bugün
- meyveli lahmacun7
- safran6
- hangi manifest kızısın10
- kabataş olayı görüntüleri27
- mehdiyete dair hayalleriniz7
- ispanya'nın amerika'ya kafa tutması5
- lahmacun yiyecek kadar düşmek4
- arkadaşlar ne oldu size böyle7
- istanbul un çok pahalı olması27
- mehdi 29 yaşında mı başa geçmeli 40 mı6
- ciddiye alınmamak4
- en sevilmeyen ev işleri15
- sitede büyüyen çocuk3
- mehdi bir ihtiyaçtır3
- mel mel bakan gibson ve 0 0 710
- sanayi tipi kavurmalı tost3
- gocu25
- gönül almaya çalışan erkek11
- kara sevdaya tutulan kalmaması7
- vaatlerinin tam tersi olduğu halde iktidarda olmak4
- volkswagen beetle3
- rejim kuklaları2
- annesi dışarı çıkmasına izin vermeyen çocuk2
- galatasaray ne zaman transfer yapacak2
- erdogan ve trump'ın yakın ilişkisi4
- edip yüksel2
- saddam bandı2
- kavgada ele sıçıp yumruklar atmak7
- en son ne aldınız5
- dhalsim10
- beyaz ekmek yiyen vatan hainleri10
- gece yolda yürürken arabada görülen çığlık maskesi2
- tulumba tatlısı4
- haluk levent son açıklaması6
- temas2
- ben lafa değil göte bakarım4
- dünya kaç renklidir3
- bilgi içerikli entry girmeyen yazarın cnsl yönelmi2
- helicobacter pylori2
- yazarların bugün cılkını çıkardığı şarkı7
- karı kıza para yedirir misiniz4
- şimdi herkes su içsin3
- ne yesem3
- 19 temmuz 2026 ispanya arjantin maçı61
- toplu taşımada milletin ekranına bakan tipler4
- küsünce sevgiliye komik video atmak3
- the odyssey2
- kız dediğin biraz saf olur3
- lansor4
- ömer hayyam5
“hukuk” denilince ister istemez hepimizin hatırına “mahkeme, avukatlar” vesair gibi çağrışımlar gelmekte; bu yanlış olmasa da, esasen hukuk “ahlak” demektir ve her toplumun kendi inanç ve adetlerine göre zamanla oluşmuş bir ahlak kaidesi/kuralı ve bu kaideleri teşkil eden normlardan oluşmuş bir hukuk düzeni vardır.
bu itibarla “hukuk, ahlâkın pıhtılaşmış hâli” denilmiştir; bu tanımların ardından “hukuk” bahsi ile alakalı asıl tanımlamaya çalışacağım -ve bir yönüyle de hatırlatacağım- husus şu:
hukuk, başta söylediğim gibi ilk anda aklımız ve gözümüzde daha çok başka imajlarla canlanıyor olsa da, yani onun siyasi, kanun yahut ceza kategorileri hatıra gelse de esasen, sıradan, tabiî, günlerden her hangi bir gün içinde geçirdiğimiz vakitlerdeki bütün münasebetlerimizi kapsamaktadır. hani, hiza diye bir şeyin varlığını ancak belli objelere nazaran görüyor olmamız gibi, o, ister farkında olalım isterse olmayalım hayatımızın önemli yahut sıradan her hadisesinde, şartların ve vakaların mahiyetine göre kapsamı daralan yahut genişleyen bir biçimde vardır ve birçok faaliyetimizle ortaya çıkar, gözükür.
bir trafik kazasında bunu belirgin bir biçimde hissederken, susuzluktan ciğerinin yanmış olabileceğini varsaydığımız bir serçe için pencere kenarına koyduğumuz su dolu bir kab’ta, ——-ki burada, onun hak hukukunu gözetirken, diğer yandan yani pıhtılaşmış hâline nazaran “ahlaki” bir tavır sergilemekteyizdir ve bizi buna mecbur kılan sadece vicdanımızdır, evet “mecbur kılmak”ta bir “zorunluluk” hâli vardır ve işte serçe ile aramızdaki münasebeti doğuran, evet gördüğümüz üzere yazılı olmayan bir hukuk kuralı vardır——- bu fiilde onu düşünmez ve görmeyiz; görmek zorunda değiliz zaten; söylemek istediğim esasen günlük münasebetlerimizin neredeyse tamamına yakını “hukuk”a tâbidir:
hani eskilerin kullandığı “filanca ile hukukumuz var” yahut “onunla hukukumuz eskiye dayanır” tabirindeki gibi...
böyle bir tarafı da var.
bu itibarla “hukuk, ahlâkın pıhtılaşmış hâli” denilmiştir; bu tanımların ardından “hukuk” bahsi ile alakalı asıl tanımlamaya çalışacağım -ve bir yönüyle de hatırlatacağım- husus şu:
hukuk, başta söylediğim gibi ilk anda aklımız ve gözümüzde daha çok başka imajlarla canlanıyor olsa da, yani onun siyasi, kanun yahut ceza kategorileri hatıra gelse de esasen, sıradan, tabiî, günlerden her hangi bir gün içinde geçirdiğimiz vakitlerdeki bütün münasebetlerimizi kapsamaktadır. hani, hiza diye bir şeyin varlığını ancak belli objelere nazaran görüyor olmamız gibi, o, ister farkında olalım isterse olmayalım hayatımızın önemli yahut sıradan her hadisesinde, şartların ve vakaların mahiyetine göre kapsamı daralan yahut genişleyen bir biçimde vardır ve birçok faaliyetimizle ortaya çıkar, gözükür.
bir trafik kazasında bunu belirgin bir biçimde hissederken, susuzluktan ciğerinin yanmış olabileceğini varsaydığımız bir serçe için pencere kenarına koyduğumuz su dolu bir kab’ta, ——-ki burada, onun hak hukukunu gözetirken, diğer yandan yani pıhtılaşmış hâline nazaran “ahlaki” bir tavır sergilemekteyizdir ve bizi buna mecbur kılan sadece vicdanımızdır, evet “mecbur kılmak”ta bir “zorunluluk” hâli vardır ve işte serçe ile aramızdaki münasebeti doğuran, evet gördüğümüz üzere yazılı olmayan bir hukuk kuralı vardır——- bu fiilde onu düşünmez ve görmeyiz; görmek zorunda değiliz zaten; söylemek istediğim esasen günlük münasebetlerimizin neredeyse tamamına yakını “hukuk”a tâbidir:
hani eskilerin kullandığı “filanca ile hukukumuz var” yahut “onunla hukukumuz eskiye dayanır” tabirindeki gibi...
böyle bir tarafı da var.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar