bugün
- zall in yaptigi gammaz anketi13
- yazarların on üzerinden komiklikleri45
- gir içime hünharca10
- kürt mutfağı7
- faik öztrak3
- kızının düğününde oynayan baba8
- ezandan rahatsız olan kadın sanatçı12
- gocu42
- özgürlükçü eğitimin imkansızlığı6
- evlilik kötü bir şeyse neden bu kadar insan evli4
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri7
- en sevilen meyveler8
- kürdistan3
- satranç haram yasaklansın12
- yazarların tatil denilen şeyden anladıkları5
- aziz yıldırım 35 ci başkan4
- kalkmayan bir erkeğe ne tavsiye edersiniz4
- bu devirde fes giymek5
- 2014 öncesinde feto'ya küfretmek7
- yapay zeka moderatörü17
- ejderha sahibi olunca yapılacak ufak şımarıklıklar2
- buddy dude20
- kız tavlama garantili çalmalık enstrüman4
- uludağ sözlük yönetimini protesto ediyoruz2
- yeşilçam'da çocukken travma yaşattığınız sahneler9
- çocukken alınamayan şeyleri büyüyünce almak9
- yazarların üstüne çizik attığı burçlar8
- beyazsemsiyeliyabanci48
- açık renk jean vs koyu renk jean3
- true'nin en sevdiği kedi3
- anadolu mutfağının çok abartılması5
- yagmurcu6
- diamond bosphoruss denen yazar8
- sözlükte erkekleri istemiyoruz18
- put2
- beddua etmek2
- dizi izleyerek ingilizce öğrendim diyen tip5
- gammazlama yapmamak13
- sssilvermist9
- necip fazıl kısakürek3
- gammazlar çetesi2
- hayatının hangi dönemindesin4
- wagyu beef yiyince gelen entelektüellik hissi3
- tövbe2
- abd'den gelen gurbetçinin yemek porsiyonu isyanı4
- eve usta gelince yaşanan tedirginlik5
- bir erkeğin olgunlaştığını gösteren tek detay4
- togg'a lpg taktırmak11
- çocuk yaparsam şerefsizim2
- neden bu kadar sevildiği anlaşılamayan şeyler2
(bkz: onunla ilk tanışılan an/#5489105)'ın devamı olarak;
çok iyi arkadaş olmuştuk onunla, aynıydık, ya da zamanla aynılaşmıştık. stadyumda buzbağ içiyorduk, çimlerde uzanıp dergiler okuyorduk, kütüphanelere gidip henüz türkiye'de kitapları basılmamış yazarları keşfediyorduk. kitapçılar geziyorduk, hiç bir festivali kaçırmıyor, hem sanatı takip ediyor, hem de sanatla dalga geçiyorduk. en boş olan seanslarda sinemaya gidiyor, içkimizi açıyor, sarhoş oluyorduk film boyunca. özetle eğleniyorduk.
artık güne onunla başlıyor, onunla bitiriyordum. görüşmediğimiz gün yoktu. farklı bölümlerde okuyorduk ama kampüste bize ait yerlerimiz vardı, cep telefonu olmadığı için o dönemlerde böyle bir yol bulmuştuk. sabah kampüse gelir gelmez; fizik bölümü önünde ki bank, ders çıkışlarında; rektörlük arkası minik havuz, akşam; topluluk odası, ders çalışılacaksa; kütüphane A2. bu uzunca bir süre böyle sürdü gitti.
fakat bir nisan sabahında her şey değişti...
sabah kampüse gelir gelmez yine fizik çimlerinin oraya yürümeye başladım, o çoktan gelmiş, bankta oturmuş poğaçasını yiyordu. uzaktan beni gördü, gülümsedi, ben de afacanlık olsun diye uzaktan, hep güldüğü "steve buscemi" taklidimi yapmaya başladım. ağızında poğaça gülmeye başladı, sonra gülücükler, öksürmelere döndü. koştum hemen yanına. gözleri kızarmıştı, bir yandan gülüyor, bir yandan da nefes almaya çalışıyordu, birden çok şirin gözüktü gözüme, şapşal bakıyordu. sırtına vurdum bir kaç kez, fakat elimi çekmedim, ne güzeldi sırtı, kıyafetlerine rağmen cildini hissedebiliyordum.
sakinleşince döndü "yapma böyle" dedi, hemen elimi çektim, ama o, onu kastetmemişti, "yemek yerken, güldürmek yok beni" diye devam etti. poğaça yerken onu izledim, o kadar zarifti ki, poğaçayı tutarken sanki gitar tutar gibi parmakları paralel duruyordu, dökülen kırıntıları diğer elinin serçe parmağıyla, pıt pıt diye fırlatıyordu yere.
o kadar yakın iki arkadaş olmuştuk ki geçen 5 ay içinde, önceden hiç ona bu gözle bakmamıştım, güzel olduğunu, zarif olduğunu, şapşal ve de şirin olduğunu ilk defa farkediyordum. aşık olmuştum.
poğaçayı o yemiş, poğaça benim hayatımı değiştirmişti.
devamı için; (bkz: arkadaşa aşkın itiraf edildiği an/#5489118).
çok iyi arkadaş olmuştuk onunla, aynıydık, ya da zamanla aynılaşmıştık. stadyumda buzbağ içiyorduk, çimlerde uzanıp dergiler okuyorduk, kütüphanelere gidip henüz türkiye'de kitapları basılmamış yazarları keşfediyorduk. kitapçılar geziyorduk, hiç bir festivali kaçırmıyor, hem sanatı takip ediyor, hem de sanatla dalga geçiyorduk. en boş olan seanslarda sinemaya gidiyor, içkimizi açıyor, sarhoş oluyorduk film boyunca. özetle eğleniyorduk.
artık güne onunla başlıyor, onunla bitiriyordum. görüşmediğimiz gün yoktu. farklı bölümlerde okuyorduk ama kampüste bize ait yerlerimiz vardı, cep telefonu olmadığı için o dönemlerde böyle bir yol bulmuştuk. sabah kampüse gelir gelmez; fizik bölümü önünde ki bank, ders çıkışlarında; rektörlük arkası minik havuz, akşam; topluluk odası, ders çalışılacaksa; kütüphane A2. bu uzunca bir süre böyle sürdü gitti.
fakat bir nisan sabahında her şey değişti...
sabah kampüse gelir gelmez yine fizik çimlerinin oraya yürümeye başladım, o çoktan gelmiş, bankta oturmuş poğaçasını yiyordu. uzaktan beni gördü, gülümsedi, ben de afacanlık olsun diye uzaktan, hep güldüğü "steve buscemi" taklidimi yapmaya başladım. ağızında poğaça gülmeye başladı, sonra gülücükler, öksürmelere döndü. koştum hemen yanına. gözleri kızarmıştı, bir yandan gülüyor, bir yandan da nefes almaya çalışıyordu, birden çok şirin gözüktü gözüme, şapşal bakıyordu. sırtına vurdum bir kaç kez, fakat elimi çekmedim, ne güzeldi sırtı, kıyafetlerine rağmen cildini hissedebiliyordum.
sakinleşince döndü "yapma böyle" dedi, hemen elimi çektim, ama o, onu kastetmemişti, "yemek yerken, güldürmek yok beni" diye devam etti. poğaça yerken onu izledim, o kadar zarifti ki, poğaçayı tutarken sanki gitar tutar gibi parmakları paralel duruyordu, dökülen kırıntıları diğer elinin serçe parmağıyla, pıt pıt diye fırlatıyordu yere.
o kadar yakın iki arkadaş olmuştuk ki geçen 5 ay içinde, önceden hiç ona bu gözle bakmamıştım, güzel olduğunu, zarif olduğunu, şapşal ve de şirin olduğunu ilk defa farkediyordum. aşık olmuştum.
poğaçayı o yemiş, poğaça benim hayatımı değiştirmişti.
devamı için; (bkz: arkadaşa aşkın itiraf edildiği an/#5489118).
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar
