bugün
- küfürlü atasözleri4
- yaşadım demek için ne yapmalı7
- paranın mutluluk getirmemesi5
- özür dilerim ile kusura bakma arasındaki farklar3
- günaydın kızlar4
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri40
- sözlüğün en ılık yazarı2
- süvari kahvesi3
- yazarların kedilerine söylemek istedikleri2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı93
- samsak döveci3
- travis bickle a gönlünün götürdüğü yere sür demek2
- eğitim seviyesi azaldıkça kişide artan şey4
- tulumba tatlısı4
- tır kabini2
- michelin2
- eskiden arkadaşlar genelevde aynı kadına gitmezdi5
- blaupunkt3
- ayva reçeli2
- kitap okumamak3
- gece gelen yemek yapma isteği8
- konuşurken anladın mı deyip duran tip3
- anın görüntüsü24
- günaydın devasa uludağ sözlük ailesi2
- terhis oluyorum sözlük21
- kadınlar nasıl giyinmeli sorunsalı14
- sözlüğü ayakta tutanlar2
- belediye ruhsat birimi2
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- ateşte kızartılacaksın2
- queen ravenna sözlüğün kraliçesidir14
- kısa vadeli faydalı güdülenim araçları2
- dilencilik yasal bir iş midir2
- fatma betül sayan kaya28
- bir erkeğin bir kadınla lahmacun yemesi14
- dilenme usulleri2
- masklavi'yi ehonomi çoh eyi derken görmek20
- fenerbahçe12
- abd'nin irana atom bombası saldırısı ihtimali3
- arif sefa özdemir5
- cumaya gitmeyen yazarlar ifşa platformu21
- bir sözlük yazarına kahve ısmarlamak12
- silik sayınız7
- chatgpt'nin bir erkeği mutlu etmesini bilmesi12
- aşk15
- kombiler açıldı mı arkadaşlar8
- akıllı telefon kullanan erkek9
- emecek bor çift göğüs bile bulamamak7
- camilerdeki ayak kokusu11
- ilk sıra arkadaşınız ne yapıyor6
"Bir incecik filiz bulmuştuk ilyas'la bahçede. Saatlerce seyrettikten sonra küçücük bir salça kutusuna koymuştuk onu. Küçücüktü ama başı dikti, hücreye meydan okur gibiydi. Hücre demirlerinin önünde bir tarla dolusu çişek duruyormuş gibi görünüyordu gözümüze. Geceyi onunla geçirdik, hücrenin içine çiçek kokuları dolmuş gibiydi. Sabah uyanır uyanmaz ilk işimiz ona bakmak oldu. Gördüğümüz şey bir çiçek değildi. Hırsımızdan ağlayacak gibiydik. Bükülmüştü boynu. Yorgun ve soluksuz duruyordu. Ölmüştü.
'Keşke yerinden hiç sökmeyeseydik' dedik. 'Neden öldürdük onu, neden bencillik ettik'. Kızdık kendimize. Bütün günü bozuk bir moralle geçirdik, Hıdır ve ilyas ile bir dönemi izmir Buca Cezaevi hücrelerinde birlikte geçirdik. Sonra bu yaşam ilyas açısından Eski Bölüm 3. Tecrit Koğuşu'nda sonlandı. . ilyas'la aynı hücreleri paylaştığımız günlerde, canımız sıkılınca teybe Kandıralı'nın kasetini koyar, kıvrak oyun havalarına uymaya çalışarak tepinmeye başlardık. Biraz da bilinçli olarak teybin sesini sonuna kadar açar, ayaklarımızı hızla vururduk hücrenin tabanına. Ve beklediğimiz ses gelmekte gecikmezdi. Hıdır tüm nefesini kullanarak 'Hey çatlaklar, altınızda insan var' diye bağırırdı. ilyas 'ilo' diye çağrılıyordu. Çizdiği karikatürlere ilo imzası atıyordu o da. (...) Hücrelere gittiğimin haftasında çıkarmaya başladığımız 'Durduk Yerde" dergisini hep birlikte tam 26 sayı yayınladık. Bütün bir hafta çalışıyor, yazıyor, çiziyorduk. Hıdır şiirlerini yazıyordu, ilyas şiirlerinin yanı sıra karikatürler çiziyordu. (...) ilyas kibrit çöpünden yaptığım kemana tel bulamayınca perde takıp onu mandolin haline getirdi. Onunla saz öğrenmeye başladı. Bu garip müzik aletinin adını 'gıdı gıdı' koymuştu. Önce 'Tren gelir, hoş gelir'i çaldı. Ardından 'Gelin ayşem suya gitmiş'i seslendirdi. Ve asılmadan bir süre önce de sazda birkaç türküyü seslendirecek kadar saz çalar oldu. (...) ilyas asılacağı günü birgün önceden biliyordu. O gün havalandırmada gezinmişler, türkü söylemişler. Gece de eğlenceleri devam etmiş. Geceyarısı ilyas, Raşit'le birlikte kaldığı hücrede 'Ben biraz uzanayım' demiş. Sanki o gece asılacak olan kendisi değilmiş gibi rahat girmiş yatağına.
Gece yarısını biraz geçtikten sonra gelmiş dizilmişler hücre önüne. Kasklıymış bütün askerler. Yüzleri bembeyazmış. ilyas'ı uyandırmış gardiyanlar. Giyinmesine izin vermemişler, Kollarından tutup sürüklemişler. Bölümden dışart çıkarken ilyas ayaklarını eşiğe dayamış ve 'Bunların hesabı sorulacak' diye bağırmış. Sonra Kapıaltı'nda içmiş çayını. Mektubunu yazmış kendine, devrimcilere yakışır biçimde gitmiş darağacına.
ilyas asıldığı zaman ben yeni bölüm hücrelerdeydim. Gece yarısıydı. Acıkmıştık. Gardiyanı çağırdık. Geldi. Yüzü kül gibiydi. 'Hasta mısın' diye sordum. 'Sabah paşa yemiştim. ishal olmuşum' dedi. Titriyordu. Koğuştan birşeyler getirmesini, aç olduğumuzu, çorba pişireceğimizi söyledim. Gitti getirdi. Az sonra gel çorbaları hücrelere dağıt' dedim. Hayret hiç itiraz etmedi. Başka zaman olsa bin dereden bin su getirirdi gelmemek işin. Sinir ederdi bizi.
Çorba pişince bağırdık geldi. Çorbaları dağıttı. Aceleciydi, bir an önce gitmek ister gibi bir hali vardı. Titriyordu hep. 'izin alıp gitsene' dedim. 'Bırakmazlar' dedi. Gözlerime bakamıyordu. Suçlu suçlu duruyordu karşımda. işi bitince aceleyle çıktı.
Daha çorbaları yeni içmiştik. Bitişiğimizdeki kadın koğuşundan siyasi kadın tutsaklar sinyal vernıeye başladılar. infaz var!
Bu ilyas'tı kesin. Sloganlar başlamıştı. Bütün hıncımızla bağırıyorduk. Onun son sözlerini duyabildik.
Sonradan gardiyanlardan öğrendik onun nasıl gittiğini. Mektubunu yazdıktan sonra, 'Eh artık gidelim' demiş. Gülünısüyormuş. Havalandırmaya çıkarıldığı zaman slogana başlamış. Bir binbaşı koşup yumruklamış onu. Ağzını kapamaya çalışmış. Ama yine de susturamamış. Darağacının altındaki sandalyeye çıkmış. Kendi tekmelemiş sandalyesini. Dikmiş başı. Yiğitmiş.
Tarih 7 Ekim 1984'tü. Artık ilyas hücrelerde o çok sevdiği 'Gün ışımış güller kızıl tomurcuk açmış' türküsünü söyleyemeyecekti.." *
'Keşke yerinden hiç sökmeyeseydik' dedik. 'Neden öldürdük onu, neden bencillik ettik'. Kızdık kendimize. Bütün günü bozuk bir moralle geçirdik, Hıdır ve ilyas ile bir dönemi izmir Buca Cezaevi hücrelerinde birlikte geçirdik. Sonra bu yaşam ilyas açısından Eski Bölüm 3. Tecrit Koğuşu'nda sonlandı. . ilyas'la aynı hücreleri paylaştığımız günlerde, canımız sıkılınca teybe Kandıralı'nın kasetini koyar, kıvrak oyun havalarına uymaya çalışarak tepinmeye başlardık. Biraz da bilinçli olarak teybin sesini sonuna kadar açar, ayaklarımızı hızla vururduk hücrenin tabanına. Ve beklediğimiz ses gelmekte gecikmezdi. Hıdır tüm nefesini kullanarak 'Hey çatlaklar, altınızda insan var' diye bağırırdı. ilyas 'ilo' diye çağrılıyordu. Çizdiği karikatürlere ilo imzası atıyordu o da. (...) Hücrelere gittiğimin haftasında çıkarmaya başladığımız 'Durduk Yerde" dergisini hep birlikte tam 26 sayı yayınladık. Bütün bir hafta çalışıyor, yazıyor, çiziyorduk. Hıdır şiirlerini yazıyordu, ilyas şiirlerinin yanı sıra karikatürler çiziyordu. (...) ilyas kibrit çöpünden yaptığım kemana tel bulamayınca perde takıp onu mandolin haline getirdi. Onunla saz öğrenmeye başladı. Bu garip müzik aletinin adını 'gıdı gıdı' koymuştu. Önce 'Tren gelir, hoş gelir'i çaldı. Ardından 'Gelin ayşem suya gitmiş'i seslendirdi. Ve asılmadan bir süre önce de sazda birkaç türküyü seslendirecek kadar saz çalar oldu. (...) ilyas asılacağı günü birgün önceden biliyordu. O gün havalandırmada gezinmişler, türkü söylemişler. Gece de eğlenceleri devam etmiş. Geceyarısı ilyas, Raşit'le birlikte kaldığı hücrede 'Ben biraz uzanayım' demiş. Sanki o gece asılacak olan kendisi değilmiş gibi rahat girmiş yatağına.
Gece yarısını biraz geçtikten sonra gelmiş dizilmişler hücre önüne. Kasklıymış bütün askerler. Yüzleri bembeyazmış. ilyas'ı uyandırmış gardiyanlar. Giyinmesine izin vermemişler, Kollarından tutup sürüklemişler. Bölümden dışart çıkarken ilyas ayaklarını eşiğe dayamış ve 'Bunların hesabı sorulacak' diye bağırmış. Sonra Kapıaltı'nda içmiş çayını. Mektubunu yazmış kendine, devrimcilere yakışır biçimde gitmiş darağacına.
ilyas asıldığı zaman ben yeni bölüm hücrelerdeydim. Gece yarısıydı. Acıkmıştık. Gardiyanı çağırdık. Geldi. Yüzü kül gibiydi. 'Hasta mısın' diye sordum. 'Sabah paşa yemiştim. ishal olmuşum' dedi. Titriyordu. Koğuştan birşeyler getirmesini, aç olduğumuzu, çorba pişireceğimizi söyledim. Gitti getirdi. Az sonra gel çorbaları hücrelere dağıt' dedim. Hayret hiç itiraz etmedi. Başka zaman olsa bin dereden bin su getirirdi gelmemek işin. Sinir ederdi bizi.
Çorba pişince bağırdık geldi. Çorbaları dağıttı. Aceleciydi, bir an önce gitmek ister gibi bir hali vardı. Titriyordu hep. 'izin alıp gitsene' dedim. 'Bırakmazlar' dedi. Gözlerime bakamıyordu. Suçlu suçlu duruyordu karşımda. işi bitince aceleyle çıktı.
Daha çorbaları yeni içmiştik. Bitişiğimizdeki kadın koğuşundan siyasi kadın tutsaklar sinyal vernıeye başladılar. infaz var!
Bu ilyas'tı kesin. Sloganlar başlamıştı. Bütün hıncımızla bağırıyorduk. Onun son sözlerini duyabildik.
Sonradan gardiyanlardan öğrendik onun nasıl gittiğini. Mektubunu yazdıktan sonra, 'Eh artık gidelim' demiş. Gülünısüyormuş. Havalandırmaya çıkarıldığı zaman slogana başlamış. Bir binbaşı koşup yumruklamış onu. Ağzını kapamaya çalışmış. Ama yine de susturamamış. Darağacının altındaki sandalyeye çıkmış. Kendi tekmelemiş sandalyesini. Dikmiş başı. Yiğitmiş.
Tarih 7 Ekim 1984'tü. Artık ilyas hücrelerde o çok sevdiği 'Gün ışımış güller kızıl tomurcuk açmış' türküsünü söyleyemeyecekti.." *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com