bugün
- osmanlı dönemiyle gurur duymak4
- said nursi denilince akla gelen şeyler18
- sen farklısın diyen erkek15
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı70
- 15 ekim 2026 hoffenheim beşiktaş maçı15
- 25 yılda adam edilen istanbul'u 5 yılda bitirmek33
- sözlük ablası10
- köpeği hakaret olarak kullanmak13
- ikinci kez sünnet olmak11
- beni seviyor musun sözlük9
- iltica23
- napıyosun bakiyim gece gece9
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı87
- evde çiçek yetiştiren erkek19
- japonlar4
- ayrıldık36
- gün 40 saat olsaydı7
- 30 yaş üstü erkeklerin patatese dönmes2
- gay diyerek hakaret ettiğini sanan insan10
- abd israil vs türkiye farkı18
- queen ravenna ve gücü7
- cuma namazına gitmek yerine sözlükte takılmak7
- bütün yazarların bir gün öleceklerini düşünmek6
- cinler bilinçaltı karanlığında yaşamaktadır7
- ağlıyorum sözlük4
- istanbul mahvoldu19
- aquila bicipite5
- arkadaşlar size bi soru sorucam56
- beşiktaş6
- dündar ziya gültekin9
- tengir budun neden sözlükte yazmıyor artık6
- affedersiniz ama kartoncu12
- 623 000 bin asker kaçağı10
- bir erkeği yakışıklı gösteren 3 şey6
- azerbaycan sünni ülkesiymiş gibi algı yapmak6
- arkadaşlar ben hapise giriyorum7
- game of thrones taki kerhaneci12
- gs ve fbnin 2 maçta 7şer gol yemesi7
- eski sevgiliye mesaj atma bahaneleri8
- annenin tüm gün trt haber seyretmesi4
- türkçe4
- dünyanın altı günde yaratılması4
- queen ravenna hanım10
- reptilyanlarla savaşmak3
- annenin ölmesi5
- fenerbahçeli yazarlar19
- ilkokul bebesine türbanı savunmak33
- cevheri güven9
- üzülmeyin seneye tekrar gidersiniz15
- sözcü ve now tv de kapatılır mı6
Merhaba. Hayatımda yazdığım ilk albüm kritiğini sizlerle paylaşmak istedim. Bundan 3 sene önceydi. Biraz amatörce olduğu belli. Şarkılardan ergen tutkusuyla teker teker bahsetmiş olmam, acemiliğin sancılı sürecinde yaşadığım yazınsal bocalamalardan ibaret bi döneme tekabül ediyordu sadece. Şimdi tekrardan okuduğumda saçma sapan yazdığımı fark edip bir an silmeyi, paylaşmamayı bile düşündüm. Lakin bu albümü -en azından benim için- önemli kılan temel etmen, bunalımlı zamanlarımı iyi yansıtıyor oluşu. Bu yazıyı seçmemin sebebi de, kritiğini yaptığım diğer albüme göre daha dinlenebilir, daha herkese hitap ediyor olmasından kaynaklanıyor. Bazı yerleriyle biraz oynadım. Neyse, iyi okumalar.
Hayatta kimi zaman öyle şeyler geliyor ki insanın başına, bir çıkış kapısı arıyoruz; bir dayanağa, mabede ihtiyaç duyuyoruz. Bu albüm, beni tam da zamanında silkeleyip kendime getirdi. Katatonia'ya Brave Murder Day albümü dışında hep bir önyargıyla yaklaşmıştım. Daha doğrusu yeni tarzlarına bir türlü ısınamamıştım. Sağ olsun son albümleri bana yardımcı oldu. Tarz yönünden kıyaslama zaten yapılamaz. Sen tut doom/death yaparken depresif rock vari bir tarza bürün; ama işte öyle değilmiş efendim. Bana tüm laflarımı yedirten, günlerce başka bir şey dinletmeyen bir albümle karşıma çıktılar.
Bu albümde Mikael Åkerfeldt parmağı oldugu çok açık. Zaten ilk şarkı Leaders'ın nakaratının sonunda "do you?" şeklinde bir fısıldıyor ki Allah be diyip loop'a alıp defalarca dinliyorsunuz şarkıyı. Albümün en iyilerinden kesinlikle. Sonra Deliberation adında bir manyaklık giriyor ki yavaş yavaş, damardan damardan giriyor. Ardından gelen Soil's Song ise yine nakaratıyla ön plana çıkan bir başka parça. Dördüncü parça My Twin, albümün belki en basit ama en popüler parçası. Sözleri de gayet hüzünlü olan bu şarkıdan sonra artık anlıyorsunuz ki "bilekte jiletlik" bir albüm sizi bekliyor. Bir hayli karanlık bir albüm dinlediğinizi fark ediyorsunuz çok geç olmadan. Sonraki parça Consternation ise tamamen hastalıklı bir parça. Adı gibi sizi hayrete düşüren, afallamanıza neden olacak bir atmosferi var. Albümün en iyilerinden. Onu takip eden diğer şarkı, adı üstünde Follower (tamam vurmayın) albümün akıcılığını bozmuyor. 01.21-01.26 arasında Jonas Renkse öyle bir vokal yapıyor ki gerçekten ürperdiğinizi hissediyorsunuz.
7. sıradaki Rusted, albümün -bana göre- kuşkusuz en güzel melodisine sahip olan parça. Baştan sona çok vurucu bir şarkı. Bu da albümün en iyilerinden. Ve geldik bana göre albümün en iyi parçasına... Increase... girişten 36. saniyeye kadar süren ve şarkının ilerleyen bölümlerinde de duyulabilecek o öpülesi parmaklardan çıkan riffler, hayatımda duyduğum en damar rifflerden biri. Kesinlikle adamı yerlerde süründürüyor. Kafanız bozuksa asla dinlemeyin. Albümü ilk dinlediğim gün sabaha karşı 4 gibi uyumaya yakın aklıma giriş riffi takıldı. Ulan hangi şarkıdaydı diyip deliriyordum. En sonunda açtım bilgisayarı, şarkıyı yaklaşık 5.denemede buldum ve birkaç kez dinledim. Harikaydı. Yine albümün en iyilerinden olan July, Mikael Åkerfeldt'in çığlıklarının duyulabileceği baş döndürücü bir parça. In the white ise nakaratıyla yardıran bir şarkı olmuş. Nakaratta giren sakin ama acıklı vokal, kuzeyin soğuk atmosferini suratınıza çarparak karanlık notalarla örülmüş ezici bir darbe indiriyor beyninize. Albümün sonuna doğru yaklaşırken 11. track The Itch ise bir an Tool dinliyormuş hissi uyandıran, fazla öne çıkmayan ama oldukça başarılı bir çalışma. Diğerlerinden aşağı kalır yanı yok kesinlikle. Son şarkı Journey Through Pressure albümün en ağır, en dokunaklı parçası sanırım. iç karartıcı vokallerle şırıngayı kalbinize kalbinize sokan bir parça. Galiba albümün orijinalini alana bir adet şırınga da hediye ediyorlarmış.
Sizi kesinlikle çok karanlık bir albümün beklediğini söyleyebilirim. Albümün içine girdikçe başta sevmediğiniz parçalar bile çekici gelmeye başlıyor, hatta bazıları en sevdiğiniz şarkı bile oluyor. Bu albüm benim gibi birinin önyargılarını yıktıysa, bu tarzı sevenler için bulunmaz bir nimettir sanırım.
Not: Katatonia, 11 Eylül 2011'de Unirock Festivali'nde sahne alacak. ilgilenenlere duyurulur.
Hayatta kimi zaman öyle şeyler geliyor ki insanın başına, bir çıkış kapısı arıyoruz; bir dayanağa, mabede ihtiyaç duyuyoruz. Bu albüm, beni tam da zamanında silkeleyip kendime getirdi. Katatonia'ya Brave Murder Day albümü dışında hep bir önyargıyla yaklaşmıştım. Daha doğrusu yeni tarzlarına bir türlü ısınamamıştım. Sağ olsun son albümleri bana yardımcı oldu. Tarz yönünden kıyaslama zaten yapılamaz. Sen tut doom/death yaparken depresif rock vari bir tarza bürün; ama işte öyle değilmiş efendim. Bana tüm laflarımı yedirten, günlerce başka bir şey dinletmeyen bir albümle karşıma çıktılar.
Bu albümde Mikael Åkerfeldt parmağı oldugu çok açık. Zaten ilk şarkı Leaders'ın nakaratının sonunda "do you?" şeklinde bir fısıldıyor ki Allah be diyip loop'a alıp defalarca dinliyorsunuz şarkıyı. Albümün en iyilerinden kesinlikle. Sonra Deliberation adında bir manyaklık giriyor ki yavaş yavaş, damardan damardan giriyor. Ardından gelen Soil's Song ise yine nakaratıyla ön plana çıkan bir başka parça. Dördüncü parça My Twin, albümün belki en basit ama en popüler parçası. Sözleri de gayet hüzünlü olan bu şarkıdan sonra artık anlıyorsunuz ki "bilekte jiletlik" bir albüm sizi bekliyor. Bir hayli karanlık bir albüm dinlediğinizi fark ediyorsunuz çok geç olmadan. Sonraki parça Consternation ise tamamen hastalıklı bir parça. Adı gibi sizi hayrete düşüren, afallamanıza neden olacak bir atmosferi var. Albümün en iyilerinden. Onu takip eden diğer şarkı, adı üstünde Follower (tamam vurmayın) albümün akıcılığını bozmuyor. 01.21-01.26 arasında Jonas Renkse öyle bir vokal yapıyor ki gerçekten ürperdiğinizi hissediyorsunuz.
7. sıradaki Rusted, albümün -bana göre- kuşkusuz en güzel melodisine sahip olan parça. Baştan sona çok vurucu bir şarkı. Bu da albümün en iyilerinden. Ve geldik bana göre albümün en iyi parçasına... Increase... girişten 36. saniyeye kadar süren ve şarkının ilerleyen bölümlerinde de duyulabilecek o öpülesi parmaklardan çıkan riffler, hayatımda duyduğum en damar rifflerden biri. Kesinlikle adamı yerlerde süründürüyor. Kafanız bozuksa asla dinlemeyin. Albümü ilk dinlediğim gün sabaha karşı 4 gibi uyumaya yakın aklıma giriş riffi takıldı. Ulan hangi şarkıdaydı diyip deliriyordum. En sonunda açtım bilgisayarı, şarkıyı yaklaşık 5.denemede buldum ve birkaç kez dinledim. Harikaydı. Yine albümün en iyilerinden olan July, Mikael Åkerfeldt'in çığlıklarının duyulabileceği baş döndürücü bir parça. In the white ise nakaratıyla yardıran bir şarkı olmuş. Nakaratta giren sakin ama acıklı vokal, kuzeyin soğuk atmosferini suratınıza çarparak karanlık notalarla örülmüş ezici bir darbe indiriyor beyninize. Albümün sonuna doğru yaklaşırken 11. track The Itch ise bir an Tool dinliyormuş hissi uyandıran, fazla öne çıkmayan ama oldukça başarılı bir çalışma. Diğerlerinden aşağı kalır yanı yok kesinlikle. Son şarkı Journey Through Pressure albümün en ağır, en dokunaklı parçası sanırım. iç karartıcı vokallerle şırıngayı kalbinize kalbinize sokan bir parça. Galiba albümün orijinalini alana bir adet şırınga da hediye ediyorlarmış.
Sizi kesinlikle çok karanlık bir albümün beklediğini söyleyebilirim. Albümün içine girdikçe başta sevmediğiniz parçalar bile çekici gelmeye başlıyor, hatta bazıları en sevdiğiniz şarkı bile oluyor. Bu albüm benim gibi birinin önyargılarını yıktıysa, bu tarzı sevenler için bulunmaz bir nimettir sanırım.
Not: Katatonia, 11 Eylül 2011'de Unirock Festivali'nde sahne alacak. ilgilenenlere duyurulur.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar