bugün
- ekşi sözlük referans14
- hamferdi yazarlar4
- torpil peşinde koşan tip4
- dönen tekme atabilen sözlük yazarları6
- bakan göktaş'tan şehit ailelerine müjde10
- mekke anlaşması16
- merfulu10
- spor olsun diye her yere yürüyen insan10
- online 40 yazar ne yapıyor5
- gammazlığı elinden alınan yazar15
- tuvalete sıçımhane diyen kezo5
- en estetik meyveler2
- gizli artılayan yazar3
- bir insanın muadilini bulmak5
- zall'ın çok meşgul biri olması6
- yazarların para ödediği yapay zekalar4
- kaybolan futbolcusu için müge anlı'ya çıkan takım2
- bol bol su içmek2
- yanlışlıkla gey olmak9
- wc'ye telefonsuz girmek7
- en gey özelliğiniz7
- gey erkeklerin buluşma noktası3
- halk başkanlık sistemini istiyor9
- dudağında bir boyası eksik yuzır4
- din ve ahlak3
- dün fetö götü yalayanlar bugün apo götü yalıyor7
- nihal atsız2
- günlük tutan erkek19
- kulağın pıtı gibi olması3
- mükemmeliyetçi insan2
- rodrigo mora6
- hastane randevusu2
- sözlük kızlarının acayip tatlı olması3
- mamut avlayıp ev geçindiren efsanevi nesil11
- kaç ayda bir banyo oluyorsunuz17
- kod yazarken müzik dinlemek2
- sıcak hava vs soğuk hava2
- her yerde sümkürebilen insan6
- arda güler5
- ev almak isteyenlere tavsiye4
- sigaranın yanına çay kahve dışında alternatifler10
- bana gel film izleriz diyen erkek16
- sen neye inanıyorsun2
- halkını düşünmeyen lider4
- pkklıların salıverilmesine uludağ sözlüğün tepkisi19
- sözlükteki herkesin çok zeki olması3
- evde köpek beslemek2
- gratisin içini merak etmek8
- seçimi yine akepe kazanacak3
- merhabalarr5
ilginçtir efendim. gülünçtür de biraz.
bir mutfak tüpü parası kredi kartı yardımıyla afm'ye kazandırıldıktan sonra, aysel gürel'i anma gecesine gelmişsiniz hissi veren kırmızı, "bir boka benzemeyen minimal şiir" şairi imajı kazandıran gözlükler takılır.
tabi neticede james cameron filmidir, saygı duymak farzdır. hele ki türkiye'de sinama kültürünü titanik'le kazanmış bir jenerasyon için bu durum kaçınılmazdır. neyse saygımızı da duyduğumuza göre koltuğumuza oturabiliriz.
film başlar, gayet güzeldir. uçmalar falan. bir de sürekli üç boyutlu film izleyemiyorum neticede. her 3d filmde olduğu gibi; "vay a.k, nasıl oluyor lan bu?" sesleri eşliğinde, "hakikaten ya nasıl yapıyor bu pezevenkler bunu?" derken, canım sevgilim de, "ufff ya çek şu kafanı!" diyordu önlerden birisine...
şimdi efendim, -filmi izlemeyenler bu paragrafı okumasın; çok şiddetli spoiler var.- bu adamlar, doğayla iletişime geçerken kafalarındaki saç diye lanse edilen fakat daha çok dirgene benzeyen bir çeşit, dışardan örgü saç gibi görünen ama içinde kılcal kablomsular bulunan uzuvlarını kullanıyorlar. gayet yaratıcıdır, tebrik ettiğimdir. şimdi bu esas oğlanla, esas kız doğa ana önünde 2154 yılının bir sonbaharında, bobinajcıdaymışçasına pervazıca sevişirken, boş bulundum ve toruk'a, uçan kuşa, ata, eşeğe, sıpaya bilumum hayvana deh demek için taktıkları o malum uzvuna işaret ederek; " tak ara kabloyu." dedim ve ne olduysa ondan sonra oldu. canımın içi güldü tabi ilk başta, hoşuna gitti ama sonra o canlılara bi acımalar, bi böyle kendini onun yerine koymalar, beni, 4.60'lık adonisten ibaret tipin yerine koymalar falan. ne öküzlüğümüz kaldı, ne romantizmden anlamadığımız. neymiş de, onların ilişkisiyle neden dalga geçiyormuşum? ulan dalga geçilmeyecek gibi değil ki, adam ağaca dua edecek olsa bile kabloyu takmadan edemiyor. "digiturk riseyvırı mısın a.k?" derler adama... neyse, güzel kardeşlerim; ara ara peyda eden gülme nöbetleriyle devam ettik izlemeye...
ikinci mevzu; bütün sözlüklerde, forumlarda, sinema sitelerinde milletin bas bas bağırdığı konuyla alakalı. "mutlaka 3d formatında izlenmesi gerek film.", "üç boyutlusu ayrı bir tat olan film." gibi şeyler. yani neden üç boyutlu izleyin diyor bu millet? çünkü, görsel efekt var abi. ötesi yok. o ormanlar, dereler, şelaleler, bulutlar, izmarit atınca* windows'un ekran koruyucularına benzer bir şekilde uçuşan çiçekler, otlar falan...
ben netice itibarı ile, rakı içmekten, mangal yapmaktan, mangalın başında is kokmaktan ve türkü söylemekten hoşlanan bir düz adam olduğum için o manzarayı görünce aklıma tek şey geldi ve gene boş bulundum;
-aşkım şu derenin kenarına kurucan masayı; yakıcan mangalı, bi tutam dönen maydonoz, roka, uçan ciğer şiş falan, biraz da türkü, oooh deme keyfimize...
ulan bütün iyi niyetimle ve içtenliğimle söylediğim bu sözün bardağı taşıran son damla olacağını nerden bilebilirdim, ey sölük... hay a.k. * "sen git, recep ivedik izle"ler, "offf bıktım ya"lar, "ya ne öküz insansın"lar havalarda uçuşuyordu. artık dedim sikerim; battık a.k ne de olsa diye düşünerek;
"aşkım şu herifin bindiği toruk varya, onda da ne gerdan var bee, aslında varya bunu böyle vurucan tüfekle; 6 ay yersin valla ete doyarsın, bundan ne pirzola çıkar biliyo musun..." gibi sevgiliyi sinir etmeye yönelik ibnelik dolu cümleler kurdum...
tabi bir sinema klişesi olarak, çıkışta yemeğe gittik ve et yemem engellendi sözlük, kuru fasülye bile yiyemedim o gün içinde et var diye... buradan, sevgilimi kınamaya -en azından bu konuyla ilgili- götüm yemiyor ama toruğu kınıyorum... ibne toruk, seni bi yakalayayım; yahnini yapmazsam namerdim...
bir mutfak tüpü parası kredi kartı yardımıyla afm'ye kazandırıldıktan sonra, aysel gürel'i anma gecesine gelmişsiniz hissi veren kırmızı, "bir boka benzemeyen minimal şiir" şairi imajı kazandıran gözlükler takılır.
tabi neticede james cameron filmidir, saygı duymak farzdır. hele ki türkiye'de sinama kültürünü titanik'le kazanmış bir jenerasyon için bu durum kaçınılmazdır. neyse saygımızı da duyduğumuza göre koltuğumuza oturabiliriz.
film başlar, gayet güzeldir. uçmalar falan. bir de sürekli üç boyutlu film izleyemiyorum neticede. her 3d filmde olduğu gibi; "vay a.k, nasıl oluyor lan bu?" sesleri eşliğinde, "hakikaten ya nasıl yapıyor bu pezevenkler bunu?" derken, canım sevgilim de, "ufff ya çek şu kafanı!" diyordu önlerden birisine...
şimdi efendim, -filmi izlemeyenler bu paragrafı okumasın; çok şiddetli spoiler var.- bu adamlar, doğayla iletişime geçerken kafalarındaki saç diye lanse edilen fakat daha çok dirgene benzeyen bir çeşit, dışardan örgü saç gibi görünen ama içinde kılcal kablomsular bulunan uzuvlarını kullanıyorlar. gayet yaratıcıdır, tebrik ettiğimdir. şimdi bu esas oğlanla, esas kız doğa ana önünde 2154 yılının bir sonbaharında, bobinajcıdaymışçasına pervazıca sevişirken, boş bulundum ve toruk'a, uçan kuşa, ata, eşeğe, sıpaya bilumum hayvana deh demek için taktıkları o malum uzvuna işaret ederek; " tak ara kabloyu." dedim ve ne olduysa ondan sonra oldu. canımın içi güldü tabi ilk başta, hoşuna gitti ama sonra o canlılara bi acımalar, bi böyle kendini onun yerine koymalar, beni, 4.60'lık adonisten ibaret tipin yerine koymalar falan. ne öküzlüğümüz kaldı, ne romantizmden anlamadığımız. neymiş de, onların ilişkisiyle neden dalga geçiyormuşum? ulan dalga geçilmeyecek gibi değil ki, adam ağaca dua edecek olsa bile kabloyu takmadan edemiyor. "digiturk riseyvırı mısın a.k?" derler adama... neyse, güzel kardeşlerim; ara ara peyda eden gülme nöbetleriyle devam ettik izlemeye...
ikinci mevzu; bütün sözlüklerde, forumlarda, sinema sitelerinde milletin bas bas bağırdığı konuyla alakalı. "mutlaka 3d formatında izlenmesi gerek film.", "üç boyutlusu ayrı bir tat olan film." gibi şeyler. yani neden üç boyutlu izleyin diyor bu millet? çünkü, görsel efekt var abi. ötesi yok. o ormanlar, dereler, şelaleler, bulutlar, izmarit atınca* windows'un ekran koruyucularına benzer bir şekilde uçuşan çiçekler, otlar falan...
ben netice itibarı ile, rakı içmekten, mangal yapmaktan, mangalın başında is kokmaktan ve türkü söylemekten hoşlanan bir düz adam olduğum için o manzarayı görünce aklıma tek şey geldi ve gene boş bulundum;
-aşkım şu derenin kenarına kurucan masayı; yakıcan mangalı, bi tutam dönen maydonoz, roka, uçan ciğer şiş falan, biraz da türkü, oooh deme keyfimize...
ulan bütün iyi niyetimle ve içtenliğimle söylediğim bu sözün bardağı taşıran son damla olacağını nerden bilebilirdim, ey sölük... hay a.k. * "sen git, recep ivedik izle"ler, "offf bıktım ya"lar, "ya ne öküz insansın"lar havalarda uçuşuyordu. artık dedim sikerim; battık a.k ne de olsa diye düşünerek;
"aşkım şu herifin bindiği toruk varya, onda da ne gerdan var bee, aslında varya bunu böyle vurucan tüfekle; 6 ay yersin valla ete doyarsın, bundan ne pirzola çıkar biliyo musun..." gibi sevgiliyi sinir etmeye yönelik ibnelik dolu cümleler kurdum...
tabi bir sinema klişesi olarak, çıkışta yemeğe gittik ve et yemem engellendi sözlük, kuru fasülye bile yiyemedim o gün içinde et var diye... buradan, sevgilimi kınamaya -en azından bu konuyla ilgili- götüm yemiyor ama toruğu kınıyorum... ibne toruk, seni bi yakalayayım; yahnini yapmazsam namerdim...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar