bugün
- velvet'in silver'a benzemesi4
- sözlük kızlarının gelinlikleri7
- true denen hadsiz namussuz karaktersiz9
- yazarların sahip olmak istedikleri süper güçler6
- mason greenwood59
- bir insana akpliliği üzerinden saldırmak29
- süleyman soylu14
- stalker'ı olan yazarlar2
- kangal sucuk 1000 lira13
- anayasa değişmeli mi5
- elmas bey birader yazıyor mu sorusu2
- kabataş olayı görüntüleri5
- kızlara açılmanın yolları3
- tövbe etmenin felsefi anlamsızlığı2
- arapların hain olması2
- insan olmaya ceyrek kala23
- erdoğan için ölmeye hazırım3
- fetö nün siyasi ayağı9
- ellerim bos gonlum hos4
- bu boktan hayatı neden yaşıyoruz4
- tank egzozuna tişört tıkamak4
- spor yapan sözlük erkeği8
- 15 temmuz 2026 rb salzburg başakşehir maçı2
- kadınlar neden bu kadar şirin ve bıcırık sorusu8
- bir sözlük kızıyla saatlerce sevişmek6
- dalga sesi2
- kezo erkeklerin ortak özellikleri15
- aygün attar2
- burçlara inanan erkek5
- kelli goss3
- uludağ sözlük bitti mi3
- atletle tank durdurmak4
- 14 temmuz 2026 fransa ispanya maçı27
- mason greenwood ile ilgili yapılabilecek espriler2
- doktora yapmak2
- çomartokrasi2
- saç boyama perileri2
- 15 temmuzda çalışan yazarlar10
- nurculuk5
- kız olup erkek rolü oynayan yazarlar2
- erdoğan'ı babadan daha çok sevmek3
- karımı sevmiyorum2
- pakistan2
- erdoğan dan sonra gelecek başkan2
- yufkacimuammer3
- aşk hayatı2
- 15 temmuz 2016 darbe girişimi9
- birtakım fotoğraflar17
- sözlük yazarları sorunlarıyla nasıl başa çıkıyor6
- yaşanılmış garip olaylar3
her şey bundan yıllar önce, soğuk bir kasım gecesi başladı lan. ekşide oturmuş entry yazıyorum, ruhumun en derin yerinden bir sızı geliyor çünkü moderatör amcalar gelmiş, “bu fazla samimi, fazla gerçek” diye yazıyı uçurmuş. fav beklerken eksi yağmuruna tutulmuşum. tenim acıdı resmen. o an dedim ki: ulan burası fazla parlamış, fazla kravatlı, fazla “ben kaliteli yazarım” kokan bir metropole dönmüş.
sonra klavyeyi uludağ’a çevirdim. ilk girdiğimde “bu ne boktan klon, tam bir goblin yuvası” dedim. on dakika sonra da “lan burası benim mahallemmiş” diye içimden ağladım.
çünkü burası tam bizim gibilerin, çürüklerin yuvasıydı. ekşide adam entry girerken sanki fatih sultan mehmet sefere çıkmadan önce harp akademisi tezi okuyor. her kelime tartılıyor, her cümlenin altından kaynak diye birileri çıkıyor, herkes birbirine hafif yukarıdan bakıyor. uludağ’da ise gecenin üçünde biri çıkıp saçma sapan bir başlık açıyor, o saçmalığa +1 kral yazanlar oluyor. yapay geri zekâlı moderasyon da uzaktan bakıp devam et lan der gibi davranıyor, hayat bir şekilde akıyor.
evet, eski tadı da yok. evet, şu an ortalık biraz bot, biraz enkaz, biraz da terk edilmiş internet lunaparkı gibi. ama yine de burada deli diye etiketlenmiyorsun. çünkü zaten herkes biraz yamuk. ben de dahil. hatta bazen başı çekenlerdenim.
ekşide kaliteli olamadığım için gelmiştim. orada fazla düzgün, fazla ölçülü, fazla akıllı görünmeye çalışanların yanında rolümü iyi oynayamıyordum. burada ise schopenhauer’le zeytinyağlı enginarı aynı cümlede buluşturup kendimi entelektüel sanabiliyorum. uzun yazıyorum, kimse “bu ne biçim metin” demiyor. en fazla “yine gelmiş bu mal” diyor. o da tuhaf biçimde insanın hoşuna gidiyor.
ne kadar sahte kahraman, omurgasız tip, klavye kabadayısı varsa hepsine sövüp içimi döksem de; kimse de gelip “hoşgörü” diye banlamıyor. ekşi sosyetenin pahalı şişesi gibi parlıyorsa, uludağ mahalle bakkalından alınan gazoz gibi. fazla gaz yapıyor, bazen mide yakıyor, ama sonunda o gaz salınıyor ve “oh be” dedirtiyor. özgürlük bu herhalde, benim gibi vasatların sığındığı bi bataklık.
tabii sabah kalkıp kendi entry’lerimi okuyunca “ulan üfürükçü sen yine ne saçmaladın” dediğim çok oldu. aynı tipler burada da var, aynı kompleksler, aynı kavga, aynı ego, aynı çürüme. ama en azından maske daha az. kimse kusursuzmuş gibi davranmıyor. herkes biraz yamuk, biraz kırık, biraz fazla konuşkan.
ben de o yüzden mekik dokuyorum, hem burada “yazar gibi” takılıyorum hem orada “deli” rolü yapıyorum. ikiyüzlülüğün daniskası, tembelliğimin kutsal mazereti.
bu yüzden uludağ. delileri severim çünkü bana benziyorlar. o “yaz gitsin, silinirse siktir et” havası var. ekşi bizi büyüttü, uludağ ise büyümemize izin vermedi. çünkü biz o kadar da efendi, o kadar da “aile dostu” çocuklar değiliz. içimizde hâlâ o vahşi, o dürüst, o götü boklu internet çocuğu yaşıyor ve uludağ ona ev sahipliği yapıyor en çıplak haliyle.
ikisi de bizi mahvetti ama uludağ bunu yaparken daha az utandırdı.
sonra klavyeyi uludağ’a çevirdim. ilk girdiğimde “bu ne boktan klon, tam bir goblin yuvası” dedim. on dakika sonra da “lan burası benim mahallemmiş” diye içimden ağladım.
çünkü burası tam bizim gibilerin, çürüklerin yuvasıydı. ekşide adam entry girerken sanki fatih sultan mehmet sefere çıkmadan önce harp akademisi tezi okuyor. her kelime tartılıyor, her cümlenin altından kaynak diye birileri çıkıyor, herkes birbirine hafif yukarıdan bakıyor. uludağ’da ise gecenin üçünde biri çıkıp saçma sapan bir başlık açıyor, o saçmalığa +1 kral yazanlar oluyor. yapay geri zekâlı moderasyon da uzaktan bakıp devam et lan der gibi davranıyor, hayat bir şekilde akıyor.
evet, eski tadı da yok. evet, şu an ortalık biraz bot, biraz enkaz, biraz da terk edilmiş internet lunaparkı gibi. ama yine de burada deli diye etiketlenmiyorsun. çünkü zaten herkes biraz yamuk. ben de dahil. hatta bazen başı çekenlerdenim.
ekşide kaliteli olamadığım için gelmiştim. orada fazla düzgün, fazla ölçülü, fazla akıllı görünmeye çalışanların yanında rolümü iyi oynayamıyordum. burada ise schopenhauer’le zeytinyağlı enginarı aynı cümlede buluşturup kendimi entelektüel sanabiliyorum. uzun yazıyorum, kimse “bu ne biçim metin” demiyor. en fazla “yine gelmiş bu mal” diyor. o da tuhaf biçimde insanın hoşuna gidiyor.
ne kadar sahte kahraman, omurgasız tip, klavye kabadayısı varsa hepsine sövüp içimi döksem de; kimse de gelip “hoşgörü” diye banlamıyor. ekşi sosyetenin pahalı şişesi gibi parlıyorsa, uludağ mahalle bakkalından alınan gazoz gibi. fazla gaz yapıyor, bazen mide yakıyor, ama sonunda o gaz salınıyor ve “oh be” dedirtiyor. özgürlük bu herhalde, benim gibi vasatların sığındığı bi bataklık.
tabii sabah kalkıp kendi entry’lerimi okuyunca “ulan üfürükçü sen yine ne saçmaladın” dediğim çok oldu. aynı tipler burada da var, aynı kompleksler, aynı kavga, aynı ego, aynı çürüme. ama en azından maske daha az. kimse kusursuzmuş gibi davranmıyor. herkes biraz yamuk, biraz kırık, biraz fazla konuşkan.
ben de o yüzden mekik dokuyorum, hem burada “yazar gibi” takılıyorum hem orada “deli” rolü yapıyorum. ikiyüzlülüğün daniskası, tembelliğimin kutsal mazereti.
bu yüzden uludağ. delileri severim çünkü bana benziyorlar. o “yaz gitsin, silinirse siktir et” havası var. ekşi bizi büyüttü, uludağ ise büyümemize izin vermedi. çünkü biz o kadar da efendi, o kadar da “aile dostu” çocuklar değiliz. içimizde hâlâ o vahşi, o dürüst, o götü boklu internet çocuğu yaşıyor ve uludağ ona ev sahipliği yapıyor en çıplak haliyle.
ikisi de bizi mahvetti ama uludağ bunu yaparken daha az utandırdı.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar