bugün
- ota boka devşirme diyen hırto27
- true nickli namussuz yazar15
- yunanlıların yağlı güreşi çalmaları11
- bir sarma yapmışım7
- köylü olan ailemden utanıyorum12
- alınmış en ağır cevap4
- iyi sevişen erkeğe aşık olunur mu15
- sabah nasıl uyanıyorsunuz6
- kadınlar neden iyi sevişen erkekleri terk edemez3
- üstteki yazara bir hayat tavsiyesi bırak16
- giresun çocuğuyum her yerde sevişirim4
- yalnızken yapılan saçmalıklar3
- türkan saylan7
- pkklı cenazesi bombalamak4
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız40
- fetö nün siyasi ayağı19
- ateistlerin nursuz olması13
- daşşakları vantilatöre doğrultmak2
- heves3
- umudu yeşerten bazı detaylar3
- türkiye'nin en güvenilir siyasetçileri9
- fırının başında beklemek4
- yeniçeriye özenmek2
- böceklerin tek tabanca gezmesi5
- kürtlerin tekelinde olan meslekler13
- kadın çantasında olmazsa olmaz üç şey3
- tabiatındaki dengesizliği maharetle kullanmak6
- galette4
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı9
- ahbap18
- giresun çocuğu5
- testo taylan2
- yurtdışında arap mısın diye sorulması12
- kezolara duyduğum ateşli ilgi5
- fabrikadan çıkmış yazarlar5
- ıssız adaya düşerken yanına ilk kendini almak2
- heves eden yol alir2
- belinde kelebek dövmesi olan yazarlar12
- kemalim yapmaz öyle şey7
- haluk levent'e bile devletten daha çok güvenmek10
- anın görüntüsü20
- dünya yılanlar günü2
- karışık kızartma10
- yurtdışında hintli misin diye sorulması9
- borsa istanbul2
- testo taylan true ziyareti5
- 15 temmuz 2026 ingiltere arjantin maçı37
- sinir bozucu şeyler20
- cookie3
- köpekten daha murdar yuzır3
filmi izledikten sonra sözlüklerde film hakkında yazılanları okudum. iyi ki filmi izledikten sonra okumuşum, yoksa katiyyen izleme zahmetine katlanmazdım... film hakkında söylenecek çok şey var tamam, dopdolu bir film ama "mükemmel","kusursuz", "hayatımı değiştirdi" gibi yorumlar nedense bana çok yapmacık geliyor... bir kere filmin çok ağır olduğunu düşünenlere katılmıyorum, aksine yönetmen lokma lokma vermiş vereceğini, insanın boğazına tıkmıyor. sahnelere çok fazla takılıp ne demek istediğini anlamaya çalışmak nafile, çünkü anlatmak istediği şeylerin üzerine öyle uzun uzun bastırmış ki, kalan ayrıntıları tamamen izleyicinin çağrışımlarını tetiklemek için serpiştirmiş gibi...
kirli ve renksiz medeniyetten uzaklaşıp bölgenin sınırına geldiklerinde görüntü renklenir, kullandıkları araçtan inerler... alabildiğine yeşil bir manzaranın içinde yıkık dökük bir kaç elektrik direğini ve harabe olmuş bir arabayı hemen gözümüze sokar yönetmen... doğanın, "bölge" de medeniyete karşı kazandığı zaferi görürüz burada, tren raylarının arasından boy boy otlar yükselmiştir... aynı zaferi tamamen yıkılmış bir binanın geride kalan zemininden akan suyun altında kalan harabe eşyaları ağır ağır zihnimize işlerken de görüntüler; bozuk paralar, isa figürleri, mekanik aletler, bir otomatik tüfek, dikenli tel, takvim yaprağı vs..vs.. hepsi doğada gömülüp kalmıştır ve umud oradadır, "bölge"de... insanlığın gidişatını gösterir bize, "bölgenin kuralları" aslında "doğanın kuralları"dır -yazar bir otu çekiştirdiğinde stalker kızar ve yerden aldığı demir çubuğu fırlatır yazara, ondan bölgeye saygı duymasını ister- ve insanoğlu kibirli yaşamsal çelişkilerini ve saçma bilimsel icadlarını bir yana bırakıp varoluşunu doğada aramadığı sürece onlar için bir gelecek yoktur... bu yüzden umud, günümüz medeniyetinin barınamadığı ve kurallarının geçersiz kaldığı "bölgede"...
stalker şöyle der; "izin ver planlanan her şey gerçekleşsin. inanmalarına izin ver. ve tutkularına gülmelerine izin ver. çünkü onların tutku dediği, gerçekte duygusal bir enerji değil, ruhları ve dış dünya arasında bir sürtüşmedir... ve en önemlisi, kendilerine inanmalarına izin ver. izin ver çocuklar gibi çaresiz olsunlar. çünkü güçsüzlük muhteşem bir şeydir ve güç, hiçbir şey... insan doğduğunda güçsüz ve uysaldır, öldüğünde ise katı ve duyarsız... bir ağaç büyürken hassas ve esnektir, ama kuruduğunda ve sertleştiğinde ölür.sertlik ve güç, ölümün refakatçısıdırlar... uysallık ve güçsüzlük, varlığın ve canlılığın dışa vurumlarıdır... çünkü katılaşan hiçbir zaman kazanmaz..." bu monologda tarkovski kendi dileğini dile getiriyor filmin ortasında...
fakat sanatı ve bilimi yadsımıyor tarkovski, yolculuk boyunca en önden hep onlar ilerliyorlar; tek istediği sadece "bölge" ye karşı daha duyarlı olmaları... zira iki yolcu da tehlikeli durumlarla karşılaştıkları halde başlarına kötü bir şey gelmiyor. fakat bir zaman ikisi de bölgeye ve stalker a zarar vermeye niyetleniyorlar...
dolu dolu film, fena değil... daha iyi de olabilirdi... daha iyisi yapılabilir...
söylenecek daha çok şey var ama zaten ekşisözlük de uzun uzun yazmışlar... hatta ısrarla aynı şeyleri yazmışlar, merak eden ordan okusun...
bir de daha filmi izlememişken bu yazıyı okuyorsanız, allah da sizi davul etsin başka sözüm yok...
kirli ve renksiz medeniyetten uzaklaşıp bölgenin sınırına geldiklerinde görüntü renklenir, kullandıkları araçtan inerler... alabildiğine yeşil bir manzaranın içinde yıkık dökük bir kaç elektrik direğini ve harabe olmuş bir arabayı hemen gözümüze sokar yönetmen... doğanın, "bölge" de medeniyete karşı kazandığı zaferi görürüz burada, tren raylarının arasından boy boy otlar yükselmiştir... aynı zaferi tamamen yıkılmış bir binanın geride kalan zemininden akan suyun altında kalan harabe eşyaları ağır ağır zihnimize işlerken de görüntüler; bozuk paralar, isa figürleri, mekanik aletler, bir otomatik tüfek, dikenli tel, takvim yaprağı vs..vs.. hepsi doğada gömülüp kalmıştır ve umud oradadır, "bölge"de... insanlığın gidişatını gösterir bize, "bölgenin kuralları" aslında "doğanın kuralları"dır -yazar bir otu çekiştirdiğinde stalker kızar ve yerden aldığı demir çubuğu fırlatır yazara, ondan bölgeye saygı duymasını ister- ve insanoğlu kibirli yaşamsal çelişkilerini ve saçma bilimsel icadlarını bir yana bırakıp varoluşunu doğada aramadığı sürece onlar için bir gelecek yoktur... bu yüzden umud, günümüz medeniyetinin barınamadığı ve kurallarının geçersiz kaldığı "bölgede"...
stalker şöyle der; "izin ver planlanan her şey gerçekleşsin. inanmalarına izin ver. ve tutkularına gülmelerine izin ver. çünkü onların tutku dediği, gerçekte duygusal bir enerji değil, ruhları ve dış dünya arasında bir sürtüşmedir... ve en önemlisi, kendilerine inanmalarına izin ver. izin ver çocuklar gibi çaresiz olsunlar. çünkü güçsüzlük muhteşem bir şeydir ve güç, hiçbir şey... insan doğduğunda güçsüz ve uysaldır, öldüğünde ise katı ve duyarsız... bir ağaç büyürken hassas ve esnektir, ama kuruduğunda ve sertleştiğinde ölür.sertlik ve güç, ölümün refakatçısıdırlar... uysallık ve güçsüzlük, varlığın ve canlılığın dışa vurumlarıdır... çünkü katılaşan hiçbir zaman kazanmaz..." bu monologda tarkovski kendi dileğini dile getiriyor filmin ortasında...
fakat sanatı ve bilimi yadsımıyor tarkovski, yolculuk boyunca en önden hep onlar ilerliyorlar; tek istediği sadece "bölge" ye karşı daha duyarlı olmaları... zira iki yolcu da tehlikeli durumlarla karşılaştıkları halde başlarına kötü bir şey gelmiyor. fakat bir zaman ikisi de bölgeye ve stalker a zarar vermeye niyetleniyorlar...
dolu dolu film, fena değil... daha iyi de olabilirdi... daha iyisi yapılabilir...
söylenecek daha çok şey var ama zaten ekşisözlük de uzun uzun yazmışlar... hatta ısrarla aynı şeyleri yazmışlar, merak eden ordan okusun...
bir de daha filmi izlememişken bu yazıyı okuyorsanız, allah da sizi davul etsin başka sözüm yok...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar