bugün
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı72
- güney kore34
- kolye21
- meksika6
- didem soydan6
- dergilerin değerli olması2
- jaws filmindeki sikko balik29
- en son alınan iltifat7
- futbol18
- erotik şarkılar3
- sevgi vs aşk11
- fenerbahçe8
- chatgpt'nin bana yürümesi12
- okan buruk10
- dinde aşırılık3
- ismail kartal16
- swatch2
- sözlükteki fenerbahçeliler15
- 26 ekim 2026 psg lyon maçı2
- galatasaray10
- fransa9
- depresyon güzelim2
- nervio tarzı entry girmek18
- sözlükteki fenerbahçe li yazarlar7
- ilk buluşmada sevişenler4
- türkiye11
- victor osimhen11
- mert hakan yandaş5
- cedidacer6
- arda güler16
- atilla karaoğlan5
- atatürk ün hataları15
- kimsenin sizi sevmemesi4
- ismet bin ebu lülü vel binici ül meydan'ı ilim4
- sinek as'ın sözlüğe vedası26
- paris2
- bir kadının tehlikeli olduğunu gösteren detaylar8
- futbol izleyen erkek pasif gaydir5
- aç uyumak13
- oktay saral13
- lyon2
- para5
- sözlükteki fenerbahçeli yazarların rezil olması4
- paris saint germain3
- hurdacıdan son gelen kitaplar6
- karı istiyorum3
- duşa giriyorum kimi düşüneyim9
- meme gifleri atan sözlük yetkilisi6
- gay taklidi yapıp kızlarla takılmak5
- vajinaya dil atmak3
Son zamanlarda bir çılgınlık halinde bütün dünyayı sarmış olan serinin ilk kitabı Alacakaranlık. Uzun yıllardır çeşitli romanlara, şarkılara, filmlere ve efsanelere konu olmuş bir olgu üzerine yazılmış: Vampirlik.
Ancak alışılmışın dışında, bu kitapta vahşetten çok romantizm yer alıyor. Bu da, eserin gençler arasındaki popülerliğinin nedeni elbette. Alacakaranlık, vampir edebiyatının kilit ismi olan Anne Rice kitaplarında göze çarpan şiddetten hiç
nasibini almamış gibi görünüyor. Yazar Stephanie Meyer, vampirlerin o vahşi ve kanlı dünyasından çok, aşk romanlarındaki tozpembe atmosferinden esinlenmiş görünüyor.
Kitap, baş kahramanlardan biri olan Bella'nın annesinin evinden babasına taşınması ile başlıyor. Yıllardır yaşadığı büyük kentten çıkıp da küçücük bir kasabaya yerleşecek olmasından elbette ki pek mutlu değildir. Ancak bu mutsuzluğu, günümüz genç kızlarının bir numaralı sevgili modeli, "Edward Cullen" ile tanışana kadar sürüyor tabii.
Edward ve vampir ailesi, okulda kimselerle konuşmayan tiplerden. Ancak Bella bu kuralı bozuyor ve Cullen ailesinin yakışıklı vampirine aşık oluyor. Başta bu insan vampir arkadaşlığı pek düzgün ilerlemese de, tarafların birbirlerine git gide bağlanmasıyla birlikte her şey rayına oturuyor. Yazar bu arkadaşlığı açıklarken sayfalar dolusu aşk sahnesine yer vermiş ancak en gerekli noktayı ihmal etmiş:
Bir vampiri, onun doğasını ve temel özelliklerini.
Vampirlik, yüzyıllardır süregelmiş köklü bir mittir ve gerek bilimsel araştırmalar, gerekse tarihin derinliklerinden gelen anılar sayesinde belli bir şekle bürünmüştür. En temel gerçeklikler şunlardır: Vampirler kan içerler, sonsuza kadar yaşayabilirler ve güneşte parlamazlar! Geceleri avlanmak zorundadırlar, çünkü güneş tenlerini yakar, onların ölmesine sebep olan az sayıda etkenden biridir. Buna rağmen, sevgili Edward Cullen'ımız güneşin altında gerine gerine dolaşmaktan çekinmiyor. Bu da yetmezmiş gibi, moleküllerine ayrılmak yerine, bir pırlanta gibi güneş gördüğü anda parlamaya başlıyor. Bu, Meyer'in Edward'ı yaratırkenki kusursuzluk takıntısının sonuçlarından yalnızca biri. Eh, başarmış gibi görünüyor öyle değil mi?
Alacakaranlık dediğinizde kendini "Edwaaaaard" diye haykırarak yerlere bir atmayan kız bulabilirseniz, oldukça şanslı sayılırsınız.
Kitabın bir başka zayıf yönüyse edebi dili. Kitap edebi yönden oldukça zayıf, neyse ki yazarın da buna bir itirazı yok. Ancak Türkçe çevirideki baştan savmalık, kitabı oldukça basitleştirmiş. Kitapta Cullen'in altın rengi gözlerinden ve muhteşem yüzünden başka betimlemeye rastlamak oldukça zor. Ayrıntılara girmekten kaçınılmış, cümleler fazlasıyla kısa ve yazar, bazı yerlerde kestirmeden gitmekten hiç çekinmemiş. Örneğin Bella'nın annesinin evinden babasına taşınması, sadece bir cümleyle anlatılıyor. Karakterlerin ruh hali yansıtılmamış, Bella'nın Edward'ı ne kadar mükemmel bulduğundan başka bir düşünce arıyorsanız üzgünüm, bulamayacaksınız. Kitabın orijinal versiyonunda bu yalınlık fazla göze batmıyor.
Vampirliğin doğasına aykırı hikaye ve edebi sorunların yanında, kitabın olumlu yönleri de var elbette. Yazar bir gencin ruh halini oldukça iyi biliyor gibi görünüyor. Bella'nın Edward'a aşık olma safhası ve onunla birlikteyken hissettikleri oldukça gerçeğe uygun. Ayrıca başından savamadığı hayranları, ailevi problemleri, sakarlıkları ve beceriksizliğiyle insanların kendisiyle özdeşleştirmekten hoşlanacağı bir karakter Bella.
Özet olarak, Alacakaranlık milyonlarca hayranına rağmen, gerçek bir okuru doyuracak nitelikte değil. Eğer vampirlerle ilgili gerçekçi ve vahşi bir şeyler okumak istiyorsanız, sizi Anne Rice'a yönlendirmekten mutluluk duyarım. Hiç değilse Rice'ın Léstat'ı parlamıyor ve Edward'ı kahvaltı niyetine yemekten kaçınmayacaktır. *
edit: acaba bunu eksilemek için önce okumak gerektiğini kavrayacak kadar gelişmiş bir beynin var mı, yoksa prokaryot bir hücreden mi oluşuyorsun?
Ancak alışılmışın dışında, bu kitapta vahşetten çok romantizm yer alıyor. Bu da, eserin gençler arasındaki popülerliğinin nedeni elbette. Alacakaranlık, vampir edebiyatının kilit ismi olan Anne Rice kitaplarında göze çarpan şiddetten hiç
nasibini almamış gibi görünüyor. Yazar Stephanie Meyer, vampirlerin o vahşi ve kanlı dünyasından çok, aşk romanlarındaki tozpembe atmosferinden esinlenmiş görünüyor.
Kitap, baş kahramanlardan biri olan Bella'nın annesinin evinden babasına taşınması ile başlıyor. Yıllardır yaşadığı büyük kentten çıkıp da küçücük bir kasabaya yerleşecek olmasından elbette ki pek mutlu değildir. Ancak bu mutsuzluğu, günümüz genç kızlarının bir numaralı sevgili modeli, "Edward Cullen" ile tanışana kadar sürüyor tabii.
Edward ve vampir ailesi, okulda kimselerle konuşmayan tiplerden. Ancak Bella bu kuralı bozuyor ve Cullen ailesinin yakışıklı vampirine aşık oluyor. Başta bu insan vampir arkadaşlığı pek düzgün ilerlemese de, tarafların birbirlerine git gide bağlanmasıyla birlikte her şey rayına oturuyor. Yazar bu arkadaşlığı açıklarken sayfalar dolusu aşk sahnesine yer vermiş ancak en gerekli noktayı ihmal etmiş:
Bir vampiri, onun doğasını ve temel özelliklerini.
Vampirlik, yüzyıllardır süregelmiş köklü bir mittir ve gerek bilimsel araştırmalar, gerekse tarihin derinliklerinden gelen anılar sayesinde belli bir şekle bürünmüştür. En temel gerçeklikler şunlardır: Vampirler kan içerler, sonsuza kadar yaşayabilirler ve güneşte parlamazlar! Geceleri avlanmak zorundadırlar, çünkü güneş tenlerini yakar, onların ölmesine sebep olan az sayıda etkenden biridir. Buna rağmen, sevgili Edward Cullen'ımız güneşin altında gerine gerine dolaşmaktan çekinmiyor. Bu da yetmezmiş gibi, moleküllerine ayrılmak yerine, bir pırlanta gibi güneş gördüğü anda parlamaya başlıyor. Bu, Meyer'in Edward'ı yaratırkenki kusursuzluk takıntısının sonuçlarından yalnızca biri. Eh, başarmış gibi görünüyor öyle değil mi?
Alacakaranlık dediğinizde kendini "Edwaaaaard" diye haykırarak yerlere bir atmayan kız bulabilirseniz, oldukça şanslı sayılırsınız.
Kitabın bir başka zayıf yönüyse edebi dili. Kitap edebi yönden oldukça zayıf, neyse ki yazarın da buna bir itirazı yok. Ancak Türkçe çevirideki baştan savmalık, kitabı oldukça basitleştirmiş. Kitapta Cullen'in altın rengi gözlerinden ve muhteşem yüzünden başka betimlemeye rastlamak oldukça zor. Ayrıntılara girmekten kaçınılmış, cümleler fazlasıyla kısa ve yazar, bazı yerlerde kestirmeden gitmekten hiç çekinmemiş. Örneğin Bella'nın annesinin evinden babasına taşınması, sadece bir cümleyle anlatılıyor. Karakterlerin ruh hali yansıtılmamış, Bella'nın Edward'ı ne kadar mükemmel bulduğundan başka bir düşünce arıyorsanız üzgünüm, bulamayacaksınız. Kitabın orijinal versiyonunda bu yalınlık fazla göze batmıyor.
Vampirliğin doğasına aykırı hikaye ve edebi sorunların yanında, kitabın olumlu yönleri de var elbette. Yazar bir gencin ruh halini oldukça iyi biliyor gibi görünüyor. Bella'nın Edward'a aşık olma safhası ve onunla birlikteyken hissettikleri oldukça gerçeğe uygun. Ayrıca başından savamadığı hayranları, ailevi problemleri, sakarlıkları ve beceriksizliğiyle insanların kendisiyle özdeşleştirmekten hoşlanacağı bir karakter Bella.
Özet olarak, Alacakaranlık milyonlarca hayranına rağmen, gerçek bir okuru doyuracak nitelikte değil. Eğer vampirlerle ilgili gerçekçi ve vahşi bir şeyler okumak istiyorsanız, sizi Anne Rice'a yönlendirmekten mutluluk duyarım. Hiç değilse Rice'ın Léstat'ı parlamıyor ve Edward'ı kahvaltı niyetine yemekten kaçınmayacaktır. *
edit: acaba bunu eksilemek için önce okumak gerektiğini kavrayacak kadar gelişmiş bir beynin var mı, yoksa prokaryot bir hücreden mi oluşuyorsun?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar