bugün
- fusya şemsiyeli ve hipopotam7
- istanbul'un başına geçseniz ne yaparsınız8
- hilafetin türklere faydası18
- kibarhergele14
- kız sanılan yazarlar9
- masum sözlük kızları3
- kütüphanelerde risale'i nurlar olmalı4
- evde tekken yan odadan gelen khkaha ve ağlama sesi9
- george washington7
- yakıştırdığım çiftler serisi 153
- sorusormayin7
- süpermarket dolabının arkasında 10 yıl ölü kalmak8
- sözlüğün vahşi kelebeğine eş arıyoruz29
- fenerbahçe adası4
- sözlüğün kırbacı10
- pavyonları dönüştürmek5
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı2
- 9 ekim 2026 galatasaray kasımpaşa maçı12
- ucan tekme atan hipopotam45
- cehennemde sigara içme yasağı5
- gocu6
- unutulmayan anılar2
- ismet gurbuz bey bey3
- kuz3
- cuma namazına gitmeyen yazarlar silinsin8
- sohbet eder gibi entry yazan yazar5
- hangi yazarla çift olursunuz28
- berna laçin'in gözaltına alınması41
- lahana sarma turşusu3
- yazarların sağlık sorunları7
- bir sözlük hanımı dmye nasıl davet edilir4
- kuzum2
- erecto bey bey2
- total war3
- özgür özel3
- her kararın başka bir ihtimali öldürmesi2
- whatsapp telegram discord grupları sözlüğü bitirdi18
- karıncaların trafik sıkışıklığı yaşaması2
- 9 ekim 2026 gazetecilere operasyon4
- kırmızı ruj vs pembe ruj2
- istanbul şu an güneşli 22 derece4
- patatesin her ortama uyum sağlaması5
- hesabı siliyorum sözlük bir şey diyor musun19
- günün kitabı2
- emniyet kemeri2
- ya bi siktirin gidin15
- yazar fake mi diye arkadaşlarına mesaj atmak35
- dört gazeteciye fon iddiaları soruşturması2
- bir erkeğe ilk adım nasıl atılır18
- samimiyetin bir noktadan sonra hakarete dönüşmesi3
---spoiler---
Amerika'da haftalarca en çok satan kitaplar listesinde kalmayı başaran Cormac McCarthy'nin "The Road" adlı romanı'nın sinemaya çevirimi olan kitap.
bir baba oğulun, post apokaliptik dünyadaki yolculuklarını anlatıyor bu film. öyle bir dünya ki yaşamaya değicek hiçbir şey (ateş) kalmamış. ağaçlar düşüyor, yanıyor, depremler oluyor, yamyamlık (cannibalism) ortaya çıkmış ve insanlar birbirlerini yiyor. çünkü ne birşey yetişiyor ne de hayvanlar ve böcekler var. bütün yaşam formları yok olmuş. bir gurup insan hariç. gerçi o gurubun çoğu da kendi canını kurtarma ve yiyecek birşeyler bulma derdinde. bu birşeylere insanlar da dahil!
baba ve oğul, oğlunu umursamadan intahara giden annelerinin ardından sahile, denize doğru yolcuğa çıkarlar. orada daha iyi koşullar ve birşeyler bulma umuduyla giderler ama yolculuk sırasında çeteler, bir gurup, bir deri bir kemik insanları bir yere kapatıp yemek için hazır tutan kaçıkla ve daha bir çok şeyle karşılaşırlar. bu zor yolculukta baba oğluna göz yaşartıcı bir şekilde koruma içgüdüsüyle yaklaşır. o çaresizlikte onu nasıl koruyacağına dair bir şeyler yapmaya zorlar hep. bu çaresizlik ve gayret de filmi etkili kılıyor zaten. post apokaliptik çağları konu alan mad max, I am legend vb. tarzı fimler gibi değil de daha çok baba-oğul ilişkisini anlatıyor film. güzel de anlatıyor. buna rağmen daha çok aksiyon bekleyen izleyiciler hayal kırıklığına uğrayabilirler. bence en çok babaların duygulanıp izleyebileceği bir film bu. çünkü kendilerini çok kolay bir şekilde özdeşleştirebilecekleri bir baba figürü var filmde.
baba oğul arasındaki ve baba ile yaşlı adam (ki onun da oğlu varmış) arasındaki diyaloglar düşündürücü ve duygulandırıcıydı. siyahi adamın ağlaması ve çocuğun, yani bir nevi o zamanlar belki de tek insan gibi insanın ona yardım etmek istemesi beni en çok duygulandıran sahne oldu.
baba ölünce yalnız kalan çocuk için üzülüyorsunuz ama sonrasında çocuğu takp ettiklerini söyleyen bir ailenin çocuğun yardımına gelmesiyle rahatlıyorsunuz. gerçi buradaki aile içerisindeki anne ve baba figürününden her an bir dallamalık beklenebilecek yüz ifadeleri (ve babanın dişleri) vardı. bu beni şüpheye düşürse de filmin sonu da fena değildi. yeni bir aile ateşi küçük çocukla taşımaya devam edecek...
---spoiler---
filmin kitabını okumadım ama film fena değil. daha çok aksiyon olsun isterdim ama o çağın karanlık, umutsuz, cansız atmosferi ve karakterlerin çaresizliği ama buna rağmen bitmeyen umutları iyi yansıtılmış. oyunculuklar da çok iyi. küçük çocuk ve babası rollerinin hakkını vermiş. özellikle babaların izlemesini tavsiye ettiğim film.
"yapacak birşeyim kalmadığında bir çocuğun neleri hayal ettiğini hayal ediyorum."
Amerika'da haftalarca en çok satan kitaplar listesinde kalmayı başaran Cormac McCarthy'nin "The Road" adlı romanı'nın sinemaya çevirimi olan kitap.
bir baba oğulun, post apokaliptik dünyadaki yolculuklarını anlatıyor bu film. öyle bir dünya ki yaşamaya değicek hiçbir şey (ateş) kalmamış. ağaçlar düşüyor, yanıyor, depremler oluyor, yamyamlık (cannibalism) ortaya çıkmış ve insanlar birbirlerini yiyor. çünkü ne birşey yetişiyor ne de hayvanlar ve böcekler var. bütün yaşam formları yok olmuş. bir gurup insan hariç. gerçi o gurubun çoğu da kendi canını kurtarma ve yiyecek birşeyler bulma derdinde. bu birşeylere insanlar da dahil!
baba ve oğul, oğlunu umursamadan intahara giden annelerinin ardından sahile, denize doğru yolcuğa çıkarlar. orada daha iyi koşullar ve birşeyler bulma umuduyla giderler ama yolculuk sırasında çeteler, bir gurup, bir deri bir kemik insanları bir yere kapatıp yemek için hazır tutan kaçıkla ve daha bir çok şeyle karşılaşırlar. bu zor yolculukta baba oğluna göz yaşartıcı bir şekilde koruma içgüdüsüyle yaklaşır. o çaresizlikte onu nasıl koruyacağına dair bir şeyler yapmaya zorlar hep. bu çaresizlik ve gayret de filmi etkili kılıyor zaten. post apokaliptik çağları konu alan mad max, I am legend vb. tarzı fimler gibi değil de daha çok baba-oğul ilişkisini anlatıyor film. güzel de anlatıyor. buna rağmen daha çok aksiyon bekleyen izleyiciler hayal kırıklığına uğrayabilirler. bence en çok babaların duygulanıp izleyebileceği bir film bu. çünkü kendilerini çok kolay bir şekilde özdeşleştirebilecekleri bir baba figürü var filmde.
baba oğul arasındaki ve baba ile yaşlı adam (ki onun da oğlu varmış) arasındaki diyaloglar düşündürücü ve duygulandırıcıydı. siyahi adamın ağlaması ve çocuğun, yani bir nevi o zamanlar belki de tek insan gibi insanın ona yardım etmek istemesi beni en çok duygulandıran sahne oldu.
baba ölünce yalnız kalan çocuk için üzülüyorsunuz ama sonrasında çocuğu takp ettiklerini söyleyen bir ailenin çocuğun yardımına gelmesiyle rahatlıyorsunuz. gerçi buradaki aile içerisindeki anne ve baba figürününden her an bir dallamalık beklenebilecek yüz ifadeleri (ve babanın dişleri) vardı. bu beni şüpheye düşürse de filmin sonu da fena değildi. yeni bir aile ateşi küçük çocukla taşımaya devam edecek...
---spoiler---
filmin kitabını okumadım ama film fena değil. daha çok aksiyon olsun isterdim ama o çağın karanlık, umutsuz, cansız atmosferi ve karakterlerin çaresizliği ama buna rağmen bitmeyen umutları iyi yansıtılmış. oyunculuklar da çok iyi. küçük çocuk ve babası rollerinin hakkını vermiş. özellikle babaların izlemesini tavsiye ettiğim film.
"yapacak birşeyim kalmadığında bir çocuğun neleri hayal ettiğini hayal ediyorum."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar