gece ve aşk

Düğümler boğulur attığım her bir ilmikte. Kargalar dolanır tepesinde evimin. Üzmediğim her dost kancasını tuza batırıp da biner tepeme. Çünkü şeytanın en sevdiği sanattır mübalağa.
Kenara atılır ucuzluktan alınmış her bez parçası.
Ucuz aşklar da yığılır şehrin çöplüklerinde. Kedi tırmıkları olur erkeklerin yüzleri, kadınların kan yaşları yıkar şehri.
Kül rengine döner göğün yüzü.
Yaralara ilaç diye yanar gecenin bu vaktinde ışıklar. Her bir ampulde umutlar doğar, umutlar ölür.
Büyük sevinçlerle alınmış hediyelerse ilgi mahrumu.
Kalemler kutularında tükenir, sevgilinin kokusu yastığa siner, hararetli tartışmalar uykuya dalar.
Kurumaya bırakılmış çamaşırlar arasında yerini alır gözyaşıyla ıslanmış yastık kılıfları.
Yorgan; istenmeyen olur sevişen çiftlerin yatağında.

- Ve ben toyum, alışamadım üzülmeye. Hala kırılıyorum, hala üzüntümü uykuyla unutamıyorum, hala küçük kız çocuğu kalbimi büyütemiyorum. Hala...
Kanatlarımı duvarlara çarparım, al yanaklarımı utançla saklarım, ben bu düzen içinde çıbanım, batarım.

- Ve sen...
Sen, bir başka yazının kahramanı olmalısın. Çünkü;
Terk edilmiş çorapların başucuna fırlatılmış, masanın üzeri dağınık, ellerin sıcak koynunda...
Ayakların, kıvrılmış bacaklarının takipçisi.
Yine çıkarıp atmışsın kıyafetlerini, yorgunluğun emin ol geçici.
Hallerimiz benzemiyor şimdi birbirine, rahatına değmesin sivri uçlu kalemim! iyi geceler sana.

Ben; güneşi suya değdirmeye, dağların çiy damlalarıyla ağlamalarını görmeye, gözyaşlarımı annemin ellerinde dindirmeye gidiyorum.
Geceye ağır gelir küsmelerim, nazımı kendim bile çekemem, kararlılığımı görme şaşarsın!
© copyright 2005 - 2026