sıra erirken verdiğim kararın doğruluğundan emin olmak için kasiyerin hareketlerini takip ediyordum ama her müşteriye aynı yapmacık gülüş ile "güle güle giysinler..." derken dahi sıcak bir tarafı vardı bu kızın. tanıyordum biryerden ama emin olamıyordum. ki bundan emin olmanın bir yolu vardı aslında. sıram geldiğinde "ödemeyi nasıl yapacaksınız?" sorusuna "malesef kredi kartıyla" cevabını verdikten hemen sonra kredi kartımı alırken isim hanesini okuduğunu farkettim. biraz da bunun getirdiği eminlik ile "yavuz selim ilköğretim okulu'nda bulunmuş muydunuz?" diye sordum. "poison, sensin." dedikten hemen sonra evet dedim ve bir çay molası eşliğinde biraz lafladık.
şimdi bu küçücük şeyden nasıl da mutluluk duyduğumu düşünüyorum, birazdan evden tekrar çıkacağım sanırım...
işten 5'te çıktım ve uzun zamandır ertelediğim saç traşımı olma vaktim gelmişti... çok uzun zamandır hayatımın değişmez parçalarından birisi olan berberime gittim, biraz lafladık... taa ki ben "kes traşı" diyene kadar. berberden çıkıp da eve doğru gitmeyi düşünüyorken istikametimi eskiden oturduğumuz yerlere çevirdim ki elimde biraz vaktim olmalıydı bunun için, yoksa yapmazdım. fatih'teki evimizin, tam karşısındaki parkta ve önceden de yaptığım gibi kenar taşının üzerine oturdum. orada oturup da günün maçını analiz ederdik eski zaman, takım arkadaşlarıyla... sonra uzunca bir süre kiracı olarak oturduğumuz "fatih kız lisesi" manzaralı evi seyrettim. ki penceresinde "kiralık" yazıyordu... tam o sırada farkettim yaşlı apartmanın altındaki eski ev sahibimizi. gittim yanına selamımı verdim ve başta tanımasa da konuştuğum anda hemen tanıdı... bulunduğumuz semtin neredeyse yarısı bu adamındı ama huzuru yoktu. yüzünü gerçek anlamda gülerken hiç görmemiştim ve bugün de bu değişmeyecek gibiydi. biraz hoşbeşten sonra orada olma sebebime gelmiştim nihayet "ahmet amca" dedim, dikkatle baktı bana "ömrümün en güzel yıllarını şu evde yaşadım ben" dedim ve o adam benim gözlerimle gördüğüm tüm anlar içinde bir kez olsun güldü. bu insanlık adına küçük, benim için büyük bir adımdı. müsadesini aldım sonra... yarın doğumgünü olan bir arkadaşıma hediyesini almam gerekiyordu ve daha valide sultana sözüm vardı, yemeğe evde olacaktım haftanın bugünü.
bir giyim mağazasına girdim aceleci bir halim yoktu ama çabuk olmaya çalışıyordum. oysa birisine hediye alınacaksa en son gidilecek yerdi bir giyim mağazası... bunu biliyordum ama kullanabileceği bir hediye almayı da gerçekten istiyordum. velhasıl keşke kendim için o mağazada olsaydım. böylece neyi beğenip, neyi beğenmeyeceğimden emin bir şekilde alışverişimi tamamlayabilirdim. derken bir beyaz gömlek aldım. itiraf ediyorum ki işin kolayına kaçmıştım. beyaz bir gömleği, hemen her insan; ömrünün bir gününde giyiyordu. istatistiklerin de yalan söyleyecek hali yoktu ya... derken kasaya geldim ve kasadaki iki kızdan daha güzel ve sıcak gelenini kestirmiştim gözüme ödemeyi yapmak için. dünya üzerinde, belki de en beter azaplardan birisidir aksi, sayko bir kasiyerin tahsildarlığına şahit olmak. en azından benim pek sevmediğim bir durumdu, eminim. derken kasa önündeki sıra erirken verdiğim kararın doğruluğundan emin olmak için kasiyerin hareketlerini takip ediyordum ama her müşteriye aynı yapmacık gülüş ile "güle güle giysinler..." derken dahi sıcak bir tarafı vardı bu kızın. tanıyordum biryerden ama emin olamıyordum. ki bundan emin olmanın bir yolu vardı aslında. sıram geldiğinde "ödemeyi nasıl yapacaksınız?" sorusuna "malesef kredi kartıyla" cevabını verdikten hemen sonra kredi kartımı alırken isim hanesini okuduğunu farkettim. biraz da bunun getirdiği eminlik ile "yavuz selim ilköğretim okulu'nda bulunmuş muydunuz?" diye sordum. "poison, sensin." dedikten hemen sonra evet dedim ve bir çay molası eşliğinde biraz lafladık.
şimdi bu küçücük şeyden nasıl da mutluluk duyduğumu düşünüyorum, birazdan evden tekrar çıkacağım sanırım...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar