bugün
- olduğundan genç göstermek4
- milli takımımızın balonu patladı7
- üniversite sınavına geç kalmak5
- dünya kupasından banane diyen erkek2
- lahmacunu elle yiyen kız16
- wc den elenerek dünyada dalga konusu olmamız2
- istanbul4
- ciddi ilişki piyasasının çöküşü3
- alevilerde muhammed ismi2
- yaşlılığınız için insan biriktirin9
- balkonu camla kaplatmak6
- kızına uygun elbise bulamayan annenin isyanı2
- 13 temmuz 20072
- öfke anında yapılmaması gereken şeyler6
- elmas bey biraderin çaylak olması3
- güne bir şarkı bırak18
- ciddi ilişki istemiyorum takılalım diyen kadın11
- hayvanlar aleminde en yakın akrabamız2
- en havalı ingilizce kelimeler4
- pornoyu bırakmak4
- bir insana sonradan öğretilebilecek en zor şey9
- babalar günü5
- 21 haziran 2026 ekvador curaçao maçı2
- 29 yaşında erkek 41 yaşında kadın ilişkisi8
- 21 haziran 2026 ekvador curuçao maçı3
- yazarların en sevdiği meyve9
- biraaaaaader3
- yahuda iskariyot2
- asosyal olmanın sebepleri7
- anne ve babayı çocukları önünde vuran maganda5
- duygularla hareket etmek vs mantıkla hareket etmek3
- rabbin para vermesi3
- 42 bin entry girmek5
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı50
- avanos ta çömlek yapmayı denemek3
- 5 litrelik suyla sınava giren öğrenci8
- ona bir şey söyle18
- erkek parfüm önerileri3
- apo asılsın mı asılmasın mı4
- milli takıma isim koyalım kampanyası9
- 21 haziran 2026 tunus japonya maçı3
- sezen aksu abartılmış bir şarkıcıdır2
- ne yapıyorsunuz yakışıklı ve güzel dostlarım2
- öküz gibi içen boylu poslu kız3
- seni hayata bağlayan şey12
- 26 haziran 2026 türkiye'nin abd'ye döşeyeceği boru6
- başına belayı satın almak5
- kuran-ı kerim5
- 21 haziran 2026 ispanya suudi arabistan maçı2
- sedat bey pekmez birader3
Türkiye'de mafyanın miladı denince aklıma hep Onikiler çetesinin lideri Arap Abdullah gelirdi. Nereden bileyim fukaranın günahını aldığımı. Fehim Paşa'nın ettikleri, iki kulağının ikisi de hepten sağır Arap'ın ruhuna rahmet okutacak, hatta ilgisi olan yetenekli muharrire Mario Puzo tadında romanlar yazdıracak cinsten şeylermiş meğer
Daha çocuk denilecek yaştayken, sanki bokunda boncuk bulunmuş gibi her ne hikmetse Hünkar Çavuşluğu'na getirilmiş, hemen ardından da Hünkar Yaverliği'ne atanmış. Yazdırıldığı harp okulunun soylular sınıfına bu görevinden dolayı pek devam edememiş.
Eğitimini yarım yamalak tamamlamış olsa da diplomasındaki mezuniyet notu hanesindeki yıldızlı pekiyiyi hayal etmek hiç de zor değil. Böyle sınırsız bir tolerans da Fehim Paşa'nın kara kaşına, kara gözüne değil, Sultan Abdülhamit'le babası esvapçı başı ismet Bey'in süt kardeş olmalarından dolayıdır.
Eh Fehim de paşalığa giden bu kısacık yolda koftiden de olsa böyle bir akrabalığı ileride de kullanırım diye alıp yan cebine koymadan edememiş. Öyle ki zaman onun için hızla akmış ve yirmi beş yaşında orgeneralliğe kadar yükselmiş. Ne de olsa rütbe dediğin çarşıda pazarda satılan bir şey değil, bizzat Abdülhamit'in babasının malı. Verir mi, verir.
iyi de bütün bunlar bir sürü fukara çocuğunun cephelerde patır patır toprağa düşüp şehit olduğu bir memlekette oluyor. işte insan bunları düşününce Osmanlının sadece gavurun zoruyla değil, biraz da Anadolu insanının bedduasıyla yıkıldığını anlıyor.
SOMUN PEHLiVANI
Fehim Paşa sabah akşam, artık ne sebepten layık görüldüğünü kendisinin de bilmediği altın madalyaları, murassa nişanları da bir vakit sonra göğsünde taşıyamaz oluyor. Benim ki latifenin önde gideni tabii. Zira hızlandırılmış orgeneral Fehim, o semirmiş haliyle sağ profilden somun pehlivanına, sol profilden de azıcık Yeniköy kasabına benzer. Yani ense kulak yerindeymiş maşallah. Nasıl olmasın ki, devrin garibanı otu, çöpü, bulamacı rüyasında ancak görürken, bu ve bunun gibi tosuncuklar kuzuyu, Erol Taş misali hart hurt ısırarak, amuduyla gövdeye indiriyorlardı.
Abdülhamit'in istibdat devrinde adı korkuyla ve aynı zamanda nefretle anılanların başında geliyordu o. Aynı zamanda Abdülhamit'in en güvendiği adamı yine oydu. Rejime karşı olanları yakalayıp, tepelemekle görevli hafiye teşkilatının başında bulunuyordu. O da nerede bir haşere, serseri varsa onları hafiye teşkilatına almış, zamanla bu itin kopuğun yalan yanlış jurnalleriyle bir çok günahsızın bedduasını kazanmıştı. Yanındaki adamları onun adına şantajla esnaf ve tüccarları haraca bağlamışlardı. Tek kelimeyle haydudun mumla arandığı yerde ali kıran, baş kesen olmuştu.
MANEVi BODYGUARD
Arsızlığının ve azgınlığının sonu gelmemesinin bir sebebi de her yaptığının otorite tarafından hoş görülmesindendi. Abdülhamit bile hakkında saraya iletilen şikayetlere, 'Ne yapalım, bizim Fehim gençtir, yakışıklıdır, gönlünü eğlendirsin varsın,' demekteydi. Abdülhamit gibi havadan nem kapan birinin paranoyaklığına da böylesi manevi bir bodyguard şüphesiz iyi geliyor olmalıydı.
ÇITIR ÇEREZ MARGARETHE
Ünü şımarıklığıyla at başı gittiği bir dönemde Konkordiya Tiyatrosu'nda jimnastik gösterisi yapan Margarethe adındaki kıza abayı yaktı. Az bir zaman sonra da kızı metres sıfatıyla kapatması yaptı. Fakat Margrethe altın kafese hapsedilmiş bülbül misali 'ille de vatanım' demiyordu, zira onun da gönlü vardı bu zorba paşada. Üstelik içine girdiği ev de aşçısından hizmetçisine, uşağına kadar haraç parasıyla düzülüp, döşenmiş bir saray yavrusuydu. Bu altın kafesteki Margarethe'in hikayesi o devrin magazin gündemine Televole tadında düşer. On sekizlik çıtır çerez Margarethe'in kulaktan kulağa anlatılan akça pakça, körpe güzelliği bir zaman sonra parlak kağıtlara basılmış resimleriyle elden ele dolaşmaya başlar.
Para konusunda epey yükünü tutan Fehim Paşa'nın asıl amacı 'nam olsun, kar olmasın' şeklinde büyük bir iş başarmaktır.
ZURNANIN ZIRT DEDiĞi
Bir gün bir yolunu bulup hürriyet yanlısı Müşir Deli Fuat Paşa'yı tongaya düşürür. Yazıp, saraya uçurduğu bir jurnalle Paşa'nın rütbelerinin sökülüp, Şam'a süngün gönderilmesine sebep olur. Böylesi bir vaka Abdülhamit'in canına minnettir. Fakat Fehim Paşa'nın icra edeceği rezillikler sayesinde eşeğin münasip yerine su takviyesi yapması da pek yakındır. Zira Deli Fuat gibi ismi ve cismi birbirinden ağır bir paşayı alt etmesine kendisi bile şaşırır ve o andan itibaren yapacağı şımarıklığı kat kat artırmaya karar verir. Fakat zurnanın 'zırt' diyeceği yere yaklaşmakta olduğunun da farkına varmaz
Zurnadan o kötü sesin çıkacağı yer Beyoğlu'nda bir kahvaltı salonudur. Sütçü Toma adında bir gayrimüslimin işlettiği bu kahvaltı salonuna bir gün bu zorbanın adamları gelir ve paşanın hayali makbuzu karşılığında haraç isterler. Toma vermeyeceğini söyleyince, haydut takımı süt bardaklarını, bal ve kaymak tabaklarını kırıp dağıtarak ağır hakaretler eşliğinde Toma'yı kızını kaçırmakla tehdit ederler. Aradan çok zaman geçmeden dediklerini yapıp, Toma'nın kızını Fehim Paşa'ya peşkeş çekerler. Toma Alman elçiliğine baş vurup Fehim Paşa'nın cezalandırılmasını ister. Yıldız Sarayı'na nakledilen bu şikayetin herkes sonuçsuz kalacağını sanmaktadır, fakat unuttukları bir şey vardır: Sultan Abdülhamit Alman imparatoru Vilhelm'in yakın dostudur ve ne pahasına olursa olsun onu gücendirmek istemez. Bu sayede Fehim Paşa'ya Bursa'ya sürgün yolu görünür. Cezasının biteceği günü beklerken hiç tahmin etmediği bir şey olur; meşrutiyet ilan edilir.
istibdat yönetiminden canı yanan birçok insana intikam için gün doğmuştur. Başına gelecekleri önceden haber alan Fehim Paşa Bilecik'e kaçarken yolda yakalanır. Linç edilip öldürüldüğünde otuz beş yaşındaydı.
Şimdilerde başında 'Osmanlı seninle gurur duyuyor' diye slogan atılıp, çiçek bırakılacak bir mezarı bile olduğunu sanmıyorum.
Sebahattin Demiray
Daha çocuk denilecek yaştayken, sanki bokunda boncuk bulunmuş gibi her ne hikmetse Hünkar Çavuşluğu'na getirilmiş, hemen ardından da Hünkar Yaverliği'ne atanmış. Yazdırıldığı harp okulunun soylular sınıfına bu görevinden dolayı pek devam edememiş.
Eğitimini yarım yamalak tamamlamış olsa da diplomasındaki mezuniyet notu hanesindeki yıldızlı pekiyiyi hayal etmek hiç de zor değil. Böyle sınırsız bir tolerans da Fehim Paşa'nın kara kaşına, kara gözüne değil, Sultan Abdülhamit'le babası esvapçı başı ismet Bey'in süt kardeş olmalarından dolayıdır.
Eh Fehim de paşalığa giden bu kısacık yolda koftiden de olsa böyle bir akrabalığı ileride de kullanırım diye alıp yan cebine koymadan edememiş. Öyle ki zaman onun için hızla akmış ve yirmi beş yaşında orgeneralliğe kadar yükselmiş. Ne de olsa rütbe dediğin çarşıda pazarda satılan bir şey değil, bizzat Abdülhamit'in babasının malı. Verir mi, verir.
iyi de bütün bunlar bir sürü fukara çocuğunun cephelerde patır patır toprağa düşüp şehit olduğu bir memlekette oluyor. işte insan bunları düşününce Osmanlının sadece gavurun zoruyla değil, biraz da Anadolu insanının bedduasıyla yıkıldığını anlıyor.
SOMUN PEHLiVANI
Fehim Paşa sabah akşam, artık ne sebepten layık görüldüğünü kendisinin de bilmediği altın madalyaları, murassa nişanları da bir vakit sonra göğsünde taşıyamaz oluyor. Benim ki latifenin önde gideni tabii. Zira hızlandırılmış orgeneral Fehim, o semirmiş haliyle sağ profilden somun pehlivanına, sol profilden de azıcık Yeniköy kasabına benzer. Yani ense kulak yerindeymiş maşallah. Nasıl olmasın ki, devrin garibanı otu, çöpü, bulamacı rüyasında ancak görürken, bu ve bunun gibi tosuncuklar kuzuyu, Erol Taş misali hart hurt ısırarak, amuduyla gövdeye indiriyorlardı.
Abdülhamit'in istibdat devrinde adı korkuyla ve aynı zamanda nefretle anılanların başında geliyordu o. Aynı zamanda Abdülhamit'in en güvendiği adamı yine oydu. Rejime karşı olanları yakalayıp, tepelemekle görevli hafiye teşkilatının başında bulunuyordu. O da nerede bir haşere, serseri varsa onları hafiye teşkilatına almış, zamanla bu itin kopuğun yalan yanlış jurnalleriyle bir çok günahsızın bedduasını kazanmıştı. Yanındaki adamları onun adına şantajla esnaf ve tüccarları haraca bağlamışlardı. Tek kelimeyle haydudun mumla arandığı yerde ali kıran, baş kesen olmuştu.
MANEVi BODYGUARD
Arsızlığının ve azgınlığının sonu gelmemesinin bir sebebi de her yaptığının otorite tarafından hoş görülmesindendi. Abdülhamit bile hakkında saraya iletilen şikayetlere, 'Ne yapalım, bizim Fehim gençtir, yakışıklıdır, gönlünü eğlendirsin varsın,' demekteydi. Abdülhamit gibi havadan nem kapan birinin paranoyaklığına da böylesi manevi bir bodyguard şüphesiz iyi geliyor olmalıydı.
ÇITIR ÇEREZ MARGARETHE
Ünü şımarıklığıyla at başı gittiği bir dönemde Konkordiya Tiyatrosu'nda jimnastik gösterisi yapan Margarethe adındaki kıza abayı yaktı. Az bir zaman sonra da kızı metres sıfatıyla kapatması yaptı. Fakat Margrethe altın kafese hapsedilmiş bülbül misali 'ille de vatanım' demiyordu, zira onun da gönlü vardı bu zorba paşada. Üstelik içine girdiği ev de aşçısından hizmetçisine, uşağına kadar haraç parasıyla düzülüp, döşenmiş bir saray yavrusuydu. Bu altın kafesteki Margarethe'in hikayesi o devrin magazin gündemine Televole tadında düşer. On sekizlik çıtır çerez Margarethe'in kulaktan kulağa anlatılan akça pakça, körpe güzelliği bir zaman sonra parlak kağıtlara basılmış resimleriyle elden ele dolaşmaya başlar.
Para konusunda epey yükünü tutan Fehim Paşa'nın asıl amacı 'nam olsun, kar olmasın' şeklinde büyük bir iş başarmaktır.
ZURNANIN ZIRT DEDiĞi
Bir gün bir yolunu bulup hürriyet yanlısı Müşir Deli Fuat Paşa'yı tongaya düşürür. Yazıp, saraya uçurduğu bir jurnalle Paşa'nın rütbelerinin sökülüp, Şam'a süngün gönderilmesine sebep olur. Böylesi bir vaka Abdülhamit'in canına minnettir. Fakat Fehim Paşa'nın icra edeceği rezillikler sayesinde eşeğin münasip yerine su takviyesi yapması da pek yakındır. Zira Deli Fuat gibi ismi ve cismi birbirinden ağır bir paşayı alt etmesine kendisi bile şaşırır ve o andan itibaren yapacağı şımarıklığı kat kat artırmaya karar verir. Fakat zurnanın 'zırt' diyeceği yere yaklaşmakta olduğunun da farkına varmaz
Zurnadan o kötü sesin çıkacağı yer Beyoğlu'nda bir kahvaltı salonudur. Sütçü Toma adında bir gayrimüslimin işlettiği bu kahvaltı salonuna bir gün bu zorbanın adamları gelir ve paşanın hayali makbuzu karşılığında haraç isterler. Toma vermeyeceğini söyleyince, haydut takımı süt bardaklarını, bal ve kaymak tabaklarını kırıp dağıtarak ağır hakaretler eşliğinde Toma'yı kızını kaçırmakla tehdit ederler. Aradan çok zaman geçmeden dediklerini yapıp, Toma'nın kızını Fehim Paşa'ya peşkeş çekerler. Toma Alman elçiliğine baş vurup Fehim Paşa'nın cezalandırılmasını ister. Yıldız Sarayı'na nakledilen bu şikayetin herkes sonuçsuz kalacağını sanmaktadır, fakat unuttukları bir şey vardır: Sultan Abdülhamit Alman imparatoru Vilhelm'in yakın dostudur ve ne pahasına olursa olsun onu gücendirmek istemez. Bu sayede Fehim Paşa'ya Bursa'ya sürgün yolu görünür. Cezasının biteceği günü beklerken hiç tahmin etmediği bir şey olur; meşrutiyet ilan edilir.
istibdat yönetiminden canı yanan birçok insana intikam için gün doğmuştur. Başına gelecekleri önceden haber alan Fehim Paşa Bilecik'e kaçarken yolda yakalanır. Linç edilip öldürüldüğünde otuz beş yaşındaydı.
Şimdilerde başında 'Osmanlı seninle gurur duyuyor' diye slogan atılıp, çiçek bırakılacak bir mezarı bile olduğunu sanmıyorum.
Sebahattin Demiray
Gündemdeki Haberler