bugün
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim30
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı74
- o 8 0 diyen biri vardı5
- evrim varsa neden yarı insan yarı maymun yok9
- türklerin özellikleri3
- terapi niteliğindeki şeyler10
- olsun biz bir keresinde liverpool'u yenmiştik7
- sabah yedi buçukta işe başlamak2
- kaşe2
- fil dişi bacak toz pembe ten kirpikler'na parmak2
- emre iptal kuyt ile devam2
- sobaları hazırlayın2
- votka2
- sözlükte kim kimle sevgili27
- kışın gelmesi2
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı15
- maçtan önce atıp tutan galatasaraylı yazarlar12
- devleti soymak milleti soymaktan iyidir3
- türkiye ve avrupa farkları2
- büzülmüş çizgili dudaklar2
- nervio43
- soğuk sabah2
- aşk10
- arabada sakso4
- fenerbahçeli yazarlar8
- queen ravenna adlı yazarın cerrah olması13
- 5 kasım 2026 meteoroloji uyarısı2
- sözlüğün en şık erkeği12
- yakıştırdığım çiftler serisi 115
- iyi menemenin sırrı7
- febelilerin herşeyi abartması3
- kadınların yaptığı en büyük hata9
- sabah akşam nervio yu konuşan sözlük11
- iyi memenin sırrı7
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri7
- herkes kendi işini kurarsa kimse işsiz kalmaz15
- israil'in gazze de çadıra hava saldırısı2
- abd ara seçimlerinin f35 ve caatsa'ya etkisi2
- arkadaşlar bi bakar mısınız9
- almanca bilmek5
- kale3112 ifşa7
- muslettin amca14
- siyah sütyen5
- güzel bir kız nasıl tavlanır6
- sözlük kürdü55
- 8 haziran 2016 sözlükte yaşanan ifşa skandalı7
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı25
- passatı olan erkek6
- giresunlu kızlar6
- aleksey batrakov27
Türkiye'de mafyanın miladı denince aklıma hep Onikiler çetesinin lideri Arap Abdullah gelirdi. Nereden bileyim fukaranın günahını aldığımı. Fehim Paşa'nın ettikleri, iki kulağının ikisi de hepten sağır Arap'ın ruhuna rahmet okutacak, hatta ilgisi olan yetenekli muharrire Mario Puzo tadında romanlar yazdıracak cinsten şeylermiş meğer
Daha çocuk denilecek yaştayken, sanki bokunda boncuk bulunmuş gibi her ne hikmetse Hünkar Çavuşluğu'na getirilmiş, hemen ardından da Hünkar Yaverliği'ne atanmış. Yazdırıldığı harp okulunun soylular sınıfına bu görevinden dolayı pek devam edememiş.
Eğitimini yarım yamalak tamamlamış olsa da diplomasındaki mezuniyet notu hanesindeki yıldızlı pekiyiyi hayal etmek hiç de zor değil. Böyle sınırsız bir tolerans da Fehim Paşa'nın kara kaşına, kara gözüne değil, Sultan Abdülhamit'le babası esvapçı başı ismet Bey'in süt kardeş olmalarından dolayıdır.
Eh Fehim de paşalığa giden bu kısacık yolda koftiden de olsa böyle bir akrabalığı ileride de kullanırım diye alıp yan cebine koymadan edememiş. Öyle ki zaman onun için hızla akmış ve yirmi beş yaşında orgeneralliğe kadar yükselmiş. Ne de olsa rütbe dediğin çarşıda pazarda satılan bir şey değil, bizzat Abdülhamit'in babasının malı. Verir mi, verir.
iyi de bütün bunlar bir sürü fukara çocuğunun cephelerde patır patır toprağa düşüp şehit olduğu bir memlekette oluyor. işte insan bunları düşününce Osmanlının sadece gavurun zoruyla değil, biraz da Anadolu insanının bedduasıyla yıkıldığını anlıyor.
SOMUN PEHLiVANI
Fehim Paşa sabah akşam, artık ne sebepten layık görüldüğünü kendisinin de bilmediği altın madalyaları, murassa nişanları da bir vakit sonra göğsünde taşıyamaz oluyor. Benim ki latifenin önde gideni tabii. Zira hızlandırılmış orgeneral Fehim, o semirmiş haliyle sağ profilden somun pehlivanına, sol profilden de azıcık Yeniköy kasabına benzer. Yani ense kulak yerindeymiş maşallah. Nasıl olmasın ki, devrin garibanı otu, çöpü, bulamacı rüyasında ancak görürken, bu ve bunun gibi tosuncuklar kuzuyu, Erol Taş misali hart hurt ısırarak, amuduyla gövdeye indiriyorlardı.
Abdülhamit'in istibdat devrinde adı korkuyla ve aynı zamanda nefretle anılanların başında geliyordu o. Aynı zamanda Abdülhamit'in en güvendiği adamı yine oydu. Rejime karşı olanları yakalayıp, tepelemekle görevli hafiye teşkilatının başında bulunuyordu. O da nerede bir haşere, serseri varsa onları hafiye teşkilatına almış, zamanla bu itin kopuğun yalan yanlış jurnalleriyle bir çok günahsızın bedduasını kazanmıştı. Yanındaki adamları onun adına şantajla esnaf ve tüccarları haraca bağlamışlardı. Tek kelimeyle haydudun mumla arandığı yerde ali kıran, baş kesen olmuştu.
MANEVi BODYGUARD
Arsızlığının ve azgınlığının sonu gelmemesinin bir sebebi de her yaptığının otorite tarafından hoş görülmesindendi. Abdülhamit bile hakkında saraya iletilen şikayetlere, 'Ne yapalım, bizim Fehim gençtir, yakışıklıdır, gönlünü eğlendirsin varsın,' demekteydi. Abdülhamit gibi havadan nem kapan birinin paranoyaklığına da böylesi manevi bir bodyguard şüphesiz iyi geliyor olmalıydı.
ÇITIR ÇEREZ MARGARETHE
Ünü şımarıklığıyla at başı gittiği bir dönemde Konkordiya Tiyatrosu'nda jimnastik gösterisi yapan Margarethe adındaki kıza abayı yaktı. Az bir zaman sonra da kızı metres sıfatıyla kapatması yaptı. Fakat Margrethe altın kafese hapsedilmiş bülbül misali 'ille de vatanım' demiyordu, zira onun da gönlü vardı bu zorba paşada. Üstelik içine girdiği ev de aşçısından hizmetçisine, uşağına kadar haraç parasıyla düzülüp, döşenmiş bir saray yavrusuydu. Bu altın kafesteki Margarethe'in hikayesi o devrin magazin gündemine Televole tadında düşer. On sekizlik çıtır çerez Margarethe'in kulaktan kulağa anlatılan akça pakça, körpe güzelliği bir zaman sonra parlak kağıtlara basılmış resimleriyle elden ele dolaşmaya başlar.
Para konusunda epey yükünü tutan Fehim Paşa'nın asıl amacı 'nam olsun, kar olmasın' şeklinde büyük bir iş başarmaktır.
ZURNANIN ZIRT DEDiĞi
Bir gün bir yolunu bulup hürriyet yanlısı Müşir Deli Fuat Paşa'yı tongaya düşürür. Yazıp, saraya uçurduğu bir jurnalle Paşa'nın rütbelerinin sökülüp, Şam'a süngün gönderilmesine sebep olur. Böylesi bir vaka Abdülhamit'in canına minnettir. Fakat Fehim Paşa'nın icra edeceği rezillikler sayesinde eşeğin münasip yerine su takviyesi yapması da pek yakındır. Zira Deli Fuat gibi ismi ve cismi birbirinden ağır bir paşayı alt etmesine kendisi bile şaşırır ve o andan itibaren yapacağı şımarıklığı kat kat artırmaya karar verir. Fakat zurnanın 'zırt' diyeceği yere yaklaşmakta olduğunun da farkına varmaz
Zurnadan o kötü sesin çıkacağı yer Beyoğlu'nda bir kahvaltı salonudur. Sütçü Toma adında bir gayrimüslimin işlettiği bu kahvaltı salonuna bir gün bu zorbanın adamları gelir ve paşanın hayali makbuzu karşılığında haraç isterler. Toma vermeyeceğini söyleyince, haydut takımı süt bardaklarını, bal ve kaymak tabaklarını kırıp dağıtarak ağır hakaretler eşliğinde Toma'yı kızını kaçırmakla tehdit ederler. Aradan çok zaman geçmeden dediklerini yapıp, Toma'nın kızını Fehim Paşa'ya peşkeş çekerler. Toma Alman elçiliğine baş vurup Fehim Paşa'nın cezalandırılmasını ister. Yıldız Sarayı'na nakledilen bu şikayetin herkes sonuçsuz kalacağını sanmaktadır, fakat unuttukları bir şey vardır: Sultan Abdülhamit Alman imparatoru Vilhelm'in yakın dostudur ve ne pahasına olursa olsun onu gücendirmek istemez. Bu sayede Fehim Paşa'ya Bursa'ya sürgün yolu görünür. Cezasının biteceği günü beklerken hiç tahmin etmediği bir şey olur; meşrutiyet ilan edilir.
istibdat yönetiminden canı yanan birçok insana intikam için gün doğmuştur. Başına gelecekleri önceden haber alan Fehim Paşa Bilecik'e kaçarken yolda yakalanır. Linç edilip öldürüldüğünde otuz beş yaşındaydı.
Şimdilerde başında 'Osmanlı seninle gurur duyuyor' diye slogan atılıp, çiçek bırakılacak bir mezarı bile olduğunu sanmıyorum.
Sebahattin Demiray
Daha çocuk denilecek yaştayken, sanki bokunda boncuk bulunmuş gibi her ne hikmetse Hünkar Çavuşluğu'na getirilmiş, hemen ardından da Hünkar Yaverliği'ne atanmış. Yazdırıldığı harp okulunun soylular sınıfına bu görevinden dolayı pek devam edememiş.
Eğitimini yarım yamalak tamamlamış olsa da diplomasındaki mezuniyet notu hanesindeki yıldızlı pekiyiyi hayal etmek hiç de zor değil. Böyle sınırsız bir tolerans da Fehim Paşa'nın kara kaşına, kara gözüne değil, Sultan Abdülhamit'le babası esvapçı başı ismet Bey'in süt kardeş olmalarından dolayıdır.
Eh Fehim de paşalığa giden bu kısacık yolda koftiden de olsa böyle bir akrabalığı ileride de kullanırım diye alıp yan cebine koymadan edememiş. Öyle ki zaman onun için hızla akmış ve yirmi beş yaşında orgeneralliğe kadar yükselmiş. Ne de olsa rütbe dediğin çarşıda pazarda satılan bir şey değil, bizzat Abdülhamit'in babasının malı. Verir mi, verir.
iyi de bütün bunlar bir sürü fukara çocuğunun cephelerde patır patır toprağa düşüp şehit olduğu bir memlekette oluyor. işte insan bunları düşününce Osmanlının sadece gavurun zoruyla değil, biraz da Anadolu insanının bedduasıyla yıkıldığını anlıyor.
SOMUN PEHLiVANI
Fehim Paşa sabah akşam, artık ne sebepten layık görüldüğünü kendisinin de bilmediği altın madalyaları, murassa nişanları da bir vakit sonra göğsünde taşıyamaz oluyor. Benim ki latifenin önde gideni tabii. Zira hızlandırılmış orgeneral Fehim, o semirmiş haliyle sağ profilden somun pehlivanına, sol profilden de azıcık Yeniköy kasabına benzer. Yani ense kulak yerindeymiş maşallah. Nasıl olmasın ki, devrin garibanı otu, çöpü, bulamacı rüyasında ancak görürken, bu ve bunun gibi tosuncuklar kuzuyu, Erol Taş misali hart hurt ısırarak, amuduyla gövdeye indiriyorlardı.
Abdülhamit'in istibdat devrinde adı korkuyla ve aynı zamanda nefretle anılanların başında geliyordu o. Aynı zamanda Abdülhamit'in en güvendiği adamı yine oydu. Rejime karşı olanları yakalayıp, tepelemekle görevli hafiye teşkilatının başında bulunuyordu. O da nerede bir haşere, serseri varsa onları hafiye teşkilatına almış, zamanla bu itin kopuğun yalan yanlış jurnalleriyle bir çok günahsızın bedduasını kazanmıştı. Yanındaki adamları onun adına şantajla esnaf ve tüccarları haraca bağlamışlardı. Tek kelimeyle haydudun mumla arandığı yerde ali kıran, baş kesen olmuştu.
MANEVi BODYGUARD
Arsızlığının ve azgınlığının sonu gelmemesinin bir sebebi de her yaptığının otorite tarafından hoş görülmesindendi. Abdülhamit bile hakkında saraya iletilen şikayetlere, 'Ne yapalım, bizim Fehim gençtir, yakışıklıdır, gönlünü eğlendirsin varsın,' demekteydi. Abdülhamit gibi havadan nem kapan birinin paranoyaklığına da böylesi manevi bir bodyguard şüphesiz iyi geliyor olmalıydı.
ÇITIR ÇEREZ MARGARETHE
Ünü şımarıklığıyla at başı gittiği bir dönemde Konkordiya Tiyatrosu'nda jimnastik gösterisi yapan Margarethe adındaki kıza abayı yaktı. Az bir zaman sonra da kızı metres sıfatıyla kapatması yaptı. Fakat Margrethe altın kafese hapsedilmiş bülbül misali 'ille de vatanım' demiyordu, zira onun da gönlü vardı bu zorba paşada. Üstelik içine girdiği ev de aşçısından hizmetçisine, uşağına kadar haraç parasıyla düzülüp, döşenmiş bir saray yavrusuydu. Bu altın kafesteki Margarethe'in hikayesi o devrin magazin gündemine Televole tadında düşer. On sekizlik çıtır çerez Margarethe'in kulaktan kulağa anlatılan akça pakça, körpe güzelliği bir zaman sonra parlak kağıtlara basılmış resimleriyle elden ele dolaşmaya başlar.
Para konusunda epey yükünü tutan Fehim Paşa'nın asıl amacı 'nam olsun, kar olmasın' şeklinde büyük bir iş başarmaktır.
ZURNANIN ZIRT DEDiĞi
Bir gün bir yolunu bulup hürriyet yanlısı Müşir Deli Fuat Paşa'yı tongaya düşürür. Yazıp, saraya uçurduğu bir jurnalle Paşa'nın rütbelerinin sökülüp, Şam'a süngün gönderilmesine sebep olur. Böylesi bir vaka Abdülhamit'in canına minnettir. Fakat Fehim Paşa'nın icra edeceği rezillikler sayesinde eşeğin münasip yerine su takviyesi yapması da pek yakındır. Zira Deli Fuat gibi ismi ve cismi birbirinden ağır bir paşayı alt etmesine kendisi bile şaşırır ve o andan itibaren yapacağı şımarıklığı kat kat artırmaya karar verir. Fakat zurnanın 'zırt' diyeceği yere yaklaşmakta olduğunun da farkına varmaz
Zurnadan o kötü sesin çıkacağı yer Beyoğlu'nda bir kahvaltı salonudur. Sütçü Toma adında bir gayrimüslimin işlettiği bu kahvaltı salonuna bir gün bu zorbanın adamları gelir ve paşanın hayali makbuzu karşılığında haraç isterler. Toma vermeyeceğini söyleyince, haydut takımı süt bardaklarını, bal ve kaymak tabaklarını kırıp dağıtarak ağır hakaretler eşliğinde Toma'yı kızını kaçırmakla tehdit ederler. Aradan çok zaman geçmeden dediklerini yapıp, Toma'nın kızını Fehim Paşa'ya peşkeş çekerler. Toma Alman elçiliğine baş vurup Fehim Paşa'nın cezalandırılmasını ister. Yıldız Sarayı'na nakledilen bu şikayetin herkes sonuçsuz kalacağını sanmaktadır, fakat unuttukları bir şey vardır: Sultan Abdülhamit Alman imparatoru Vilhelm'in yakın dostudur ve ne pahasına olursa olsun onu gücendirmek istemez. Bu sayede Fehim Paşa'ya Bursa'ya sürgün yolu görünür. Cezasının biteceği günü beklerken hiç tahmin etmediği bir şey olur; meşrutiyet ilan edilir.
istibdat yönetiminden canı yanan birçok insana intikam için gün doğmuştur. Başına gelecekleri önceden haber alan Fehim Paşa Bilecik'e kaçarken yolda yakalanır. Linç edilip öldürüldüğünde otuz beş yaşındaydı.
Şimdilerde başında 'Osmanlı seninle gurur duyuyor' diye slogan atılıp, çiçek bırakılacak bir mezarı bile olduğunu sanmıyorum.
Sebahattin Demiray
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar