bugün
- insan doğuştan iyi midir9
- nervio'nun başkalarının fotoğrafını paylaşması12
- sözlükte 1 63 den uzun hanımefendi yazar olmaması7
- hoyrat gecelerde bazen anüs koklamak istersin8
- 29 ekim 2026 aliyev'in türkiye'ye gelmemesi11
- kafelerde verilen şallar3
- papatya çayı içen erkek4
- annunakiler2
- trump'tan erdoğan'a cumhuriyet bayramı telefonu2
- yeni bir erkekle tanışmak istememek2
- kasımda aşk başkadır diyen kız4
- anın görüntüsü16
- ismet inönü2
- stephen appiah2
- tristan da cunha3
- mahmud abbas3
- nervio niye sesini atmıyor sorunsalı3
- 29 ekim cumhuriyet bayramı15
- kapadokya da çökme sonucu iki kişinin ölmesi5
- elime erkek eli değmedi diyen kız2
- israil'in gazze de 300 gazeteciyi öldürmesi2
- yarragi olan adam6
- sosyal medyada çirkinlerin profilini gizlemesi3
- topal osman ağa2
- değişenlerin gerisinde değişmeden kalan öz3
- bir adaya düşsek6
- meksika açmazı macerası3
- kutlu parti2
- ekşi sözlük toplu yazar alımı8
- ese dezze7
- hulk gerçek mi6
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı21
- apo çıkarsa ulusalcılar ne yapacak9
- sözlükte 1 60 boyundaki tatlı ve kaslı kız5
- düşün ki o bunu okuyor2
- ukrayna rusya savaşı neden bitmiyor2
- türkiyeliyim ve mutluyum4
- olası 3 dünya savaşında müttefik olacak ülkeler2
- türk2
- ayakçı erkek5
- kapadokyada peri bacası çöktü7
- sözlük at hırsızlarının fotoğrafları6
- askerliğin bir türlü bitmemesi5
- rezervuar2
- sinem dedetaş8
- ukrayna rusya ve abd ve iran'ı barıştırmak2
- klavyedeki en gereksiz tuş3
- en yakın erkek kankaya sakso çekmek4
- güçlü kadın tabiata ihanettir2
- whatsapp gurubu açınca sözlüğün ölmesi5
bir kavram karmaşasının profilini çizerek trajedinin doğasını anlamaya çalışalım.
kavramsal açıdan "trajedi" ile "acı" aynı şey değildir. her trajik durum acıyı mümkün kılar; buna mukabil her acı, trajik bir durum oluşturmaz. trajedi idrakla başlar. diyebilirsiniz ki, "acı da dahil olmak üzere idrakla başlamayan ne var ki? gözümü kapadığımda karanlıktan başka hiçbir şey yok." doğru. ama idraktan idraka da bir fark var. trajedi ile acıyı karşılaştıracaksak, aralarındaki bu idrak farkına dikkat çekmemiz gerekir. gelen telefonda (telefon nasıl gelir?) babanızın ölüm haberi aktarıldığı için çektiğiniz acı, durumu trajik kılmayabilir; tam ters şekilde bu andan itibaren durum trajik de olabilir, ancak bunun acıyla da bir ilgisi yoktur. çünkü acı hissedilen, trajedi ise içine düşülen bir şeydir. babanızın ölmesiyle içine düştüğünüz açmazda trajik bir yön varken, çektiğiniz acıda herhangi bir açmaz yoktur. çünkü acının rotasının düz bir çizgi gibi ya ileri ya geri gideceğini düşünüyormuşuz gibi davranırız, ya acıyı dindiririz ya da körükleriz; böyle bir durumda herhangi bir açmaz yoktur, gayet açılabilir bir şeydir acı.
başlık trajedi olduğundan, onun üzerinden devam edelim. örneğin sophocles'in oedipus rex'inde o açmazı görmeniz gerekir. oedipus, creon'a "sürülmeni değil, ölmeni istiyorum" der, buna karşılık creon da ona bu düşmanlığın sebebini sorar. bunun üzerine oedipus "kendimi korumak zorundayım" der, creon da yukarıda bahsettiğim açmazı açık ederek, durumu trajik kılar: "beni de korumalısın." oedipus bu trajik durumu daha da körükler: "ama sen hain bir adamsın!" "isbat et." "ben kralım; uyacaksın emrime." "adaletsiz krala boyun eğilmez." konuşma böyle sürerken kitap başındaki okuyucu veya amphideki izleyici, durumdaki çözümsüzlükten bir iç sıkıntısı duymak zorundadır, aksi halde hikaye trajik olmamış olur. oedipus'un creon'u öldürmesi acıya gebe bir sonuç olarak görülebilir ama açmazdan doğan sıkıntı trajikliği verir.
trajediye karşı çaresiz hissediyorsanız kendinizi, çözüm bulamıyorsanız, bulamadıkça, işin içinden çıkamadıkça işler sarpa-sarıyorsa, sıkıntı sıkıntı üstüne biniyorsa; böyle bir durumda acı çekmeniz ayrı, durumun trajikliği ayrı bir tespite ihtiyaç duyar. burada dahi acı ile trajiklik eşitlenmez. kişi, içinde bulunduğu durumun tam bir açmaza dönüştüğünü idrak ettiği andan itibaren sıkıntı duymaya başlar; bu sıkıntı, telefonla kendisine babasının öldüğü haberinin gelmesiyle birlikte duyduğu sıkıntıyla eş olabilir ama açmazın kendisi, acıya eşitlenmez.
oedipus ile creon arasındaki uzlaşmazlık bir çözüme kavuşmadığı sürece hikayenin trajikliği sürer, sonra iocaste belirir ve şöyle diyerek ipi çözer, trajikliği sona erdirir: "ne var, boş yere ağız kavgası edecek? memleket ağır felaket içindeyken, şahsî kırgınlıklar yüzünden birbirinize düşmek yakışır mı size? haydi, oedipus, saraya gir; sen de creon, evine git. hiç yoktan mesele çıkarmayın." bu sözler bize çok tanıdık gelebilir. günlük hayatta birisiyle takıştığımızda, üçüncü kişi hem bize hem de karşımızdakine eşit uzaklıkta durarak düğümü çözmeye çalışır. oysa cemal süreya'nın düello şiirindeki gibi ("daha da acısı vardır ama / O da sevdiğin kadının / Karşı tarafı ziyaret etmesidir / Bu bir nezaket ziyareti de olsa / Düello gerçekleşmemiş de olsa / Acıdır bu / Ondan da ondan da"), düğümün çözülmesine değil, aksine çözülmemesine dayanan bir "ben" oluşturuyoruz. bu "ben", başka "ben"lerle çatıştığı andan itibaren, "ben"ler savaşı, haklı gerekçeler savaşına dönüşüyor; böyle bir durumda üçüncü kişinin hakemliği trajedinin son bulmasına, kayıpla ya da kazança netilecelenecek bir çözümün bulunmasına neden olur. krıtik soru şu: her şeye bir çözüm bulunmalı mı? her daim bir hakeme ihtiyacımız var mı?
oedipus ile creon çatışırken, adalet ile hükmetme iradesinin nasıl da çarpıştığını düşünmeye başlamışken, iocaste'nin ve aynı yerde koro'nun arabuluculuğu, her iki tarafı da köşelerine çekişi ne kadar yavan ve anlamsız geliyor değil mi? en azından bana öyle geliyor. hayatımda en nefret ettiğim şey "eşitlik"tir. bir yerde adalet yoksa, oradaki eşitliğin bir anlamı yoktur. yukarıda bahsettiğim düello şiirinde de geçtiği gibi, kılıcınız elinizde arenada yapayalnız kalıyorsanız, bu düello hiç gerçekleşmemiş olsa da, neden böyle bir işe giriştiğinizi değil neden bu duruma düştüğünüzü sorgularsınız.
kavramsal açıdan "trajedi" ile "acı" aynı şey değildir. her trajik durum acıyı mümkün kılar; buna mukabil her acı, trajik bir durum oluşturmaz. trajedi idrakla başlar. diyebilirsiniz ki, "acı da dahil olmak üzere idrakla başlamayan ne var ki? gözümü kapadığımda karanlıktan başka hiçbir şey yok." doğru. ama idraktan idraka da bir fark var. trajedi ile acıyı karşılaştıracaksak, aralarındaki bu idrak farkına dikkat çekmemiz gerekir. gelen telefonda (telefon nasıl gelir?) babanızın ölüm haberi aktarıldığı için çektiğiniz acı, durumu trajik kılmayabilir; tam ters şekilde bu andan itibaren durum trajik de olabilir, ancak bunun acıyla da bir ilgisi yoktur. çünkü acı hissedilen, trajedi ise içine düşülen bir şeydir. babanızın ölmesiyle içine düştüğünüz açmazda trajik bir yön varken, çektiğiniz acıda herhangi bir açmaz yoktur. çünkü acının rotasının düz bir çizgi gibi ya ileri ya geri gideceğini düşünüyormuşuz gibi davranırız, ya acıyı dindiririz ya da körükleriz; böyle bir durumda herhangi bir açmaz yoktur, gayet açılabilir bir şeydir acı.
başlık trajedi olduğundan, onun üzerinden devam edelim. örneğin sophocles'in oedipus rex'inde o açmazı görmeniz gerekir. oedipus, creon'a "sürülmeni değil, ölmeni istiyorum" der, buna karşılık creon da ona bu düşmanlığın sebebini sorar. bunun üzerine oedipus "kendimi korumak zorundayım" der, creon da yukarıda bahsettiğim açmazı açık ederek, durumu trajik kılar: "beni de korumalısın." oedipus bu trajik durumu daha da körükler: "ama sen hain bir adamsın!" "isbat et." "ben kralım; uyacaksın emrime." "adaletsiz krala boyun eğilmez." konuşma böyle sürerken kitap başındaki okuyucu veya amphideki izleyici, durumdaki çözümsüzlükten bir iç sıkıntısı duymak zorundadır, aksi halde hikaye trajik olmamış olur. oedipus'un creon'u öldürmesi acıya gebe bir sonuç olarak görülebilir ama açmazdan doğan sıkıntı trajikliği verir.
trajediye karşı çaresiz hissediyorsanız kendinizi, çözüm bulamıyorsanız, bulamadıkça, işin içinden çıkamadıkça işler sarpa-sarıyorsa, sıkıntı sıkıntı üstüne biniyorsa; böyle bir durumda acı çekmeniz ayrı, durumun trajikliği ayrı bir tespite ihtiyaç duyar. burada dahi acı ile trajiklik eşitlenmez. kişi, içinde bulunduğu durumun tam bir açmaza dönüştüğünü idrak ettiği andan itibaren sıkıntı duymaya başlar; bu sıkıntı, telefonla kendisine babasının öldüğü haberinin gelmesiyle birlikte duyduğu sıkıntıyla eş olabilir ama açmazın kendisi, acıya eşitlenmez.
oedipus ile creon arasındaki uzlaşmazlık bir çözüme kavuşmadığı sürece hikayenin trajikliği sürer, sonra iocaste belirir ve şöyle diyerek ipi çözer, trajikliği sona erdirir: "ne var, boş yere ağız kavgası edecek? memleket ağır felaket içindeyken, şahsî kırgınlıklar yüzünden birbirinize düşmek yakışır mı size? haydi, oedipus, saraya gir; sen de creon, evine git. hiç yoktan mesele çıkarmayın." bu sözler bize çok tanıdık gelebilir. günlük hayatta birisiyle takıştığımızda, üçüncü kişi hem bize hem de karşımızdakine eşit uzaklıkta durarak düğümü çözmeye çalışır. oysa cemal süreya'nın düello şiirindeki gibi ("daha da acısı vardır ama / O da sevdiğin kadının / Karşı tarafı ziyaret etmesidir / Bu bir nezaket ziyareti de olsa / Düello gerçekleşmemiş de olsa / Acıdır bu / Ondan da ondan da"), düğümün çözülmesine değil, aksine çözülmemesine dayanan bir "ben" oluşturuyoruz. bu "ben", başka "ben"lerle çatıştığı andan itibaren, "ben"ler savaşı, haklı gerekçeler savaşına dönüşüyor; böyle bir durumda üçüncü kişinin hakemliği trajedinin son bulmasına, kayıpla ya da kazança netilecelenecek bir çözümün bulunmasına neden olur. krıtik soru şu: her şeye bir çözüm bulunmalı mı? her daim bir hakeme ihtiyacımız var mı?
oedipus ile creon çatışırken, adalet ile hükmetme iradesinin nasıl da çarpıştığını düşünmeye başlamışken, iocaste'nin ve aynı yerde koro'nun arabuluculuğu, her iki tarafı da köşelerine çekişi ne kadar yavan ve anlamsız geliyor değil mi? en azından bana öyle geliyor. hayatımda en nefret ettiğim şey "eşitlik"tir. bir yerde adalet yoksa, oradaki eşitliğin bir anlamı yoktur. yukarıda bahsettiğim düello şiirinde de geçtiği gibi, kılıcınız elinizde arenada yapayalnız kalıyorsanız, bu düello hiç gerçekleşmemiş olsa da, neden böyle bir işe giriştiğinizi değil neden bu duruma düştüğünüzü sorgularsınız.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar