bugün
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle17
- sözlüğün en tipsiz kız yazarı8
- su tabancasından su içen çocuk4
- sözlüğün kapanması4
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler8
- estetik ameliyat olan kişiyi ziyaret etmek3
- burçlara inanmak3
- blackberry6
- tenis oynayan erkek2
- anın görüntüsü15
- sebahattin şirin14
- esrar içip müzik eşliğinde sevişmek8
- kalp krizi8
- çerçeve yasa23
- yakışıklı erkek görünce verilen tepkiler2
- hiçbir servet zamanı satın alamaz11
- bir erkeği yakışıklı gösteren 3 şey3
- arkadaşlar bana müsaade2
- sözlük yakışıklıların fotoğrafları9
- apo piçtir piç kalacak12
- eksi oy alan tanımları siliyorum2
- kırathanede one more cup of coffee dinlemek2
- malum takımın azalarak bitecek olması6
- hangi film karakteri olmak isterdiniz3
- romelu lukaku7
- eski türkiye5
- ultravesti tiribün liderinin gözaltına alınması3
- kova burcu2
- z jenerasyonunun önceki nesilden az zekalı olması4
- profilini gizli tutma nedeni9
- bu plak para eder mi3
- herkes öldüğü hal üzere diriltilecektir2
- milliyetçi faşistlerin pkk biter korkusu12
- numan kurtulmuş3
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı6
- aslolan fenerbahce dir andavalı4
- rabbin sana verecek ve sen hoşnut olacaksın2
- türk milletine kurulan pusu7
- aslolan fenerbahce dir vs frank lucas3
- allah'ın delili hazreti mehdi5
- ipsala vs kapıkule2
- ümmetçilerin vatan sevgisi5
- 1 milyon dolar ama sözlükte nude'un dolaşacak5
- true'nun sözlüğe küsmesi6
- mel melin palavra sıkması7
- en sevdiğin eşofmana çamaşır suyu dökülmesi5
- ismet'in domuz çukulatası getirmesi7
- poğaca ile kahvaltı yapmak8
- akp iktidarının yaptığı en önemli hizmet6
- kendi doğum gününü unutmak3
1. Kırk yıllık sevda
Pek severim Edip Cansever'i. Çok. Pek çok.
Bu yüzdendir 'Çağrılmayan Yakup, istenmeyen Yusuf ve Yerçekimli Karanfil olarak 'Bir Edip Cansever Portresi'ni dilendirmem, paylaşmam....
Onun poetikasının izleri ve tesirleri tasavvur ve tahayyül alemimin puslu labirentlerinde, belleğimin tekinsiz mahzenlerinde mahfuzdur. O izlerin ve tesirlerin peşinden 'Stalker' misali gittim ve aşağıdaki ihtiram ve muhabbet metni çıktı ortaya.
Metnin biyografik kısmı (bakınız 2 numerolu bölüm) belgelidir, dokümanteridir.
3. başlık ve sonrasına gelince....
Oralarda istimal edilen lâkırdı her ne kadar şairin müktesebatından ve poetik mirasından beslenmiş olmaklığı bakımdan Edip Cansever'e borçluysa da çokça, yine de, temelde bu satırların müellifinin şahsi sayıklamaları, subjektif hezeyanlarıdır, Cansever'i bağlamaz.
2. Şairin biyografisi
Edip Cansever, (8 Ağustos 1928 – 28 Mayıs 1986) ikinci Yeni akımının en önemli şairlerindendir. istanbul Erkek Lisesi’ni bitiren Cansever, hemen akabinde babası Fazlı Cansever'in Kapalıçarşı’daki antikacı dükkânında hatıra eşyaları, turistik materyeller ve halı ticaretine başladı.
Bundan sonrasını, Edip Cansever'in, 22 Ocak 1979 tarihli Milliyet Sanat Dergisi'nin 307. sayısında yer alan biyografisinden okuyalım:
'1954 yılında çıkan büyük Kapalıçarşı yangınında dükkânım tamamen yandı. Sigortadan aldığım para, yeniden bir işyeri açamayacak kadar azdı. Günler, haftalar geçti. Sonunda bir dükkân buldumsa da, dükkânın satış değeri elimdeki paranın hemen hemen iki katıydı. Kendime bir ortak aradım. Buldum da. Her neyse, küçük bir anaparayla dükkânı açtık. Yeniden bir geçim yolu tutturmak önemliydi elbette. Ama daha önemlisi şuydu: Birkaç ay sonra ortağım bana, alım satımla kendisinin uğraşabileceğini, benimse yukarıdaki asma katta istediğim gibi çalışabileceğimi, saatlerimin de kısıtlı olmadığını müjdeledi. işte, kitaplarımdan dokuzunu bu asma katta yazdım. Tam yirmi yıl. Bugün düşünüyorum da, ya o yangın olmasaydı? (i).
Kapalıçarşı'daki ikinci dükkânın asma katı, genç Cansever'in 20 yıl boyunca hayatının önemlice bir kısmını geçireceği ve tam 9 kitabının ortaya çıkmasına beşiklik edecek olan mekân olacaktı. O, nadiren de olsa, babasından gördüğü gibi, dükkânın gündelik ticari rutinini idare edecek ve ama çoğunlukla da, ortağının dükkândaki bütün yükü omuzlaması sayesinde, kendisini tamamen şiir yazmaya adayacaktı.
Bu arada, şu detayı da paylaşmak yararlı olacaktır. Edip Cansever, kısa bir süre yoğunlaştığı ticaret hayatında da yaratıcı olmasını bilmiş, babasından devraldığı işi çeşitlendirmiş; farklı nedenlerle kutlama organizasyonları düzenleyen kişi ve kurumlarla, Yeşilçam bünyesindeki film yapım şirketlerine, ihtiyaç duydukları dekor, aksesuar ve elbiseleri de kiralamaya başlayarak yeni bir iş alanının öncülerinden olmuştu.
ilk şiirini 1944’de, lise son sınıftayken yayınlayan şair, 1976’da ticareti terk edip kendisini tamamen şiire adayana değin adeta ‘part – time şair’lik yaptı. ikinci Yeni akımının kurucu figürlerinden olan bu ‘part – time şair’in, şiirimizin soy kütüğüne eklediği opus magnum’unun en sıra dışı dizeleri 1950’liler ve 1960’larda yazılmıştır. Sadece yazdığı benzersiz şiirleriyle değil; güncel sanat, edebiyat, şiir, memleket ve dünya meselelerine verdiği tepkileri ve bunlara karşı aldığı duruşlarıyla da kamuoyunun dikkatini çekmeyi başaran Cansever, cumhuriyet dönemi modern Türk şiirinin hiç kuşku yok ki en sıra dışı olmayı başarabilmiş uç beylerindendir (ii).
Edip Cansever'in, önceleri babasıyla birlikte, ardından da, yanana değin, kısa bir süreliğine tek başına işlettiği Kapalıçarşı'daki ilk dükkânına ait bir ilânda şunlar yazıyordu:
'Edip Cansever Fazlı Cansever'in mahdumu Maison des Antiques Kapalıçarşı, Takkeciler Sok, no. 52-64 Grand Bazar, Rue Takkedjiler 52-64 tel: 27657 sicil: 38159
istanbul tiyatrolar, balolar, müsamereler, filmler,için her nevi elbise bulunur ve kira ile verilir. antika ve işlemeli parçalar, peşkirler, çevreler, kumaş ve sevai entariler, şalvarlar, cepkenler, işlemeli yorganlar, bohçalar, seccadeler, şal. ayrıca bilecik, broş, kolye, küpe, pipo, fildişi, gümüş ve bakır işleri' (iii), (iv).
3. prolegomenon
kapalıçarşı'da bir tecimevinde edip cansever, asma katta, şiir yazıyor. dükkân babadan miras; halı, antika eşya, mücevher, elbise falan satılıyor.
antika eşya, en çok da halı satıyorlardı alt katta ortağıyla, ki, simsarlardandılar; adsız kadınların, mecalsiz kızların ırak ilmiklerini, yüreklerinden içre gizli tilciklerini meçhul adreslere pazarlayanlardandılar. simsarlara inat, inat dokumacılara; bir dükkân, bir asma kat ve nihayet bir şairdiler. varoluşu ve hâli ve Ben'i ören ve görenlerdendiler. ki, ölüyordu şair, soylu ve epey ergüvani; biliyordu sanki Şuur'un ve Şiir'in kuvantum hal denklemini. biliyordu ki edip cansever olan oluyordu.
4. şiirin kuantum hal denklemi
onlar sanki biliyordular!
bir süperpozisyondan bu hale çökmenin tekil indirgenmişliğini işte belki anlıyordular.
5. metafizik bir tansiyon
içinden hiçliğin yürüyordu imkâna, yürüyordu bir mutlak vakumdan olacak olana cansever. sevabının allâmesi bir tahrir kâtibiydi zirâ; hayatını damıtıp şuuru dokuyordu. 'aslolan şiirdir' idi amentüsü, tenhaydı epey etrafı; ağyarını mani, efradını cami meçhuller yaratması bundandı. bakın bu imkânsız mekândan doğan imkâna ve alın bunu alın diyordu bir 'hiç kimse'ye. ıssızdı, 'yalnızlık böyledir işte' dedirten bir hayatı vardı ve yalnızca yazıydı. şiiristanda kalabalıktı çok ama, tebâsı metaforlardan mürekkep olan bir muhteşem ve murassa sultandı.
şiire âşina olmayan hayatları yaşayanlar ve cansever, köşelerinde bir mekânın öylece duran gramofonlardandılar. onlar, durmadan konuşup duran, lâkin birbirleriyle asla konuşamayacak olanlardandılar. birbirlerini; oh, evet bu çok acı, ama, derin hakikat ne yazık ki bu, ki, asla duyamayacaklardandılar.
6. teolojik bir stres
cehennem alevlerinde közlenen günahların kokularıydı duyduğu ve cennet bahçelerinden yayılan kutsal yemişlerin rayihaları. o gramofonlar, o mukaddes yemişler ve o rayihalar, işte onlar birbirlerini duyanlardan ve çağrılanlardandılar.
kurbağalara bakmaktan gelendi o, yakup'tu ve şaşırmıştı, o kelimelerle zevkedendi. kalabalıktılar çünkü çok ve şamatacı ve biraz mordular kurbağalar ve sanki yakup demek ister gibi vraklıyordular. her türlü çağrılmanın tabii hali ve ama hiç çağrılmamaya mecbur yakup’a ‘yakup!’ diye bağırmaya yazgılıydılar. o kurbağalar ki daima mor ve gürültücü ve çoktular.
şiirin modus operandisiydi ve cansever’i ve nihayet yakup diye çağrılmaktan kesince ümidi, yusuf seslenişine naçâr icabet etti. icatlar yapıyordu kelimelerden ve ipekten, mecburen yusuf davetine icabet etti. hiç yürüyen merdiven kullanmadı o, yakup'tu, çağrılmazdı ve tahtaboşlara yazılıydı adı ve trabzanlara ve taş sahanlıklara. alınlıklara alınanlardılar Yakup ve kurbağalardılar ve yürümeyen merdivenlerde yürüyen metal avadanlıklar.
7. dirimbilim versus iktisadiyat
kurbağalardan başka kimse yakup demeyince cansever, nihayet, dedim ya, yusuf’a icabet etti. varlığın ve ademin ve şiirin kımıldamaya doğru içinde bir bengi uyum ki bu müthişti. bir mekânsızlığın şaire doğru içinde bir imkânsızlığı seyreden bir müfettişti. dokudular halıları kadınlar ve sattılar simsarlar ve nihayet bidayetten beri cansever bütün ilmikleri teftiş etti.
yusuf diye çağrılan yakup’tu o, cansever’di, teftiş ettiği ilmiklerden damıttığı kelimelerle bir metafiziği resmetti. bidayetten nihayete kadar cansever, yani yakup'tan yasef'a ve tabii matla'dan makta'ya; feshetti hep ve hem kendini fethetti.
8. 'bir cosmic tarih'
'döngüsel midir olan biten' dedi ve ekledi herodotos 'yoksa çizgisel mi ve evrensel bir töz mü taşır; ne gam!? ilmik ilmik beni kim dokuyor, kim ardından kesecek o son ipliği, mesele bu!' kadîm bir dokumacı kadın (halikarnassos'lu o kör hikâyeci gibiydi; âmâ, görüyor ama) işte o son ilmiği attı. o son ilmik ki, bir iplikle yusuf diye çağrılan yakup’un göğsüne, tam da kalbinin üstündeki karanfiline irtibatlı ve yerçekimli.
kader böyle bir şey dedi âmâ dokumacı, bitti sanılır, oysa bir ipliği kesince başlar her şey. iplik kopunca dokumacıyla dokuduğunun irtibatı aslında gizlice sürer gider. dokuyan, dokuduğunda bütün olan biteni bilin ki biteviye izler.
9. epilogue
ve yâkup ve yusuf ve yerçekimli karanfil ve edip ve omega idi can sever. kesildi işte o iplik ve aniden alemdeki her şey seslenmeye başladı birden: 'çağrılansın yâkup, istenensin yâkup, sevilensin yâkup!'. gülümsediler hep beraber yusuf ve yâkup ve yerçekimli karanfil ve mukaddes yemişler ve o mor kurbağalar bir de.
gülümsedi edip. gülümsediler o ana değin gülümsemekten imtina edenler. gülümsediler, zirâ bütün o şiiri bir gülümsemeye muhatap olabilmek adına söylemiştiler.
dipnotlar:
(i) : http://www.insanokur.org/...nsever-kendini-anlatiyor/
(ii) : https://tr.wikipedia.org/wiki/Edip_Cansever,
http://www.turkedebiyati....airler/edip_cansever.html,
(iii): Reklâm metni için kaynak: istanbul, yazan M. Eriş, Kalite Matbaası, istanbul, 1953, sayfa 84'deki reklâmlar bahsi.
(iv): https://www.haberturk.com...-bir-yangindan-cikan-sair
Pek severim Edip Cansever'i. Çok. Pek çok.
Bu yüzdendir 'Çağrılmayan Yakup, istenmeyen Yusuf ve Yerçekimli Karanfil olarak 'Bir Edip Cansever Portresi'ni dilendirmem, paylaşmam....
Onun poetikasının izleri ve tesirleri tasavvur ve tahayyül alemimin puslu labirentlerinde, belleğimin tekinsiz mahzenlerinde mahfuzdur. O izlerin ve tesirlerin peşinden 'Stalker' misali gittim ve aşağıdaki ihtiram ve muhabbet metni çıktı ortaya.
Metnin biyografik kısmı (bakınız 2 numerolu bölüm) belgelidir, dokümanteridir.
3. başlık ve sonrasına gelince....
Oralarda istimal edilen lâkırdı her ne kadar şairin müktesebatından ve poetik mirasından beslenmiş olmaklığı bakımdan Edip Cansever'e borçluysa da çokça, yine de, temelde bu satırların müellifinin şahsi sayıklamaları, subjektif hezeyanlarıdır, Cansever'i bağlamaz.
2. Şairin biyografisi
Edip Cansever, (8 Ağustos 1928 – 28 Mayıs 1986) ikinci Yeni akımının en önemli şairlerindendir. istanbul Erkek Lisesi’ni bitiren Cansever, hemen akabinde babası Fazlı Cansever'in Kapalıçarşı’daki antikacı dükkânında hatıra eşyaları, turistik materyeller ve halı ticaretine başladı.
Bundan sonrasını, Edip Cansever'in, 22 Ocak 1979 tarihli Milliyet Sanat Dergisi'nin 307. sayısında yer alan biyografisinden okuyalım:
'1954 yılında çıkan büyük Kapalıçarşı yangınında dükkânım tamamen yandı. Sigortadan aldığım para, yeniden bir işyeri açamayacak kadar azdı. Günler, haftalar geçti. Sonunda bir dükkân buldumsa da, dükkânın satış değeri elimdeki paranın hemen hemen iki katıydı. Kendime bir ortak aradım. Buldum da. Her neyse, küçük bir anaparayla dükkânı açtık. Yeniden bir geçim yolu tutturmak önemliydi elbette. Ama daha önemlisi şuydu: Birkaç ay sonra ortağım bana, alım satımla kendisinin uğraşabileceğini, benimse yukarıdaki asma katta istediğim gibi çalışabileceğimi, saatlerimin de kısıtlı olmadığını müjdeledi. işte, kitaplarımdan dokuzunu bu asma katta yazdım. Tam yirmi yıl. Bugün düşünüyorum da, ya o yangın olmasaydı? (i).
Kapalıçarşı'daki ikinci dükkânın asma katı, genç Cansever'in 20 yıl boyunca hayatının önemlice bir kısmını geçireceği ve tam 9 kitabının ortaya çıkmasına beşiklik edecek olan mekân olacaktı. O, nadiren de olsa, babasından gördüğü gibi, dükkânın gündelik ticari rutinini idare edecek ve ama çoğunlukla da, ortağının dükkândaki bütün yükü omuzlaması sayesinde, kendisini tamamen şiir yazmaya adayacaktı.
Bu arada, şu detayı da paylaşmak yararlı olacaktır. Edip Cansever, kısa bir süre yoğunlaştığı ticaret hayatında da yaratıcı olmasını bilmiş, babasından devraldığı işi çeşitlendirmiş; farklı nedenlerle kutlama organizasyonları düzenleyen kişi ve kurumlarla, Yeşilçam bünyesindeki film yapım şirketlerine, ihtiyaç duydukları dekor, aksesuar ve elbiseleri de kiralamaya başlayarak yeni bir iş alanının öncülerinden olmuştu.
ilk şiirini 1944’de, lise son sınıftayken yayınlayan şair, 1976’da ticareti terk edip kendisini tamamen şiire adayana değin adeta ‘part – time şair’lik yaptı. ikinci Yeni akımının kurucu figürlerinden olan bu ‘part – time şair’in, şiirimizin soy kütüğüne eklediği opus magnum’unun en sıra dışı dizeleri 1950’liler ve 1960’larda yazılmıştır. Sadece yazdığı benzersiz şiirleriyle değil; güncel sanat, edebiyat, şiir, memleket ve dünya meselelerine verdiği tepkileri ve bunlara karşı aldığı duruşlarıyla da kamuoyunun dikkatini çekmeyi başaran Cansever, cumhuriyet dönemi modern Türk şiirinin hiç kuşku yok ki en sıra dışı olmayı başarabilmiş uç beylerindendir (ii).
Edip Cansever'in, önceleri babasıyla birlikte, ardından da, yanana değin, kısa bir süreliğine tek başına işlettiği Kapalıçarşı'daki ilk dükkânına ait bir ilânda şunlar yazıyordu:
'Edip Cansever Fazlı Cansever'in mahdumu Maison des Antiques Kapalıçarşı, Takkeciler Sok, no. 52-64 Grand Bazar, Rue Takkedjiler 52-64 tel: 27657 sicil: 38159
istanbul tiyatrolar, balolar, müsamereler, filmler,için her nevi elbise bulunur ve kira ile verilir. antika ve işlemeli parçalar, peşkirler, çevreler, kumaş ve sevai entariler, şalvarlar, cepkenler, işlemeli yorganlar, bohçalar, seccadeler, şal. ayrıca bilecik, broş, kolye, küpe, pipo, fildişi, gümüş ve bakır işleri' (iii), (iv).
3. prolegomenon
kapalıçarşı'da bir tecimevinde edip cansever, asma katta, şiir yazıyor. dükkân babadan miras; halı, antika eşya, mücevher, elbise falan satılıyor.
antika eşya, en çok da halı satıyorlardı alt katta ortağıyla, ki, simsarlardandılar; adsız kadınların, mecalsiz kızların ırak ilmiklerini, yüreklerinden içre gizli tilciklerini meçhul adreslere pazarlayanlardandılar. simsarlara inat, inat dokumacılara; bir dükkân, bir asma kat ve nihayet bir şairdiler. varoluşu ve hâli ve Ben'i ören ve görenlerdendiler. ki, ölüyordu şair, soylu ve epey ergüvani; biliyordu sanki Şuur'un ve Şiir'in kuvantum hal denklemini. biliyordu ki edip cansever olan oluyordu.
4. şiirin kuantum hal denklemi
onlar sanki biliyordular!
bir süperpozisyondan bu hale çökmenin tekil indirgenmişliğini işte belki anlıyordular.
5. metafizik bir tansiyon
içinden hiçliğin yürüyordu imkâna, yürüyordu bir mutlak vakumdan olacak olana cansever. sevabının allâmesi bir tahrir kâtibiydi zirâ; hayatını damıtıp şuuru dokuyordu. 'aslolan şiirdir' idi amentüsü, tenhaydı epey etrafı; ağyarını mani, efradını cami meçhuller yaratması bundandı. bakın bu imkânsız mekândan doğan imkâna ve alın bunu alın diyordu bir 'hiç kimse'ye. ıssızdı, 'yalnızlık böyledir işte' dedirten bir hayatı vardı ve yalnızca yazıydı. şiiristanda kalabalıktı çok ama, tebâsı metaforlardan mürekkep olan bir muhteşem ve murassa sultandı.
şiire âşina olmayan hayatları yaşayanlar ve cansever, köşelerinde bir mekânın öylece duran gramofonlardandılar. onlar, durmadan konuşup duran, lâkin birbirleriyle asla konuşamayacak olanlardandılar. birbirlerini; oh, evet bu çok acı, ama, derin hakikat ne yazık ki bu, ki, asla duyamayacaklardandılar.
6. teolojik bir stres
cehennem alevlerinde közlenen günahların kokularıydı duyduğu ve cennet bahçelerinden yayılan kutsal yemişlerin rayihaları. o gramofonlar, o mukaddes yemişler ve o rayihalar, işte onlar birbirlerini duyanlardan ve çağrılanlardandılar.
kurbağalara bakmaktan gelendi o, yakup'tu ve şaşırmıştı, o kelimelerle zevkedendi. kalabalıktılar çünkü çok ve şamatacı ve biraz mordular kurbağalar ve sanki yakup demek ister gibi vraklıyordular. her türlü çağrılmanın tabii hali ve ama hiç çağrılmamaya mecbur yakup’a ‘yakup!’ diye bağırmaya yazgılıydılar. o kurbağalar ki daima mor ve gürültücü ve çoktular.
şiirin modus operandisiydi ve cansever’i ve nihayet yakup diye çağrılmaktan kesince ümidi, yusuf seslenişine naçâr icabet etti. icatlar yapıyordu kelimelerden ve ipekten, mecburen yusuf davetine icabet etti. hiç yürüyen merdiven kullanmadı o, yakup'tu, çağrılmazdı ve tahtaboşlara yazılıydı adı ve trabzanlara ve taş sahanlıklara. alınlıklara alınanlardılar Yakup ve kurbağalardılar ve yürümeyen merdivenlerde yürüyen metal avadanlıklar.
7. dirimbilim versus iktisadiyat
kurbağalardan başka kimse yakup demeyince cansever, nihayet, dedim ya, yusuf’a icabet etti. varlığın ve ademin ve şiirin kımıldamaya doğru içinde bir bengi uyum ki bu müthişti. bir mekânsızlığın şaire doğru içinde bir imkânsızlığı seyreden bir müfettişti. dokudular halıları kadınlar ve sattılar simsarlar ve nihayet bidayetten beri cansever bütün ilmikleri teftiş etti.
yusuf diye çağrılan yakup’tu o, cansever’di, teftiş ettiği ilmiklerden damıttığı kelimelerle bir metafiziği resmetti. bidayetten nihayete kadar cansever, yani yakup'tan yasef'a ve tabii matla'dan makta'ya; feshetti hep ve hem kendini fethetti.
8. 'bir cosmic tarih'
'döngüsel midir olan biten' dedi ve ekledi herodotos 'yoksa çizgisel mi ve evrensel bir töz mü taşır; ne gam!? ilmik ilmik beni kim dokuyor, kim ardından kesecek o son ipliği, mesele bu!' kadîm bir dokumacı kadın (halikarnassos'lu o kör hikâyeci gibiydi; âmâ, görüyor ama) işte o son ilmiği attı. o son ilmik ki, bir iplikle yusuf diye çağrılan yakup’un göğsüne, tam da kalbinin üstündeki karanfiline irtibatlı ve yerçekimli.
kader böyle bir şey dedi âmâ dokumacı, bitti sanılır, oysa bir ipliği kesince başlar her şey. iplik kopunca dokumacıyla dokuduğunun irtibatı aslında gizlice sürer gider. dokuyan, dokuduğunda bütün olan biteni bilin ki biteviye izler.
9. epilogue
ve yâkup ve yusuf ve yerçekimli karanfil ve edip ve omega idi can sever. kesildi işte o iplik ve aniden alemdeki her şey seslenmeye başladı birden: 'çağrılansın yâkup, istenensin yâkup, sevilensin yâkup!'. gülümsediler hep beraber yusuf ve yâkup ve yerçekimli karanfil ve mukaddes yemişler ve o mor kurbağalar bir de.
gülümsedi edip. gülümsediler o ana değin gülümsemekten imtina edenler. gülümsediler, zirâ bütün o şiiri bir gülümsemeye muhatap olabilmek adına söylemiştiler.
dipnotlar:
(i) : http://www.insanokur.org/...nsever-kendini-anlatiyor/
(ii) : https://tr.wikipedia.org/wiki/Edip_Cansever,
http://www.turkedebiyati....airler/edip_cansever.html,
(iii): Reklâm metni için kaynak: istanbul, yazan M. Eriş, Kalite Matbaası, istanbul, 1953, sayfa 84'deki reklâmlar bahsi.
(iv): https://www.haberturk.com...-bir-yangindan-cikan-sair
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar