bugün
- nervio'ya evlenme teklif etmek26
- sinemada yiyişen sevgililer7
- nervio abla13
- birbiriyle çiftleşecek uludağ sözlük yazarları12
- hoppidi hoppidi zıplayan ayak gifleri veritabanı4
- ayak sevecek kadar abaza olmak8
- instagram da artan erotizm sebebi6
- dudaktan öpüşmek neden seksle bağlantılı7
- sözlükteki gizli geyi ifşalıyorum12
- kuru amlı9
- kitap okumanın hiçbir faydasının olmaması19
- ümit kocasakal20
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği3
- nervio tarzı entry girmek24
- nişanlının annesine anne diyememe sorunsalı4
- ayağa boşmalmak9
- galatasaray'ın fenere koyması normalleşmesi4
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı73
- uyuyan çocuğu uyandırmak2
- son buluşmada hesabı kim öder5
- french kiss yapamayan erkek5
- başlayabilmek3
- şemsiye taşıyan erkekte gizli eşcinsellik vardır6
- ayakçı ve patici yazarlar derneği6
- at suratlı kadın4
- sokum2
- kamos4
- çetik örebilen sözlük kızı3
- seri oylayınca hoşlanıyor sanan tipler6
- ilk buluşmada hesabı kim öder7
- mersin7
- çiftleşen yazarlar bana mesaj atsın3
- kate nash2
- güney kore34
- hobbit ayaklı kız sevgili2
- medeniyeti yabancı dil sanmak2
- kızıl kmerler4
- yanında lipstick taşımayan yollu erkek6
- baş ayakçı4
- yazarların sözlükten kaçması5
- iyi ingilizce konuşamayan yazar sözlükten atılmalı2
- kadın dediğin şakk diye masaya ayağını vuracak4
- öksürmekten uyuyamamak5
- yağmur yağarken 1 60 lık kucaklayıp koşmak4
- fabrikator saim bey3
- vazallı sözlük yazarları2
- yunanistan5
- 21 ekim 2026 sporting lizbon lask linz maçı2
- avlusu olan ev2
- from gold from dust35
"türklerin ürettiği, üretimi ile tüketimi arasında en çok vakit geçen ürün nedir?" diye sordu, çok tepelerde, ceo olmasına ramak kalmış bir yöneticimiz, şarap yüzünden hafiften çakırkeyf olmaya başladığım iş yemeğinde, benim de bulunduğum yuvarlak masaya. hepimiz düşünmeye başladık, "pastırma" dedi biri, biri "kımız" olduğunu iddia etti, "turşu" diyen oldu, "kurutulmuş domates" cevabını veren ertesi gün işten çıkarıldı. düşündüm, olsa olsa bir içki olabilirdi bu, "şarap" dedim. elini sırtıma götürdü, "hem doğru, hem yanlış" dedi. kafam karıştı, "şimdi işten mi atılıyorum, yoksa terfi mi ediyorum" diye düşündüm. "biz türkler uzun vadeli plan yapamıyoruz" dedi, "bunu düzeltmemiz lazım", konuyu açmasını isteyenler oldu masadan, güldü "düşünün bunun üstüne" dedi.
düşündüm, haklıydı gerçekten, ingiliz mesela bir viski üretiyordu, "bunu 40 yıl meşe fıçıda bekleteyim, sonra içeyim" diyordu, ya da üretimciyse, "oğullarım satar" diyordu. ünlü enstrüman üreticileri, ahşap alıyor, onu bekletmeye başlıyor, 100-200 sene sonra ondan enstrüman yapıyordu, bunu planlarken diyordu ki, "şimdi şu kadar ton ağaç koysam, torunum, bunlardan şu kadar keman üretir". oysa biz öyle miydik, ağacı daha keserken, telleri geçirip çalmaya başlıyorduk sazımızı. deli dolu bi millettik, plansız, programsızdık. zaten başımıza ne geldiyse yıllardır bu yüzden geldi. ortadoğu planları vardı diğer ülkelerin, boru hattı planları, zeitgeist'ta anlatılan büyük planları ya da, oysa biz çılgın türklerdik.
bu konuşma aslında, proje yönetimi ve planlama konulu bir tartışma sırasında patlamıştı, proje planına neden uyulamıyordu, neden türkiye'den başarılı proje yöneticileri çıkmıyordu, bunlar tartışılıyordu. ama ben artık içtiğim süpersonik şarabında etkisiyle çok başka şeyler düşünmeye başlamıştım.
ilişkilerimde hep aşırı planlı olduğum için eleştrilmiş ve bir çok tartışma yaşamıştım. hayatı çılgıncasına plansız ve anlık yaşamak gerekiyordu. ama ben bunu beceremiyordum. tamam, dağıtıyordum ben de arada, ama bir şekilde kontrolümü kaybetmiyordum, bu muydu suçum.
üniversite'de bir kız arkadaşım, "o kağıt ne" diye sormuştu, saklamaya çalıştım, fakat olduğundan daha kötü bir şey sanar diye, verdim en sonunda, evet o benim günlük planımdı;
08:45-10:45 : kontrol sistemleri
10:45-12:30 : mekatronik çalış (kütüphane)
12:30-14:45 : pelin (yemek..vs.)
14:45-16:45 : akustik
16:45-18:00 : topluluğa uğra
19:00-21:00 : stüdyo
21:30-23:30 : geb oku
23:30-24:00 : pelin (telefon)
benim için çok normal olan, bu günlük planımda adını görmek onu delirtti, yırtmaya başladı kağıdı, "beni ne zaman arayacağını önceden mi belirliyorsun?" dedi, onu ilk defa bu kadar sinirli görüyordum, "vesaire ne experimental, vesaire ne" diye bağırıyordu, çimlerde herkes bize bakıyordu, saat 14:00'dü ve 45 dakika sonra derse gitmem gerekiyordu, kafamdan "demek ki 45 dakika içinde onu sakinleştirmem lazım" diye geçirdim, "canım" dedim, "uzun konuşuyorsun ama telefonda sen, ben de zevk alıyorum senle konuşmaktan ama başka zaman arasam işlerim aksayacak" dedim. bunun onu sakinleştireceğini sandım, ama tersi bir etki yaptı, "uzun mu konuşuyorum ben telefonda" dedi, zıçmıştım. açtı ağzını, yumdu gözünü, saat 14:25 olmuştu, bölüme yürümek 5 dakikaydı, demek ki onu teselli etmek için 15 dakikam kalmıştı. teselli edemedim, dersi kaçırdım, şehre indik, bir bara gittik, topluluğa uğrayamadım, stüdyo'ya gidemedim, eve döndüğümde sarhoştum, geb okuyamadım.
tüm hayatım boyunca, hep vakti olan adam oldum ben, hatta bu yüzden insanlar "boş gezenin boş kalfası" olduğumu düşündü, bu kadar çok şeyi nasıl yaptığıma inanamadı hiç bir zaman, ne de olsa biz, "ben kafama estiğine göre yaşarım hocu" toplumuyduk. herkesin ağzında aynı bahaneler vardı, "vaktim yok", "vakit bulamadım", "çok meşgulüm", "uyuyakalmışım", "ya tam evden çıkıyordum, şu oldu, bu oldu". halbuki hayat kısaydı, vakit gerçekten azdı, daha okunacak çok kitap, izlenecek çok film, dinlenecek çok şarkı, gezilecek çok sergi, tadılacak çok yemek, yazılacak çok yazı, tanışılacak bir sürü insan ve yaşanılması gereken bir çok yaşanmışlık vardı. ben bunları ancak o küçük planlarımla takip edebiliyordum, hayata bu şekilde tutunabiliyordum, ama o planlar da beni sıkıcı biri yapıyordu. sanıyorum yine bir yerlerde yanlış yapıyordum. zaten neyi düzgün yapabilmiştim ki.
şarabım biterken, "viski üretimine girmeli hocu" diye düşündüm, "boring's bourbon" koyardım şirketin adını "BB - dünyanın en sıkıcı viskisi", belki seveni çıkardı.
planör planedit : saat 10:30, artık başlığımızı açabiliriz.
planör planedit 2 : vesaire ne hakkatten hocu ya, kız yine iyi dayanmış bana.
düşündüm, haklıydı gerçekten, ingiliz mesela bir viski üretiyordu, "bunu 40 yıl meşe fıçıda bekleteyim, sonra içeyim" diyordu, ya da üretimciyse, "oğullarım satar" diyordu. ünlü enstrüman üreticileri, ahşap alıyor, onu bekletmeye başlıyor, 100-200 sene sonra ondan enstrüman yapıyordu, bunu planlarken diyordu ki, "şimdi şu kadar ton ağaç koysam, torunum, bunlardan şu kadar keman üretir". oysa biz öyle miydik, ağacı daha keserken, telleri geçirip çalmaya başlıyorduk sazımızı. deli dolu bi millettik, plansız, programsızdık. zaten başımıza ne geldiyse yıllardır bu yüzden geldi. ortadoğu planları vardı diğer ülkelerin, boru hattı planları, zeitgeist'ta anlatılan büyük planları ya da, oysa biz çılgın türklerdik.
bu konuşma aslında, proje yönetimi ve planlama konulu bir tartışma sırasında patlamıştı, proje planına neden uyulamıyordu, neden türkiye'den başarılı proje yöneticileri çıkmıyordu, bunlar tartışılıyordu. ama ben artık içtiğim süpersonik şarabında etkisiyle çok başka şeyler düşünmeye başlamıştım.
ilişkilerimde hep aşırı planlı olduğum için eleştrilmiş ve bir çok tartışma yaşamıştım. hayatı çılgıncasına plansız ve anlık yaşamak gerekiyordu. ama ben bunu beceremiyordum. tamam, dağıtıyordum ben de arada, ama bir şekilde kontrolümü kaybetmiyordum, bu muydu suçum.
üniversite'de bir kız arkadaşım, "o kağıt ne" diye sormuştu, saklamaya çalıştım, fakat olduğundan daha kötü bir şey sanar diye, verdim en sonunda, evet o benim günlük planımdı;
08:45-10:45 : kontrol sistemleri
10:45-12:30 : mekatronik çalış (kütüphane)
12:30-14:45 : pelin (yemek..vs.)
14:45-16:45 : akustik
16:45-18:00 : topluluğa uğra
19:00-21:00 : stüdyo
21:30-23:30 : geb oku
23:30-24:00 : pelin (telefon)
benim için çok normal olan, bu günlük planımda adını görmek onu delirtti, yırtmaya başladı kağıdı, "beni ne zaman arayacağını önceden mi belirliyorsun?" dedi, onu ilk defa bu kadar sinirli görüyordum, "vesaire ne experimental, vesaire ne" diye bağırıyordu, çimlerde herkes bize bakıyordu, saat 14:00'dü ve 45 dakika sonra derse gitmem gerekiyordu, kafamdan "demek ki 45 dakika içinde onu sakinleştirmem lazım" diye geçirdim, "canım" dedim, "uzun konuşuyorsun ama telefonda sen, ben de zevk alıyorum senle konuşmaktan ama başka zaman arasam işlerim aksayacak" dedim. bunun onu sakinleştireceğini sandım, ama tersi bir etki yaptı, "uzun mu konuşuyorum ben telefonda" dedi, zıçmıştım. açtı ağzını, yumdu gözünü, saat 14:25 olmuştu, bölüme yürümek 5 dakikaydı, demek ki onu teselli etmek için 15 dakikam kalmıştı. teselli edemedim, dersi kaçırdım, şehre indik, bir bara gittik, topluluğa uğrayamadım, stüdyo'ya gidemedim, eve döndüğümde sarhoştum, geb okuyamadım.
tüm hayatım boyunca, hep vakti olan adam oldum ben, hatta bu yüzden insanlar "boş gezenin boş kalfası" olduğumu düşündü, bu kadar çok şeyi nasıl yaptığıma inanamadı hiç bir zaman, ne de olsa biz, "ben kafama estiğine göre yaşarım hocu" toplumuyduk. herkesin ağzında aynı bahaneler vardı, "vaktim yok", "vakit bulamadım", "çok meşgulüm", "uyuyakalmışım", "ya tam evden çıkıyordum, şu oldu, bu oldu". halbuki hayat kısaydı, vakit gerçekten azdı, daha okunacak çok kitap, izlenecek çok film, dinlenecek çok şarkı, gezilecek çok sergi, tadılacak çok yemek, yazılacak çok yazı, tanışılacak bir sürü insan ve yaşanılması gereken bir çok yaşanmışlık vardı. ben bunları ancak o küçük planlarımla takip edebiliyordum, hayata bu şekilde tutunabiliyordum, ama o planlar da beni sıkıcı biri yapıyordu. sanıyorum yine bir yerlerde yanlış yapıyordum. zaten neyi düzgün yapabilmiştim ki.
şarabım biterken, "viski üretimine girmeli hocu" diye düşündüm, "boring's bourbon" koyardım şirketin adını "BB - dünyanın en sıkıcı viskisi", belki seveni çıkardı.
planör planedit : saat 10:30, artık başlığımızı açabiliriz.
planör planedit 2 : vesaire ne hakkatten hocu ya, kız yine iyi dayanmış bana.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar