bugün
- trafikte hanımının yanında artistlik yapsalar4
- üniversitede kızlara para yedirmek5
- üniversiteye kızlar cinsellik yaşamak için gidiyor8
- mesajlara hızlı cevap vermek2
- işerken hapşırmak2
- dokuzuncu nesil olmak bir gururdur2
- saçını sarıya boyatan kadınlar2
- velvet'in elleri nimettir3
- aslan gibi adam3
- bisiklete binmek2
- ai analiz2
- 2026 2027 sezonu süper lig şampiyonluk yarışı18
- aşk acısı çekiyorum sözlük21
- karıya kıza yalakalık yapan tip2
- eskorta para verecek kadar mal olmak2
- sudekiray'ın 18000 entry kutlaması5
- manifest dinleyen erkek11
- hükümet değişse ülke düzelir mi17
- herkes yatmış görünüyor4
- ona bir şey söyle8
- 07 08 2026 mekke ortak savunma anlaşması10
- evlenilmeyecek 4 erkek11
- memurların 4 gün mesai 3 gün tatil istemesi7
- sözlük yazarlarının kıro olmaları7
- gulmekicinyaratilmis11
- ayda bir baklava yiyince kilo alacağını sanmak8
- mohamed salah ghaly13
- trabzon büyükşehir belediyesi21
- kız arkadaşın 4 gündür mesaj atmaması4
- eyüpsultan da kurabiye dağıtan kız2
- aykolik'in iyi bir yazar olması5
- türkiye7
- yaz yemekleri5
- dün gece sözlükte yaşanan ahlaksız olay10
- scooter'a 6 kişi binmek5
- mohamed salah'ın trabzonspor'a transferi26
- taksici muhabbeti5
- sudekiray3
- stres yönetimi6
- spiderman mi döver batman mi5
- berrak tüzünataç3
- lahmacun yiyen insan kırodur4
- borsa4
- sözlüğün şizofren ve sapık dolu olduğu gerçeği15
- opel alman arabası mı sorunsalı6
- arkadaşlar ben güzel miyim6
- ilk buluşmada öpmeye çalışan kız3
- fahriye evcen3
- otobüsteki en iyi koltuk hangisidir sorunsalı16
- akrabalarla ilişkiyi kes17
Yeni denilen Türkiye'de yaşanan durum. eskiden nasılmış gazeteci levent bulut bugün köşesinde şöyle anlatmış:
O gün her zamanki gibi gazeteden çıktım, durağa gidiyorum. Bir müddet yürüdükten sonra arkamdan tanıdık bir ses yankılandı. Dönüp baktığımda uzun zamandır görmediğim bir dostumu karşımda gördüm.
*
Ne zaman telefonda konuşup bir gün buluşalım desek araya hep iş güç giriyor ve öyle kalıyordu. Bayağı bir zamandır da artık buluşalım demeyi kesmiştik. O an küçük çocuklar gibi sevindik. Sarmaş dolaş olduk.
Ayaküstü hâl hatır sorduktan sonra dostum, ortak bir arkadaşımızın ofis açtığını ve oraya gideceğini söyleyerek "Gel beraber gidelim. Seni görünce o da çok sevinecek" dedi.
*
Bir an bile düşünmeden "tamam" dedim. Yürürken yol boyunca sevincimizi gizlemeyerek eskiyi yad ederken, iletişim çağında iletişimsizlikten dert yandık.
*
Eskiden mektupla haberleşilirken; şimdi telefon, WhatSapp gibi imkânlara rağmen haberleşilmiyor, diye söylendik.
Bir müddet sonra ortak dostumuzun ofisine geldik. Yine bir sarmaş dolaş.
Kahkahalar...
Gülüşmeler...
Ağzımız kulaklarda...
*
Bir zaman sonra arkadaş "Ne ikram edeyim?" diye sordu!
Birlikte gittiğim dostum, "Kahve varsa, şekerli olabilir" dedi.
- Kahve yok maalesef...
Araya girerek, "O zaman çay alalım" dedim.
- O da yok diye cevapladı.
ister istemez duraksadık ve birbirimize baktık.
*
Hayır, dağın başında da değiliz. Ofis bir iş hanında.
Hanın çaycısı da var.
Sonuçta atla deve değil istenen…
Altı üstü bir çay…
Dayanamadım "Ne var peki?" dedim.
"ice tea var. Ben çok severim" dedi ve küçük plastik bardaklara bize sormadan doldurmaya başladı.
Konuşma aynı...
Ses aynı...
Geçmişte yaşananlar da aynı, ama şu anki davranışı kesinlikle eskisi gibi değil...
*
Bozuntuya vermedik, içtik. Sevmesem de ikramı geri çevirmedim. Bir müddet sonra ben müsaade istedim ve kalktım. En kısa zaman da tekrar görüşmek üzere sözleştik.
*
Yolda nasıl bir ülke hâline geldik, diye düşündüm.
Eskiden evler salon, yatak odası, oturma odası ve misafir odası olarak 3+1 idi. Evin diğer odalarına gösterilmeyen ilgi misafir odasına gösterilir ve o odaya yalnızca misafir geldiğinde girilirdi.
Hatırlıyorum o odada misafire ikram için sigaralık bile vardı. Babam içmiyor olmasına rağmen mutlaka o sigaralığı dolu tutardı. Oruçlu olduğumuzda eve gelen misafir niyetli değilse sebebini sorgulamaz, yemek yapılırdı.
Misafir ise "Kesinlikle yemem sizinle iftarı beklerim" derdi... Karşılıklı "aaa, olmaz"larsa yemek yapılıp ikram edilene kadar sürerdi. Şimdi misafirin ne istediğinin bir önemi yok!
*
Evde Ülkü ile çay ve kahvede şeker kullanmıyoruz. Ama misafir için mutlaka bulunduruyoruz. Hatta yemeğe geliniyorsa içeceklerin envai çeşidini alıyoruz ki, isteyen sevdiğini içsin diye...
Olması gereken de bu değil midir?
*
Şimdi bakıyorum bırakın ikramı insanımız misafiri yük görüyor.
7/24 sayın hükümetimizin bakanları ve haysiyetli basınımız eskisinden daha zenginiz dese de -hadi diyelim- hayat pahalı, insanlarda para yok.
Eee, peki eskiden var mıydı? Aslında bunun parayla da bir ilgisi yok.
Zira beş çocuklu ve tek maaşlı bir memurun oğlu olarak biz meyveyi misafirden misafire görebiliyorduk. Misafir gelecekse borç harç ne yapıp eder mutlaka ikramlık meyve alınır, annem de kek ve poğaça türü şeyler yapardı. Biz isterdik ki misafir gelsin.
*
Şimdi insanımızın eski sıcaklığı da kalmadı. Adam inanmadığı fikirlere, inanmadığı siyasîlere oy verirken, çıkarım neredeyse oradayım diyor. Her şey yapay ve çıkar üstüne kurulu. Eskinin fazileti ve dürüstlüğü para etmiyor artık.
*
Milletçe biz olmak yerine 'ben'leştik. Bireyselleştikçe de bencilleştik. Birbirimize saygımızı kaybettik. Toplu taşıma kullanıyorsanız insanların birbirine nasıl davrandığını çok net görüyorsunuzdur.
Metro ve metrobüste öyle saygısız kişiler var ki, "Ben bunlar için mi diken üstünde oturup yazı yazmaya çalışıyorum." diyorsun.
*
Bazen diyorum ki: "Bırak bu işleri... Yazma. Ne gereği var... Durduk yere başını ağrıtıyorsun. Her ülke layıkıyla yönetilir."
Ama sonra kendime "iyi de Türkiye'nin layıkı bu mu?" diye sorunca, işte o zaman gönlüm el vermiyor.
*
Ülkenin her alanında çürüme var...
Taksiye biniyorsun üstüne vazife olmadan sohbetine dalıyor...
Metroya biniyor, ama inemiyorsun.
Zira inmeni beklemeden binenler seni tekrar metroya sokuyor.
"Nerelisin?" yerine "Hangi partilisin?" diye soruluyor.
Tevâzunun yerini riya ve gösteriş alıyor.
Bir olayda haklı yerine "O bizden mi?" diye bakılıyor.
Edep ve haya sadece birer kelime olarak kullanılıyor.
*
Şimdi soralım lütfen: Neden böyle oldu?
Nasıl saygısız ve cehaletin erdem olduğu bir ülke hâline geldik?
Misafirperver bir millet iken biz nerede ve nasıl bir yanlış yaptık diye düşünmemizin vakti gelmedi mi?
kaynak: https://www.gunboyugazete...degeri-kalmadi-5836yy.htm
O gün her zamanki gibi gazeteden çıktım, durağa gidiyorum. Bir müddet yürüdükten sonra arkamdan tanıdık bir ses yankılandı. Dönüp baktığımda uzun zamandır görmediğim bir dostumu karşımda gördüm.
*
Ne zaman telefonda konuşup bir gün buluşalım desek araya hep iş güç giriyor ve öyle kalıyordu. Bayağı bir zamandır da artık buluşalım demeyi kesmiştik. O an küçük çocuklar gibi sevindik. Sarmaş dolaş olduk.
Ayaküstü hâl hatır sorduktan sonra dostum, ortak bir arkadaşımızın ofis açtığını ve oraya gideceğini söyleyerek "Gel beraber gidelim. Seni görünce o da çok sevinecek" dedi.
*
Bir an bile düşünmeden "tamam" dedim. Yürürken yol boyunca sevincimizi gizlemeyerek eskiyi yad ederken, iletişim çağında iletişimsizlikten dert yandık.
*
Eskiden mektupla haberleşilirken; şimdi telefon, WhatSapp gibi imkânlara rağmen haberleşilmiyor, diye söylendik.
Bir müddet sonra ortak dostumuzun ofisine geldik. Yine bir sarmaş dolaş.
Kahkahalar...
Gülüşmeler...
Ağzımız kulaklarda...
*
Bir zaman sonra arkadaş "Ne ikram edeyim?" diye sordu!
Birlikte gittiğim dostum, "Kahve varsa, şekerli olabilir" dedi.
- Kahve yok maalesef...
Araya girerek, "O zaman çay alalım" dedim.
- O da yok diye cevapladı.
ister istemez duraksadık ve birbirimize baktık.
*
Hayır, dağın başında da değiliz. Ofis bir iş hanında.
Hanın çaycısı da var.
Sonuçta atla deve değil istenen…
Altı üstü bir çay…
Dayanamadım "Ne var peki?" dedim.
"ice tea var. Ben çok severim" dedi ve küçük plastik bardaklara bize sormadan doldurmaya başladı.
Konuşma aynı...
Ses aynı...
Geçmişte yaşananlar da aynı, ama şu anki davranışı kesinlikle eskisi gibi değil...
*
Bozuntuya vermedik, içtik. Sevmesem de ikramı geri çevirmedim. Bir müddet sonra ben müsaade istedim ve kalktım. En kısa zaman da tekrar görüşmek üzere sözleştik.
*
Yolda nasıl bir ülke hâline geldik, diye düşündüm.
Eskiden evler salon, yatak odası, oturma odası ve misafir odası olarak 3+1 idi. Evin diğer odalarına gösterilmeyen ilgi misafir odasına gösterilir ve o odaya yalnızca misafir geldiğinde girilirdi.
Hatırlıyorum o odada misafire ikram için sigaralık bile vardı. Babam içmiyor olmasına rağmen mutlaka o sigaralığı dolu tutardı. Oruçlu olduğumuzda eve gelen misafir niyetli değilse sebebini sorgulamaz, yemek yapılırdı.
Misafir ise "Kesinlikle yemem sizinle iftarı beklerim" derdi... Karşılıklı "aaa, olmaz"larsa yemek yapılıp ikram edilene kadar sürerdi. Şimdi misafirin ne istediğinin bir önemi yok!
*
Evde Ülkü ile çay ve kahvede şeker kullanmıyoruz. Ama misafir için mutlaka bulunduruyoruz. Hatta yemeğe geliniyorsa içeceklerin envai çeşidini alıyoruz ki, isteyen sevdiğini içsin diye...
Olması gereken de bu değil midir?
*
Şimdi bakıyorum bırakın ikramı insanımız misafiri yük görüyor.
7/24 sayın hükümetimizin bakanları ve haysiyetli basınımız eskisinden daha zenginiz dese de -hadi diyelim- hayat pahalı, insanlarda para yok.
Eee, peki eskiden var mıydı? Aslında bunun parayla da bir ilgisi yok.
Zira beş çocuklu ve tek maaşlı bir memurun oğlu olarak biz meyveyi misafirden misafire görebiliyorduk. Misafir gelecekse borç harç ne yapıp eder mutlaka ikramlık meyve alınır, annem de kek ve poğaça türü şeyler yapardı. Biz isterdik ki misafir gelsin.
*
Şimdi insanımızın eski sıcaklığı da kalmadı. Adam inanmadığı fikirlere, inanmadığı siyasîlere oy verirken, çıkarım neredeyse oradayım diyor. Her şey yapay ve çıkar üstüne kurulu. Eskinin fazileti ve dürüstlüğü para etmiyor artık.
*
Milletçe biz olmak yerine 'ben'leştik. Bireyselleştikçe de bencilleştik. Birbirimize saygımızı kaybettik. Toplu taşıma kullanıyorsanız insanların birbirine nasıl davrandığını çok net görüyorsunuzdur.
Metro ve metrobüste öyle saygısız kişiler var ki, "Ben bunlar için mi diken üstünde oturup yazı yazmaya çalışıyorum." diyorsun.
*
Bazen diyorum ki: "Bırak bu işleri... Yazma. Ne gereği var... Durduk yere başını ağrıtıyorsun. Her ülke layıkıyla yönetilir."
Ama sonra kendime "iyi de Türkiye'nin layıkı bu mu?" diye sorunca, işte o zaman gönlüm el vermiyor.
*
Ülkenin her alanında çürüme var...
Taksiye biniyorsun üstüne vazife olmadan sohbetine dalıyor...
Metroya biniyor, ama inemiyorsun.
Zira inmeni beklemeden binenler seni tekrar metroya sokuyor.
"Nerelisin?" yerine "Hangi partilisin?" diye soruluyor.
Tevâzunun yerini riya ve gösteriş alıyor.
Bir olayda haklı yerine "O bizden mi?" diye bakılıyor.
Edep ve haya sadece birer kelime olarak kullanılıyor.
*
Şimdi soralım lütfen: Neden böyle oldu?
Nasıl saygısız ve cehaletin erdem olduğu bir ülke hâline geldik?
Misafirperver bir millet iken biz nerede ve nasıl bir yanlış yaptık diye düşünmemizin vakti gelmedi mi?
kaynak: https://www.gunboyugazete...degeri-kalmadi-5836yy.htm
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar