bugün
- anne pizzası10
- en gıcık olunan şoför tipleri12
- sözlük kızı ile iletişim kurmak10
- kadınsızlıkla nasıl baş ediyorsunuz11
- nevşehir merkezli sahte mehdi operasyonu4
- dinci ve müslüman kavramları4
- iyi bir insanın kötü bir insana dönüşme süreci15
- dilim ekmek pizzası3
- popkek yiyen erkeğin namusu4
- bencillik3
- stonehengede kimsenin farketmediği tasarım hatası3
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı22
- trileçe7
- giysi fiyatlarının uçması8
- gece yürürken yanınızdan geçen gizemli siyah araba2
- putin türkmüş11
- diyanet'in japonya da ne işi var6
- geceleri bir kadına sarılıp uyuyamamak4
- herkes ülkeden şikayetçi ise sorunlu kim8
- anın görüntüsü32
- türk vatandaşları türktür9
- en sağ şeritteyken sola dönmeye çalışan şoför2
- plotonik aşkınızın fotosuna bakarak ne yaptınız2
- şeriatçıların başarılı olduğu şeyler7
- true'nin libidosu neden yüksek7
- ismet gürbüz10
- her şeyi hatırlayan insan4
- osuruktan şiirler41
- true'nin acile kaldırılması9
- tulumba tatlısı8
- laz böreği3
- ibadethanelerin ürkünç olması10
- kendine sarılmak2
- seri gizli artı oy veren melek8
- sözlük yazarlarının kombinleri8
- ismedin siyasi yorum yapmaması2
- canımın yubari kavunu çekmesi8
- kankinizin sevgilinizi götürmesi5
- türkiyeli olmak4
- ilk öpüştüğüm kız6
- tek adam4
- sonsuza kadar yaşamak3
- mahalle kültürünün yok olması4
- adana kebap10
- ince memed4
- eczacının sağlıklı günler demesi5
- devlet eliyle eğitim zorunluluğu3
- ben geldim kerkenezler18
- claudian clouds22
- patlayan şekerli matcha2
Sen bana erkendin, ben sana geç kaldım...
O, mavi gözlü bir devdi..
Hayır.. Hiç de dev değildi.. Küçücük bir adamdı.. incecik bedeninin içinde kocaman bir deniz taşırdı.. Dokunsan, onun denizi sana doğru akardı. Konuşsan, kelimeler ağzından bilmiş bilmiş çıkardı. Bakardı bazen.. Sadece bakardı. O, yüzünün iki tarafına dağılmış mavi gözleriyle bakardı.. Çoğu zaman susardı.. Hep gitmek isterdi.. Kendinin de bilmediği yerlere.. O yüzden sırtına çantasını asıp, vakur bir yalnızlıkla giderdi. Ama dönerdi.. Narin ve güçsüz bedeninin içinde uçsuz bucaksız denizleri taşırdı.. Ama bu kıçıkırık deniz, onu bir gececik taşıyamadı..
Bir gün ona, odasındaki eski ve bozuk televizyonları gösterip, neden orada olduklarını sormuştum.. "Bir gün tamir ederim diye düşünüyorum" demişti. Geçmişini sevmeyen adamlar, geleceğe hep geçmişten bir şeyler götürür, o bunu hiç bilemedi. Ben de söylemedim. Çünkü üzülürdü.. Hemen gözlerini devirirdi. Susardı. Belki günlerce susardı.. O, kalp dışında hiçbir şeyi tamir etmeyi bilmezdi..
Bir gün elinde bir sinema biletiyle gelmişti.. "Şarküteri". Film festivallerini severdi. Bütün festivalleri severdi aslında. Çünkü festivallerde mutsuz insanlar olmaz. O mutlu insanları severdi. Birlikte izlediğimiz en kanlı filmdi. Bir ara ben sıkıntıdan ölürken bana dönüp, o gözlerini kırpıştırarak "güzel film değil mi" diye sormuştu.. Güzel filmdi.. O sorduğu için güzeldi.
Rastalı saçları vardı onu tanıdığımda.. Upuzun beline kadar.. Kendisi sarı, yer yer de mavi.. "Kestir şunları artık, yakışmıyor" demiştim bir keresinde.. Ertesi gün gelmişti kazıttığı saçlarıyla.. "Böyle daha rahat oldu, duş almak işkence değil artık" demişti.. Oysa o rastalı saçları senelerce istemişti..
Bazı insanlar, neden onlara verildiğini bilmedikleri acılarla doğarlar.. Sonra o acılarla büyürler ve başa çıkmanın yollarını ararlar.. Bu yolları ararken çok canları acır, çok yara alırlar.. Kim olduğunu bilmedikleri bir Tanrı'ya "neden" diye sorarlar.. Asla başlarını eğmezler ve yola devam ederler.. Ama tam mutlu olmaya başladıklarında, bu sefer hiçbir şey soramayacakları bir yere gönderilirler..
Bazı insanlar giderler.. Sadece giderler.. Üstelik bilmeden.. Bilseler yanlarına en azından bir şeyler alırlar.. Winston soft mesela.. Efes Şişe mesela.. Yahut Accross The Universe.. Bozuk televizyon. Birkaç şarkı.. Ama bilmezlerse gideceklerini.. Alamazlar.. Zaten bilseler, gidemezler..
O mavi gözlü bir devdi..
Hayır, dev falan değildi. Küçücük zarif bir bedeni vardı. Kibar elleri.. Her an ağlayacakmış gibi hep bükülü duran dudakları.. Suratında sanki oyun oynarken zorla yemeğe çağrılmış bir çocuk saflığı..
Kuşkusuz dev olan kendisi değildi.. Ne kadar kırılsa da, kıranı bağışlayan yüreğiydi.. Kocaman denizleri taşıyan yüreği.. Bir gece onun denizi, okyanusuna kavuştu.. Gelecek zaten yoktu.. Benim de geçmişim, onunla birlikte sessizce kayboldu..
Gürsaç.. Huzurla uyu..
O, mavi gözlü bir devdi..
Hayır.. Hiç de dev değildi.. Küçücük bir adamdı.. incecik bedeninin içinde kocaman bir deniz taşırdı.. Dokunsan, onun denizi sana doğru akardı. Konuşsan, kelimeler ağzından bilmiş bilmiş çıkardı. Bakardı bazen.. Sadece bakardı. O, yüzünün iki tarafına dağılmış mavi gözleriyle bakardı.. Çoğu zaman susardı.. Hep gitmek isterdi.. Kendinin de bilmediği yerlere.. O yüzden sırtına çantasını asıp, vakur bir yalnızlıkla giderdi. Ama dönerdi.. Narin ve güçsüz bedeninin içinde uçsuz bucaksız denizleri taşırdı.. Ama bu kıçıkırık deniz, onu bir gececik taşıyamadı..
Bir gün ona, odasındaki eski ve bozuk televizyonları gösterip, neden orada olduklarını sormuştum.. "Bir gün tamir ederim diye düşünüyorum" demişti. Geçmişini sevmeyen adamlar, geleceğe hep geçmişten bir şeyler götürür, o bunu hiç bilemedi. Ben de söylemedim. Çünkü üzülürdü.. Hemen gözlerini devirirdi. Susardı. Belki günlerce susardı.. O, kalp dışında hiçbir şeyi tamir etmeyi bilmezdi..
Bir gün elinde bir sinema biletiyle gelmişti.. "Şarküteri". Film festivallerini severdi. Bütün festivalleri severdi aslında. Çünkü festivallerde mutsuz insanlar olmaz. O mutlu insanları severdi. Birlikte izlediğimiz en kanlı filmdi. Bir ara ben sıkıntıdan ölürken bana dönüp, o gözlerini kırpıştırarak "güzel film değil mi" diye sormuştu.. Güzel filmdi.. O sorduğu için güzeldi.
Rastalı saçları vardı onu tanıdığımda.. Upuzun beline kadar.. Kendisi sarı, yer yer de mavi.. "Kestir şunları artık, yakışmıyor" demiştim bir keresinde.. Ertesi gün gelmişti kazıttığı saçlarıyla.. "Böyle daha rahat oldu, duş almak işkence değil artık" demişti.. Oysa o rastalı saçları senelerce istemişti..
Bazı insanlar, neden onlara verildiğini bilmedikleri acılarla doğarlar.. Sonra o acılarla büyürler ve başa çıkmanın yollarını ararlar.. Bu yolları ararken çok canları acır, çok yara alırlar.. Kim olduğunu bilmedikleri bir Tanrı'ya "neden" diye sorarlar.. Asla başlarını eğmezler ve yola devam ederler.. Ama tam mutlu olmaya başladıklarında, bu sefer hiçbir şey soramayacakları bir yere gönderilirler..
Bazı insanlar giderler.. Sadece giderler.. Üstelik bilmeden.. Bilseler yanlarına en azından bir şeyler alırlar.. Winston soft mesela.. Efes Şişe mesela.. Yahut Accross The Universe.. Bozuk televizyon. Birkaç şarkı.. Ama bilmezlerse gideceklerini.. Alamazlar.. Zaten bilseler, gidemezler..
O mavi gözlü bir devdi..
Hayır, dev falan değildi. Küçücük zarif bir bedeni vardı. Kibar elleri.. Her an ağlayacakmış gibi hep bükülü duran dudakları.. Suratında sanki oyun oynarken zorla yemeğe çağrılmış bir çocuk saflığı..
Kuşkusuz dev olan kendisi değildi.. Ne kadar kırılsa da, kıranı bağışlayan yüreğiydi.. Kocaman denizleri taşıyan yüreği.. Bir gece onun denizi, okyanusuna kavuştu.. Gelecek zaten yoktu.. Benim de geçmişim, onunla birlikte sessizce kayboldu..
Gürsaç.. Huzurla uyu..
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar