bugün
- yıkaması en zor mutfak aracı14
- zall sözlüğü bizzat takip ediyor12
- sözlükte kavga etmek4
- 2026 dünya kupası şampiyonu olacak takım4
- cilgincapkin219
- 35 yaş üstü erkeklerin genç erkek gibi giyinmesi16
- mermi abla4
- buddy dudeye övgü entrysi giren tipler18
- buddy dude21
- memeleri füze gibi kadın13
- kızıl cin4
- ben bu dünyada hangi boşluğu dolduruyorum3
- mor semsiyeli yabanci6
- sözlüğün kırbacı10
- bisiklet marka tavsiyesi9
- dünyanın en güçlü nükleer olmayan bombası3
- kabuksuz kaplumbaga6
- musallada duran kendini beğenmiş tabut3
- gecenin şiiri3
- ilk buluşmaya medusa yüz ifadesi ile gelen kezo2
- rüzgarın yönünün terse dönmesi4
- yaz aylarında bol bol kadın ayağı görmek8
- artık online sayısını göremiyor olmamız4
- ilk buluşmada aristodan bir pasaj çeviren kezo2
- zaman baba11
- ilahi adaletin tecelli etmesi5
- cevdet arıkan2
- ali şen2
- güzel götlü kız vs güzel gözlü kız7
- değmeyecek konular için zaman harcamak3
- sözlüğün eski tadının olmaması8
- gocu25
- plajda yakınlaşan çifte kızıp sitem eden kadın4
- özet geç3
- gelinen noktanın keyif vermesi3
- karton toplayan abi4
- sigara içmeyenler üzülünce ne yapıyor sorunsalı13
- gurbetçilerden nefret etme sebepleri3
- enayimiknatisii12
- adalet diye bir şey yoktur2
- başlığa görsel eklemek3
- sözlükte hedef göstermeden yazabilmek4
- uysaljakoben17
- 40 yaşında hala evlenebileceğini zanneden erkek17
- birbirinin değerini bilen birkaç insan2
- onlyfans7
- aylık 275 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- chp'nin hali ne olacak46
- yorgun mermi23
- chp bölünürse olacaklar6
bir kavram karmaşasının profilini çizerek trajedinin doğasını anlamaya çalışalım.
kavramsal açıdan "trajedi" ile "acı" aynı şey değildir. her trajik durum acıyı mümkün kılar; buna mukabil her acı, trajik bir durum oluşturmaz. trajedi idrakla başlar. diyebilirsiniz ki, "acı da dahil olmak üzere idrakla başlamayan ne var ki? gözümü kapadığımda karanlıktan başka hiçbir şey yok." doğru. ama idraktan idraka da bir fark var. trajedi ile acıyı karşılaştıracaksak, aralarındaki bu idrak farkına dikkat çekmemiz gerekir. gelen telefonda (telefon nasıl gelir?) babanızın ölüm haberi aktarıldığı için çektiğiniz acı, durumu trajik kılmayabilir; tam ters şekilde bu andan itibaren durum trajik de olabilir, ancak bunun acıyla da bir ilgisi yoktur. çünkü acı hissedilen, trajedi ise içine düşülen bir şeydir. babanızın ölmesiyle içine düştüğünüz açmazda trajik bir yön varken, çektiğiniz acıda herhangi bir açmaz yoktur. çünkü acının rotasının düz bir çizgi gibi ya ileri ya geri gideceğini düşünüyormuşuz gibi davranırız, ya acıyı dindiririz ya da körükleriz; böyle bir durumda herhangi bir açmaz yoktur, gayet açılabilir bir şeydir acı.
başlık trajedi olduğundan, onun üzerinden devam edelim. örneğin sophocles'in oedipus rex'inde o açmazı görmeniz gerekir. oedipus, creon'a "sürülmeni değil, ölmeni istiyorum" der, buna karşılık creon da ona bu düşmanlığın sebebini sorar. bunun üzerine oedipus "kendimi korumak zorundayım" der, creon da yukarıda bahsettiğim açmazı açık ederek, durumu trajik kılar: "beni de korumalısın." oedipus bu trajik durumu daha da körükler: "ama sen hain bir adamsın!" "isbat et." "ben kralım; uyacaksın emrime." "adaletsiz krala boyun eğilmez." konuşma böyle sürerken kitap başındaki okuyucu veya amphideki izleyici, durumdaki çözümsüzlükten bir iç sıkıntısı duymak zorundadır, aksi halde hikaye trajik olmamış olur. oedipus'un creon'u öldürmesi acıya gebe bir sonuç olarak görülebilir ama açmazdan doğan sıkıntı trajikliği verir.
trajediye karşı çaresiz hissediyorsanız kendinizi, çözüm bulamıyorsanız, bulamadıkça, işin içinden çıkamadıkça işler sarpa-sarıyorsa, sıkıntı sıkıntı üstüne biniyorsa; böyle bir durumda acı çekmeniz ayrı, durumun trajikliği ayrı bir tespite ihtiyaç duyar. burada dahi acı ile trajiklik eşitlenmez. kişi, içinde bulunduğu durumun tam bir açmaza dönüştüğünü idrak ettiği andan itibaren sıkıntı duymaya başlar; bu sıkıntı, telefonla kendisine babasının öldüğü haberinin gelmesiyle birlikte duyduğu sıkıntıyla eş olabilir ama açmazın kendisi, acıya eşitlenmez.
oedipus ile creon arasındaki uzlaşmazlık bir çözüme kavuşmadığı sürece hikayenin trajikliği sürer, sonra iocaste belirir ve şöyle diyerek ipi çözer, trajikliği sona erdirir: "ne var, boş yere ağız kavgası edecek? memleket ağır felaket içindeyken, şahsî kırgınlıklar yüzünden birbirinize düşmek yakışır mı size? haydi, oedipus, saraya gir; sen de creon, evine git. hiç yoktan mesele çıkarmayın." bu sözler bize çok tanıdık gelebilir. günlük hayatta birisiyle takıştığımızda, üçüncü kişi hem bize hem de karşımızdakine eşit uzaklıkta durarak düğümü çözmeye çalışır. oysa cemal süreya'nın düello şiirindeki gibi ("daha da acısı vardır ama / O da sevdiğin kadının / Karşı tarafı ziyaret etmesidir / Bu bir nezaket ziyareti de olsa / Düello gerçekleşmemiş de olsa / Acıdır bu / Ondan da ondan da"), düğümün çözülmesine değil, aksine çözülmemesine dayanan bir "ben" oluşturuyoruz. bu "ben", başka "ben"lerle çatıştığı andan itibaren, "ben"ler savaşı, haklı gerekçeler savaşına dönüşüyor; böyle bir durumda üçüncü kişinin hakemliği trajedinin son bulmasına, kayıpla ya da kazança netilecelenecek bir çözümün bulunmasına neden olur. krıtik soru şu: her şeye bir çözüm bulunmalı mı? her daim bir hakeme ihtiyacımız var mı?
oedipus ile creon çatışırken, adalet ile hükmetme iradesinin nasıl da çarpıştığını düşünmeye başlamışken, iocaste'nin ve aynı yerde koro'nun arabuluculuğu, her iki tarafı da köşelerine çekişi ne kadar yavan ve anlamsız geliyor değil mi? en azından bana öyle geliyor. hayatımda en nefret ettiğim şey "eşitlik"tir. bir yerde adalet yoksa, oradaki eşitliğin bir anlamı yoktur. yukarıda bahsettiğim düello şiirinde de geçtiği gibi, kılıcınız elinizde arenada yapayalnız kalıyorsanız, bu düello hiç gerçekleşmemiş olsa da, neden böyle bir işe giriştiğinizi değil neden bu duruma düştüğünüzü sorgularsınız.
kavramsal açıdan "trajedi" ile "acı" aynı şey değildir. her trajik durum acıyı mümkün kılar; buna mukabil her acı, trajik bir durum oluşturmaz. trajedi idrakla başlar. diyebilirsiniz ki, "acı da dahil olmak üzere idrakla başlamayan ne var ki? gözümü kapadığımda karanlıktan başka hiçbir şey yok." doğru. ama idraktan idraka da bir fark var. trajedi ile acıyı karşılaştıracaksak, aralarındaki bu idrak farkına dikkat çekmemiz gerekir. gelen telefonda (telefon nasıl gelir?) babanızın ölüm haberi aktarıldığı için çektiğiniz acı, durumu trajik kılmayabilir; tam ters şekilde bu andan itibaren durum trajik de olabilir, ancak bunun acıyla da bir ilgisi yoktur. çünkü acı hissedilen, trajedi ise içine düşülen bir şeydir. babanızın ölmesiyle içine düştüğünüz açmazda trajik bir yön varken, çektiğiniz acıda herhangi bir açmaz yoktur. çünkü acının rotasının düz bir çizgi gibi ya ileri ya geri gideceğini düşünüyormuşuz gibi davranırız, ya acıyı dindiririz ya da körükleriz; böyle bir durumda herhangi bir açmaz yoktur, gayet açılabilir bir şeydir acı.
başlık trajedi olduğundan, onun üzerinden devam edelim. örneğin sophocles'in oedipus rex'inde o açmazı görmeniz gerekir. oedipus, creon'a "sürülmeni değil, ölmeni istiyorum" der, buna karşılık creon da ona bu düşmanlığın sebebini sorar. bunun üzerine oedipus "kendimi korumak zorundayım" der, creon da yukarıda bahsettiğim açmazı açık ederek, durumu trajik kılar: "beni de korumalısın." oedipus bu trajik durumu daha da körükler: "ama sen hain bir adamsın!" "isbat et." "ben kralım; uyacaksın emrime." "adaletsiz krala boyun eğilmez." konuşma böyle sürerken kitap başındaki okuyucu veya amphideki izleyici, durumdaki çözümsüzlükten bir iç sıkıntısı duymak zorundadır, aksi halde hikaye trajik olmamış olur. oedipus'un creon'u öldürmesi acıya gebe bir sonuç olarak görülebilir ama açmazdan doğan sıkıntı trajikliği verir.
trajediye karşı çaresiz hissediyorsanız kendinizi, çözüm bulamıyorsanız, bulamadıkça, işin içinden çıkamadıkça işler sarpa-sarıyorsa, sıkıntı sıkıntı üstüne biniyorsa; böyle bir durumda acı çekmeniz ayrı, durumun trajikliği ayrı bir tespite ihtiyaç duyar. burada dahi acı ile trajiklik eşitlenmez. kişi, içinde bulunduğu durumun tam bir açmaza dönüştüğünü idrak ettiği andan itibaren sıkıntı duymaya başlar; bu sıkıntı, telefonla kendisine babasının öldüğü haberinin gelmesiyle birlikte duyduğu sıkıntıyla eş olabilir ama açmazın kendisi, acıya eşitlenmez.
oedipus ile creon arasındaki uzlaşmazlık bir çözüme kavuşmadığı sürece hikayenin trajikliği sürer, sonra iocaste belirir ve şöyle diyerek ipi çözer, trajikliği sona erdirir: "ne var, boş yere ağız kavgası edecek? memleket ağır felaket içindeyken, şahsî kırgınlıklar yüzünden birbirinize düşmek yakışır mı size? haydi, oedipus, saraya gir; sen de creon, evine git. hiç yoktan mesele çıkarmayın." bu sözler bize çok tanıdık gelebilir. günlük hayatta birisiyle takıştığımızda, üçüncü kişi hem bize hem de karşımızdakine eşit uzaklıkta durarak düğümü çözmeye çalışır. oysa cemal süreya'nın düello şiirindeki gibi ("daha da acısı vardır ama / O da sevdiğin kadının / Karşı tarafı ziyaret etmesidir / Bu bir nezaket ziyareti de olsa / Düello gerçekleşmemiş de olsa / Acıdır bu / Ondan da ondan da"), düğümün çözülmesine değil, aksine çözülmemesine dayanan bir "ben" oluşturuyoruz. bu "ben", başka "ben"lerle çatıştığı andan itibaren, "ben"ler savaşı, haklı gerekçeler savaşına dönüşüyor; böyle bir durumda üçüncü kişinin hakemliği trajedinin son bulmasına, kayıpla ya da kazança netilecelenecek bir çözümün bulunmasına neden olur. krıtik soru şu: her şeye bir çözüm bulunmalı mı? her daim bir hakeme ihtiyacımız var mı?
oedipus ile creon çatışırken, adalet ile hükmetme iradesinin nasıl da çarpıştığını düşünmeye başlamışken, iocaste'nin ve aynı yerde koro'nun arabuluculuğu, her iki tarafı da köşelerine çekişi ne kadar yavan ve anlamsız geliyor değil mi? en azından bana öyle geliyor. hayatımda en nefret ettiğim şey "eşitlik"tir. bir yerde adalet yoksa, oradaki eşitliğin bir anlamı yoktur. yukarıda bahsettiğim düello şiirinde de geçtiği gibi, kılıcınız elinizde arenada yapayalnız kalıyorsanız, bu düello hiç gerçekleşmemiş olsa da, neden böyle bir işe giriştiğinizi değil neden bu duruma düştüğünüzü sorgularsınız.
güncel Önemli Başlıklar
