bugün
- bedelini ödeyen yazarlar17
- şu antipanik'in ilgisini verin artık lütfen16
- kuru milliyetçilikle kafa silken insan5
- arkadaşlar ne yesek9
- sözlükte kız taklidi yapmak17
- insan olmaya çeyrek kala adlı yazarı sevmemek10
- filistin37
- sözlük kızlarının içli köfteleri10
- redbull5
- fon kurdum para yatırır mısınız8
- adana lezzet festivali5
- bir erko kişisi ile arkadaş olunur mu15
- kalpteki boşluk hissi4
- sözlük kızlarının tantunici7
- seksten önce dua etmek10
- allah beni izmir'e dönmeye mecbur bırakmasın3
- bu kalp seni unutur mu5
- yazarların tavana bakarken düşündüğü şeyler5
- israil'i allah cezalandıracak9
- güzelsen koy resmini görelim6
- nervio'nun canının devamlı yaprak çekmesi11
- hayat yaşamaya değer mi5
- fıstık ezmesi vs fındık ezmesi5
- herkese iyi geceler renkli rüyalar5
- ayağı kesip camdan dışarı atmak3
- antipanik'e bir şey söyle22
- tarhana çorbası12
- silvermist'e iki şey söyle20
- izmir tulum4
- özelden şeftalisini atan yazar14
- antipanik sizce biraz antipatik mi8
- gocu'yu özlemek4
- sapık şarkı sözleri10
- nöbetteyim sözlük3
- izmir8
- sözlük kızalarının takosu5
- geceye acı ama gerçek bir cümle bırak9
- namazlı meal yazıp kuran da namaz var diyen avel9
- porno entelektüelliği8
- sözlük kızlarının kombinleri15
- uludağ sözlük yazarlarının kalpleri3
- kendini evleneceği kıza saklayan erkek9
- yakışıklı olgun erkekler6
- fıstık vs fındık3
- arkadaşlar bir şey soracağım11
- biraya patlayan şeker katıp ölmeyi beklemek3
- manifest erkeği3
- mantısıyla meşhur olan ilimiz10
- tanısanız çok seveceğiniz yazarlar listesi3
- alttaki yazara bir şey söyle24
sarhoş gemi
ölü sularından iniyordum nehirlerin
baktım yedekçilerim iplerimi bırakmış;
cırlak kızılderililer, nişan atmak için
hepsini soyup alaca direklere çakmış.
bana ne tayfalardan; umurumda değildi
pamuklar, buğdaylar, Felemenk ve ingiltere;
bordamda gürültüler, patırtılar kesildi;
sular aldı gitti beni can attığım yere.
med zamanları, çılgın çalkantılar üstünde,
koştum, bir çocuk beyni gibi sağır, geçen kış
adaların karalardan çözüldüğü günde.
yeryüzü böylesine allak bullak olmamış.
denize bir kasırgayla açıldı gözlerim;
ölüm kervanı dalgaları kattım önüme;
bir mantardan hafif, tam on gece, hora teptim:
bakmadım fenerlerin budala gözlerine.
çocukların bayıldığı mayhoş elmalardan
tatlıydı çam tekneme işleyen yeşil sular;
ne şarap lekesi kaldı, ne kusmuk, yıkanan
güvertemde; demir, dümen ne varsa tarumar.
o zaman gömüldüm artık denizin şi'rine,
içim dışım süt beyaz köpükten, yıldızlardan;
yardığım yeşil maviliğin derinlerine
bazen bir ölü süzülürdü, dalgın ve hayran.
sonra birden mavilikleri kaplar meneviş
ışık çağıltısında, çılgın ve perde perde,
içkilerden sert, bütün musikilerden geniş
arzu, buruk ve kızıl, kabarır denizlerde.
gördüm şimşekle çatlayıp yarılan gökleri,
girdapları, hortumu; benden sorun akşamı,
bir güvercin sürüsü gibi savrulan fecri.
insana sır olanı, gördüğüm demler oldu.
güneşi gördüm, alçakta, kanlı bir âyinde;
sermiş parıltısını uzun, mor pıhtılara.
eski bir dram oynuyor gibiydi, enginde,
ürperip uzaklaşan dalgalar, sıra sıra.
yeşil geceyi gördüm, ışıl ışıl karları;
beyaz öpüşler çıkar denizin gözlerine;
uyanır çın çın öter fosforlar, mavi, sarı;
görülmedik usareler geçer döne döne.
azgın boğalar gibi kayalara saldıran
dalgalar aylarca sürükledi durdu beni;
beklemedim Meryem'in nurlu topuklarından
kudurmuş denizlerin imana gelmesini.
ülkeler gördüm görülmedik, çiçeklerine
gözler karışmış, insan yüzlü panter gözleri
büyük ebemkuşakları gerilmiş engine,
morarmış sürüleri çeken dizginler gibi.
bataklıklar gördüm, geniş, fıkır fıkır kaynar;
sazlar içinde çürür koskoca bir ejderha,
durgun havada birdenbire yarılır sular,
enginler şarıl şarıl dökülür girdaplara.
gümüş güneşler, sedef dalgalar, mercan gökler;
iğrenç leş yığınları boz, bulanık koylarda;
böceklerin kemirdiği dev yılanlar düşer,
eğrilmiş ağaçlardan simsiyah kokularla.
çıldırırdı çocuklar görseler mavi suda
o altın, o gümüş, cıvıl cıvıl balıkları.
yürüdüm, beyaz köpükler üstünde, uykuda;
zaman zaman kanadımda bir cennet rüzgârı.
bazen doyardım artık kutbuna, kıtasına;
deniz şıpır şıpır kuşatır sallardı beni;
garip sarı çiçekler sererdi dört yanıma;
duraklar kalırdım diz çökmüş bir kadın gibi.
sallanan bir ada, üstünde vahşi kuşların
bal rengi gözleri, çığlıkları, pislikleri;
akşamları, çürük iplerimden akın akın
ölüler inerdi uykuya gerisin geri.
işte ben, o yosunlu koylarda yatan gemi
bir kasırgayla atıldım kuş uçmaz engine;
sızmışken kıyıda, sularla sarhoş; gövdemi
hanza kadırgaları takamazken peşine.
büründüm mor dumanlara, başıboş, derbeder,
delip geçtim karşımdaki kızıl semaları;
güvertemde cins şaire mahsus yiyecekler:
güneş yosunları, mavilik meduzaları.
koştum, benek benek ışıkla sarılı teknem,
çılgın teknem, ardımda yağız deniz atları;
temmuz güneşinde sapır sapır dökülürken
kızgın hunilere koyu mavi gök katları.
titrerdim uzaklardan geldikçe iniltisi
azgın Behemotların, korkunç Maelstromların.
ama ben, o mavi dünyaların serserisi
özledim eski hisarlarını Avrupa'nın.
yıldız yıldız adalar, kıtalar gördüm; coşkun
göklerinde gez gezebildiğin kadar, serbest.
o sonsuz gecelerde mi saklanmış uyursun
milyonlarla altın kuş, sen ey Gelecek Kudret.
yeter, yeter ağladıklarım; artık doymuşum
fecre, aya, güneşe; hepsi acı, boş, dipsiz,
aşkın acılığı dolmuş içime, sarhoşum;
yarılsın artık bu tekne, alsın beni deniz.
gönlüm Avrupa'nın bir suyunda, siyah, soğuk,
bir çukurda birikmiş, kokulu akşam vakti;
başında çömelmiş yüzdürür mahzun bir çocuk.
mayıs kelebeği gibi kağıt gemisini.
ben sizinle sarmaş dolaş olmuşum, dalgalar,
pamuk yüklü gemilerin ardında gezemem;
doyurmaz artık beni bayraklar, bandıralar;
mahkûm gemilerinin sularında yüzemem
çeviri: sabahattin eyüboğlu
okura not: şiirin arif dino çevirisi eyüboğlu'nu hayran bırakmıştır. lakin arif dino çevirisi hiç bi' zaman gün yüzüne çıkmadığından daha doğrusu arif dino yazmayı, yayınlamayı sevmediğinden sabahattin eyüboğlu'na adapte olduğu rivayet edilir.
ölü sularından iniyordum nehirlerin
baktım yedekçilerim iplerimi bırakmış;
cırlak kızılderililer, nişan atmak için
hepsini soyup alaca direklere çakmış.
bana ne tayfalardan; umurumda değildi
pamuklar, buğdaylar, Felemenk ve ingiltere;
bordamda gürültüler, patırtılar kesildi;
sular aldı gitti beni can attığım yere.
med zamanları, çılgın çalkantılar üstünde,
koştum, bir çocuk beyni gibi sağır, geçen kış
adaların karalardan çözüldüğü günde.
yeryüzü böylesine allak bullak olmamış.
denize bir kasırgayla açıldı gözlerim;
ölüm kervanı dalgaları kattım önüme;
bir mantardan hafif, tam on gece, hora teptim:
bakmadım fenerlerin budala gözlerine.
çocukların bayıldığı mayhoş elmalardan
tatlıydı çam tekneme işleyen yeşil sular;
ne şarap lekesi kaldı, ne kusmuk, yıkanan
güvertemde; demir, dümen ne varsa tarumar.
o zaman gömüldüm artık denizin şi'rine,
içim dışım süt beyaz köpükten, yıldızlardan;
yardığım yeşil maviliğin derinlerine
bazen bir ölü süzülürdü, dalgın ve hayran.
sonra birden mavilikleri kaplar meneviş
ışık çağıltısında, çılgın ve perde perde,
içkilerden sert, bütün musikilerden geniş
arzu, buruk ve kızıl, kabarır denizlerde.
gördüm şimşekle çatlayıp yarılan gökleri,
girdapları, hortumu; benden sorun akşamı,
bir güvercin sürüsü gibi savrulan fecri.
insana sır olanı, gördüğüm demler oldu.
güneşi gördüm, alçakta, kanlı bir âyinde;
sermiş parıltısını uzun, mor pıhtılara.
eski bir dram oynuyor gibiydi, enginde,
ürperip uzaklaşan dalgalar, sıra sıra.
yeşil geceyi gördüm, ışıl ışıl karları;
beyaz öpüşler çıkar denizin gözlerine;
uyanır çın çın öter fosforlar, mavi, sarı;
görülmedik usareler geçer döne döne.
azgın boğalar gibi kayalara saldıran
dalgalar aylarca sürükledi durdu beni;
beklemedim Meryem'in nurlu topuklarından
kudurmuş denizlerin imana gelmesini.
ülkeler gördüm görülmedik, çiçeklerine
gözler karışmış, insan yüzlü panter gözleri
büyük ebemkuşakları gerilmiş engine,
morarmış sürüleri çeken dizginler gibi.
bataklıklar gördüm, geniş, fıkır fıkır kaynar;
sazlar içinde çürür koskoca bir ejderha,
durgun havada birdenbire yarılır sular,
enginler şarıl şarıl dökülür girdaplara.
gümüş güneşler, sedef dalgalar, mercan gökler;
iğrenç leş yığınları boz, bulanık koylarda;
böceklerin kemirdiği dev yılanlar düşer,
eğrilmiş ağaçlardan simsiyah kokularla.
çıldırırdı çocuklar görseler mavi suda
o altın, o gümüş, cıvıl cıvıl balıkları.
yürüdüm, beyaz köpükler üstünde, uykuda;
zaman zaman kanadımda bir cennet rüzgârı.
bazen doyardım artık kutbuna, kıtasına;
deniz şıpır şıpır kuşatır sallardı beni;
garip sarı çiçekler sererdi dört yanıma;
duraklar kalırdım diz çökmüş bir kadın gibi.
sallanan bir ada, üstünde vahşi kuşların
bal rengi gözleri, çığlıkları, pislikleri;
akşamları, çürük iplerimden akın akın
ölüler inerdi uykuya gerisin geri.
işte ben, o yosunlu koylarda yatan gemi
bir kasırgayla atıldım kuş uçmaz engine;
sızmışken kıyıda, sularla sarhoş; gövdemi
hanza kadırgaları takamazken peşine.
büründüm mor dumanlara, başıboş, derbeder,
delip geçtim karşımdaki kızıl semaları;
güvertemde cins şaire mahsus yiyecekler:
güneş yosunları, mavilik meduzaları.
koştum, benek benek ışıkla sarılı teknem,
çılgın teknem, ardımda yağız deniz atları;
temmuz güneşinde sapır sapır dökülürken
kızgın hunilere koyu mavi gök katları.
titrerdim uzaklardan geldikçe iniltisi
azgın Behemotların, korkunç Maelstromların.
ama ben, o mavi dünyaların serserisi
özledim eski hisarlarını Avrupa'nın.
yıldız yıldız adalar, kıtalar gördüm; coşkun
göklerinde gez gezebildiğin kadar, serbest.
o sonsuz gecelerde mi saklanmış uyursun
milyonlarla altın kuş, sen ey Gelecek Kudret.
yeter, yeter ağladıklarım; artık doymuşum
fecre, aya, güneşe; hepsi acı, boş, dipsiz,
aşkın acılığı dolmuş içime, sarhoşum;
yarılsın artık bu tekne, alsın beni deniz.
gönlüm Avrupa'nın bir suyunda, siyah, soğuk,
bir çukurda birikmiş, kokulu akşam vakti;
başında çömelmiş yüzdürür mahzun bir çocuk.
mayıs kelebeği gibi kağıt gemisini.
ben sizinle sarmaş dolaş olmuşum, dalgalar,
pamuk yüklü gemilerin ardında gezemem;
doyurmaz artık beni bayraklar, bandıralar;
mahkûm gemilerinin sularında yüzemem
çeviri: sabahattin eyüboğlu
okura not: şiirin arif dino çevirisi eyüboğlu'nu hayran bırakmıştır. lakin arif dino çevirisi hiç bi' zaman gün yüzüne çıkmadığından daha doğrusu arif dino yazmayı, yayınlamayı sevmediğinden sabahattin eyüboğlu'na adapte olduğu rivayet edilir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar