bugün
- kazada otomobil ikiye bölündü haberindeki otomobil9
- ferhat gündoğdu'nun gözaltına alınması21
- el falı bakıyorum sadece seviyeli yazarlar6
- serenay sarıkaya'yı beğenmeyen erkek12
- allah diye bir varlığın olmaması4
- nokia 33104
- şampuan önerisi7
- o gece neredeydin3
- tofaş arabamın hava yastığı açılmadı3
- tr den sonradan gelmeler yüzüne imajın zedelenmesi12
- ismet kalk çay koy kanka6
- bana küs müsünüz2
- fatma betül sayan kaya57
- iki çamaşır makinesini yan yana koymak3
- fatma betül sayan kaya'ya malvarlığı dondurma2
- motor ayşe3
- sözlükte söylediği çoğu şey yalan olan yazar4
- muhallebici açıyoruz isim önerileri13
- kendisiyle övünen insanlar15
- 28 eylül 2026 türkiye italya maçı38
- evet şimdi arkadaşlar gelelim hayatın gerçeklerine2
- ipkis2
- gecenin şarkısı2
- era7capone ve antipanik aşkı6
- almanyadan gelecek akrabadan istenecekler9
- pis yedili dizisindeki inanılmaz komik sahne2
- diamond tema'nın çocuğuna leonidas ismini koyması2
- ne kadar yaşlısın16
- göğe bakmanın faydaları2
- türkiye33
- yazrlara göre yeni anayasda olması gerken maddeler2
- futbol18
- nedim şener'in fatma betül sayan kaya yorumu2
- bazı aşklar şehre benzer3
- şeytanları emriyle uzaklaştıran isa mesih2
- queen ravenna adlı yazar10
- recep tayyip atatürk2
- gündoğdu gıda2
- trt tarafsız olmalı13
- kaşif kozinoğlu'nun ölümünün yeniden araştırılması2
- rastgele bir yazar seçip karabüyüyle öldürmek2
- amerika da köleliği kaldıran başkan5
- allah'ın yasaya uymayan israil oğullarına laneti3
- pos bozuk ibanıma at diyen esnaf2
- nokia 3310 denince akla gelenler10
- 29 eylül 2026 mhk başkanı'nın gözaltına alınması8
- salyangoz3
- sözlüğün iyice camiye dönmesi3
- uefa uluslar ligi8
- sözlüğün yarrağı yediği gerçeği2
on iki yaşımdaydım. annemi yaklaşık altı, yedi senedir görmüyordum. kendisiyle yalnızca nadiren telefonda konuşma şansını yakalıyordum.
o yıllarda yurt dışına çalışmaya giden kadınlara karşı ayrıca bir ahlak komisyonu vardı memlekette. kimse seçilmemişti ama herkes üyeydi. dışarıdan gelen imalar, laf sokmalar, hatta ötesi ve bunlar yüzünden ettiğim kavgalar bir yana; bizzat evinde kaldığım teyzemlerden işittiğim hakaretler, karşılık verdiğimde yediğim dayaklar da öbür taraftaydı. birkaç yıl böyle geçti.
detaylarda boğulmayalım, sömürü değil amaç. sadede gelelim.
bir gün okuldan yaklaşık yarım saat geç geldim. kapıyı ortanca kızı açtı ve “nerede kaldın lan orospu çocuğu?” diyerek karşıladı.
o anki öfke yoğunluğumu tarif edemem. bardağı taşıran son damla mı dersin, ne dersen de. devamını zaten hayal meyal hatırlıyorum. aklımda kalan üç şey var: hakaretinin üzerine kıza aniden girişmem, babasının içeriden çıkıp beni öldüresiye dövmesi ve ağzım burnum kan içinde dışarı atılmam.
çalıştığım internet kafe taş çatlasa bir durak kadar uzaktaydı evlerinden ama o yol bitmek bilmedi. birkaç defa yere yığılıp kaldığımı hatırlıyorum. neyse, varabildim sonunda. olanı anlattım patrona.
artık gidecek bir yerimin olmadığına, yardıma ihtiyacım olduğuna kanaat getirdi.
“tamam,” dedi. “yatıp kalkabilirsin burada ama haftalığından keserim, yemek zaten yok.”
işte insanlığın vardiya sistemi.
aldığım haftalık o zamanki parayla, burasının kurunda dört liraydı. ikisi gitti, iki lira kaldı. bir tane çeyrek ekmek arası koreyskiy salata elli kuruştu. günde bir öğün bundan yiyerek geçirsen iki lira dört gün götürüyordu. sonraki üç gün açtın. muhasebe kapanışını bundan ibaret sanıyorsun, o yaşta zaten.
önce tanıdık bakkallardan bir şeyler istemeye başladım. bir müddet sonra retler geldi. tanıdıklık da kredi kartı gibi, limiti var. mecburi çöp karıştırmalar derken “sikerim” deyip gelen hırsızlıklar da beraberinde geldi.
sonra benim gibi çocuklarla tanıştım. bir süre sonra kimsenin kimseye özgeçmiş sormadığı bir düzen kuruluyor zaten. beraber giriştiğimiz binbir türlü o biçimlikler de cabası. birkaçını anlatsam bu yazının sonunu değil, muhtemelen sabrını tüketiriz.
beş ay kadar sürdü her şey. zaten ikinci ayımda çalıştığım yer de kapandı. kalan üç ayı tamamen sokakta yatıp kalkarak geçirdim.
burada bir cut atıp şunu söylemek istiyorum: hayatımın özellikle bu döneminin üzerine neden bu kadar sık düştüğümü hala bilmiyorum. fakat her defasında yerinden oynamayan iki sonuç var.
birincisi, o beş aylık süreçte her şeyi yapabilecek kapasiteye eriştim ve bambaşka birisine dönüştüm.
ikincisi, annem bir şekilde durumumdan haberdar olup geldi ve beni oradan çıkardı. ben de o kadına, gerçek anlamda az çektirmedim.
özürlerimi de genellikle gidip içkiliyken ettim. ayık kafayla bir günden bir güne kalbimden taşanları dökemedim. bazı cümleler bende ayık çalışmıyor demek.
peki bunu niye yazıyorum?
kendimle kendi başıma yüzleşmek hiçbir zaman yeterli gelmedi. üstüne artık müzik de yapmıyorum itlikten; yıllardır kafamın içindekileri dışarı atmak için kullandığım o eski tahliye hattı da kapandı.
şimdi elimde bu var. yazmak. o yüzden döküyorum.
gerisini de artık yazının kendisi taşısın.
tşkrler.
o yıllarda yurt dışına çalışmaya giden kadınlara karşı ayrıca bir ahlak komisyonu vardı memlekette. kimse seçilmemişti ama herkes üyeydi. dışarıdan gelen imalar, laf sokmalar, hatta ötesi ve bunlar yüzünden ettiğim kavgalar bir yana; bizzat evinde kaldığım teyzemlerden işittiğim hakaretler, karşılık verdiğimde yediğim dayaklar da öbür taraftaydı. birkaç yıl böyle geçti.
detaylarda boğulmayalım, sömürü değil amaç. sadede gelelim.
bir gün okuldan yaklaşık yarım saat geç geldim. kapıyı ortanca kızı açtı ve “nerede kaldın lan orospu çocuğu?” diyerek karşıladı.
o anki öfke yoğunluğumu tarif edemem. bardağı taşıran son damla mı dersin, ne dersen de. devamını zaten hayal meyal hatırlıyorum. aklımda kalan üç şey var: hakaretinin üzerine kıza aniden girişmem, babasının içeriden çıkıp beni öldüresiye dövmesi ve ağzım burnum kan içinde dışarı atılmam.
çalıştığım internet kafe taş çatlasa bir durak kadar uzaktaydı evlerinden ama o yol bitmek bilmedi. birkaç defa yere yığılıp kaldığımı hatırlıyorum. neyse, varabildim sonunda. olanı anlattım patrona.
artık gidecek bir yerimin olmadığına, yardıma ihtiyacım olduğuna kanaat getirdi.
“tamam,” dedi. “yatıp kalkabilirsin burada ama haftalığından keserim, yemek zaten yok.”
işte insanlığın vardiya sistemi.
aldığım haftalık o zamanki parayla, burasının kurunda dört liraydı. ikisi gitti, iki lira kaldı. bir tane çeyrek ekmek arası koreyskiy salata elli kuruştu. günde bir öğün bundan yiyerek geçirsen iki lira dört gün götürüyordu. sonraki üç gün açtın. muhasebe kapanışını bundan ibaret sanıyorsun, o yaşta zaten.
önce tanıdık bakkallardan bir şeyler istemeye başladım. bir müddet sonra retler geldi. tanıdıklık da kredi kartı gibi, limiti var. mecburi çöp karıştırmalar derken “sikerim” deyip gelen hırsızlıklar da beraberinde geldi.
sonra benim gibi çocuklarla tanıştım. bir süre sonra kimsenin kimseye özgeçmiş sormadığı bir düzen kuruluyor zaten. beraber giriştiğimiz binbir türlü o biçimlikler de cabası. birkaçını anlatsam bu yazının sonunu değil, muhtemelen sabrını tüketiriz.
beş ay kadar sürdü her şey. zaten ikinci ayımda çalıştığım yer de kapandı. kalan üç ayı tamamen sokakta yatıp kalkarak geçirdim.
burada bir cut atıp şunu söylemek istiyorum: hayatımın özellikle bu döneminin üzerine neden bu kadar sık düştüğümü hala bilmiyorum. fakat her defasında yerinden oynamayan iki sonuç var.
birincisi, o beş aylık süreçte her şeyi yapabilecek kapasiteye eriştim ve bambaşka birisine dönüştüm.
ikincisi, annem bir şekilde durumumdan haberdar olup geldi ve beni oradan çıkardı. ben de o kadına, gerçek anlamda az çektirmedim.
özürlerimi de genellikle gidip içkiliyken ettim. ayık kafayla bir günden bir güne kalbimden taşanları dökemedim. bazı cümleler bende ayık çalışmıyor demek.
peki bunu niye yazıyorum?
kendimle kendi başıma yüzleşmek hiçbir zaman yeterli gelmedi. üstüne artık müzik de yapmıyorum itlikten; yıllardır kafamın içindekileri dışarı atmak için kullandığım o eski tahliye hattı da kapandı.
şimdi elimde bu var. yazmak. o yüzden döküyorum.
gerisini de artık yazının kendisi taşısın.
tşkrler.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar