bugün
- sözlükteki sessiz yazarlar7
- arkadaşlar kova erkeğinden olur mu6
- kimse seni sevmiyor4
- claudian clouds38
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri24
- hiç antidepresan kullanmayan insan6
- ölümden korkuyor musunuz30
- 20 eylül 2026 amedspor beşiktaş maçı28
- size göre akp'nin en büyük ihaneti hangisi19
- hiçbir şey yapası gelmemek4
- mustafa kemal atatürk ün boyu7
- habire1220
- kadın dövmek4
- atatürk diyor ki8
- 2026 2027 uefa avrupa ligi şampiyonu3
- game of thrones taki kerhaneci4
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri52
- epoxis2
- tuba büyüküstün2
- iltica17
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı36
- askerde sahip olunan en büyük lüks17
- 20 eylül 2026 fenerbahçe eyüpspor maçı14
- forex dolandırıcılığı soruşturmasında 191 gözaltı2
- hamburgerin içindeki domates4
- koca koca adamların stanley termosla gezmesi11
- vedat muriqi6
- meriç keskin4
- tulumba tatlısı6
- camilerin propaganda üssüne dönüşmesi15
- amedspor'un süper ligin lideri olması13
- her biji amed8
- kafakoparan dede3
- verginin ahlaki meşruiyeti2
- 0 0 719
- sözlüğün canlandırılması için yapılması gerekenler7
- depresyon6
- laik ülkeyi dinciler yönetirse14
- gecenin şarkısı12
- trombosit bağışında bulunmak2
- kabe de filistin bayrağının yasaklanması11
- fenerbahçe5
- dualarımız bu akşam beşiktaş ile10
- sıfır atık vakfı11
- uçan arabalar neden çıkmadı6
- türk düşmanı piçler9
- z kuşağı kızlarının escort gibi olması7
- adana saimbeylide deprem3
- galatasaray5
- cizre de havai fişek nedeniyle yangın2
Birader, haşir ve âhireti basit ve avam lisanıyla ve vâzıh bir tarzda beyanını istersen, öyle ise şu temsîlî hikâyeciğe nefsimle beraber bak, dinle:
Bir zaman iki adam Cennet gibi güzel bir memlekete (şu dünyaya işarettir) gidiyorlar. Bakarlar ki, herkes ev, hane, dükkân kapılarını açık bırakıp muhafazasına dikkat etmiyorlar. Mal ve para meydanda, sahipsiz kalır. O adamlardan birisi, her istediği şeye elini uzatıp ya çalıyor, ya gasp ediyor.
Hevesine tebaiyet edip her nevi zulmü, sefaheti irtikâp ediyor. Ahali de ona çok ilişmiyorlar. Diğer arkadaşı ona dedi ki:
“Ne yapıyorsun? Ceza çekeceksin; beni de belâya sokacaksın. Bu mallar mîrî malıdır. Bu ahali, çoluk çocuğuyla asker olmuşlar veya memur olmuşlar, şu işlerde sivil olarak istihdam ediliyorlar. Onun için sana çok ilişmiyorlar. Fakat intizam şediddir. Padişahın her yerde telefonu var ve memurları bulunur. Çabuk git, dehalet et” dedi.
Fakat o sersem inat edip dedi: “Yok, mîrî malı değil, belki vakıf malıdır, sahipsizdir. Herkes istediği gibi tasarruf edebilir. Bu güzel şeylerden istifadeyi men edecek hiçbir sebep görmüyorum. Gözümle görmezsem inanmayacağım” dedi. Hem feylesofâne çok safsatiyâtı söyledi. ikisi arasında ciddî bir münazara başladı.
Evvelâ o sersem dedi: “Padişah kimdir? Tanımam.”
Sonra arkadaşı ona cevaben: “Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?
Ve bu kadar çok servet ki, her saatte bir şimendifer gaipten gelir gibi, kıymettar, musannâ mallarla dolu gelir, burada dökülüyor, gidiyor nasıl sahipsiz olur?
Ve her yerde görünen ilânnameler ve beyannameler ve her mal üstünde görünen turra ve sikkeler, damgalar ve her köşesinde sallanan bayraklar nasıl mâliksiz olabilir?
Sen, anlaşılıyor ki, bir parça firengî okumuşsun. Bu islâm yazılarını okuyamıyorsun. Hem de bilenden sormuyorsun. işte, gel, en büyük fermanı sana okuyacağım.”
O sersem döndü, dedi: “Haydi, padişah var. Fakat benim cüz’î istifadem ona ne zarar verebilir? Hazinesinden ne noksan eder? Hem burada hapis mapis yoktur; ceza görünmüyor.”
Arkadaşı ona cevaben dedi:“Yahu, şu görünen memleket bir manevra meydanıdır.
Hem sanayi-i garibe-i sultaniyenin meşheridir.
Hem muvakkat, temelsiz misafirhaneleridir.
Görmüyor musun ki, hergün bir kafile gelir, biri gider, kaybolur. Daima dolar, boşanır. Bir zaman sonra şu memleket tebdil edilecek; bu ahali başka ve daimî bir memlekete nakledilecek. Orada herkes hizmetine mukabil ya ceza, ya mükâfat görecek” dedi.
Yine o hain sersem, temerrüt edip, “inanmam. Hiç mümkün müdür ki bu memleket harap edilsin, başka bir memlekete göç etsin?” dedi.
Bunun üzerine, emin arkadaşı dedi: “Madem bu derece inat ve temerrüt edersin. Gel, had ve hesabı olmayan delâil içinde, On iki Suret ile sana göstereceğim ki, bir mahkeme-i kübrâ var, bir dâr-ı mükâfat ve ihsan ve bir dâr-ı mücazat ve zindan var. Ve bu memleket, hergün bir derece boşandığı gibi, bir gün gelir ki, bütün bütün boşanıp harap edilecek.”
BiRiNCi SURET: Hiç mümkün müdür ki, bir saltanat, bahusus böyle muhteşem bir saltanat, hüsn-ü hizmet eden muti’lere mükâfatı ve isyan edenlere mücazatı bulunmasın? Burada yok hükmündedir. Demek, başka yerde bir mahkeme-i kübrâ vardır.
iKiNCi SURET: Bu gidişata, icraata bak: Nasıl en fakir, en zayıftan tut, ta herkese mükemmel, mükellef erzak veriliyor. Kimsesiz hastalara çok güzel bakılıyor. Hem gayet kıymettar ve şahane taamlar, kaplar, murassâ nişanlar, müzeyyen elbiseler, muhteşem ziyafetler vardır.
Bak, senin gibi sersemlerden başka herkes vazifesine gayet dikkat eder. Kimse zerrece haddinden tecavüz etmez. En büyük şahıs, en büyük bir itaatle, mütevaziâne bir havf ve heybet altında hizmet eder.
Demek, şu saltanat sahibinin pek büyük bir keremi, pek geniş bir merhameti var. Hem pek büyük izzeti, pek celâlli bir haysiyeti, namusu vardır.
Halbuki kerem ise, in’âm etmek ister.
Merhamet ise ihsansız olamaz.
izzet ise gayret ister.
Haysiyet ve namus ise, edepsizlerin te’dibini ister.
Halbuki şu memlekette o merhamet, o namusa lâyık binden biri yapılmıyor.
Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar.
Demek bir mahkeme-i kübrâya bırakılıyor.
ÜÇÜNCÜ SURET: Bak, ne kadar âli bir hikmet, bir intizamla işler dönüyor.
Hem ne kadar hakikî bir adalet, bir mizanla muameleler görülüyor.
Halbuki, hikmet-i hükûmet ise, saltanatın cenah-ı himayesine iltica eden mültecilerin taltifini ister.
Adalet ise, raiyetin hukukunun muhafazasını ister ta hükûmetin haysiyeti, saltanatın haşmeti muhafaza edilsin.
Halbuki, şu yerlerde o hikmete, o adalete lâyık binden biri icra edilmiyor.
Senin gibi sersemler, çoğu ceza görmeden buradan göçüp gidiyorlar.
Demek bir mahkeme-i kübrâya bırakılıyor.
SÖZLER KiTABI / 10. SÖZ / Haşir Risalesi
Bir zaman iki adam Cennet gibi güzel bir memlekete (şu dünyaya işarettir) gidiyorlar. Bakarlar ki, herkes ev, hane, dükkân kapılarını açık bırakıp muhafazasına dikkat etmiyorlar. Mal ve para meydanda, sahipsiz kalır. O adamlardan birisi, her istediği şeye elini uzatıp ya çalıyor, ya gasp ediyor.
Hevesine tebaiyet edip her nevi zulmü, sefaheti irtikâp ediyor. Ahali de ona çok ilişmiyorlar. Diğer arkadaşı ona dedi ki:
“Ne yapıyorsun? Ceza çekeceksin; beni de belâya sokacaksın. Bu mallar mîrî malıdır. Bu ahali, çoluk çocuğuyla asker olmuşlar veya memur olmuşlar, şu işlerde sivil olarak istihdam ediliyorlar. Onun için sana çok ilişmiyorlar. Fakat intizam şediddir. Padişahın her yerde telefonu var ve memurları bulunur. Çabuk git, dehalet et” dedi.
Fakat o sersem inat edip dedi: “Yok, mîrî malı değil, belki vakıf malıdır, sahipsizdir. Herkes istediği gibi tasarruf edebilir. Bu güzel şeylerden istifadeyi men edecek hiçbir sebep görmüyorum. Gözümle görmezsem inanmayacağım” dedi. Hem feylesofâne çok safsatiyâtı söyledi. ikisi arasında ciddî bir münazara başladı.
Evvelâ o sersem dedi: “Padişah kimdir? Tanımam.”
Sonra arkadaşı ona cevaben: “Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?
Ve bu kadar çok servet ki, her saatte bir şimendifer gaipten gelir gibi, kıymettar, musannâ mallarla dolu gelir, burada dökülüyor, gidiyor nasıl sahipsiz olur?
Ve her yerde görünen ilânnameler ve beyannameler ve her mal üstünde görünen turra ve sikkeler, damgalar ve her köşesinde sallanan bayraklar nasıl mâliksiz olabilir?
Sen, anlaşılıyor ki, bir parça firengî okumuşsun. Bu islâm yazılarını okuyamıyorsun. Hem de bilenden sormuyorsun. işte, gel, en büyük fermanı sana okuyacağım.”
O sersem döndü, dedi: “Haydi, padişah var. Fakat benim cüz’î istifadem ona ne zarar verebilir? Hazinesinden ne noksan eder? Hem burada hapis mapis yoktur; ceza görünmüyor.”
Arkadaşı ona cevaben dedi:“Yahu, şu görünen memleket bir manevra meydanıdır.
Hem sanayi-i garibe-i sultaniyenin meşheridir.
Hem muvakkat, temelsiz misafirhaneleridir.
Görmüyor musun ki, hergün bir kafile gelir, biri gider, kaybolur. Daima dolar, boşanır. Bir zaman sonra şu memleket tebdil edilecek; bu ahali başka ve daimî bir memlekete nakledilecek. Orada herkes hizmetine mukabil ya ceza, ya mükâfat görecek” dedi.
Yine o hain sersem, temerrüt edip, “inanmam. Hiç mümkün müdür ki bu memleket harap edilsin, başka bir memlekete göç etsin?” dedi.
Bunun üzerine, emin arkadaşı dedi: “Madem bu derece inat ve temerrüt edersin. Gel, had ve hesabı olmayan delâil içinde, On iki Suret ile sana göstereceğim ki, bir mahkeme-i kübrâ var, bir dâr-ı mükâfat ve ihsan ve bir dâr-ı mücazat ve zindan var. Ve bu memleket, hergün bir derece boşandığı gibi, bir gün gelir ki, bütün bütün boşanıp harap edilecek.”
BiRiNCi SURET: Hiç mümkün müdür ki, bir saltanat, bahusus böyle muhteşem bir saltanat, hüsn-ü hizmet eden muti’lere mükâfatı ve isyan edenlere mücazatı bulunmasın? Burada yok hükmündedir. Demek, başka yerde bir mahkeme-i kübrâ vardır.
iKiNCi SURET: Bu gidişata, icraata bak: Nasıl en fakir, en zayıftan tut, ta herkese mükemmel, mükellef erzak veriliyor. Kimsesiz hastalara çok güzel bakılıyor. Hem gayet kıymettar ve şahane taamlar, kaplar, murassâ nişanlar, müzeyyen elbiseler, muhteşem ziyafetler vardır.
Bak, senin gibi sersemlerden başka herkes vazifesine gayet dikkat eder. Kimse zerrece haddinden tecavüz etmez. En büyük şahıs, en büyük bir itaatle, mütevaziâne bir havf ve heybet altında hizmet eder.
Demek, şu saltanat sahibinin pek büyük bir keremi, pek geniş bir merhameti var. Hem pek büyük izzeti, pek celâlli bir haysiyeti, namusu vardır.
Halbuki kerem ise, in’âm etmek ister.
Merhamet ise ihsansız olamaz.
izzet ise gayret ister.
Haysiyet ve namus ise, edepsizlerin te’dibini ister.
Halbuki şu memlekette o merhamet, o namusa lâyık binden biri yapılmıyor.
Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar.
Demek bir mahkeme-i kübrâya bırakılıyor.
ÜÇÜNCÜ SURET: Bak, ne kadar âli bir hikmet, bir intizamla işler dönüyor.
Hem ne kadar hakikî bir adalet, bir mizanla muameleler görülüyor.
Halbuki, hikmet-i hükûmet ise, saltanatın cenah-ı himayesine iltica eden mültecilerin taltifini ister.
Adalet ise, raiyetin hukukunun muhafazasını ister ta hükûmetin haysiyeti, saltanatın haşmeti muhafaza edilsin.
Halbuki, şu yerlerde o hikmete, o adalete lâyık binden biri icra edilmiyor.
Senin gibi sersemler, çoğu ceza görmeden buradan göçüp gidiyorlar.
Demek bir mahkeme-i kübrâya bırakılıyor.
SÖZLER KiTABI / 10. SÖZ / Haşir Risalesi
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar