bugün
- bir erkek ve bir kız arkadaş olabilir mi12
- meal kuran değildir25
- çoğu yazarları donuzlamış olmam7
- yazarlara sözlüğü zehir zıkkım etmek3
- arkadaşlar benden rahatsız mısınız3
- başak erkeği nasıl tavlanır3
- bakarız3
- ıban at3
- hayatımdaki şeylerin yolunda gitme süresi3
- uzak diyar3
- rahatsız değiliz paşa2
- iremga12
- velvet yeğenim2
- güçlü türkiye için ak parti diyoruz2
- kendini anlatamamak6
- bir sözlük kızıyla sevişmek3
- kendine 10 üzerinden kaç verirsin4
- zarif sözlüğün tekrar yayına girmesi2
- psikologa verdiğin mal iyi değilmiş demek2
- iremga ekşide lanetli çaylak olmuş2
- geceye 90 lardan bir şarkı bırak4
- bir erkeği erkek yapan özellikler2
- katatespizartmasi dm bakar mısın2
- ikizler erkeği akrep kadını2
- memeler baş vermeden gel2
- zengin olmanın yolları3
- gocu bak bakim sözlüğün kralı kim2
- velvet13
- kız arkadaş kiralamak8
- sanattan anlayan erkek3
- acil iş fikri lazım arkadaşlar16
- christopher nolan vs mahsun kırmızıgül2
- güneşi gördüm2
- afrika nasıl kalkınabilir15
- inci sözlük2
- para2
- bir kızı reddedebilen erkek2
- bayan kelimesi neden rahatsız edici27
- carrefour2
- uçan spagetti canavarının kutsal kitabı3
- bilmediğin dilde film dizi izlemek2
- çırılçıplak şekilde tabancayla ateş etmek4
- birinin size söylediği en kırıcı şey nedir6
- beni tanıdılar siz kaçın3
- kadın yazarların daha çok beğeni alması3
- hızlı ve öfkeli de oynamak için kel mi olmak lazım2
- crocs giyen erkek2
- libidonuz yükselince ne yapıyorsunuz3
- danimarka da askerlik süresinin 11 aya çıkarılması4
- had bildirmek7
Fransa’da çok meşhur bir sözlük vardır, Larousse.
Burada bir kelime var, "décapiter".
Bu kelime 1931 yılındaki sözlükte boynunu vurmak diye ifade ediliyor.
Kelimenin bir başka anlamı daha var.
Kazığa oturtmak, yani sivri bir kazık hazırlamak ve kazığın bir ucu insanların ağzından çıkacak şekilde üzerine oturtmak.
Vahşi bir uygulama.
Burada kazığa oturtmak deyiminin manasını açıklığa kavuşturmak için örnek veriliyor:
"Türkler bugün bile esirlerini kazığa oturturlar."
Atatürk bunu öğrenince Fransız büyükelçisini yemeğe davet ediyor.
Elçi diğer elçilere böbürleniyor, hava atıyor Atatürk tarafından davet edildiği için.
Köşke geliyor, yemekler yeniyor.
Atatürk tabii bir şekilde elçiye bu kelimenin anlamını soruyor.
O da bildiği anlamı söylüyor.
Atatürk "Kelimenin başka bir anlamı var mı?" diye sorunca, büyükelçi "Bunu söylemek için sözlüğe bakmam gerekir" diyor.
Atatürk daha önce hazırlamış olduğu ve çalışanlarına öğütlediği şekilde Larouse' u getirtip büyükelçinin önüne koyduruyor.
Elçi daha işin nereye kadar gideceğinin farkında olmadan hevesle okumaya başlıyor.
Ancak kelimenin karşısında kazığa oturtmak konusunda verilen örnek cümleye gelince ancak yarıya kadar okuyabiliyor ve yarısından sonra yutkunarak Atatürk' ün yüzüne bakıyor.
Atatürk diyor ki:
"Demek ki biz Türkler bugün de esirlerimizi kazığa oturtuyoruz öyle mi, öyle mi sayın sefir? Sözlüğünüze böyle yazmışsınız , bu doğru mu?
Sefir hemen sözlüğü biraz karıştırıyor ve bir kaçamak noktası bularak diyor ki:
"Efendim bu sözlük Katolik Kilisesi'nin matbaasında basılmış, bildiğiniz gibi biz laik ülkeyiz, kilisenin yaptıklarının bizim hükümetimizle bir ilgisi yok.
Bizi ilgilendirmez ve biz kiliseye karışamayız."
Atatürk:
"Öyle mi efendim, siz laik bir ülke olduğunuz için demek ki kiliselere karışamıyorsunuz.
Öyleyse ben de yarından itibaren istanbul'daki kiliselerin kapılarına koca birer kilit astırıyorum" diyor.
Bunu duyan sefir birden ayağa kalkıyor ve:
"Ekselans, protesto ederiz " diyor.
Bunun üzerine Atatürk:
"Hani sizi ilgilendirmiyordu, karışmıyordunuz?" diyor ve ilgililere dönerek:
"Sefire yolu gösterin" diyerek bir anlamda onu kovuyor.
Sonra ne mi oluyor?
Tabi Fransız hükümeti laiklik söylemlerini bir tarafa bırakıyor, hemen o sözlük toplatılıyor ve yeni baskısında o cümle çıkarılıyor.
OKUYUCUYA NOT: Kendine kurtarıcı arama. Kötü gidişe kim dur diyecek dendiğinde sağa sola bakmadan BEN VARIM diyecek olan sensin. O birisi sensin. O birisi benim diyen milyonları oluşturmak için ne duruyorsun. Herşey zıddıyla kaimdir der Gazzali. Kötülük varsa iyilik de vardır. Kötülük çoğaldı. Şimdi iyileri çoğaltmanın zamanı.
Birisinden diğerine selam olsun...!
Burada bir kelime var, "décapiter".
Bu kelime 1931 yılındaki sözlükte boynunu vurmak diye ifade ediliyor.
Kelimenin bir başka anlamı daha var.
Kazığa oturtmak, yani sivri bir kazık hazırlamak ve kazığın bir ucu insanların ağzından çıkacak şekilde üzerine oturtmak.
Vahşi bir uygulama.
Burada kazığa oturtmak deyiminin manasını açıklığa kavuşturmak için örnek veriliyor:
"Türkler bugün bile esirlerini kazığa oturturlar."
Atatürk bunu öğrenince Fransız büyükelçisini yemeğe davet ediyor.
Elçi diğer elçilere böbürleniyor, hava atıyor Atatürk tarafından davet edildiği için.
Köşke geliyor, yemekler yeniyor.
Atatürk tabii bir şekilde elçiye bu kelimenin anlamını soruyor.
O da bildiği anlamı söylüyor.
Atatürk "Kelimenin başka bir anlamı var mı?" diye sorunca, büyükelçi "Bunu söylemek için sözlüğe bakmam gerekir" diyor.
Atatürk daha önce hazırlamış olduğu ve çalışanlarına öğütlediği şekilde Larouse' u getirtip büyükelçinin önüne koyduruyor.
Elçi daha işin nereye kadar gideceğinin farkında olmadan hevesle okumaya başlıyor.
Ancak kelimenin karşısında kazığa oturtmak konusunda verilen örnek cümleye gelince ancak yarıya kadar okuyabiliyor ve yarısından sonra yutkunarak Atatürk' ün yüzüne bakıyor.
Atatürk diyor ki:
"Demek ki biz Türkler bugün de esirlerimizi kazığa oturtuyoruz öyle mi, öyle mi sayın sefir? Sözlüğünüze böyle yazmışsınız , bu doğru mu?
Sefir hemen sözlüğü biraz karıştırıyor ve bir kaçamak noktası bularak diyor ki:
"Efendim bu sözlük Katolik Kilisesi'nin matbaasında basılmış, bildiğiniz gibi biz laik ülkeyiz, kilisenin yaptıklarının bizim hükümetimizle bir ilgisi yok.
Bizi ilgilendirmez ve biz kiliseye karışamayız."
Atatürk:
"Öyle mi efendim, siz laik bir ülke olduğunuz için demek ki kiliselere karışamıyorsunuz.
Öyleyse ben de yarından itibaren istanbul'daki kiliselerin kapılarına koca birer kilit astırıyorum" diyor.
Bunu duyan sefir birden ayağa kalkıyor ve:
"Ekselans, protesto ederiz " diyor.
Bunun üzerine Atatürk:
"Hani sizi ilgilendirmiyordu, karışmıyordunuz?" diyor ve ilgililere dönerek:
"Sefire yolu gösterin" diyerek bir anlamda onu kovuyor.
Sonra ne mi oluyor?
Tabi Fransız hükümeti laiklik söylemlerini bir tarafa bırakıyor, hemen o sözlük toplatılıyor ve yeni baskısında o cümle çıkarılıyor.
OKUYUCUYA NOT: Kendine kurtarıcı arama. Kötü gidişe kim dur diyecek dendiğinde sağa sola bakmadan BEN VARIM diyecek olan sensin. O birisi sensin. O birisi benim diyen milyonları oluşturmak için ne duruyorsun. Herşey zıddıyla kaimdir der Gazzali. Kötülük varsa iyilik de vardır. Kötülük çoğaldı. Şimdi iyileri çoğaltmanın zamanı.
Birisinden diğerine selam olsun...!
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar