bugün
- ben geldim naneler6
- arkadaşlar bakar mısınız lütfen4
- ilişkilerde masal karakteri arayan vizyonsuz5
- 30 haziran 2026 fildişi sahili norveç maçı9
- sözlükte dillere destan bir aşk yaşamak istemek6
- türklerin ezik bir millet olması4
- johnny sins ile mia khalifa film çekerse3
- tai lung17
- aktrollerin ibb davasını takip etmeyi bırakması18
- sözlüğün en şişko kadın yazarı8
- elif karaarslan5
- şeyhin götüne priz sokmak7
- sevdiğim kokteyl2
- komünizm gelecek nesil için tek kurtuluş yoludur4
- hoşgörü dini islam12
- iktidar değişince aktroller ne olacak sorunsalı15
- kadir mısıroğlu'nun soyu23
- incil de geçen peygamberlerin kuran da da geçmesi3
- ameliyat olmak15
- lan bu sözlüğe nolmuş2
- ateist dövmek11
- house of the dragon3
- fikirleri susturulan aydınlar2
- sözlüğün durma noktasına gelmesi2
- kylie jenner6
- fildişi sahili6
- velvet52
- sözlük kızlarının şişko olması4
- mars taki karbon molekülleri ve balista örümceği2
- kemalistler16
- ulusalcılar5
- israil11
- dünya15
- türkiye15
- 0 0 719
- sözlük kızları neden böyle değil sorunsalı4
- raikagetokatlayan4
- her erkeğin zamanında kulüpte oynamış olması2
- türklerin pis olması8
- velvet hanımkızımız8
- usualsuspect'in istemeyeceği en son durum5
- chp de 26 il başkanının görevden alınması3
- recep tayyip erdoğan2
- erector dedemiz5
- paraguay milli futbol takımı2
- sözlük istatistikleri2
- ümmetçiler4
- denize girmek4
- sevgililer nerede seks yapıyor9
- ona bir cümle bırak10
bazen ansızın bir cehennem oturur insanın midesine ve düşündükçe harlar ateşi şeytan. bunun nasıl ya da neden olduğunu bir türlü kestiremezsin. düşüncelerin beyninden aşağı akar, oluk oluk.tam da yüreğinin çeperine geldiğinde bunun bir düşünce değil bir his olduğuna kanaat edersin ama ne? bir demirin tavında dövülmesi gibi şekil alırken demirin yerine çekersin acıyı, kızdırılan demir değil kırılan kemiklerindir sanki; kıra kıra büyütürler işe yarar hale getirirler hani, bir şeklin olur, güzel bir görüntün ama bu hale gelinceye kadar atlattığın badireler? ya onlar...işte tam o demirin cayır cayır yanan midende dövüldüğü andır o. aklın ve akılsızlığın arasında gider gelirsin ama ikisinde de konaklayamazsın. gözlerin başka birinin gözleri gibi bakar dünyaya, o an dala konan bir kuşun kanadından çok gagasını izleyebilirsin, o gagayla neleri didik didik edebileceğini hesap eder, hiçbir şey bütün değildir, herşeyden bir parça görürsün yalnızca. baktığın her parçanın bir bütüne ait olduğu gerçeğine muhalif kalırsın.camdan bakınca dünyayı görebilir mi insan? neye dikkatlice baksan (ki bakmaman mümkün değil) üzerine üzerine gelir ve seslenir:
"tanıdın mı ben dünya? bugün biraz farklı bakıyorsun bana, ben sana ait değilim der gibi. ama sen bana aitsin.başka seçeneğin yok! bak ne büyüğüm bak ne gizemli ! şimdi seni her an yutabilecek bir canavar ağzı gibi görünüyorum sana, görebildiğin tek parçam bu ve o da senin gibi bana ait. biliyorum seviyorsun beni, bunu kabul edemeyecek kadar çok seviyorsun hem de. hatta elinde olsa hiç gitmeyeceksin yahut başka bir dünya hayali kurabilecek kadar tanımıyorsun beni ve tanımadığın sürece kopayacaksın benden, koarsan ne ile karşılacağını bilmiyorsun çünkü, ki tek tanımı olan değilim ben...her göz başka bakar ve bana başka bakan her göz kendi körlüğüyle savaşır durur."
böyle konuşur dünya tek kelime etmez ama yemin ederim konuşur. durur işte bir anda ve sen onun etrafında dönmeye başlarsın, döndükçe döner başın bir bulantı eşliğinde yanar miden...içine asit akmış gibi yanar. yan odadan gelen sesleri, bin km ötende konuşanları, yanıbaşında susanları, arabaların gürültüsüz geçişlerini, kayan yıldızların iniltisini, yaprakların hışırtısını, karşı binadaki farenin tıkırtısını, sifon seslerini,kedi kavgalarını, rüzgarın uğultusunu, ezanı ve müziği; duyabileceğin ve duyamacağını sandığın her ne varsa hepsini birden duyarsın.başının içine bir çan koymuşlar gibi...ve çınlar durur çan, kimin böyle şiddetle vurduğunu anlayamazsın...anlarsın varlığın eriyordur o an, o an kendinden başka her şeyin varlığına şükranlarını sunarsın. kötü birşey olacakmış gibi gelir. önüne bir ceset düşecek zannedersin ve tanıdığın biri olacak ve sevdiğin biri...
giden biri gelir aklına ve hiç gelmeyeceği düşüncesi dövmeye başlar seni... onun gözlerinden bakarken sen dünyaya, onun ciğerlerinde nefes almaya çabalarken sen, onun gözlerinden gözlerken yollarını "hiç gelmeyecekler" atlılarıyla gelirler zihninin karanlığına. ellerinde kırbaçları, ellerinde henüz yaydan çıkmamış okları, uzaktan değil yakından vuracaklardır seni... onun adımlarıyla kaçarsın "hiç gelmeyecekler" den, "artık olmayacak"lardan ve "artık" olacaklardan...onun elleriyle sıkıca sarılırsın kendine ve birazdan geçecek diye okşarsın yavaşça kendi yüzünü...ellerim ne güzel diye düşünürsün o an, kendi ellerim değil ki! artık seni kovalayanlar umrunda değildir...sen kaçmayı bırakınca korkarlar senden, duruşuna gitmeyişine anlam veremezler. onlar hep dururlar...o an bir yere gidemez çakılırlar oldukları yere... sadece bakarlar sana... üzerine örttüğün şeffaf perde onun tenidir... vuramazlar, dokunamazlar, sorgulayamazlar işte...miden gelir aklına, onun ne olduğu gelir...insanın kendi kendini yediğidir o an ; kelimelerde öğütüldüğü, özsuyunda yakıldığı andır o ve eğer sen sevda isen artık midendeki sen olmuştur...
işte böyle sarmaşık, böyle acı ve böyle sıradan bir hissin kifayetsiz anlatımı... beceremedim biliyorum çünkü hala midemdeyim... seni özledim diyemem öyle sen olmuşum ki, kendimi özledim... bu kadar uzağında bu kadar yakın olmamıza hayret ediyorum...yalnızca hayret... midem yanıyor, ben yanıyorum, midem ve ben...yanıyorum.
mart 2008
"tanıdın mı ben dünya? bugün biraz farklı bakıyorsun bana, ben sana ait değilim der gibi. ama sen bana aitsin.başka seçeneğin yok! bak ne büyüğüm bak ne gizemli ! şimdi seni her an yutabilecek bir canavar ağzı gibi görünüyorum sana, görebildiğin tek parçam bu ve o da senin gibi bana ait. biliyorum seviyorsun beni, bunu kabul edemeyecek kadar çok seviyorsun hem de. hatta elinde olsa hiç gitmeyeceksin yahut başka bir dünya hayali kurabilecek kadar tanımıyorsun beni ve tanımadığın sürece kopayacaksın benden, koarsan ne ile karşılacağını bilmiyorsun çünkü, ki tek tanımı olan değilim ben...her göz başka bakar ve bana başka bakan her göz kendi körlüğüyle savaşır durur."
böyle konuşur dünya tek kelime etmez ama yemin ederim konuşur. durur işte bir anda ve sen onun etrafında dönmeye başlarsın, döndükçe döner başın bir bulantı eşliğinde yanar miden...içine asit akmış gibi yanar. yan odadan gelen sesleri, bin km ötende konuşanları, yanıbaşında susanları, arabaların gürültüsüz geçişlerini, kayan yıldızların iniltisini, yaprakların hışırtısını, karşı binadaki farenin tıkırtısını, sifon seslerini,kedi kavgalarını, rüzgarın uğultusunu, ezanı ve müziği; duyabileceğin ve duyamacağını sandığın her ne varsa hepsini birden duyarsın.başının içine bir çan koymuşlar gibi...ve çınlar durur çan, kimin böyle şiddetle vurduğunu anlayamazsın...anlarsın varlığın eriyordur o an, o an kendinden başka her şeyin varlığına şükranlarını sunarsın. kötü birşey olacakmış gibi gelir. önüne bir ceset düşecek zannedersin ve tanıdığın biri olacak ve sevdiğin biri...
giden biri gelir aklına ve hiç gelmeyeceği düşüncesi dövmeye başlar seni... onun gözlerinden bakarken sen dünyaya, onun ciğerlerinde nefes almaya çabalarken sen, onun gözlerinden gözlerken yollarını "hiç gelmeyecekler" atlılarıyla gelirler zihninin karanlığına. ellerinde kırbaçları, ellerinde henüz yaydan çıkmamış okları, uzaktan değil yakından vuracaklardır seni... onun adımlarıyla kaçarsın "hiç gelmeyecekler" den, "artık olmayacak"lardan ve "artık" olacaklardan...onun elleriyle sıkıca sarılırsın kendine ve birazdan geçecek diye okşarsın yavaşça kendi yüzünü...ellerim ne güzel diye düşünürsün o an, kendi ellerim değil ki! artık seni kovalayanlar umrunda değildir...sen kaçmayı bırakınca korkarlar senden, duruşuna gitmeyişine anlam veremezler. onlar hep dururlar...o an bir yere gidemez çakılırlar oldukları yere... sadece bakarlar sana... üzerine örttüğün şeffaf perde onun tenidir... vuramazlar, dokunamazlar, sorgulayamazlar işte...miden gelir aklına, onun ne olduğu gelir...insanın kendi kendini yediğidir o an ; kelimelerde öğütüldüğü, özsuyunda yakıldığı andır o ve eğer sen sevda isen artık midendeki sen olmuştur...
işte böyle sarmaşık, böyle acı ve böyle sıradan bir hissin kifayetsiz anlatımı... beceremedim biliyorum çünkü hala midemdeyim... seni özledim diyemem öyle sen olmuşum ki, kendimi özledim... bu kadar uzağında bu kadar yakın olmamıza hayret ediyorum...yalnızca hayret... midem yanıyor, ben yanıyorum, midem ve ben...yanıyorum.
mart 2008
Gündemdeki Haberler