bugün
- recep tayyip erdoğan'ın ülkeye çağ atlatması7
- devletin bekası5
- 0 0 716
- nabersiniz geçler2
- zorunlu nöbetin felsefi temelsizliği3
- lise yıllarına ait bir şey söyleyin36
- demagoji yaparak üste çıktığını sanan mallar2
- acı gerçekler16
- güne başlarken3
- üniversite sınavı kaldırılmalıdır10
- devlet adına çalışıp geçmişin temizlenmesi5
- 25 eylül 2026 türkiye fransa maçı7
- 24 eylül 2026 norveç danimarka maçı2
- kale3112'deki kale hangi kale10
- rte denince akla gelen seyler3
- arda güler7
- buz gibi bira8
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı13
- sabah alarm çaldığı anda hissedilenler2
- ilk buluşmada 16 adet cağ kebabı yiyen kız16
- demir çelik5
- en lezzetli balık24
- en iyi pizza içeriği10
- sözlükte flört etmemek9
- sözlük kızlarının küfürbaz olması6
- 30 yaşından sonra hayattan keyif almanın bitmesi9
- bursa6
- karşı cinsteki en itici özellik16
- cedidacer3
- muhalif kızların ak partili erkeklere aşık olması13
- sabahları nefret edilen şeyler7
- sıcak şarap4
- köy9
- arkadaşlar lütfen4
- anın görüntüsü22
- ecevit denince akla gelen şeyler2
- derdinizi dinlerken rakı sofrası kuran psikolog8
- yeni biriyle nerede tanışılır13
- gece vardiyası3
- bir kız true ile arkadaş olabilir mi10
- iş yerinde topuklu ayakkabı giymeyen kadın11
- gammazlar göreve8
- gece tostu4
- en enayi huyunuz4
- sözlükte aile kurmak8
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği37
- hünkar beğendi vs alinazik9
- ağlamak7
- paradox interactive3
- true nickli yazar24
ilginçtir efendim. gülünçtür de biraz.
bir mutfak tüpü parası kredi kartı yardımıyla afm'ye kazandırıldıktan sonra, aysel gürel'i anma gecesine gelmişsiniz hissi veren kırmızı, "bir boka benzemeyen minimal şiir" şairi imajı kazandıran gözlükler takılır.
tabi neticede james cameron filmidir, saygı duymak farzdır. hele ki türkiye'de sinama kültürünü titanik'le kazanmış bir jenerasyon için bu durum kaçınılmazdır. neyse saygımızı da duyduğumuza göre koltuğumuza oturabiliriz.
film başlar, gayet güzeldir. uçmalar falan. bir de sürekli üç boyutlu film izleyemiyorum neticede. her 3d filmde olduğu gibi; "vay a.k, nasıl oluyor lan bu?" sesleri eşliğinde, "hakikaten ya nasıl yapıyor bu pezevenkler bunu?" derken, canım sevgilim de, "ufff ya çek şu kafanı!" diyordu önlerden birisine...
şimdi efendim, -filmi izlemeyenler bu paragrafı okumasın; çok şiddetli spoiler var.- bu adamlar, doğayla iletişime geçerken kafalarındaki saç diye lanse edilen fakat daha çok dirgene benzeyen bir çeşit, dışardan örgü saç gibi görünen ama içinde kılcal kablomsular bulunan uzuvlarını kullanıyorlar. gayet yaratıcıdır, tebrik ettiğimdir. şimdi bu esas oğlanla, esas kız doğa ana önünde 2154 yılının bir sonbaharında, bobinajcıdaymışçasına pervazıca sevişirken, boş bulundum ve toruk'a, uçan kuşa, ata, eşeğe, sıpaya bilumum hayvana deh demek için taktıkları o malum uzvuna işaret ederek; " tak ara kabloyu." dedim ve ne olduysa ondan sonra oldu. canımın içi güldü tabi ilk başta, hoşuna gitti ama sonra o canlılara bi acımalar, bi böyle kendini onun yerine koymalar, beni, 4.60'lık adonisten ibaret tipin yerine koymalar falan. ne öküzlüğümüz kaldı, ne romantizmden anlamadığımız. neymiş de, onların ilişkisiyle neden dalga geçiyormuşum? ulan dalga geçilmeyecek gibi değil ki, adam ağaca dua edecek olsa bile kabloyu takmadan edemiyor. "digiturk riseyvırı mısın a.k?" derler adama... neyse, güzel kardeşlerim; ara ara peyda eden gülme nöbetleriyle devam ettik izlemeye...
ikinci mevzu; bütün sözlüklerde, forumlarda, sinema sitelerinde milletin bas bas bağırdığı konuyla alakalı. "mutlaka 3d formatında izlenmesi gerek film.", "üç boyutlusu ayrı bir tat olan film." gibi şeyler. yani neden üç boyutlu izleyin diyor bu millet? çünkü, görsel efekt var abi. ötesi yok. o ormanlar, dereler, şelaleler, bulutlar, izmarit atınca* windows'un ekran koruyucularına benzer bir şekilde uçuşan çiçekler, otlar falan...
ben netice itibarı ile, rakı içmekten, mangal yapmaktan, mangalın başında is kokmaktan ve türkü söylemekten hoşlanan bir düz adam olduğum için o manzarayı görünce aklıma tek şey geldi ve gene boş bulundum;
-aşkım şu derenin kenarına kurucan masayı; yakıcan mangalı, bi tutam dönen maydonoz, roka, uçan ciğer şiş falan, biraz da türkü, oooh deme keyfimize...
ulan bütün iyi niyetimle ve içtenliğimle söylediğim bu sözün bardağı taşıran son damla olacağını nerden bilebilirdim, ey sölük... hay a.k. * "sen git, recep ivedik izle"ler, "offf bıktım ya"lar, "ya ne öküz insansın"lar havalarda uçuşuyordu. artık dedim sikerim; battık a.k ne de olsa diye düşünerek;
"aşkım şu herifin bindiği toruk varya, onda da ne gerdan var bee, aslında varya bunu böyle vurucan tüfekle; 6 ay yersin valla ete doyarsın, bundan ne pirzola çıkar biliyo musun..." gibi sevgiliyi sinir etmeye yönelik ibnelik dolu cümleler kurdum...
tabi bir sinema klişesi olarak, çıkışta yemeğe gittik ve et yemem engellendi sözlük, kuru fasülye bile yiyemedim o gün içinde et var diye... buradan, sevgilimi kınamaya -en azından bu konuyla ilgili- götüm yemiyor ama toruğu kınıyorum... ibne toruk, seni bi yakalayayım; yahnini yapmazsam namerdim...
bir mutfak tüpü parası kredi kartı yardımıyla afm'ye kazandırıldıktan sonra, aysel gürel'i anma gecesine gelmişsiniz hissi veren kırmızı, "bir boka benzemeyen minimal şiir" şairi imajı kazandıran gözlükler takılır.
tabi neticede james cameron filmidir, saygı duymak farzdır. hele ki türkiye'de sinama kültürünü titanik'le kazanmış bir jenerasyon için bu durum kaçınılmazdır. neyse saygımızı da duyduğumuza göre koltuğumuza oturabiliriz.
film başlar, gayet güzeldir. uçmalar falan. bir de sürekli üç boyutlu film izleyemiyorum neticede. her 3d filmde olduğu gibi; "vay a.k, nasıl oluyor lan bu?" sesleri eşliğinde, "hakikaten ya nasıl yapıyor bu pezevenkler bunu?" derken, canım sevgilim de, "ufff ya çek şu kafanı!" diyordu önlerden birisine...
şimdi efendim, -filmi izlemeyenler bu paragrafı okumasın; çok şiddetli spoiler var.- bu adamlar, doğayla iletişime geçerken kafalarındaki saç diye lanse edilen fakat daha çok dirgene benzeyen bir çeşit, dışardan örgü saç gibi görünen ama içinde kılcal kablomsular bulunan uzuvlarını kullanıyorlar. gayet yaratıcıdır, tebrik ettiğimdir. şimdi bu esas oğlanla, esas kız doğa ana önünde 2154 yılının bir sonbaharında, bobinajcıdaymışçasına pervazıca sevişirken, boş bulundum ve toruk'a, uçan kuşa, ata, eşeğe, sıpaya bilumum hayvana deh demek için taktıkları o malum uzvuna işaret ederek; " tak ara kabloyu." dedim ve ne olduysa ondan sonra oldu. canımın içi güldü tabi ilk başta, hoşuna gitti ama sonra o canlılara bi acımalar, bi böyle kendini onun yerine koymalar, beni, 4.60'lık adonisten ibaret tipin yerine koymalar falan. ne öküzlüğümüz kaldı, ne romantizmden anlamadığımız. neymiş de, onların ilişkisiyle neden dalga geçiyormuşum? ulan dalga geçilmeyecek gibi değil ki, adam ağaca dua edecek olsa bile kabloyu takmadan edemiyor. "digiturk riseyvırı mısın a.k?" derler adama... neyse, güzel kardeşlerim; ara ara peyda eden gülme nöbetleriyle devam ettik izlemeye...
ikinci mevzu; bütün sözlüklerde, forumlarda, sinema sitelerinde milletin bas bas bağırdığı konuyla alakalı. "mutlaka 3d formatında izlenmesi gerek film.", "üç boyutlusu ayrı bir tat olan film." gibi şeyler. yani neden üç boyutlu izleyin diyor bu millet? çünkü, görsel efekt var abi. ötesi yok. o ormanlar, dereler, şelaleler, bulutlar, izmarit atınca* windows'un ekran koruyucularına benzer bir şekilde uçuşan çiçekler, otlar falan...
ben netice itibarı ile, rakı içmekten, mangal yapmaktan, mangalın başında is kokmaktan ve türkü söylemekten hoşlanan bir düz adam olduğum için o manzarayı görünce aklıma tek şey geldi ve gene boş bulundum;
-aşkım şu derenin kenarına kurucan masayı; yakıcan mangalı, bi tutam dönen maydonoz, roka, uçan ciğer şiş falan, biraz da türkü, oooh deme keyfimize...
ulan bütün iyi niyetimle ve içtenliğimle söylediğim bu sözün bardağı taşıran son damla olacağını nerden bilebilirdim, ey sölük... hay a.k. * "sen git, recep ivedik izle"ler, "offf bıktım ya"lar, "ya ne öküz insansın"lar havalarda uçuşuyordu. artık dedim sikerim; battık a.k ne de olsa diye düşünerek;
"aşkım şu herifin bindiği toruk varya, onda da ne gerdan var bee, aslında varya bunu böyle vurucan tüfekle; 6 ay yersin valla ete doyarsın, bundan ne pirzola çıkar biliyo musun..." gibi sevgiliyi sinir etmeye yönelik ibnelik dolu cümleler kurdum...
tabi bir sinema klişesi olarak, çıkışta yemeğe gittik ve et yemem engellendi sözlük, kuru fasülye bile yiyemedim o gün içinde et var diye... buradan, sevgilimi kınamaya -en azından bu konuyla ilgili- götüm yemiyor ama toruğu kınıyorum... ibne toruk, seni bi yakalayayım; yahnini yapmazsam namerdim...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar