bugün
- sözlüğün kraliçesi5
- sinek as'ın sözlüğe vedası23
- uzaylılar tavuk döner yiyor mu2
- evlenmek3
- sözlüğün kralı5
- forma7
- bir yazarı çok sevmek ama o hiç sevmemek11
- metamfetamin7
- ırak5
- aç uyumak10
- sevgi vs aşk9
- uludağ sözlük bacıları geleneksel kongresi4
- bir kadının tehlikeli olduğunu gösteren detaylar3
- umman4
- gece gece kokoreç gömmek7
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı17
- sözlükte kimseye zararı olmayan yazar9
- ayağı şiir kokan kadın6
- insan sevmemek3
- pazar gecesi son huzurlu uyku6
- salçalı makarna10
- betray me6
- chatgpt varken bir sevgiliye ihtiyaç duymak21
- nervio'nun ateist ve ayakçı erkekle evlenmesi6
- sözlük yazarlarının gördüğü ünlüler10
- çin9
- ilhan irem dinleyen erkek6
- sikerim böyle hayatı deyip kırklareli ne yerleşmek16
- herkes hakkını helal etsin sözlüğü bırakıyorum10
- karpuzcu libos panda3
- yalnız yaşamak3
- büreyde3
- hamile fotoğrafı5
- eli üşüyen kızın elini nasıl ısıtırsın15
- geçmişe götüren şarkılar5
- silamınnn aleyykiiiimmm genşşlerr6
- bu sözlükte ayak konuşmak yasak10
- ben bu yazıyı sana yazdım3
- doğru don seçimi2
- evli kadına bin lira verip ilişkiye girmek7
- nemlendirici krem20
- jaws filmindeki sikko balik2
- filistin5
- balık yanına en yakışan çorba9
- bir günde 1500 kalori almak4
- sandalet ayak bikinisidir4
- yarın sabah işe gidecek olmak5
- evrende hareket nasıl oluyor5
- seküler kesimden yeni carrefoursa'ya tokat41
- erkeklerin evlenmek istememe nedenleri15
hrant dink'i birgün'de tanıdım. onu insanlık adına bir çekim merkezi kılan bir yumuşaklığı vardı sözlerinin. ne kadar güzel akar yazıları, nasıl da anadoluluğu sinmiştir yazısına, nasıl da şehirlidir aynı zamanda. çocukluk resimlerinde babamı gördüm, sözlerinde insanı.
"tırnakları ile kazarak yaşamak" diye bir şey varsa, işte bu hrant dink'in nezdinde türkiye'deki tüm azınlıkların hâlidir. iyi anlarım onu, çünkü bir türk olarak ben de çok azınlıkta görülen bir yerdeyim, cehaleti ile övünmeleri öğretilen cani bir "insan" modelinin hâlâ revaçta olduğu bir ülkede aslî kimlikten sıyrılma derdi ile ona "ihanet etmiş" birisi olarak büyüdüm.
küçükken otobüste kürtçe konuşanlardan nefret ederdim. ah çocuk! nasıl bu hâle gelebildin sen! devlet televizyonunun perde arkasında hep bir canavar şöyle diyordu sana: "bak çocuk, dünya üzerinde senin tek dostun yine sen gibi olandır, ermeniler, kürtler, eşcinseller ve tüm diğerler senin düşmanındır."
bir çocuğu sürekli "iç ve dış düşmanlar"la büyüten bir zihniyetin sakatladığı bir çocuktum ben hrant, babam, abim, kardeşim, sevgilim. hayatın küçük çatlaklarından, senin içine sızdığın bu toprakaların çatlaklarından dışarıya uzatıyoruz bugün bak başımızı. büyüdüm ve "azınlık" olmayı, azaldıkça çoğalmayı artık biliyorum.
tarih kitaplarına, kırmızı kitaplara, "milli güvenlik" kitaplarına, herhangi bir kitaba düşmanlık kelimelerini reva gören insanları anlayamadım ama hâlâ. büyümek anlamaya yetmiyor, nefretten nefret etmek için bile nefrete prim veremeyen biri nasıl anlasın "kitap" denen o evrene düşmanlıkları ve düşmanları tıkıştıran şu zihniyeti? seni okumadık hrant, seni dinlemediğimiz gibi, kendimizi ve kitaplarımızı dinlemediğimiz, okumadığımız, görmediğimiz gibi.
öldürüldüğün günün ikinci yıl dönümündeyiz bugün. adının geçtiği yerde boğazım düğümleniyor. boğazında kocaman bir yumrukla "koca koca adamların" hâlâ nefret söylemi üretmesini izlemek daha da sıkıyor boğazımı. kandan beslenen o canavara yavşak bir gülümsemeyle sundukları nefret söylemleri kendi sonları da olacak, farkındalar mı? sanmıyorum.
dünyanın başka bir yerinde dost bir kucak bulabileceğini bilmek de güzeldir. ben buraya mahkûmum, burası da bu adamlara.
"tırnakları ile kazarak yaşamak" diye bir şey varsa, işte bu hrant dink'in nezdinde türkiye'deki tüm azınlıkların hâlidir. iyi anlarım onu, çünkü bir türk olarak ben de çok azınlıkta görülen bir yerdeyim, cehaleti ile övünmeleri öğretilen cani bir "insan" modelinin hâlâ revaçta olduğu bir ülkede aslî kimlikten sıyrılma derdi ile ona "ihanet etmiş" birisi olarak büyüdüm.
küçükken otobüste kürtçe konuşanlardan nefret ederdim. ah çocuk! nasıl bu hâle gelebildin sen! devlet televizyonunun perde arkasında hep bir canavar şöyle diyordu sana: "bak çocuk, dünya üzerinde senin tek dostun yine sen gibi olandır, ermeniler, kürtler, eşcinseller ve tüm diğerler senin düşmanındır."
bir çocuğu sürekli "iç ve dış düşmanlar"la büyüten bir zihniyetin sakatladığı bir çocuktum ben hrant, babam, abim, kardeşim, sevgilim. hayatın küçük çatlaklarından, senin içine sızdığın bu toprakaların çatlaklarından dışarıya uzatıyoruz bugün bak başımızı. büyüdüm ve "azınlık" olmayı, azaldıkça çoğalmayı artık biliyorum.
tarih kitaplarına, kırmızı kitaplara, "milli güvenlik" kitaplarına, herhangi bir kitaba düşmanlık kelimelerini reva gören insanları anlayamadım ama hâlâ. büyümek anlamaya yetmiyor, nefretten nefret etmek için bile nefrete prim veremeyen biri nasıl anlasın "kitap" denen o evrene düşmanlıkları ve düşmanları tıkıştıran şu zihniyeti? seni okumadık hrant, seni dinlemediğimiz gibi, kendimizi ve kitaplarımızı dinlemediğimiz, okumadığımız, görmediğimiz gibi.
öldürüldüğün günün ikinci yıl dönümündeyiz bugün. adının geçtiği yerde boğazım düğümleniyor. boğazında kocaman bir yumrukla "koca koca adamların" hâlâ nefret söylemi üretmesini izlemek daha da sıkıyor boğazımı. kandan beslenen o canavara yavşak bir gülümsemeyle sundukları nefret söylemleri kendi sonları da olacak, farkındalar mı? sanmıyorum.
dünyanın başka bir yerinde dost bir kucak bulabileceğini bilmek de güzeldir. ben buraya mahkûmum, burası da bu adamlara.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar