sözlük yazarlarının itirafları

ses, deneme bir ki üç, se aa...

son birkaç gündür istemeden gittiğim iş yerinde, nihayet işlerimi bitirmiş ve kendimi sağanakla ıslanan sokaklara atıvermiştim, yine çok şairane, yine çok buruk bir hüzün vardı içimde, eve gidip, serkeş yalnızlığımla delice sevişecek ve ucu yanık şarkılar eşliğinde, hayali sevgililere şiirler yazacaktım.

gördüğüm ve duyduğum her şeyi sineye çekmeyi, herkesi ve her şeyi olduğu gibi kabullenip, bir tebessümle gülüp geçmeyi ve kendi dünyamda, kendi kendime yetmek ve yetinmekle mutlu olmayı, bir kere daha hatırlamış olmanın mutluluğu ve rahatlığı içinde -ki biraz önce bahsettiğim o hüzün de bu mutlulağa dahil- her zamanki caddeden geçip, her zamanki duraktan, her zamanki minibüslerden birine bindim.

şurdan bir ümraniye uzatıp, daha minibüse adımımı atarken gözüme kestirdiğim ve boş olmasına şaşırdığım, en arka sağ köşeye yöneldim.

fakat benim minibüse binmemle ayıkmış olacak ki, yan tarafta oturan öküz (oturan boğayla bir alakası olduğunu sanmıyorum) koca götünü, bir anda kaydırıp, o güzelim köşeyi kapıverdi.
bu sikik hareketi üzerine, tabii ki jelatini açılmamış, kenar mahalle küfürlerimden de nasibini aldı.

velahavle velaguvvete illa billahilaliyyülaziiiym deyip, hem tecvid kuralları hakkındaki hafızamı yoklamış, hem de biraz önce ettiğim küfürlerden sonra kendimi rahatlatmış oldum ve o pezevenge inat oturmadım onun koca götünden kurtulan o boşluğa. -zaten kesin osurmuştur ibne-

burnuna çok yakışan hızmasından ziyade, abartısızlığı doğallığından kaynaklı diye düşündüğüm kızıl saçlarıyla, cam kenarından arada bir kesik atan hatundan bahsetmek istemiyorum, zira, hakkında 'allah sahibine bağışlasın'dan başka bir düşüncem olmadı.

neyse bu minibüs mevzusu çok uzadı, müsait yerde susacak var kaptan...

koca götlü yavşağa son bir kez bakıp, yine taa içimden gelen okkalı bir küfürle veda ettikten sonra, minibüsten inip, arabayla 10, yürüyerek 700 m uzaklıkta bulunan evimin yolunu tuttum.

yarısı doğulu, diğer yarısı karadenizli uşaklardan oluşan ve hemen her gün, çocuk gibi kavga eden şöförleriyle ünlü ve bu sebepten 7/24, tüm mahalleye şenlik katan taksi durağımızın, o bilindik curcunası içinden geçip, her an sağa ya da sola yıkılmaya meyilli, yaşlı apartmanımızın bahçesine ulaştığımda, çocukluğumdan beri mütemadiyen denk geldiğim o klasik sahneyle bir kez daha karşılaştım.

apartman kapısına giden yolun tam ortasına, zevk aldığını belli etmek istercesine, titreyerek sıçan ve yüzündeki 'ne bakıyon yarraaam' ifadesinden de anlaşılacağı üzere, haddinden fazla rahat olan bir kediyle göz göze geldim.

daha önceki tecrübelerimde de yaşadığım gibi, yine olduğum yere saplanıp kaldım, arkadaş bir hayvan, bu kadar mı hayvan olur?

nasıl bir bakıyorsa gözlerimin içine, adım atamıyorum ulan, gözlerimi alamıyorum şerefsizden.

takriben 10 dakika kadar bakıştık, 'ulan demek ki kediler de kabız oluyormuş' diye içimden geçirirken, tuhaf sesler çıkararak tüylerini kabartması ve 'ne bakıyon yarram' bakışlarının yerini, 'işin gücün yok mu olum senin, hiç mi sıçan kedi görmedin, siktir git, gelirsem senin de ağzına sıçarım' bakışlarının alması sonucunda, bu düşüncemden vazgeçtim.

bir an, 'hay allahım işe bak' dedim kendi kendime...
açlığımı, yorgunluğumu ve hüzzam şiirler yazdıracak o yoğunluğumu bir kenara bırakmış, apartman kapısının önünde, titreyerek sıçan ve ağzına geleni söyleyen bir kediyle 10 dakikayı aşkın bir süredir bakışıyordum, allahım yoksa ben manyak mıydım?

tam bu düşünceyle bir iç hesaplaşmaya dalmıştım ki, acı bir feryat işittim;

-la amına goduuuuuuuuuuuuuuum

yürekleri dağlayan, çocukların sidiğini düğümleyen ve onulmaz hıçkırıkları kesen bu feryat, kapıcımız tekin abiden geliyordu, elinde çöpçüler kralı süpürgesi ve sıçan, sıçmayan ayırmaksızın, bütün kedilerin hayatını sikmeye and içmiş o yüz ifadesiyle, bir anda beliriverdi.

'tekin abi dur yapma' demeye kalmadan, kedinin 'mauuuv ananskymtekiiiyyynn' şeklindeki çığlığı, tüm sokağa yayılmıştı bile, öyle yükseğe, öyle uzağa fırlamıştı ki kedi, boku bile kaybolmuştu ortadan.

beni, varlığı tartışılmaz bir hüznün içinden alıp, türlü duygusal iniş çıkışlar yaşatan ve 'nooluyor amına goyyim' şuursuzluğunda, bir anda dünyama renk katan bu absürt olaylar zinciri, şu tuhaf diyalogla devam etti;

-tekin abi naaptın sen ya?
+* amına goduğuum seniii
-tekin abi, tamam şşş öldü hayvan ya, bırak
+ne ölmesi yauuv, 8 galdı ibneeeğğ
-ahahaha, allah seni bildiği gibi yapsın tekin abi
+amin cümlemizi
-bişi diyecem ama yanlış anlama
+hee
-yarra yedin artık
+niye la?
-o kedinin tüyü kadar camii yaptıracan, yoksa cayır cayır yanarsın vallaha
+la yörü get, en az bin tane tüyü vardır şerefsizing
-bin mi ahahaha
+günah değil, asıl, benim şu yaptığım bilakis sevaptır
-niye?
+e baksana her yere sıçmış, bokunu siktiğim
- * ahaha tekin abi o nasıl bir küfürdür ya
+la yörüüü, bide senle uğraşamam aaaşam aaaşam

(apartmanın önünde sohbet koyulaşmıştır, * işaretiyle sohbete dahil olan kişi ise, taksi durağının sahibi mehmet abidir)

*tekiiin
+heeee
*al bununla uğraş * muhahahaha
-ahahaha
+ya memed abi, ya ben lan neyse bir şey demiyorum
*olum nasıl vurdun lan ööle kediye, allahsız mısın sen?
+yauv her yere sıçmış pezevenk, zaten zabaa gadar benim pencerenin önünde sikişiyolar, hanım da memlekette olunca, gaç zamandır zoruma gidiyordu, hıncımı bu şerefsizden çıkardım
*muhahaha
-hahaha

işte komiklikler şakalar falan derken, akşam akşam böyle tuhaf bir anı sahibi oldum, apartman kapısının önünde.

şimdi, bu ibne lafı nereye bağlayacak diye düşünüyor olabilirsin, e haklısın, itiraf başlığında sevgili günlük muhabbeti yapıyoruz.

bu anlattıklarımla, inanılmaz derecede alakasız ve damdan düşer gibi gelecek ama

ahan da itirafım;

son zamanlarda bir şeyler oldu, depreşen ve sarsılan duygular gibi
şiirler yazdım, sözler söyledim, bir yerlere gittim, bir yerlere geldim
güldüm zaman zaman, zaman zaman kızdım ve her hikayenin sonunda olduğu gibi
bu sefer de yalnızdım...

kendimden başkasına kızmıyorum sözlük, biliyorum ki, başıma gelen her şeyde benim de parmağım var
her şeye rağmen mutlu etmeyi ve mutlu olmayı biliyor ve şu hayatta, bir tek bu yanımla övünüyorum

hem ne demişti şair? 'yaşadıklarımdan pişman değilim, öfkem yaşayamadıklarıma...'

küçük şeylere gülüyor, küçücük şeylere ağlıyorum, küçüklüklerin üstüne büyüklükler yüklüyorum
her çocuk olmak isteyen bana koşuyor, hiç benim de çocuk olmak istediğimi düşünen olmuyor, ben onları bile seviyorum
cebimde beş kuruş yok, çirkin şakaklarım ve topal ayağımla gülümseyebiliyorum

ama bir şey var ki, sözlere, satırlara sığmıyor,
kırışık alnımın ortasında, iki kaşım arasına yazılmış kader gibi;
hiçbir sevdiğim, beni sevmiyor...
© copyright 2005 - 2026