bugün
- velvet22
- mor semsiyeli yabanci7
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı31
- yoğurt mayalamasını bilen erkek6
- herkese pas veren kız barselonada oynasın11
- evde yoğurt yapmak5
- her şeye sahip insan mutsuzluğu9
- spotify blend list yapmak istenilen yazarlar3
- türk ile kürt'ü rakip sanmak5
- bütün gece sokaklarda seri katilin izini sürmek5
- mehdi cennet vatanda3
- ne boş insanlarsınız3
- evliliğin anlamı12
- en iyi sayısal zeka hangi meslektedir sorunsalı10
- beyazconverse nickli yazar erkek mi5
- selahattin eyyubi türktü4
- ismet gürbüz8
- her şeyden anlayan adam edası5
- halife olacağım7
- sevilen insanın arkadan vurması2
- buddy dude4
- sözlüğün kırbacı7
- türkiye türklerin ve kendini türk hissedenleridir7
- kürtsüz türkiye10
- yazarların bu seneki tatil yeri tercihi8
- anın görüntüsü33
- hilafet gelsin mi6
- ben camiye gidiyorum3
- nervio hamferdi9
- süt kardeşler filmindeki zenci kadın3
- aleyna tilki3
- akide şekeri yiyip radyo dinlemek2
- fenerbahçe15
- zafer ve iyi partinin ortak adayı mansur yavaş8
- ülkücülük vs atsızcılık vs atatürkçülük7
- ülkücülerin gerçek yüzleri6
- 15 ağustos 2026 gençlerbirliği fenerbahçe maçı19
- windows 983
- alexander sörloth3
- kıskanç femboy2
- 16 ağustos 2026 amed erzurumspor maçı5
- şeriatçı mağduriyeti vs kürt ırkçısı mağduriyeti2
- uludağ sözlük yapay zeka moderatörü6
- hakkı yenen türkler de dağa çıksın6
- sophie dee'nin memeleri3
- dünyanın en güzel evi4
- süt kardeşler2
- kadir mısıroğlu vs abdullah öcalan5
- sanayi devrimi bitene kadar uyuyoruz arkadaşlar4
- gökten çikolata yağması4
kız kardeşi için "anne baba yataginda pazar sabahi gidiklasmalari" başlığına yazdığı şiir ile bu yaşımda şiir sevmeme vesile olmuş, içinde bir gram kötülük taşımayan, kompleksten arınmış, hayatımda gördüğüm en dertten uzaklaştıran yazar. yaşamayı seven, sevdiren insan.
kız kardeş anlamsız bir pazar günü baba evine bu kadar güzel mi davet edilir, seni yetiştiren anne babaya bu kadar mı güzel teşekkür edilir?
--spoiler--
süpermen değil benim babam,
upuzun pelerini yok ki!
ama bir çantası var kocaman,
biliyor musunuz siz?
nerden bileceksiniz?
içine girip onla işe gitmeyi istemediniz ki hiç!
sabahlardan bir sabah
ben yine yuvaya gitmicem diye salya sümük zırlayıp,
kendimi temiz bir babanne dayağına hazırlayıp,
salonun ortasına,
daha geçen gün tutamayıp patır patır sıçtığım yere oturmuş,
bu yalancı ağlamayı yuvaya gönderilmemem için daha ne kadar sürdürmem gerektiğini kestirmeye çalışırken
ansızın o çantanın içinde kendimi buluverdim!
tuttu elimden babam beni, "ofis"e götürdü
işte ben o gün biraz küçük prens, biraz daltonlardan joe
ama en çok devler ülkesindeki güliver'dim.
yüksek masalara erişemeyen boyum
bilgisayarda bana açılan birkaç sıkıcı oyun
ve kadın kucaklarında yanağımın mıncırılmasıyla geçen yarım günün ardından
biz babamla teneke tepsilerde makarna ve biber dolması yedik
dolmanın kabuklarını bıraktım,makarnamın hepsini bitirdim
bi de cola içip geğirdim;kadınlar, yine yanaklarımı sıktılar
osursam bile yanağımı sıkacaklar!
sonra dönüp ofise, önüme koyulan yalnızca 3 renk tükenmez kalemle
-kırmızı, siyah ve lacivert-
bir dağ,bir güneş ve bir nehir çizdim
anlatmaya çalıştığım,
güneş karardığı zaman nehirlerin kırmızı akacağı,
ve karşı masada lacivert don giymiş ablanın
dağ gibi memeleriyle çok canlar yakacağı
olduğu halde,
masaların altına girdiğimde eteklerine baktığımı söyleyemediğimden açıklayamadım resmimi.
başlamadan bitti resim heykel kariyerim
onlarsa,
yanaklarımı sıktılar.
akşam oldu, ışıklar söndü, dondurmacının dondurması bitti
eve döndük biz de.
hemen yatağa yatırdı annem beni
çişim gelmiş gibi yapıp kalktım bir sefer
bir sefer de "süt istedi benim canım" diye kandırdım
ardından susadım
ardından midem bulandı dedim
ardından...annem masal okudu sanırım,uyumuşum.
belki yarın da annem götürür hayali kurdum ama
ertesi sabah hiçbir bahanemi kabul etmeyip,yuvaya yolladılar beni.
temel sorunum,
yuvanın bir grup gerizekalı tarafından işgal edilmiş oluşuydu;
her uyku saatinde benim çarşafa işediğimi ispiyonlayan bir murat,
sürekli ağlayan bir tuğçe,
en çok da yanına yaklaştığım anda kafama patapata diye lego parçaları fırlatmaya başlayan bir adet boğaç!
ki kendisi ütü baskısı yaptığımız gün,
öğretmenin elinden kapıp ütüyü
gösterip içindeki kötüyü
ayşe'nin suratına bastırmıştı..
18 yaşını geçip, "ameliyata elverişlidir" olurunu alınca anca,
estetikle kazıdılar kızın yanağındaki "rowenta" yazısını...
işte bu bir grup gerizekalı arasında, annemi günde sadece 1 saat
babamıysa yalnızca pazar sabahları horlarken görebilen ben
hiç de mutlu değildim!
çıkıp yuvadaki masaya,
öğretmeni yanıma çağırıp kulağına eğildim
sordum fısıldayarak, aldığım cevap çok şaşırtmıştı beni
yine de bir denemeye karar verdim...
pazar günü geldi
sabah çizgi filmlerini her nedense hayatımın en önemli şeyiymişcesine bellemiş olan ben
erkenden kalktım
televizyonu açtım
bir kulağım yatak odasında...
horlama kesinlikce uyandı demektir babam!
kesildi horlama ve fırladım yerimden
yatakta bir minicik boşluk kalmış anne denen perimden
sığışıverdim,aralarına girmemeye dikkat ederek
önce bir gözünü açtı babam
ve annem hemen ardından
biraz uykulu,bolca yorgun ve minicik boşluktan kendilerine bakan ben'i tanımaya çalışan bu iki çift göz,
bu dört zeytin tanesi,
bu dört kömür karası,
ve biraz ıslak sanırım bacaklarımın arası...
yine işemiş olmalıyım uyurken..
tam olarak uyandıklarına emin olunca
"sarılın" dedim, "birbirinize"
önce anlamsızca suratıma bakıp,
belki çalışmaktan belki benim yüzümden
bir süredir unuttukları o yarı utangaç,yarı romantik gülümsemeyle sokuldular
sarıldılar...
sarıldılar...
sarıldılar...
hiçbir şey olmadı!
kandırılmıştım!
ve ağlamaya başladım
babam aldı kucağına
başımı gömdüm annemin sıcağına
anlattım:
"ben" dedim, "öğretmenime sordum"
"kardeş nasıl olur diye"
"öğretmenim sırıtıp dedi ki,
annenle babam sarılsın, kardeş olsun sana hediye!"
gülmeye başladılar!
evet evet! ağlamama hiiiç aldırış etmeden!
utanmadan gülüp durdular!
ben daha ağlardım ya, gıdıklamaya başladı annem beni
çıkıp tepelerine avaz avaz bağırıp direnmeye çalışınca da
babam boğuştu benle!
"demek kardeş" istiyorsun dedi, "işimiz var o zaman senle!"
aralarına yattım
ellerimi enseme attım
bir dilek tuttum
kardeş diledim de...
"hemen olsun!" demeyi unuttum
aradan geçen -ama geçmek bilmeyen-
annemin canının erik çektiği
ve "hayır annenin göbeğinin üzerinde zıplayamazsın!" yasaklı
yaklaşık bir dokuz aydan sonra kardeşim oldu!
ya da durun açık söyliyim:
"aman bu ne be kırış buruş bişi çıktı çıka çıka!"m oldu bir tane..
***
şimdi sen şu monitöre o iki zeytin gözle bakan kırışım, sen buruşum,
şimdi sen, cevizli kurabiyem (evet annanemin yaptığından) ve ılık sütüm,
anne baba yataginda pazar sabahi gidiklasmalarinın anlamı olan sen,
koskoca, güpgüzel bi kızsın..
ne bugün doğum günün, ne de uzaktayız birbirimizden
ne kavga ettik yakınlarda, ne de küsüştük
bir anlamsız 24 mayıs çarşamba bugün...
ve ben seni, bu bir anlamsız 24 mayıs çarşamba günü...çok seviyorum!
benimle bir anlamsız 28 mayıs pazarında uyanıp...annemleri gıdıklamaya gelir misin?
(depeyi, 24.05.2006 17:53)
--spoiler--
kız kardeş anlamsız bir pazar günü baba evine bu kadar güzel mi davet edilir, seni yetiştiren anne babaya bu kadar mı güzel teşekkür edilir?
--spoiler--
süpermen değil benim babam,
upuzun pelerini yok ki!
ama bir çantası var kocaman,
biliyor musunuz siz?
nerden bileceksiniz?
içine girip onla işe gitmeyi istemediniz ki hiç!
sabahlardan bir sabah
ben yine yuvaya gitmicem diye salya sümük zırlayıp,
kendimi temiz bir babanne dayağına hazırlayıp,
salonun ortasına,
daha geçen gün tutamayıp patır patır sıçtığım yere oturmuş,
bu yalancı ağlamayı yuvaya gönderilmemem için daha ne kadar sürdürmem gerektiğini kestirmeye çalışırken
ansızın o çantanın içinde kendimi buluverdim!
tuttu elimden babam beni, "ofis"e götürdü
işte ben o gün biraz küçük prens, biraz daltonlardan joe
ama en çok devler ülkesindeki güliver'dim.
yüksek masalara erişemeyen boyum
bilgisayarda bana açılan birkaç sıkıcı oyun
ve kadın kucaklarında yanağımın mıncırılmasıyla geçen yarım günün ardından
biz babamla teneke tepsilerde makarna ve biber dolması yedik
dolmanın kabuklarını bıraktım,makarnamın hepsini bitirdim
bi de cola içip geğirdim;kadınlar, yine yanaklarımı sıktılar
osursam bile yanağımı sıkacaklar!
sonra dönüp ofise, önüme koyulan yalnızca 3 renk tükenmez kalemle
-kırmızı, siyah ve lacivert-
bir dağ,bir güneş ve bir nehir çizdim
anlatmaya çalıştığım,
güneş karardığı zaman nehirlerin kırmızı akacağı,
ve karşı masada lacivert don giymiş ablanın
dağ gibi memeleriyle çok canlar yakacağı
olduğu halde,
masaların altına girdiğimde eteklerine baktığımı söyleyemediğimden açıklayamadım resmimi.
başlamadan bitti resim heykel kariyerim
onlarsa,
yanaklarımı sıktılar.
akşam oldu, ışıklar söndü, dondurmacının dondurması bitti
eve döndük biz de.
hemen yatağa yatırdı annem beni
çişim gelmiş gibi yapıp kalktım bir sefer
bir sefer de "süt istedi benim canım" diye kandırdım
ardından susadım
ardından midem bulandı dedim
ardından...annem masal okudu sanırım,uyumuşum.
belki yarın da annem götürür hayali kurdum ama
ertesi sabah hiçbir bahanemi kabul etmeyip,yuvaya yolladılar beni.
temel sorunum,
yuvanın bir grup gerizekalı tarafından işgal edilmiş oluşuydu;
her uyku saatinde benim çarşafa işediğimi ispiyonlayan bir murat,
sürekli ağlayan bir tuğçe,
en çok da yanına yaklaştığım anda kafama patapata diye lego parçaları fırlatmaya başlayan bir adet boğaç!
ki kendisi ütü baskısı yaptığımız gün,
öğretmenin elinden kapıp ütüyü
gösterip içindeki kötüyü
ayşe'nin suratına bastırmıştı..
18 yaşını geçip, "ameliyata elverişlidir" olurunu alınca anca,
estetikle kazıdılar kızın yanağındaki "rowenta" yazısını...
işte bu bir grup gerizekalı arasında, annemi günde sadece 1 saat
babamıysa yalnızca pazar sabahları horlarken görebilen ben
hiç de mutlu değildim!
çıkıp yuvadaki masaya,
öğretmeni yanıma çağırıp kulağına eğildim
sordum fısıldayarak, aldığım cevap çok şaşırtmıştı beni
yine de bir denemeye karar verdim...
pazar günü geldi
sabah çizgi filmlerini her nedense hayatımın en önemli şeyiymişcesine bellemiş olan ben
erkenden kalktım
televizyonu açtım
bir kulağım yatak odasında...
horlama kesinlikce uyandı demektir babam!
kesildi horlama ve fırladım yerimden
yatakta bir minicik boşluk kalmış anne denen perimden
sığışıverdim,aralarına girmemeye dikkat ederek
önce bir gözünü açtı babam
ve annem hemen ardından
biraz uykulu,bolca yorgun ve minicik boşluktan kendilerine bakan ben'i tanımaya çalışan bu iki çift göz,
bu dört zeytin tanesi,
bu dört kömür karası,
ve biraz ıslak sanırım bacaklarımın arası...
yine işemiş olmalıyım uyurken..
tam olarak uyandıklarına emin olunca
"sarılın" dedim, "birbirinize"
önce anlamsızca suratıma bakıp,
belki çalışmaktan belki benim yüzümden
bir süredir unuttukları o yarı utangaç,yarı romantik gülümsemeyle sokuldular
sarıldılar...
sarıldılar...
sarıldılar...
hiçbir şey olmadı!
kandırılmıştım!
ve ağlamaya başladım
babam aldı kucağına
başımı gömdüm annemin sıcağına
anlattım:
"ben" dedim, "öğretmenime sordum"
"kardeş nasıl olur diye"
"öğretmenim sırıtıp dedi ki,
annenle babam sarılsın, kardeş olsun sana hediye!"
gülmeye başladılar!
evet evet! ağlamama hiiiç aldırış etmeden!
utanmadan gülüp durdular!
ben daha ağlardım ya, gıdıklamaya başladı annem beni
çıkıp tepelerine avaz avaz bağırıp direnmeye çalışınca da
babam boğuştu benle!
"demek kardeş" istiyorsun dedi, "işimiz var o zaman senle!"
aralarına yattım
ellerimi enseme attım
bir dilek tuttum
kardeş diledim de...
"hemen olsun!" demeyi unuttum
aradan geçen -ama geçmek bilmeyen-
annemin canının erik çektiği
ve "hayır annenin göbeğinin üzerinde zıplayamazsın!" yasaklı
yaklaşık bir dokuz aydan sonra kardeşim oldu!
ya da durun açık söyliyim:
"aman bu ne be kırış buruş bişi çıktı çıka çıka!"m oldu bir tane..
***
şimdi sen şu monitöre o iki zeytin gözle bakan kırışım, sen buruşum,
şimdi sen, cevizli kurabiyem (evet annanemin yaptığından) ve ılık sütüm,
anne baba yataginda pazar sabahi gidiklasmalarinın anlamı olan sen,
koskoca, güpgüzel bi kızsın..
ne bugün doğum günün, ne de uzaktayız birbirimizden
ne kavga ettik yakınlarda, ne de küsüştük
bir anlamsız 24 mayıs çarşamba bugün...
ve ben seni, bu bir anlamsız 24 mayıs çarşamba günü...çok seviyorum!
benimle bir anlamsız 28 mayıs pazarında uyanıp...annemleri gıdıklamaya gelir misin?
(depeyi, 24.05.2006 17:53)
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar