bugün
- buddy dude23
- 14 haziran 2026 avustralya türkiye maçı57
- yapay zeka asistanlarının samimiyet seviyesi4
- tunus3
- karşı cinste hayran olunan özellik11
- evlenmek istemeyen insana seçilmemiş demek10
- deliliğin tedavisi7
- 2026 dünya kupası5
- iran milli takımı'na los angeles ta protesto2
- gocu29
- 15 haziran 2026 fildişi sahili ekvador maçı2
- evlenmeyi başaramamış kadın12
- milli maçı izlemeyen erkek22
- 14 haziran 2026 almanya curaçao maçı10
- kızları etkileme taktikleri4
- zeki ve bilge insanların dövme yaptırmaması2
- uğurcan çakır2
- barış alper yılmaz2
- deyyus u ekber5
- 14 haziran 2026 hollanda japonya maçı4
- sevgili olmayalım ama arkadaş kalalım saçmalığı3
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı4
- avustralya10
- ona bir şey söyle14
- ezan sesinin gittikçe rahatsız etmesi4
- şirine hangi şirinle evlenirdi sorunsalı8
- sevgilisine ayı diyen kız6
- türkiye13
- dinlerin geldiği günden beri kan dökmesi9
- sueda uluca5
- bardağı taşıran son damla7
- avradı olmayana ne tavsiye edersiniz6
- mantı abartılmış balon bir yemektir7
- ayak fetişistiyim ve bununla gurur duyuyorum5
- kadınlar neyden hoşlanır10
- 14 haziran 2026 maden işçilerine silahlı saldırı5
- güzel kızların isimleri3
- sözlüğün amacı3
- arda güler7
- vincenzo montella9
- chp'nin hali ne olacak58
- selenoid valfin ne olduğunu bilen kız3
- rad suresi 2 ayet2
- en iyi antidepresan19
- iremga ve mokv'yi özlemek4
- ayak yalamamış erkek kalmaması5
- tarihte yaşamış birini ölesiye savunmak5
- ciddi ciddi maymundan geldiğine inanmak16
- elmas bey birader bay bey biraderdir4
- byd türkiye fabrikasını askıya aldı7
ilginçtir efendim. gülünçtür de biraz.
bir mutfak tüpü parası kredi kartı yardımıyla afm'ye kazandırıldıktan sonra, aysel gürel'i anma gecesine gelmişsiniz hissi veren kırmızı, "bir boka benzemeyen minimal şiir" şairi imajı kazandıran gözlükler takılır.
tabi neticede james cameron filmidir, saygı duymak farzdır. hele ki türkiye'de sinama kültürünü titanik'le kazanmış bir jenerasyon için bu durum kaçınılmazdır. neyse saygımızı da duyduğumuza göre koltuğumuza oturabiliriz.
film başlar, gayet güzeldir. uçmalar falan. bir de sürekli üç boyutlu film izleyemiyorum neticede. her 3d filmde olduğu gibi; "vay a.k, nasıl oluyor lan bu?" sesleri eşliğinde, "hakikaten ya nasıl yapıyor bu pezevenkler bunu?" derken, canım sevgilim de, "ufff ya çek şu kafanı!" diyordu önlerden birisine...
şimdi efendim, -filmi izlemeyenler bu paragrafı okumasın; çok şiddetli spoiler var.- bu adamlar, doğayla iletişime geçerken kafalarındaki saç diye lanse edilen fakat daha çok dirgene benzeyen bir çeşit, dışardan örgü saç gibi görünen ama içinde kılcal kablomsular bulunan uzuvlarını kullanıyorlar. gayet yaratıcıdır, tebrik ettiğimdir. şimdi bu esas oğlanla, esas kız doğa ana önünde 2154 yılının bir sonbaharında, bobinajcıdaymışçasına pervazıca sevişirken, boş bulundum ve toruk'a, uçan kuşa, ata, eşeğe, sıpaya bilumum hayvana deh demek için taktıkları o malum uzvuna işaret ederek; " tak ara kabloyu." dedim ve ne olduysa ondan sonra oldu. canımın içi güldü tabi ilk başta, hoşuna gitti ama sonra o canlılara bi acımalar, bi böyle kendini onun yerine koymalar, beni, 4.60'lık adonisten ibaret tipin yerine koymalar falan. ne öküzlüğümüz kaldı, ne romantizmden anlamadığımız. neymiş de, onların ilişkisiyle neden dalga geçiyormuşum? ulan dalga geçilmeyecek gibi değil ki, adam ağaca dua edecek olsa bile kabloyu takmadan edemiyor. "digiturk riseyvırı mısın a.k?" derler adama... neyse, güzel kardeşlerim; ara ara peyda eden gülme nöbetleriyle devam ettik izlemeye...
ikinci mevzu; bütün sözlüklerde, forumlarda, sinema sitelerinde milletin bas bas bağırdığı konuyla alakalı. "mutlaka 3d formatında izlenmesi gerek film.", "üç boyutlusu ayrı bir tat olan film." gibi şeyler. yani neden üç boyutlu izleyin diyor bu millet? çünkü, görsel efekt var abi. ötesi yok. o ormanlar, dereler, şelaleler, bulutlar, izmarit atınca* windows'un ekran koruyucularına benzer bir şekilde uçuşan çiçekler, otlar falan...
ben netice itibarı ile, rakı içmekten, mangal yapmaktan, mangalın başında is kokmaktan ve türkü söylemekten hoşlanan bir düz adam olduğum için o manzarayı görünce aklıma tek şey geldi ve gene boş bulundum;
-aşkım şu derenin kenarına kurucan masayı; yakıcan mangalı, bi tutam dönen maydonoz, roka, uçan ciğer şiş falan, biraz da türkü, oooh deme keyfimize...
ulan bütün iyi niyetimle ve içtenliğimle söylediğim bu sözün bardağı taşıran son damla olacağını nerden bilebilirdim, ey sölük... hay a.k. * "sen git, recep ivedik izle"ler, "offf bıktım ya"lar, "ya ne öküz insansın"lar havalarda uçuşuyordu. artık dedim sikerim; battık a.k ne de olsa diye düşünerek;
"aşkım şu herifin bindiği toruk varya, onda da ne gerdan var bee, aslında varya bunu böyle vurucan tüfekle; 6 ay yersin valla ete doyarsın, bundan ne pirzola çıkar biliyo musun..." gibi sevgiliyi sinir etmeye yönelik ibnelik dolu cümleler kurdum...
tabi bir sinema klişesi olarak, çıkışta yemeğe gittik ve et yemem engellendi sözlük, kuru fasülye bile yiyemedim o gün içinde et var diye... buradan, sevgilimi kınamaya -en azından bu konuyla ilgili- götüm yemiyor ama toruğu kınıyorum... ibne toruk, seni bi yakalayayım; yahnini yapmazsam namerdim...
bir mutfak tüpü parası kredi kartı yardımıyla afm'ye kazandırıldıktan sonra, aysel gürel'i anma gecesine gelmişsiniz hissi veren kırmızı, "bir boka benzemeyen minimal şiir" şairi imajı kazandıran gözlükler takılır.
tabi neticede james cameron filmidir, saygı duymak farzdır. hele ki türkiye'de sinama kültürünü titanik'le kazanmış bir jenerasyon için bu durum kaçınılmazdır. neyse saygımızı da duyduğumuza göre koltuğumuza oturabiliriz.
film başlar, gayet güzeldir. uçmalar falan. bir de sürekli üç boyutlu film izleyemiyorum neticede. her 3d filmde olduğu gibi; "vay a.k, nasıl oluyor lan bu?" sesleri eşliğinde, "hakikaten ya nasıl yapıyor bu pezevenkler bunu?" derken, canım sevgilim de, "ufff ya çek şu kafanı!" diyordu önlerden birisine...
şimdi efendim, -filmi izlemeyenler bu paragrafı okumasın; çok şiddetli spoiler var.- bu adamlar, doğayla iletişime geçerken kafalarındaki saç diye lanse edilen fakat daha çok dirgene benzeyen bir çeşit, dışardan örgü saç gibi görünen ama içinde kılcal kablomsular bulunan uzuvlarını kullanıyorlar. gayet yaratıcıdır, tebrik ettiğimdir. şimdi bu esas oğlanla, esas kız doğa ana önünde 2154 yılının bir sonbaharında, bobinajcıdaymışçasına pervazıca sevişirken, boş bulundum ve toruk'a, uçan kuşa, ata, eşeğe, sıpaya bilumum hayvana deh demek için taktıkları o malum uzvuna işaret ederek; " tak ara kabloyu." dedim ve ne olduysa ondan sonra oldu. canımın içi güldü tabi ilk başta, hoşuna gitti ama sonra o canlılara bi acımalar, bi böyle kendini onun yerine koymalar, beni, 4.60'lık adonisten ibaret tipin yerine koymalar falan. ne öküzlüğümüz kaldı, ne romantizmden anlamadığımız. neymiş de, onların ilişkisiyle neden dalga geçiyormuşum? ulan dalga geçilmeyecek gibi değil ki, adam ağaca dua edecek olsa bile kabloyu takmadan edemiyor. "digiturk riseyvırı mısın a.k?" derler adama... neyse, güzel kardeşlerim; ara ara peyda eden gülme nöbetleriyle devam ettik izlemeye...
ikinci mevzu; bütün sözlüklerde, forumlarda, sinema sitelerinde milletin bas bas bağırdığı konuyla alakalı. "mutlaka 3d formatında izlenmesi gerek film.", "üç boyutlusu ayrı bir tat olan film." gibi şeyler. yani neden üç boyutlu izleyin diyor bu millet? çünkü, görsel efekt var abi. ötesi yok. o ormanlar, dereler, şelaleler, bulutlar, izmarit atınca* windows'un ekran koruyucularına benzer bir şekilde uçuşan çiçekler, otlar falan...
ben netice itibarı ile, rakı içmekten, mangal yapmaktan, mangalın başında is kokmaktan ve türkü söylemekten hoşlanan bir düz adam olduğum için o manzarayı görünce aklıma tek şey geldi ve gene boş bulundum;
-aşkım şu derenin kenarına kurucan masayı; yakıcan mangalı, bi tutam dönen maydonoz, roka, uçan ciğer şiş falan, biraz da türkü, oooh deme keyfimize...
ulan bütün iyi niyetimle ve içtenliğimle söylediğim bu sözün bardağı taşıran son damla olacağını nerden bilebilirdim, ey sölük... hay a.k. * "sen git, recep ivedik izle"ler, "offf bıktım ya"lar, "ya ne öküz insansın"lar havalarda uçuşuyordu. artık dedim sikerim; battık a.k ne de olsa diye düşünerek;
"aşkım şu herifin bindiği toruk varya, onda da ne gerdan var bee, aslında varya bunu böyle vurucan tüfekle; 6 ay yersin valla ete doyarsın, bundan ne pirzola çıkar biliyo musun..." gibi sevgiliyi sinir etmeye yönelik ibnelik dolu cümleler kurdum...
tabi bir sinema klişesi olarak, çıkışta yemeğe gittik ve et yemem engellendi sözlük, kuru fasülye bile yiyemedim o gün içinde et var diye... buradan, sevgilimi kınamaya -en azından bu konuyla ilgili- götüm yemiyor ama toruğu kınıyorum... ibne toruk, seni bi yakalayayım; yahnini yapmazsam namerdim...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar