bugün
- kolye140
- cep telefonu16
- nokia15
- rüzgar11
- bal9
- asla evlenilmeyecek erkekler5
- pazar günleri ekmek almak2
- sevgiliye uzaktan bakmak3
- pizza bira ikilisi2
- lale13
- pazar günü erken kalkmak2
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler71
- 17 ekim 2026 gençlerbirliği galatasaray maçı21
- galatasaray balı2
- var olmak için ne yaptınız12
- sen kimsin sorusuna 3 kelimelik cevap ver10
- kader4
- yüzde 50 burslu psikoloji bölümü kazanmak12
- hizmet sektörü3
- evi ev yapan şeyler14
- billie eilish'in memeleri7
- fil9
- kaplan17
- kuş5
- ilkokul bebesine türbanı savunmak65
- bileklik19
- sözlük obezlerinin fotoğrafları10
- aslan15
- at6
- yogartiksen39
- inançsızlığınız ve akıl almaz gecikmeniz3
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı75
- sevgili nedir7
- başka birinin ayağını yalamış erkekle evlenmek7
- brezilya7
- gül7
- gece gece sinirlenmek4
- duayı bencil bir iş haline getirmek5
- 25 yılda adam edilen istanbul'u 5 yılda bitirmek48
- cadılar bayramında ne olacaksınız18
- kim kimi neden sevmiyor14
- galatasaray19
- ankara8
- eskortluk yapan sözlük yazarı25
- mavi4
- güne psikolojik bir tespit bırak4
- sabah 6:00'da nervionun resmine bakarak rakı içmek12
- 17 ekim 2026 fenerbahçe alanyaspor maçı9
- z kusagi4
- fenerbahçe18
Tanımsız entrylerde bugün...
Hiç bir zaman iyi bir savaş ve kötü bir barış olmamıştır.
Bu sözü bir zamanlar hayatımın merkezine koymuştum. Sonra ne mi oldu? Savaşmadan da kaybedeceğimi veya kazanabileceğimi çok iyi şekilde öğrendim. Yapmam gereken şey yeni bir söz bulmaktı, daldım kitapların arasına günlerce çıkmadım...
içinde yaşadığınız evren ile içinizde yaşattığınız evren arasında kurabildiğiniz bağ kadar mutlu olursunuz diye yazmıştı çehov.
Hmm dedim ve kendime içeride yeni bir dünya kurdum. Yapmam gereken tek şey bağlantıyı kurabilmekti, Beyazı beyaz ile siyahı siyah ile. içinde yaşadığımız evrende beyazın siyaha dönmesini de burda çok iyi anladım. Çehov bizi kandırmıştı. Yazar kandırdı diye kitaplardan vazgeçecek değildik.
Nietzsche bağırıyordu yazılarında, derisini değiştirmeyen yılan, kafasını değiştirmeyen insan ölmeye mahkumdur diye.
Tamam dedik bu sefer mottomuzu bulduk. Kendi kendime değişime gidiyordum. Alışkanlıklarımdan başladım, israf olan zamanımı çok iyi değerlendiriyordum. Sabah 5 de kalkıp, temiz bir kafayla felsefe, psikoloji ve kutsal kitapları okuduğum çılgın zamanlar. * böyle gidersem kafayı yiyeceğim kesindi. Bir arkadaşım sayesinde bırakabildim bu düzeni. Nietzsche de bizi sevmemişti anlaşılan. Neyse ki duygularımızı karşılıklıydı, üzülmemiştim.
Artık spontane bir hayatım vardı, rahattım ve güzeldi ama alıştık bir kere anormal olmaya. Kitaplığımı büyütmeliyim, farklı konuları okumalıyım dedim. Bu kararı 2 sene vermeden önce 400'e yakın kitabım vardı, odamın sadece bir tarafı kitaplıktı. Şuan ise 900'e yakın kitabım var, sonradan aldığım kitapları ev dışında küçük bir depoya diziyorum. Kapasitem ise 1500 civarında, bu gidişle 2021'e girmeden dolduracağım. Mahalledeki hurdacıları ve eskicileri rehin aldım, kitap gelirse bana haber verin diye. Sahafçılar baş düşmanım, kitapları parayla satın alabileceklerini düşünüyorlar. Artık bu işin delisi oldum, eski şeylerin içinden büyük bir hazine çıkarmanın zevki paha biçilemez. Ve hayata karşı bakış açım da çok değişti.
Hayattaki her şeyin, eskiyen tarafının içinde büyük bir hazine yatar.
Hiç bir zaman iyi bir savaş ve kötü bir barış olmamıştır.
Bu sözü bir zamanlar hayatımın merkezine koymuştum. Sonra ne mi oldu? Savaşmadan da kaybedeceğimi veya kazanabileceğimi çok iyi şekilde öğrendim. Yapmam gereken şey yeni bir söz bulmaktı, daldım kitapların arasına günlerce çıkmadım...
içinde yaşadığınız evren ile içinizde yaşattığınız evren arasında kurabildiğiniz bağ kadar mutlu olursunuz diye yazmıştı çehov.
Hmm dedim ve kendime içeride yeni bir dünya kurdum. Yapmam gereken tek şey bağlantıyı kurabilmekti, Beyazı beyaz ile siyahı siyah ile. içinde yaşadığımız evrende beyazın siyaha dönmesini de burda çok iyi anladım. Çehov bizi kandırmıştı. Yazar kandırdı diye kitaplardan vazgeçecek değildik.
Nietzsche bağırıyordu yazılarında, derisini değiştirmeyen yılan, kafasını değiştirmeyen insan ölmeye mahkumdur diye.
Tamam dedik bu sefer mottomuzu bulduk. Kendi kendime değişime gidiyordum. Alışkanlıklarımdan başladım, israf olan zamanımı çok iyi değerlendiriyordum. Sabah 5 de kalkıp, temiz bir kafayla felsefe, psikoloji ve kutsal kitapları okuduğum çılgın zamanlar. * böyle gidersem kafayı yiyeceğim kesindi. Bir arkadaşım sayesinde bırakabildim bu düzeni. Nietzsche de bizi sevmemişti anlaşılan. Neyse ki duygularımızı karşılıklıydı, üzülmemiştim.
Artık spontane bir hayatım vardı, rahattım ve güzeldi ama alıştık bir kere anormal olmaya. Kitaplığımı büyütmeliyim, farklı konuları okumalıyım dedim. Bu kararı 2 sene vermeden önce 400'e yakın kitabım vardı, odamın sadece bir tarafı kitaplıktı. Şuan ise 900'e yakın kitabım var, sonradan aldığım kitapları ev dışında küçük bir depoya diziyorum. Kapasitem ise 1500 civarında, bu gidişle 2021'e girmeden dolduracağım. Mahalledeki hurdacıları ve eskicileri rehin aldım, kitap gelirse bana haber verin diye. Sahafçılar baş düşmanım, kitapları parayla satın alabileceklerini düşünüyorlar. Artık bu işin delisi oldum, eski şeylerin içinden büyük bir hazine çıkarmanın zevki paha biçilemez. Ve hayata karşı bakış açım da çok değişti.
Hayattaki her şeyin, eskiyen tarafının içinde büyük bir hazine yatar.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar