bugün
- kuran da namazın olmaması19
- bir ayet reddedince dinden çıkmak11
- arkadaşın karısının at gibi olması7
- 31 yaşında bakire olan kız7
- seni öldürmeyen şey seni güçlendirir4
- ehli sünnet hocalar10
- 9 temmuz 2026 fransa fas maçı11
- atatürk'ün abartılmış bir lider olması11
- sabah gözünü kahve sigarayla açanlar13
- hiç kimsenin hiçbir şeyi olmamak4
- evli olup sözlükte erkek arayan kadınlar3
- otomatik portakal alex piçi2
- iş arkadaşlığı5
- huzur islamda9
- yanlışlıkla döl fışkırtmak5
- hep sinirli yazarlar7
- arabesk7
- mandacı menderes4
- uff diye üzülen erkek6
- cupra2
- sözlükteki teyzeler defolsun lütfen12
- sözlüğe bedenini atan kadın güzelliği4
- metrobüse binecek kızlara tavsiyeler6
- deniz göktaş'ın gösterisine erişim engeli5
- kalça ellemek3
- kavanoz kapağını açamamak4
- iç güveysi gidecek kadar aşağılık bir erkek olmak5
- arda güler2
- dna sı bozuk olan insan3
- youtube müslümanı3
- otopark girişine araba bırakan kişi3
- en tehlikeli kadın tipi2
- döner3
- iz bırakan kitap cümleleri3
- sevgiliyi 10 seneden beri görmemek3
- karımın ayaklarını yıkarım2
- götü güzel olan kız6
- hanımın yatakta seni gidi azgın köpek demesi2
- saraca finch house21
- giorgia meloni3
- ayet indirilen dönem5
- sözlükteki ezik kompleksi2
- macron koşacak diye park kapatan akepe35
- kendi ses kaydını dinleyince hissedilen o his2
- trump'ın f35 hakkında henüz karar vermedim demesi5
- alkolsüz bira içen müslüman6
- gurbetçilerin dövizle askerlik fiyatına isyanı4
- göbekli tepe6
- closer3
- birinin seni sevdiğini zannetmek2
dört duvar var. kare plan. duvarların renginde oynama yapmak istedim. biraz koyu olacak, biraz da kırmızı. oturma odası ölçeğinde duvarları koyu kırmızı, kare planlı bir odadayım. ışık almasını istiyorum odanın. bu yüzden pencere açıyorum karşı duvara. hacim ferahladı şimdi. bir tabure koydum ortaya. üstümde bir tişört, altımda bir pantolon. ayaklarım çıplak. yer soğuk değil. elime bir saksafon aldım. üflüyorum. yankı yapıyor. kontrolsüz bir yankı bu. ayarlamam lazım. mekanın boyutlarıyla oynuyorum. büyütüyorum biraz daha. duvarlar birbirine paralel olduğunda vurgusal yankı olabilir. bu sebeple paralelliği bozdum. şimdi mekan ileri doğru genişliyor. iki duvar hala paralel birbirine, iki tanesi de paralel değil. duvarların rengi görsel algılama için önemli, sese bir etkisi olduğunu düşünmüyorum. çalana etkisi var tabi ancak teknik olarak bir etkinin söz konusu olmadığı kanaatindeyim. kare planı da bozdum. şimdi mekanım yamuk halini aldı. saksafona üflüyorum. daha güzel bir ses tınladı şimdi. bir kaç eksiği var hala mekanın. yansıtıcı yüzeyler koymak gerekiyor. duvarları gözenekli malzemelerle de kaplamak lazım. baslar, tizler belli bir ahenk ile salınmalı mekanda. şimdi yamuk planlı, koyu kırmızı gözenekli malzemeyle kaplanmış duvarlı, yansıtıcı yüzeyleri taşıyan tavanlı bir mekan içindeyim. karşı duvarda pencere var. ışık geliyor oradan. fonskiyonel bir çözüm ama sese olumsuz etkisi var. pencereyi kaldırdım. yapay olarak aydınlatılıyor mekan. bunun için armatür gerekli. estetik girmeye başladı işin içine. mekanla uyumlu olmasını istiyorum aydınlatma aygıtlarının. yer kaplaması da önemli. sesi emecek onlar. renkleri duvarların renkleri, tavanın rengi, aydınlatma elemanlarının rengi... saksafonun yanına davul gerek bir tane ya da bas gitar. tonlar önemli. midler, tizler, baslar... hepsini test etmek istiyorum. bir orkestra kurabilirim. hepsini kendim de teker teker deneyebilirim...
do...
re...
düm... tek... tek...
test ettim. karmaşık bir fonskiyon var mekanda. çok şey düşünülmeli. renkten, malzemeye kadar her şeyin icracı üzerine etkisi var. dinleyici üzerine de etkisi var. fonskiyonel mekan kurgulandı. müzik yapılabilir. müzik dinlenebilir.
müzisyen var. karar sesi la olan bir parçada ilerliyor. bas gitarist bu müzisyen. uzun süredir müzisyen. bir çok festivalde, albümde çalmış. dört telli bir foderası var. tonu muazzam. önemli tonmeisterler ile çalışmış. müziğe hakim. parmaklarını hala günde en az dört saat bu iş ile meşgul ediyor. dört dörtlük bir parça çalıyorlar. la vuruyor sürekli. tansiyona göre oktavında vuruyor. yalnız bir hali var, sadece la vuruyor. gamın içinde dolaşmıyor. ona sorulduğunda ''parça bunu istiyor, bu yeterlidir.'' dedi.
dört duvar var. duvarları boyamak niyetinde. etkilendiği ressamlar, akımlar var. kafasında binbir türlü plan... tablolar olacak duvarda. geri kalan boşluklar farklı renkler ile boyanacak. nedenini bilmiyor, ama o renkleri görmek istiyor. renk cümbüşü olmalı mekanda. kare planlı bir oda bu. ışık alması lazım. karşı duvara bir pencere açıyor. küçük bir pencere bu. 6 tane dikine 4 tane enine doğrama, arası cam... perde lazım, ışığı içeri almamak için. fırfırlı, dantelli, ince işçilikli bir perde getirdi. astı. güzel durduğuna kanaat getirdi. bir tabure koydu odanın ortasına. vazgeçti. kaldırdı tabureyi. bir koltuk koydu. rengini seçti. üzerine kirlenmesin diye örtü serdi. bir tane daha koltuk aldı karşısına koydu. özenle boyadığı duvarların bir kısımlarını kapattı koltuklar. ortaya bir tabure koydu tekrar. sonra kaldırdı, daha iyi işlenmiş bir mobilya getirdi. sehpa deniyor buna. üzerinde oymacılıktan mütevellit desenler olan bir sehpa bu. bacakları düz de gelmiyor. yılan gibi kıvrılarak iniyor. koltukların kolçakları, bacakları da öyle. halı var. el ile işlenmiş. binbir farklı renk, desen var üzerinde. pahalı bir şeye benziyor. altın varaklı saraylara layık bir ayna duruyor duvarda. duvarın bir kısmı daha kapandı böylelikle. victoria devrinden kalma iki köşe lambası koydu koltukların yanına. televizyon, televizyon kumandası, uydu reciever'ı, uydu reciever kumandası da var mekanın içinde. bas gitar var bir de. koltuklardan birine oturdu. üzerinde gömlek var, yakaları kalkık. ince kravat var. altında kaliteli kumaş bir pantolon. cilalı simsiyah ayakkabıları ile oturuyor mekanda. bas gitarı eline aldı. televizyonu açtı. bir kanalda müteşabih bir mekanda kaydedilmiş bir parça çalmaya başladı. yamuk planlı, koyu kırmızı gözenekli malzemeyle kaplanmış duvarlı, yansıtıcı yüzeyleri taşıyan tavanlı bir mekanda müzik yapılıyor. üzerinde tişört, altında pantolon, ayakları çıplak bir basçı var müziğin içinde. parçanın karar sesi la. belli bir metronomla la'ya basmaktan başka bir iş yapmayan bir basçı dinlerken buldu kendini. elindeki bas gitar ile la üzerinde türlü gamlar ilerledi. slapler yaptı, groovelaştırdı parçayı. parmakları çok hızlı akıyor klavye üzerinde. ayakları çıplak basçıdan çok daha hızlı parmakları var şu anda. çıplak ayaklıdan çok daha iyi basçı olduğuna inanıyor. yalnız odada çok eşya var. ses çok yutuluyor. camı açtı, dışarıdan ses geliyor şimdi. kapadı tekrar. televizyondaki mekanın duvarları gözüne takıldı. koyu kırmızı duvarlar... kendi duvarlarına baktı. tablolar... müzikal hissiyat uyandırmasa da seviyor onları. perdeleri de şık. gitar riffleri de... yalnız fazla eşya var. fazla motif var. fazla desen, fazla renk... o da fazla çalıyor zaten.
duvar yok. zifiri bir sessizlik var. nota var. üstüm başım çıplak şimdi. ses tellerim var. bas ve tizlerim. beyaz bir renk hakim bulunduğum yere. içinde her rengin olduğunun idrakindeyim, görmek istediğimi görebiliyorum. sessizliğin karar sesini algıladım. ses tellerimi titreştirmeye başladım şimdi. baslar, midler ve tizler sıra sıra, kimi zaman aynı anda çıkıyorlar gırtlağımdan. yankı var uzaklarda bir yerlerde. öyle bir yerde ki ama, teknik hesaplamalar ile başa çıkmak zorunda değilim onunla. gelmesi gerektiği için geliyor. çıplak vücudumdan çıkan çırılçıplak sesim ile başlattığım icrayı tamamlar nitelikte. bir kusur değil şimdi yankı müzik için. bilakis, yardımcı oluyor. çünkü ruh bunu istiyor. ses tellerimi, mekansızlığı ve de kulaklarımda yankılanan her ne ise onu.
do...
re...
düm... tek... tek...
test ettim. karmaşık bir fonskiyon var mekanda. çok şey düşünülmeli. renkten, malzemeye kadar her şeyin icracı üzerine etkisi var. dinleyici üzerine de etkisi var. fonskiyonel mekan kurgulandı. müzik yapılabilir. müzik dinlenebilir.
müzisyen var. karar sesi la olan bir parçada ilerliyor. bas gitarist bu müzisyen. uzun süredir müzisyen. bir çok festivalde, albümde çalmış. dört telli bir foderası var. tonu muazzam. önemli tonmeisterler ile çalışmış. müziğe hakim. parmaklarını hala günde en az dört saat bu iş ile meşgul ediyor. dört dörtlük bir parça çalıyorlar. la vuruyor sürekli. tansiyona göre oktavında vuruyor. yalnız bir hali var, sadece la vuruyor. gamın içinde dolaşmıyor. ona sorulduğunda ''parça bunu istiyor, bu yeterlidir.'' dedi.
dört duvar var. duvarları boyamak niyetinde. etkilendiği ressamlar, akımlar var. kafasında binbir türlü plan... tablolar olacak duvarda. geri kalan boşluklar farklı renkler ile boyanacak. nedenini bilmiyor, ama o renkleri görmek istiyor. renk cümbüşü olmalı mekanda. kare planlı bir oda bu. ışık alması lazım. karşı duvara bir pencere açıyor. küçük bir pencere bu. 6 tane dikine 4 tane enine doğrama, arası cam... perde lazım, ışığı içeri almamak için. fırfırlı, dantelli, ince işçilikli bir perde getirdi. astı. güzel durduğuna kanaat getirdi. bir tabure koydu odanın ortasına. vazgeçti. kaldırdı tabureyi. bir koltuk koydu. rengini seçti. üzerine kirlenmesin diye örtü serdi. bir tane daha koltuk aldı karşısına koydu. özenle boyadığı duvarların bir kısımlarını kapattı koltuklar. ortaya bir tabure koydu tekrar. sonra kaldırdı, daha iyi işlenmiş bir mobilya getirdi. sehpa deniyor buna. üzerinde oymacılıktan mütevellit desenler olan bir sehpa bu. bacakları düz de gelmiyor. yılan gibi kıvrılarak iniyor. koltukların kolçakları, bacakları da öyle. halı var. el ile işlenmiş. binbir farklı renk, desen var üzerinde. pahalı bir şeye benziyor. altın varaklı saraylara layık bir ayna duruyor duvarda. duvarın bir kısmı daha kapandı böylelikle. victoria devrinden kalma iki köşe lambası koydu koltukların yanına. televizyon, televizyon kumandası, uydu reciever'ı, uydu reciever kumandası da var mekanın içinde. bas gitar var bir de. koltuklardan birine oturdu. üzerinde gömlek var, yakaları kalkık. ince kravat var. altında kaliteli kumaş bir pantolon. cilalı simsiyah ayakkabıları ile oturuyor mekanda. bas gitarı eline aldı. televizyonu açtı. bir kanalda müteşabih bir mekanda kaydedilmiş bir parça çalmaya başladı. yamuk planlı, koyu kırmızı gözenekli malzemeyle kaplanmış duvarlı, yansıtıcı yüzeyleri taşıyan tavanlı bir mekanda müzik yapılıyor. üzerinde tişört, altında pantolon, ayakları çıplak bir basçı var müziğin içinde. parçanın karar sesi la. belli bir metronomla la'ya basmaktan başka bir iş yapmayan bir basçı dinlerken buldu kendini. elindeki bas gitar ile la üzerinde türlü gamlar ilerledi. slapler yaptı, groovelaştırdı parçayı. parmakları çok hızlı akıyor klavye üzerinde. ayakları çıplak basçıdan çok daha hızlı parmakları var şu anda. çıplak ayaklıdan çok daha iyi basçı olduğuna inanıyor. yalnız odada çok eşya var. ses çok yutuluyor. camı açtı, dışarıdan ses geliyor şimdi. kapadı tekrar. televizyondaki mekanın duvarları gözüne takıldı. koyu kırmızı duvarlar... kendi duvarlarına baktı. tablolar... müzikal hissiyat uyandırmasa da seviyor onları. perdeleri de şık. gitar riffleri de... yalnız fazla eşya var. fazla motif var. fazla desen, fazla renk... o da fazla çalıyor zaten.
duvar yok. zifiri bir sessizlik var. nota var. üstüm başım çıplak şimdi. ses tellerim var. bas ve tizlerim. beyaz bir renk hakim bulunduğum yere. içinde her rengin olduğunun idrakindeyim, görmek istediğimi görebiliyorum. sessizliğin karar sesini algıladım. ses tellerimi titreştirmeye başladım şimdi. baslar, midler ve tizler sıra sıra, kimi zaman aynı anda çıkıyorlar gırtlağımdan. yankı var uzaklarda bir yerlerde. öyle bir yerde ki ama, teknik hesaplamalar ile başa çıkmak zorunda değilim onunla. gelmesi gerektiği için geliyor. çıplak vücudumdan çıkan çırılçıplak sesim ile başlattığım icrayı tamamlar nitelikte. bir kusur değil şimdi yankı müzik için. bilakis, yardımcı oluyor. çünkü ruh bunu istiyor. ses tellerimi, mekansızlığı ve de kulaklarımda yankılanan her ne ise onu.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar