bugün
- kim bu gizli artıcı4
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası18
- haluk levent yarın konser verse kaç kişi gider3
- nickten isim tahmini yapmak25
- beyaz ekmek yiyen vatan hainleri10
- hakkımda bilmeniz gerekenler32
- kalkın be3
- yazarların imrendiği kişi4
- geceye bir şarkı bırak11
- müslüman cinler4
- taze ekmek2
- bugün 2026 temmuz ayının son pazar günü3
- kıl erkeğin süsüdür14
- sabah sabah katil olma sebebi2
- nick vermeden bir yazara seslen14
- travesti sesi çekiciliği6
- ioçk14
- yazarların şu an yapmak istedikleri şey10
- 55 kilo üstündeki sözlük kızları8
- grup seksin mantığı10
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak16
- dünyaya çocuk getirmek10
- bu saatte içen sözlük yazarları6
- yeni parti46
- nervio burak demirbilek evliliği13
- bilgi içeren entry girelim hadi6
- görükle'ye gelen erkek yüklü kamyonet6
- arkadaşlar bir şey soracağım15
- yoğurt mayalayan kızı üzmek11
- nasıl yani hala kavga başlamadı mı6
- gece denize girmek5
- yorgun mermi vs nervio12
- nohut yaptım nası olmuş10
- dünyanın en samimi cümlesi6
- her şey senin istediğin gibi olsaydı5
- uyumadan kayda değer bir şey bırak4
- 20 lik kızlara yazmaya utanmak4
- gammazı ispiyoncu sanmak15
- şarap içemeyen erkek6
- arkadaşlar bir şey dicem5
- akrep burcu4
- gecenin köründe5
- arabayı yavaş süren tipler16
- kedi2
- pişt bi baksanıza buraya kankalarım8
- merfulu gitmesin kampanyası15
- yazarların nickleri nereden geliyor11
- tai lung18
- birader ne demek11
- abberline'ı kulaklarından tavana asmak6
(bkz: onunla ilk tanışılan an/#5489105)'ın devamı olarak;
çok iyi arkadaş olmuştuk onunla, aynıydık, ya da zamanla aynılaşmıştık. stadyumda buzbağ içiyorduk, çimlerde uzanıp dergiler okuyorduk, kütüphanelere gidip henüz türkiye'de kitapları basılmamış yazarları keşfediyorduk. kitapçılar geziyorduk, hiç bir festivali kaçırmıyor, hem sanatı takip ediyor, hem de sanatla dalga geçiyorduk. en boş olan seanslarda sinemaya gidiyor, içkimizi açıyor, sarhoş oluyorduk film boyunca. özetle eğleniyorduk.
artık güne onunla başlıyor, onunla bitiriyordum. görüşmediğimiz gün yoktu. farklı bölümlerde okuyorduk ama kampüste bize ait yerlerimiz vardı, cep telefonu olmadığı için o dönemlerde böyle bir yol bulmuştuk. sabah kampüse gelir gelmez; fizik bölümü önünde ki bank, ders çıkışlarında; rektörlük arkası minik havuz, akşam; topluluk odası, ders çalışılacaksa; kütüphane A2. bu uzunca bir süre böyle sürdü gitti.
fakat bir nisan sabahında her şey değişti...
sabah kampüse gelir gelmez yine fizik çimlerinin oraya yürümeye başladım, o çoktan gelmiş, bankta oturmuş poğaçasını yiyordu. uzaktan beni gördü, gülümsedi, ben de afacanlık olsun diye uzaktan, hep güldüğü "steve buscemi" taklidimi yapmaya başladım. ağızında poğaça gülmeye başladı, sonra gülücükler, öksürmelere döndü. koştum hemen yanına. gözleri kızarmıştı, bir yandan gülüyor, bir yandan da nefes almaya çalışıyordu, birden çok şirin gözüktü gözüme, şapşal bakıyordu. sırtına vurdum bir kaç kez, fakat elimi çekmedim, ne güzeldi sırtı, kıyafetlerine rağmen cildini hissedebiliyordum.
sakinleşince döndü "yapma böyle" dedi, hemen elimi çektim, ama o, onu kastetmemişti, "yemek yerken, güldürmek yok beni" diye devam etti. poğaça yerken onu izledim, o kadar zarifti ki, poğaçayı tutarken sanki gitar tutar gibi parmakları paralel duruyordu, dökülen kırıntıları diğer elinin serçe parmağıyla, pıt pıt diye fırlatıyordu yere.
o kadar yakın iki arkadaş olmuştuk ki geçen 5 ay içinde, önceden hiç ona bu gözle bakmamıştım, güzel olduğunu, zarif olduğunu, şapşal ve de şirin olduğunu ilk defa farkediyordum. aşık olmuştum.
poğaçayı o yemiş, poğaça benim hayatımı değiştirmişti.
devamı için; (bkz: arkadaşa aşkın itiraf edildiği an/#5489118).
çok iyi arkadaş olmuştuk onunla, aynıydık, ya da zamanla aynılaşmıştık. stadyumda buzbağ içiyorduk, çimlerde uzanıp dergiler okuyorduk, kütüphanelere gidip henüz türkiye'de kitapları basılmamış yazarları keşfediyorduk. kitapçılar geziyorduk, hiç bir festivali kaçırmıyor, hem sanatı takip ediyor, hem de sanatla dalga geçiyorduk. en boş olan seanslarda sinemaya gidiyor, içkimizi açıyor, sarhoş oluyorduk film boyunca. özetle eğleniyorduk.
artık güne onunla başlıyor, onunla bitiriyordum. görüşmediğimiz gün yoktu. farklı bölümlerde okuyorduk ama kampüste bize ait yerlerimiz vardı, cep telefonu olmadığı için o dönemlerde böyle bir yol bulmuştuk. sabah kampüse gelir gelmez; fizik bölümü önünde ki bank, ders çıkışlarında; rektörlük arkası minik havuz, akşam; topluluk odası, ders çalışılacaksa; kütüphane A2. bu uzunca bir süre böyle sürdü gitti.
fakat bir nisan sabahında her şey değişti...
sabah kampüse gelir gelmez yine fizik çimlerinin oraya yürümeye başladım, o çoktan gelmiş, bankta oturmuş poğaçasını yiyordu. uzaktan beni gördü, gülümsedi, ben de afacanlık olsun diye uzaktan, hep güldüğü "steve buscemi" taklidimi yapmaya başladım. ağızında poğaça gülmeye başladı, sonra gülücükler, öksürmelere döndü. koştum hemen yanına. gözleri kızarmıştı, bir yandan gülüyor, bir yandan da nefes almaya çalışıyordu, birden çok şirin gözüktü gözüme, şapşal bakıyordu. sırtına vurdum bir kaç kez, fakat elimi çekmedim, ne güzeldi sırtı, kıyafetlerine rağmen cildini hissedebiliyordum.
sakinleşince döndü "yapma böyle" dedi, hemen elimi çektim, ama o, onu kastetmemişti, "yemek yerken, güldürmek yok beni" diye devam etti. poğaça yerken onu izledim, o kadar zarifti ki, poğaçayı tutarken sanki gitar tutar gibi parmakları paralel duruyordu, dökülen kırıntıları diğer elinin serçe parmağıyla, pıt pıt diye fırlatıyordu yere.
o kadar yakın iki arkadaş olmuştuk ki geçen 5 ay içinde, önceden hiç ona bu gözle bakmamıştım, güzel olduğunu, zarif olduğunu, şapşal ve de şirin olduğunu ilk defa farkediyordum. aşık olmuştum.
poğaçayı o yemiş, poğaça benim hayatımı değiştirmişti.
devamı için; (bkz: arkadaşa aşkın itiraf edildiği an/#5489118).
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar