bugün
- 29 ekim 2026 aliyev'in türkiye'ye gelmemesi15
- insan doğuştan iyi midir13
- onaya ihtiyaç duymadan değerli hissedebilmek3
- ince çorap giyip üşümüyorum ama diyen bayan5
- papatya çayı içen erkek7
- nervio'nun başkalarının fotoğrafını paylaşması12
- nutellayı memelerine sürüp ikram eden kız4
- gecenin şarkısı12
- kafede kış çayı içen erkek2
- sirenlerle değil fatihalarla andığımız atamız2
- ismet inönü6
- 29 ekim cumhuriyet bayramı17
- hoyrat gecelerde bazen anüs koklamak istersin8
- her gece onun fotoğrafına baktıktan sonra yatmak4
- burak çelik2
- ölmüş birinin fotoğraflarına bakmak5
- kapadokya da çökme sonucu iki kişinin ölmesi6
- sultan abdülhamid han3
- sözlükte 1 63 den uzun hanımefendi yazar olmaması7
- mustafa sarıgül'ün berberle ilşkisi çıkması3
- sözlüğün içler acısı hali ve zavallı yazarlar3
- reptilian3
- sözlük kızları fotoğraf çekmesin kampanyası3
- tv 4 te anayurt oteli var2
- jeffrey epstein5
- anın görüntüsü15
- ne diyon garı2
- meyve tabağı3
- ismet gurbuz 20242
- alzheimer günlüğü7
- yeni bir erkekle tanışmak istememek3
- kasımda aşk başkadır diyen kız4
- kadın ayağının da meme kadar güzel olması2
- apo çıkarsa ulusalcılar ne yapacak9
- ekşi sözlük toplu yazar alımı8
- bir adaya düşsek6
- şiddetli anksiyete bozuklukları2
- kapadokyada peri bacası çöktü7
- gunluklerim aylik olmus yarragi olan adam olması2
- ese dezze7
- özgü namal2
- sözlükte 1 60 boyundaki tatlı ve kaslı kız5
- sinem dedetaş8
- sözlük at hırsızlarının fotoğrafları6
- yarragi olan adam5
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı21
- ladino2
- nervio niye sesini atmıyor sorunsalı3
- mahmud abbas3
- ayakçı erkek5
lars von trier'in başyapıtı. emily watson'ın ne kadar önemli bir oyuncu olduğunun belgesi niteliğindeki film. trier'in diğer filmlerinden de aşina olduğumuz -kadrolu- oyuncularından stellan skarsgard, jean-marc barr ve udo kier de çok iyi performanslarla yerlerini alırlar bu başyapıtta. katrin cartlidge ise, filme ayrı bir tad katar. trier, yönetmenlikle sınırlı kalmaz, senaryosuna da el atar filmin.
--spoiler--
emily watson'ın canlandırdığı gelgit akıllı, saf bess'in tanrıyla konuşmaları ve sesini kalınlaştırarak tanrı ona karşılık veriyormuş gibi kendi kendine yarattığı tek kişilik diyaloglar, stellan skarsgard'ın emily watson'dan aşağı kalmayan performansı, trier'in omuz kamerası taktiğiyle adeta karakterlerin içine girerek filme muazzam bir samimiyet ve inandırıcılık katması, puslu görüntüler, breaking the waves'i unutulmazlar arasına sokar.
filmin kurgusu da çok ilgi çekicidir. bölümlere* ayrılan filmde, her bölümün başında, son derece çarpıcı parçalar eşliğinde, harika tablolara benzeyen fotoğrafımsı, ancak yine de hareketli ve estetik görüntüler sunar bize, trier. bu arada, bu birbirinden güzel parçalardan oluşan muhteşem de bir soundtrack'i bulunur filmin. üç saate yakın bir süre içinde, bir bölümden diğerine geçerken, suzanne'den, child in time'a, in a broken dream'e kadar birbirinden güzel şarkıları dinleme fırsatı buluruz.
lars von trier, yine her zamanki karamsarlığıyla bunalıma girmemizi sağlar. depresif bir ilerlemeyle sürüklediği filmi, kabus gibi bir sonla bitirir, ancak sanki o da bu kadar acıklı olmasına dayanamaz ve gökyüzünden çalan 'ilahi' çanları gösterir filmin sonunda.
genel anlamda filme baktığımızda, bence filme en büyük katkı, emily watson'ın dört dörtlük -hatta daha da fazlası- oyunculuğu tarafından yapılır. filmde en dikkat edilmesi gereken de, emily watson'ın muhteşem performansıdır. onun bu olağanüstü performansı, trier de başta olmak üzere, filmde yer alan herkesin -oldukça iyi olan performansını- gölgede bırakır.
kanımca, en etkileyici sahne; bess'in*, tek başına, yağmur altında, sırılsıklam, kayaların üzerinden, denize doğru son gücüyle çığlıklar attığı sahnedir.
--spoiler--
emily watson'ın canlandırdığı gelgit akıllı, saf bess'in tanrıyla konuşmaları ve sesini kalınlaştırarak tanrı ona karşılık veriyormuş gibi kendi kendine yarattığı tek kişilik diyaloglar, stellan skarsgard'ın emily watson'dan aşağı kalmayan performansı, trier'in omuz kamerası taktiğiyle adeta karakterlerin içine girerek filme muazzam bir samimiyet ve inandırıcılık katması, puslu görüntüler, breaking the waves'i unutulmazlar arasına sokar.
filmin kurgusu da çok ilgi çekicidir. bölümlere* ayrılan filmde, her bölümün başında, son derece çarpıcı parçalar eşliğinde, harika tablolara benzeyen fotoğrafımsı, ancak yine de hareketli ve estetik görüntüler sunar bize, trier. bu arada, bu birbirinden güzel parçalardan oluşan muhteşem de bir soundtrack'i bulunur filmin. üç saate yakın bir süre içinde, bir bölümden diğerine geçerken, suzanne'den, child in time'a, in a broken dream'e kadar birbirinden güzel şarkıları dinleme fırsatı buluruz.
lars von trier, yine her zamanki karamsarlığıyla bunalıma girmemizi sağlar. depresif bir ilerlemeyle sürüklediği filmi, kabus gibi bir sonla bitirir, ancak sanki o da bu kadar acıklı olmasına dayanamaz ve gökyüzünden çalan 'ilahi' çanları gösterir filmin sonunda.
genel anlamda filme baktığımızda, bence filme en büyük katkı, emily watson'ın dört dörtlük -hatta daha da fazlası- oyunculuğu tarafından yapılır. filmde en dikkat edilmesi gereken de, emily watson'ın muhteşem performansıdır. onun bu olağanüstü performansı, trier de başta olmak üzere, filmde yer alan herkesin -oldukça iyi olan performansını- gölgede bırakır.
kanımca, en etkileyici sahne; bess'in*, tek başına, yağmur altında, sırılsıklam, kayaların üzerinden, denize doğru son gücüyle çığlıklar attığı sahnedir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar