bugün
- nickten isim tahmini yapmak72
- bir hevesle alınıp kullanılmayan şeyler16
- hikayeyi devam ettir30
- kalabalıklar içinde yalnız olmak10
- arkadaşlar bir bakar mısınız9
- hayattan zevk alamamak15
- yazarlara göre olması gereken insan ömrü süresi8
- erkeklerin obur olduğu algısı18
- gocunun nerede olması12
- kurbağa öpüp prens beklemek14
- rüyamda kadın olmuştum6
- pizzada ince hamur tercih eden erkek12
- uyumayın konuşalım5
- insanlar nasıl arkadaş ediniyor6
- pizzanın ortasındaki yuvarlak plastik şey12
- uysaljakoben16
- ayınan mıyorum ayınan mıyorum17
- temiz nevresimler içinde uyumak4
- 32 yaş evlenmek için çok mu erken8
- yazarların öldükten sonraki planları4
- habire12 adamdır37
- yeşilçam filmi izlemek6
- biber dolması olsa da yesek5
- türk kızlarına bir öğüt bırak4
- yazarların sözlükte bulunma amaçları4
- insana kendini güvende hissettiren şeyler4
- yazın dışarı çıkmanın zorluğu4
- yeni parti50
- sözlüğün en yakışıklı yazarı olmak3
- fakesi çaylak yiyen yazarın dramı4
- makine mühendisliği3
- ailevi değerlere dil uzatan insanımsılar5
- mesajlara geç cevap veren insanlar3
- spora yeni başlayacaklara tavsiyeler3
- sokakta kavga teknikleri3
- sözlüğe yön veren kutup yıldızı yazarlar4
- habire1259
- true'nin kadın yazarlara bakıp 31 çekmesi6
- gecenin bu saatinde acıkmak3
- bütün güzel kızların kapılmış olması5
- gün boyu sözlükte birbirini yalayan tipler7
- yazarların zeka seviyeleri7
- başlık altında laf sokmaya çalışan tipler3
- sözlük profiline fotoğraf koyan yazarın asıl amacı7
- mesajlaşılan kızın silik yemesi3
- cem küçük5
- erector eski nesil hesapları nereden buluyor6
- arkadaşlar şeftali yer miyiz8
- nick vermeden bir yazara seslen16
- güzel kızların pizza yemesi7
Son zamanlarda bir çılgınlık halinde bütün dünyayı sarmış olan serinin ilk kitabı Alacakaranlık. Uzun yıllardır çeşitli romanlara, şarkılara, filmlere ve efsanelere konu olmuş bir olgu üzerine yazılmış: Vampirlik.
Ancak alışılmışın dışında, bu kitapta vahşetten çok romantizm yer alıyor. Bu da, eserin gençler arasındaki popülerliğinin nedeni elbette. Alacakaranlık, vampir edebiyatının kilit ismi olan Anne Rice kitaplarında göze çarpan şiddetten hiç
nasibini almamış gibi görünüyor. Yazar Stephanie Meyer, vampirlerin o vahşi ve kanlı dünyasından çok, aşk romanlarındaki tozpembe atmosferinden esinlenmiş görünüyor.
Kitap, baş kahramanlardan biri olan Bella'nın annesinin evinden babasına taşınması ile başlıyor. Yıllardır yaşadığı büyük kentten çıkıp da küçücük bir kasabaya yerleşecek olmasından elbette ki pek mutlu değildir. Ancak bu mutsuzluğu, günümüz genç kızlarının bir numaralı sevgili modeli, "Edward Cullen" ile tanışana kadar sürüyor tabii.
Edward ve vampir ailesi, okulda kimselerle konuşmayan tiplerden. Ancak Bella bu kuralı bozuyor ve Cullen ailesinin yakışıklı vampirine aşık oluyor. Başta bu insan vampir arkadaşlığı pek düzgün ilerlemese de, tarafların birbirlerine git gide bağlanmasıyla birlikte her şey rayına oturuyor. Yazar bu arkadaşlığı açıklarken sayfalar dolusu aşk sahnesine yer vermiş ancak en gerekli noktayı ihmal etmiş:
Bir vampiri, onun doğasını ve temel özelliklerini.
Vampirlik, yüzyıllardır süregelmiş köklü bir mittir ve gerek bilimsel araştırmalar, gerekse tarihin derinliklerinden gelen anılar sayesinde belli bir şekle bürünmüştür. En temel gerçeklikler şunlardır: Vampirler kan içerler, sonsuza kadar yaşayabilirler ve güneşte parlamazlar! Geceleri avlanmak zorundadırlar, çünkü güneş tenlerini yakar, onların ölmesine sebep olan az sayıda etkenden biridir. Buna rağmen, sevgili Edward Cullen'ımız güneşin altında gerine gerine dolaşmaktan çekinmiyor. Bu da yetmezmiş gibi, moleküllerine ayrılmak yerine, bir pırlanta gibi güneş gördüğü anda parlamaya başlıyor. Bu, Meyer'in Edward'ı yaratırkenki kusursuzluk takıntısının sonuçlarından yalnızca biri. Eh, başarmış gibi görünüyor öyle değil mi?
Alacakaranlık dediğinizde kendini "Edwaaaaard" diye haykırarak yerlere bir atmayan kız bulabilirseniz, oldukça şanslı sayılırsınız.
Kitabın bir başka zayıf yönüyse edebi dili. Kitap edebi yönden oldukça zayıf, neyse ki yazarın da buna bir itirazı yok. Ancak Türkçe çevirideki baştan savmalık, kitabı oldukça basitleştirmiş. Kitapta Cullen'in altın rengi gözlerinden ve muhteşem yüzünden başka betimlemeye rastlamak oldukça zor. Ayrıntılara girmekten kaçınılmış, cümleler fazlasıyla kısa ve yazar, bazı yerlerde kestirmeden gitmekten hiç çekinmemiş. Örneğin Bella'nın annesinin evinden babasına taşınması, sadece bir cümleyle anlatılıyor. Karakterlerin ruh hali yansıtılmamış, Bella'nın Edward'ı ne kadar mükemmel bulduğundan başka bir düşünce arıyorsanız üzgünüm, bulamayacaksınız. Kitabın orijinal versiyonunda bu yalınlık fazla göze batmıyor.
Vampirliğin doğasına aykırı hikaye ve edebi sorunların yanında, kitabın olumlu yönleri de var elbette. Yazar bir gencin ruh halini oldukça iyi biliyor gibi görünüyor. Bella'nın Edward'a aşık olma safhası ve onunla birlikteyken hissettikleri oldukça gerçeğe uygun. Ayrıca başından savamadığı hayranları, ailevi problemleri, sakarlıkları ve beceriksizliğiyle insanların kendisiyle özdeşleştirmekten hoşlanacağı bir karakter Bella.
Özet olarak, Alacakaranlık milyonlarca hayranına rağmen, gerçek bir okuru doyuracak nitelikte değil. Eğer vampirlerle ilgili gerçekçi ve vahşi bir şeyler okumak istiyorsanız, sizi Anne Rice'a yönlendirmekten mutluluk duyarım. Hiç değilse Rice'ın Léstat'ı parlamıyor ve Edward'ı kahvaltı niyetine yemekten kaçınmayacaktır. *
edit: acaba bunu eksilemek için önce okumak gerektiğini kavrayacak kadar gelişmiş bir beynin var mı, yoksa prokaryot bir hücreden mi oluşuyorsun?
Ancak alışılmışın dışında, bu kitapta vahşetten çok romantizm yer alıyor. Bu da, eserin gençler arasındaki popülerliğinin nedeni elbette. Alacakaranlık, vampir edebiyatının kilit ismi olan Anne Rice kitaplarında göze çarpan şiddetten hiç
nasibini almamış gibi görünüyor. Yazar Stephanie Meyer, vampirlerin o vahşi ve kanlı dünyasından çok, aşk romanlarındaki tozpembe atmosferinden esinlenmiş görünüyor.
Kitap, baş kahramanlardan biri olan Bella'nın annesinin evinden babasına taşınması ile başlıyor. Yıllardır yaşadığı büyük kentten çıkıp da küçücük bir kasabaya yerleşecek olmasından elbette ki pek mutlu değildir. Ancak bu mutsuzluğu, günümüz genç kızlarının bir numaralı sevgili modeli, "Edward Cullen" ile tanışana kadar sürüyor tabii.
Edward ve vampir ailesi, okulda kimselerle konuşmayan tiplerden. Ancak Bella bu kuralı bozuyor ve Cullen ailesinin yakışıklı vampirine aşık oluyor. Başta bu insan vampir arkadaşlığı pek düzgün ilerlemese de, tarafların birbirlerine git gide bağlanmasıyla birlikte her şey rayına oturuyor. Yazar bu arkadaşlığı açıklarken sayfalar dolusu aşk sahnesine yer vermiş ancak en gerekli noktayı ihmal etmiş:
Bir vampiri, onun doğasını ve temel özelliklerini.
Vampirlik, yüzyıllardır süregelmiş köklü bir mittir ve gerek bilimsel araştırmalar, gerekse tarihin derinliklerinden gelen anılar sayesinde belli bir şekle bürünmüştür. En temel gerçeklikler şunlardır: Vampirler kan içerler, sonsuza kadar yaşayabilirler ve güneşte parlamazlar! Geceleri avlanmak zorundadırlar, çünkü güneş tenlerini yakar, onların ölmesine sebep olan az sayıda etkenden biridir. Buna rağmen, sevgili Edward Cullen'ımız güneşin altında gerine gerine dolaşmaktan çekinmiyor. Bu da yetmezmiş gibi, moleküllerine ayrılmak yerine, bir pırlanta gibi güneş gördüğü anda parlamaya başlıyor. Bu, Meyer'in Edward'ı yaratırkenki kusursuzluk takıntısının sonuçlarından yalnızca biri. Eh, başarmış gibi görünüyor öyle değil mi?
Alacakaranlık dediğinizde kendini "Edwaaaaard" diye haykırarak yerlere bir atmayan kız bulabilirseniz, oldukça şanslı sayılırsınız.
Kitabın bir başka zayıf yönüyse edebi dili. Kitap edebi yönden oldukça zayıf, neyse ki yazarın da buna bir itirazı yok. Ancak Türkçe çevirideki baştan savmalık, kitabı oldukça basitleştirmiş. Kitapta Cullen'in altın rengi gözlerinden ve muhteşem yüzünden başka betimlemeye rastlamak oldukça zor. Ayrıntılara girmekten kaçınılmış, cümleler fazlasıyla kısa ve yazar, bazı yerlerde kestirmeden gitmekten hiç çekinmemiş. Örneğin Bella'nın annesinin evinden babasına taşınması, sadece bir cümleyle anlatılıyor. Karakterlerin ruh hali yansıtılmamış, Bella'nın Edward'ı ne kadar mükemmel bulduğundan başka bir düşünce arıyorsanız üzgünüm, bulamayacaksınız. Kitabın orijinal versiyonunda bu yalınlık fazla göze batmıyor.
Vampirliğin doğasına aykırı hikaye ve edebi sorunların yanında, kitabın olumlu yönleri de var elbette. Yazar bir gencin ruh halini oldukça iyi biliyor gibi görünüyor. Bella'nın Edward'a aşık olma safhası ve onunla birlikteyken hissettikleri oldukça gerçeğe uygun. Ayrıca başından savamadığı hayranları, ailevi problemleri, sakarlıkları ve beceriksizliğiyle insanların kendisiyle özdeşleştirmekten hoşlanacağı bir karakter Bella.
Özet olarak, Alacakaranlık milyonlarca hayranına rağmen, gerçek bir okuru doyuracak nitelikte değil. Eğer vampirlerle ilgili gerçekçi ve vahşi bir şeyler okumak istiyorsanız, sizi Anne Rice'a yönlendirmekten mutluluk duyarım. Hiç değilse Rice'ın Léstat'ı parlamıyor ve Edward'ı kahvaltı niyetine yemekten kaçınmayacaktır. *
edit: acaba bunu eksilemek için önce okumak gerektiğini kavrayacak kadar gelişmiş bir beynin var mı, yoksa prokaryot bir hücreden mi oluşuyorsun?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar