bugün
- sözlükteki yakışıklı olgun erkekler14
- seküler kesimden yeni carrefoursa'ya tokat35
- bicepsleriyle dalga geçilen yuzır dayanışması9
- dincilere laf anlatmakta çalışmak14
- tırcı sevgili yapmak3
- şabat şalom5
- uludağ sözlük whatsapp grubu kurmak3
- taksiciyimbebegim5
- en karizmatik ve çekici sözlük erkeği7
- whatsapp grubundan çıkarılmak10
- kaçak çay18
- kız kulesi4
- muslettin amca tarzı entry girmek4
- erkeğin kadından üstün olduğu gerçeği49
- çilekli süt içen sözlük erkeği4
- nişanlının eski sevgilisiyle buluşması9
- fon vurgunu54
- denize girmek2
- galatasaray vs akp9
- borsa istanbul19
- çilekli pasta yiyen erkek7
- yazarların kulaklık markaları5
- caiz ve mekruh ayrımları3
- gocu nerede gocu6
- japonlardan gelmeyiz2
- mustafa sarıgüi'ün seks kaseti iddiası11
- çok eşlilik büyük bir sapıklıktır9
- papatya çayı içen erkekler2
- bırakılan sevgilinin yerini dolduracak şeyler5
- kadınların erkeklere hiç çok yakışıklısın dememesi16
- en iyi çakmak markası10
- muslettin amca ile sinagoga gidiyoruz zirvesi2
- from gold from dust34
- yılmaz erdoğan'ın ekin türkmen'e söylediği söz6
- atatürk'ün gerçek varisi başkomutan erdoğan dır5
- nervio bayan6
- fon vurgununu unutturacak seks kaseti5
- antalya7
- hayatın son gününde yapılabilecekler7
- bir kemalist ile arkadaş olunur mu4
- iltica21
- biz x hocanın neferiyiz2
- piramitleri uzaylılar yaptı yalan söyleyen toptur2
- tavuk dolma5
- tavuklu pilav13
- çirkin ayaklı kızların yaşama amacı4
- berat albayrak'a iftira atılması11
- osmanlı da çok eşliliğin yaygın olmaması3
- mekke kutsal mıdır sorunsalı10
- sürekli 40 yaş üstü erkek yazarlarla uğraşmak3
bir süperkahraman ismi ve onun nesli.
bizim daha kısa pantolonlardan yeni kurtulduğumuz, tasoları tarihin tozlu rafları arasına bıraktığımız yıllardan bir yıl, fenerbahçe dört yıldır rakibine kaptırdığı şampiyonluk kupasını, o sene nihayet müzesine götürmüştü. okullar kapanıyor, biz de başka bir mahalleye taşınıyorduk. üstelik hagi bırakıyordu.
mahallenin tozlu kaldırımlarında sıkıntıyla, bir de başka semte taşınmanın verdiği mutsuzlukla, çocuklarla öyle boş boş oturuyorduk. sanki eski sevgiliye son bir kez sarılmak gibi, son bir kez yukarı mahallenin çocuklarıyla maç yapmaya gitmiştik. tam o sıralar galatasaray, trabzonspor'la oynuyor. üstelik hagi bırakıyordu.
toprak sahada son maçımız başladı, durumumuz pek iyi değildi. maç yaparken kendi spikerliği yapan veletler olarak yukarı mahallenin bekıım'ları ve zidaann'larından yedikçe yiyorduk. sadece takımımızda kemalettin şentürk olan erdal, rakip takımla ikili mücadelelere gidiyor ve senkronu bozduruyordu. "del piero bir çalım! bir çalım daha ! del piero.. del .. de .. de.. (ikili mücadeleye giriyor) ... ve kemalettin topu söktü aldı! dalga dalga geliyor bahariye united!" diye semptomatik tespitlerde bulunuyordu.
velhasıl ronaldooo'lar bizim kalemize yuvarladıkça, biz adeta birer tarık daşgün oluyorduk meşin yuvarlakla. onlar "perfecto" dedikçe biz "kısfmet" diyorduk. yukarı mahalle resmen ağzımıza sıçıyor, üstelik hagi bırakıyordu.
neden sonra yediğimiz on sentilyonuncu golden sonra topu ağlarımızdan çıkaran hayrettin demirbaş'ın yanına gidip, "ver ver! şimdi başlıyoruz!" gibi gereksiz bir çıkış yaptım.
kenarda duran mahallemizin on üç yaşlarında ki gülyüzlü dilberlerinin alaylarına aldırmadan topla ilerlemeye başladım.
pek sevmezdim öyle bir futbolcu adıyla anılmayı, söylemeyi, o yüzden ismimle devam ettim:
"chaotic gidiyor! gattuso'yu yatırdı, karşısında r.carlos var. aman allahım o ne çalım!"
devam ediyordum topla beraber...
"karşısında maldini var, vuracak gibi yaptı, vurmadı!"
devam ediyordum topla beraber...
ufaktım, ama bir derdim vardı, gidiyorduk ama içimde bir şeyler ukte kalmıştı, kahraman değildim, ama milyonlarca apoletim vardı, gözlerimi kapadım. orta sahayı birazcık geçtim. bütün gücümle, ama bütün gücüm, hırsım, isteğim, aşkımla vurdum topa.
top gidiyordu, biz gidiyorduk, arkadaşlar gidiyordu, top gidiyordu, çocukluğum gidiyordu, şampiyonluk gidiyordu, üstelik hagi gidiyordu!
o topun havada süzülüşü öyle kısa sürmedi, saatler, aylar, yıllar aldı.
kasiyyas'ın tüm çabalarına rağmen iki direğin çakıştığı noktadaki örümcek ağlarını aldı.
ağzımdan iki hece, dört harf döküldü: "hagi... hagi'nin golü!"
golden sonra maça devam edemedik, oraya yakın bir kahvehaneye gidip o son maçı izledik dolu dolu olan gözlerimizle. kahveci de bize o günün şerefine gazoz hediye etmişti. biz gazozlarımızı hagi'nin şerefine içerken şunu anladık:
"bir çocuk bir mucize yapmak isterse önce kendi, sonra hagi olmalıdır."
sahadaki bütün hırsı, hırçınlığına rağmen gol attıktan sonraki bembeyaz gülümsemesi için, bize mucizelere inanma gücü verdiği için ve en çok da süperkahramanların gerçekten var olduğuna inandırabildiği için: "ne büyüksün hagi, ne büyüksün!"
bizim daha kısa pantolonlardan yeni kurtulduğumuz, tasoları tarihin tozlu rafları arasına bıraktığımız yıllardan bir yıl, fenerbahçe dört yıldır rakibine kaptırdığı şampiyonluk kupasını, o sene nihayet müzesine götürmüştü. okullar kapanıyor, biz de başka bir mahalleye taşınıyorduk. üstelik hagi bırakıyordu.
mahallenin tozlu kaldırımlarında sıkıntıyla, bir de başka semte taşınmanın verdiği mutsuzlukla, çocuklarla öyle boş boş oturuyorduk. sanki eski sevgiliye son bir kez sarılmak gibi, son bir kez yukarı mahallenin çocuklarıyla maç yapmaya gitmiştik. tam o sıralar galatasaray, trabzonspor'la oynuyor. üstelik hagi bırakıyordu.
toprak sahada son maçımız başladı, durumumuz pek iyi değildi. maç yaparken kendi spikerliği yapan veletler olarak yukarı mahallenin bekıım'ları ve zidaann'larından yedikçe yiyorduk. sadece takımımızda kemalettin şentürk olan erdal, rakip takımla ikili mücadelelere gidiyor ve senkronu bozduruyordu. "del piero bir çalım! bir çalım daha ! del piero.. del .. de .. de.. (ikili mücadeleye giriyor) ... ve kemalettin topu söktü aldı! dalga dalga geliyor bahariye united!" diye semptomatik tespitlerde bulunuyordu.
velhasıl ronaldooo'lar bizim kalemize yuvarladıkça, biz adeta birer tarık daşgün oluyorduk meşin yuvarlakla. onlar "perfecto" dedikçe biz "kısfmet" diyorduk. yukarı mahalle resmen ağzımıza sıçıyor, üstelik hagi bırakıyordu.
neden sonra yediğimiz on sentilyonuncu golden sonra topu ağlarımızdan çıkaran hayrettin demirbaş'ın yanına gidip, "ver ver! şimdi başlıyoruz!" gibi gereksiz bir çıkış yaptım.
kenarda duran mahallemizin on üç yaşlarında ki gülyüzlü dilberlerinin alaylarına aldırmadan topla ilerlemeye başladım.
pek sevmezdim öyle bir futbolcu adıyla anılmayı, söylemeyi, o yüzden ismimle devam ettim:
"chaotic gidiyor! gattuso'yu yatırdı, karşısında r.carlos var. aman allahım o ne çalım!"
devam ediyordum topla beraber...
"karşısında maldini var, vuracak gibi yaptı, vurmadı!"
devam ediyordum topla beraber...
ufaktım, ama bir derdim vardı, gidiyorduk ama içimde bir şeyler ukte kalmıştı, kahraman değildim, ama milyonlarca apoletim vardı, gözlerimi kapadım. orta sahayı birazcık geçtim. bütün gücümle, ama bütün gücüm, hırsım, isteğim, aşkımla vurdum topa.
top gidiyordu, biz gidiyorduk, arkadaşlar gidiyordu, top gidiyordu, çocukluğum gidiyordu, şampiyonluk gidiyordu, üstelik hagi gidiyordu!
o topun havada süzülüşü öyle kısa sürmedi, saatler, aylar, yıllar aldı.
kasiyyas'ın tüm çabalarına rağmen iki direğin çakıştığı noktadaki örümcek ağlarını aldı.
ağzımdan iki hece, dört harf döküldü: "hagi... hagi'nin golü!"
golden sonra maça devam edemedik, oraya yakın bir kahvehaneye gidip o son maçı izledik dolu dolu olan gözlerimizle. kahveci de bize o günün şerefine gazoz hediye etmişti. biz gazozlarımızı hagi'nin şerefine içerken şunu anladık:
"bir çocuk bir mucize yapmak isterse önce kendi, sonra hagi olmalıdır."
sahadaki bütün hırsı, hırçınlığına rağmen gol attıktan sonraki bembeyaz gülümsemesi için, bize mucizelere inanma gücü verdiği için ve en çok da süperkahramanların gerçekten var olduğuna inandırabildiği için: "ne büyüksün hagi, ne büyüksün!"
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar