bugün
- kim kimin fakesi10
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız14
- sözlük erkeklerinin kurabiyeleri7
- kiraz cicegi kolonyasi43
- sözlük kavgaları7
- askeri ücretle erdoğanı savunan tip11
- bebek te üç beş tur atmak5
- mehmet okuyan11
- pasif gayler in ortak özellikleri5
- küfürleşen iki yazardan birinin çaylak olması6
- hayatından 1 yılı kaça satarsın6
- sözlükte ciddi konuların konuşulmaması3
- abd iran ateşkesinin kalıcı olamaması10
- homo erectus biraderyus3
- 10 temmuz 2026 s 400 lerin satıldığı iddiası7
- sözlük erkeklerinin armutları3
- deve sidiği ile giden araba2
- kürt kızlarının sevişme sırasındaki cümleleri6
- her gün hamburger yemek isteyen insan4
- gammaz çetesi çökertildi4
- hintli ingilizcesi2
- ayak saati6
- anadolu lisesi nde felsefe dersinin gereksizliği2
- yapmasak da yaptı derler o yüzden yapıcaz3
- zeki triko2
- kişisel gelişimcilerin hepsi delidir3
- karma bölü 100 çarpı ulupuanın yazar maaşı olması3
- internette her şey serbest zannetmek3
- on ikinci nesiller siktirsin gitsin3
- fransızların sömürgeci olması5
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle21
- lise arkadaşları buluşma partisi3
- yazmaması istenince yazmayan erkek3
- yazarların en sevdiği meyve11
- romeo ve juliet in evlenmesi halinde olabilecekler2
- corona sonrası dünya düzeni7
- uzun marlboro sigaraların şahıdır2
- sözlük yazarlarına gelen son mesaj3
- ciddi ciddi survivor ı takip eden insan3
- üniversitede kuzenle aynı evde kalmak2
- zafer partisi2
- macar tv sinde haber yayınının durdurulması5
- 90 ların unutulmaz bilim kurgu filmleri3
- allah olsanız yazacağınız kitabın ismi ne olurdu3
- nato vs allah3
- sözlüğün en kaliteli 5 yazarı3
- tavuk gibi erkenden yatan sözlük kızları5
- verge2
- bu sıcakta bu saatte ne yapıyorsunuz2
- 9 temmuz 2026 fransa fas maçı21
Merhaba. Hayatımda yazdığım ilk albüm kritiğini sizlerle paylaşmak istedim. Bundan 3 sene önceydi. Biraz amatörce olduğu belli. Şarkılardan ergen tutkusuyla teker teker bahsetmiş olmam, acemiliğin sancılı sürecinde yaşadığım yazınsal bocalamalardan ibaret bi döneme tekabül ediyordu sadece. Şimdi tekrardan okuduğumda saçma sapan yazdığımı fark edip bir an silmeyi, paylaşmamayı bile düşündüm. Lakin bu albümü -en azından benim için- önemli kılan temel etmen, bunalımlı zamanlarımı iyi yansıtıyor oluşu. Bu yazıyı seçmemin sebebi de, kritiğini yaptığım diğer albüme göre daha dinlenebilir, daha herkese hitap ediyor olmasından kaynaklanıyor. Bazı yerleriyle biraz oynadım. Neyse, iyi okumalar.
Hayatta kimi zaman öyle şeyler geliyor ki insanın başına, bir çıkış kapısı arıyoruz; bir dayanağa, mabede ihtiyaç duyuyoruz. Bu albüm, beni tam da zamanında silkeleyip kendime getirdi. Katatonia'ya Brave Murder Day albümü dışında hep bir önyargıyla yaklaşmıştım. Daha doğrusu yeni tarzlarına bir türlü ısınamamıştım. Sağ olsun son albümleri bana yardımcı oldu. Tarz yönünden kıyaslama zaten yapılamaz. Sen tut doom/death yaparken depresif rock vari bir tarza bürün; ama işte öyle değilmiş efendim. Bana tüm laflarımı yedirten, günlerce başka bir şey dinletmeyen bir albümle karşıma çıktılar.
Bu albümde Mikael Åkerfeldt parmağı oldugu çok açık. Zaten ilk şarkı Leaders'ın nakaratının sonunda "do you?" şeklinde bir fısıldıyor ki Allah be diyip loop'a alıp defalarca dinliyorsunuz şarkıyı. Albümün en iyilerinden kesinlikle. Sonra Deliberation adında bir manyaklık giriyor ki yavaş yavaş, damardan damardan giriyor. Ardından gelen Soil's Song ise yine nakaratıyla ön plana çıkan bir başka parça. Dördüncü parça My Twin, albümün belki en basit ama en popüler parçası. Sözleri de gayet hüzünlü olan bu şarkıdan sonra artık anlıyorsunuz ki "bilekte jiletlik" bir albüm sizi bekliyor. Bir hayli karanlık bir albüm dinlediğinizi fark ediyorsunuz çok geç olmadan. Sonraki parça Consternation ise tamamen hastalıklı bir parça. Adı gibi sizi hayrete düşüren, afallamanıza neden olacak bir atmosferi var. Albümün en iyilerinden. Onu takip eden diğer şarkı, adı üstünde Follower (tamam vurmayın) albümün akıcılığını bozmuyor. 01.21-01.26 arasında Jonas Renkse öyle bir vokal yapıyor ki gerçekten ürperdiğinizi hissediyorsunuz.
7. sıradaki Rusted, albümün -bana göre- kuşkusuz en güzel melodisine sahip olan parça. Baştan sona çok vurucu bir şarkı. Bu da albümün en iyilerinden. Ve geldik bana göre albümün en iyi parçasına... Increase... girişten 36. saniyeye kadar süren ve şarkının ilerleyen bölümlerinde de duyulabilecek o öpülesi parmaklardan çıkan riffler, hayatımda duyduğum en damar rifflerden biri. Kesinlikle adamı yerlerde süründürüyor. Kafanız bozuksa asla dinlemeyin. Albümü ilk dinlediğim gün sabaha karşı 4 gibi uyumaya yakın aklıma giriş riffi takıldı. Ulan hangi şarkıdaydı diyip deliriyordum. En sonunda açtım bilgisayarı, şarkıyı yaklaşık 5.denemede buldum ve birkaç kez dinledim. Harikaydı. Yine albümün en iyilerinden olan July, Mikael Åkerfeldt'in çığlıklarının duyulabileceği baş döndürücü bir parça. In the white ise nakaratıyla yardıran bir şarkı olmuş. Nakaratta giren sakin ama acıklı vokal, kuzeyin soğuk atmosferini suratınıza çarparak karanlık notalarla örülmüş ezici bir darbe indiriyor beyninize. Albümün sonuna doğru yaklaşırken 11. track The Itch ise bir an Tool dinliyormuş hissi uyandıran, fazla öne çıkmayan ama oldukça başarılı bir çalışma. Diğerlerinden aşağı kalır yanı yok kesinlikle. Son şarkı Journey Through Pressure albümün en ağır, en dokunaklı parçası sanırım. iç karartıcı vokallerle şırıngayı kalbinize kalbinize sokan bir parça. Galiba albümün orijinalini alana bir adet şırınga da hediye ediyorlarmış.
Sizi kesinlikle çok karanlık bir albümün beklediğini söyleyebilirim. Albümün içine girdikçe başta sevmediğiniz parçalar bile çekici gelmeye başlıyor, hatta bazıları en sevdiğiniz şarkı bile oluyor. Bu albüm benim gibi birinin önyargılarını yıktıysa, bu tarzı sevenler için bulunmaz bir nimettir sanırım.
Not: Katatonia, 11 Eylül 2011'de Unirock Festivali'nde sahne alacak. ilgilenenlere duyurulur.
Hayatta kimi zaman öyle şeyler geliyor ki insanın başına, bir çıkış kapısı arıyoruz; bir dayanağa, mabede ihtiyaç duyuyoruz. Bu albüm, beni tam da zamanında silkeleyip kendime getirdi. Katatonia'ya Brave Murder Day albümü dışında hep bir önyargıyla yaklaşmıştım. Daha doğrusu yeni tarzlarına bir türlü ısınamamıştım. Sağ olsun son albümleri bana yardımcı oldu. Tarz yönünden kıyaslama zaten yapılamaz. Sen tut doom/death yaparken depresif rock vari bir tarza bürün; ama işte öyle değilmiş efendim. Bana tüm laflarımı yedirten, günlerce başka bir şey dinletmeyen bir albümle karşıma çıktılar.
Bu albümde Mikael Åkerfeldt parmağı oldugu çok açık. Zaten ilk şarkı Leaders'ın nakaratının sonunda "do you?" şeklinde bir fısıldıyor ki Allah be diyip loop'a alıp defalarca dinliyorsunuz şarkıyı. Albümün en iyilerinden kesinlikle. Sonra Deliberation adında bir manyaklık giriyor ki yavaş yavaş, damardan damardan giriyor. Ardından gelen Soil's Song ise yine nakaratıyla ön plana çıkan bir başka parça. Dördüncü parça My Twin, albümün belki en basit ama en popüler parçası. Sözleri de gayet hüzünlü olan bu şarkıdan sonra artık anlıyorsunuz ki "bilekte jiletlik" bir albüm sizi bekliyor. Bir hayli karanlık bir albüm dinlediğinizi fark ediyorsunuz çok geç olmadan. Sonraki parça Consternation ise tamamen hastalıklı bir parça. Adı gibi sizi hayrete düşüren, afallamanıza neden olacak bir atmosferi var. Albümün en iyilerinden. Onu takip eden diğer şarkı, adı üstünde Follower (tamam vurmayın) albümün akıcılığını bozmuyor. 01.21-01.26 arasında Jonas Renkse öyle bir vokal yapıyor ki gerçekten ürperdiğinizi hissediyorsunuz.
7. sıradaki Rusted, albümün -bana göre- kuşkusuz en güzel melodisine sahip olan parça. Baştan sona çok vurucu bir şarkı. Bu da albümün en iyilerinden. Ve geldik bana göre albümün en iyi parçasına... Increase... girişten 36. saniyeye kadar süren ve şarkının ilerleyen bölümlerinde de duyulabilecek o öpülesi parmaklardan çıkan riffler, hayatımda duyduğum en damar rifflerden biri. Kesinlikle adamı yerlerde süründürüyor. Kafanız bozuksa asla dinlemeyin. Albümü ilk dinlediğim gün sabaha karşı 4 gibi uyumaya yakın aklıma giriş riffi takıldı. Ulan hangi şarkıdaydı diyip deliriyordum. En sonunda açtım bilgisayarı, şarkıyı yaklaşık 5.denemede buldum ve birkaç kez dinledim. Harikaydı. Yine albümün en iyilerinden olan July, Mikael Åkerfeldt'in çığlıklarının duyulabileceği baş döndürücü bir parça. In the white ise nakaratıyla yardıran bir şarkı olmuş. Nakaratta giren sakin ama acıklı vokal, kuzeyin soğuk atmosferini suratınıza çarparak karanlık notalarla örülmüş ezici bir darbe indiriyor beyninize. Albümün sonuna doğru yaklaşırken 11. track The Itch ise bir an Tool dinliyormuş hissi uyandıran, fazla öne çıkmayan ama oldukça başarılı bir çalışma. Diğerlerinden aşağı kalır yanı yok kesinlikle. Son şarkı Journey Through Pressure albümün en ağır, en dokunaklı parçası sanırım. iç karartıcı vokallerle şırıngayı kalbinize kalbinize sokan bir parça. Galiba albümün orijinalini alana bir adet şırınga da hediye ediyorlarmış.
Sizi kesinlikle çok karanlık bir albümün beklediğini söyleyebilirim. Albümün içine girdikçe başta sevmediğiniz parçalar bile çekici gelmeye başlıyor, hatta bazıları en sevdiğiniz şarkı bile oluyor. Bu albüm benim gibi birinin önyargılarını yıktıysa, bu tarzı sevenler için bulunmaz bir nimettir sanırım.
Not: Katatonia, 11 Eylül 2011'de Unirock Festivali'nde sahne alacak. ilgilenenlere duyurulur.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar