bugün
- gammaz sözlük kızları18
- sözlük kızlarının kombinleri23
- claudian clouds8
- eskort gibi gi'yi nen muhafazkar ai le kizi7
- nick vermeden bir yazara seslen18
- çikarmadan uc atan adam5
- diş temizletme7
- bazı arabalarda geri vitesin sol üst köşede olması8
- intihar etmeyi düşünmek6
- tesettüre girmezsen seninle evlenmem diyen erkek10
- gilded lily8
- zina yapmayan erkekle dalga geçilmesi5
- muhafazakarlar9
- erkekler allah belanızı versin8
- levent kırca11
- silvermist'e sataşıyorum öyleyse varım8
- erkeğini nasıl eğitirsin5
- sözlükteki o'na vurma bana vur lobisi5
- kışlıkları çıkartmak8
- kamyon kasasında almanya'ya kaçak gitmek6
- beddua yedikçe azgınlaşan erkek4
- şu an sahip olduğunuz sosyal uygulamalar8
- hırt11
- haftanın tekerlekleri4
- sabah sabah 500g çikolatalı puding yemek18
- sözlükteki ilişki skandalı36
- köpeğin duası kabul olsaydı gökten kemik yağardı6
- artık kürt sorunu yoktur14
- sözlüğün en yakışıklı erkek yazarı39
- ilham aliyev3
- japonya4
- bir kıza alınabilecek en iyi hediye9
- bebeğe dedesinin adını koymak5
- ne kadar yaşlısın22
- sigorta şişirmesi yüzünden ağır hasar kaydı vardır2
- doktorluğu en zor tıbbi branş15
- manchild2
- para mı saygınlık mı7
- sözlük yazarlarının kavgalık ayakkabıları9
- 13 ekim 2026 galatasaray barcelona maçı8
- galatasaray sinirlendiğinde olabilecek şeyler3
- diamond bosphorus denince akla gelenler39
- filistin57
- başmeriç3
- allah muhammed mehdi olmam4
- çok kötü ve kırgın hissettiğinizde ne yapıyorsunuz16
- tc kimlik numarası ile sigara almak12
- arkadaşlar kahve içer misiniz3
- yazarların kavga başlatmak için ilk sözleri7
- yarın nikahı basarım denilebilen kadın özellikleri7
Perec'in Uyuyan Adam'ı hiçlikte hapsolmuştur. Mutlak hareketsizlik: ne fiziksel ne de düşünsel bir eylem söz konusudur. Bu nedenle yarı ölüm diye adlandırılan uykuyla özdeşleşmiştir. Freud'un fazla uykuyu bir kaçış olarak nitelediğini biliyoruz. Benim aklıma ise inception filminde hayattan kaçmak için kendilerini uyutan insanlar geldi: Bu insanlar rüyada olduklarının farkına varıp ona hâkim olarak rüyalarında istediklerini yapabiliyorlar, hâliyle asla uyanmak istemiyorlar. Buna teolojide cennet deniyor. Buna karşın kitapta Uyuyan Adam'ın rüyalarından bahsedilmez. O, yaşamayı hiç bilmediğini ve bilemeyeceğini keşfederek kendini her şeyden soyutlamıştır. Bir isminin olmaması da bunun bir göstergesidir. O, bir hiçtir.
Perec onu kitabın bir yerinde şu şekilde tasvir eder: "Sen bulanık bir gölgeden, sert bir kayıtsızlık çekirdeğinden, bakışlardan kaçan nötr bir bakıştan başka bir şey değilsin." Bulanık bir gölge imgesi onun artık bedensel varlığının da tehlikeye girdiğini gösterir: Tabii mitsel bir aura içinde hücreleri buharlaşmamaktadır ancak psikolojik olarak her geçen gün hayatla bağı zayıflayan insan bedeni, artık değiştirilmesi gereken yıpranmış bir deriden başka bir anlam ifade etmez. Hücrenin en son noktası olan çekirdek imgesi onun hiçliğin tam ortasına gelmiş olduğunu gösterir. Güneş onun yıpranmış derisini yakar, bu yüzden geceleri çıkar sokağa ve çevresine hiçbir şey hissetmeden, düşünmeden sadece bakar. Yabancılaşmanın getirdiği korkudan dolayı etrafındaki bakışlardan bile sakınmaktadır, çünkü kendisini fark eden her bir gözle kuracağı bağlantı onu hayata tutacak, bu bağlanma ise yeniden bilinmezlik anlamına gelen hayata dahil olma çabasına sokacak ve bu, onun artık bildiği üzere mutlak bir mağlubiyetten başka bir şeyle sonuçlanmayacak bir çaba olacak. Nihayet onunkisi nötr bir bakıştır: Hiçbir aidiyet duymayan bir bakış. Zira kitapta onun ailesinden, arkadaşlarından doğru düzgün bahsedildiğini görmeyiz.
Uyuyan Adam'ın sınav sabahı bile yatağından kalkamadığını ya da kalkamadığını görürüz. Dışarıdan bakıldığında son derece anlamsız bir harekettir hatta başkalarının davranışlarını kendimizinkilerle kıyaslama yaparak anlamlandırma alışkanlığına sahip olan bizler için şımarıkça bir harekettir; öyle ki her gün mücadele ederek zor şartlarda yaşamaya devam eden bizler için onun bu davranışı nedeniyle suçlanması, yargılanması ve bunların sonucunda en azından toplum nezdinde cezalandırılması gerekebilir. Ancak bunları yaparken her birimizin bir şeylerden kaçmakta olduğumuz gerçeğini fark etmeyiz ya da farkında olsak da içten içe, onu görmezden geliriz. insan diğer insana ayna vazifesi görür: Bundan dolayı başka insanların bizim gibi olmasını isteriz, ancak böyle rahatlarız ve hayatımıza devam edebiliriz. Tabii ki bunun imkanı olmadığından dolayı ya aynadakini kendimizden hareketle kurgularız ya da aynadakine göre kendimizi… Uyuyan Adam artık aynasına bakmaktan vazgeçmiştir. O, "Oturuyor ve beklemek istiyor sadece, bekleyecek bir şey kalmayana kadar beklemek." Ancak zaman hiç kimseyi beklemez, akar. O, gerçek bir Efendi'dir. insan ona ancak bir yerinden tutunabilir, böylelikle bir nirengi noktası edinerek hayatını buna göre kurgulayabilir. Efendi ise gerçek manada bir Uyuyan'dır. Uyuyan Adam ise onun çok kötü bir kopyasından başka bir şey değildir.
Bundan dolayı Perec son bölümde, Uyuyan Adam'ın suratına sert gerçekleri bir bir çarpar. Bunlardan birisinde şunları söyleyerek onun çevresinde var oldugunu zannettiği demir parmaklıkları yok eder: "Oysa sen, zavallı Dedalus, senin labirentin yoktu. Sahte mahkum, senin kapın açıktı." Şaşırıp etrafında açılan kapıları, kapıların ardında akan sokaktaki hayatı gören Uyuyan Adam'ın korkusuna aldırmadan devam eder: "Artık sığınağın kalmadı. Korkuyorsun; yağmurun, saatlerin, araba selinin, yaşamın, insanların, dünyanın, her şeyin durmasını bekliyorsun; her şeyin yıkılmasını bekliyorsun … Uzunca bir süre kendine sığınaklar kurup yıktın: düzen ya da eylemsizlik, başıboş sürüklenme ya da uyku, geceleyin devriye gezmeler, yansız anlar, gölgelerin ve ışıkların kaçışı. Daha uzun bir süre kendine yalan söylemeyi, kendini sersemleştirmeyi, kendi oyununa gelmeyi sürdürebilirsin belki. Ama oyun bitti, büyük şenlik, ertelenmiş yaşamın yalancı sarhoşluğu bitti." Ve sözlerini şöyle noktalar: "Ufacık bir belâ seni kurtarmaya yeterdi belki de: Her şeyini kaybederdin, savunacak bir şeyin olurdu, ikna etmek için, duygulandırmak için söyleyecek sözcüklerin olurdu."
Ve Uyuyan Adam uyanır…
Perec onu kitabın bir yerinde şu şekilde tasvir eder: "Sen bulanık bir gölgeden, sert bir kayıtsızlık çekirdeğinden, bakışlardan kaçan nötr bir bakıştan başka bir şey değilsin." Bulanık bir gölge imgesi onun artık bedensel varlığının da tehlikeye girdiğini gösterir: Tabii mitsel bir aura içinde hücreleri buharlaşmamaktadır ancak psikolojik olarak her geçen gün hayatla bağı zayıflayan insan bedeni, artık değiştirilmesi gereken yıpranmış bir deriden başka bir anlam ifade etmez. Hücrenin en son noktası olan çekirdek imgesi onun hiçliğin tam ortasına gelmiş olduğunu gösterir. Güneş onun yıpranmış derisini yakar, bu yüzden geceleri çıkar sokağa ve çevresine hiçbir şey hissetmeden, düşünmeden sadece bakar. Yabancılaşmanın getirdiği korkudan dolayı etrafındaki bakışlardan bile sakınmaktadır, çünkü kendisini fark eden her bir gözle kuracağı bağlantı onu hayata tutacak, bu bağlanma ise yeniden bilinmezlik anlamına gelen hayata dahil olma çabasına sokacak ve bu, onun artık bildiği üzere mutlak bir mağlubiyetten başka bir şeyle sonuçlanmayacak bir çaba olacak. Nihayet onunkisi nötr bir bakıştır: Hiçbir aidiyet duymayan bir bakış. Zira kitapta onun ailesinden, arkadaşlarından doğru düzgün bahsedildiğini görmeyiz.
Uyuyan Adam'ın sınav sabahı bile yatağından kalkamadığını ya da kalkamadığını görürüz. Dışarıdan bakıldığında son derece anlamsız bir harekettir hatta başkalarının davranışlarını kendimizinkilerle kıyaslama yaparak anlamlandırma alışkanlığına sahip olan bizler için şımarıkça bir harekettir; öyle ki her gün mücadele ederek zor şartlarda yaşamaya devam eden bizler için onun bu davranışı nedeniyle suçlanması, yargılanması ve bunların sonucunda en azından toplum nezdinde cezalandırılması gerekebilir. Ancak bunları yaparken her birimizin bir şeylerden kaçmakta olduğumuz gerçeğini fark etmeyiz ya da farkında olsak da içten içe, onu görmezden geliriz. insan diğer insana ayna vazifesi görür: Bundan dolayı başka insanların bizim gibi olmasını isteriz, ancak böyle rahatlarız ve hayatımıza devam edebiliriz. Tabii ki bunun imkanı olmadığından dolayı ya aynadakini kendimizden hareketle kurgularız ya da aynadakine göre kendimizi… Uyuyan Adam artık aynasına bakmaktan vazgeçmiştir. O, "Oturuyor ve beklemek istiyor sadece, bekleyecek bir şey kalmayana kadar beklemek." Ancak zaman hiç kimseyi beklemez, akar. O, gerçek bir Efendi'dir. insan ona ancak bir yerinden tutunabilir, böylelikle bir nirengi noktası edinerek hayatını buna göre kurgulayabilir. Efendi ise gerçek manada bir Uyuyan'dır. Uyuyan Adam ise onun çok kötü bir kopyasından başka bir şey değildir.
Bundan dolayı Perec son bölümde, Uyuyan Adam'ın suratına sert gerçekleri bir bir çarpar. Bunlardan birisinde şunları söyleyerek onun çevresinde var oldugunu zannettiği demir parmaklıkları yok eder: "Oysa sen, zavallı Dedalus, senin labirentin yoktu. Sahte mahkum, senin kapın açıktı." Şaşırıp etrafında açılan kapıları, kapıların ardında akan sokaktaki hayatı gören Uyuyan Adam'ın korkusuna aldırmadan devam eder: "Artık sığınağın kalmadı. Korkuyorsun; yağmurun, saatlerin, araba selinin, yaşamın, insanların, dünyanın, her şeyin durmasını bekliyorsun; her şeyin yıkılmasını bekliyorsun … Uzunca bir süre kendine sığınaklar kurup yıktın: düzen ya da eylemsizlik, başıboş sürüklenme ya da uyku, geceleyin devriye gezmeler, yansız anlar, gölgelerin ve ışıkların kaçışı. Daha uzun bir süre kendine yalan söylemeyi, kendini sersemleştirmeyi, kendi oyununa gelmeyi sürdürebilirsin belki. Ama oyun bitti, büyük şenlik, ertelenmiş yaşamın yalancı sarhoşluğu bitti." Ve sözlerini şöyle noktalar: "Ufacık bir belâ seni kurtarmaya yeterdi belki de: Her şeyini kaybederdin, savunacak bir şeyin olurdu, ikna etmek için, duygulandırmak için söyleyecek sözcüklerin olurdu."
Ve Uyuyan Adam uyanır…
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar